İki bebek tek hayat

Vaveyla Yazarı: Leo Slavich

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: İki bebek tek hayat

Büyücü gittikten sonra taht salonuna derin bir sessizlik çökmüştü.

Kral, salonun ortasında tek başına duruyordu. Birkaç dakika önce karşısında duran adamın sözleri hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.

“Bir gün kendi kanın, kendi kanına düşman olacak. Ve ne yaparsan yap, kaderinden kaçamayacaksın.”

Kral ellerini yumruk yaptı.

“Saçmalık…” diye fısıldadı.

Fakat sesindeki kararlılık, gözlerindeki korkuyu gizlemeye yetmiyordu.

Büyücü artık sarayda değildi. Onu durdurabilecek, söylediklerini geri almasını sağlayabilecek kimse yoktu. Kral ilk kez, kendi krallığında kendisini bu kadar çaresiz hissediyordu.

Yavaşça tahtına oturdu ve başını ellerinin arasına aldı.

Yaptığı şeyin bedelini ödemekten korkmuyordu. En azından kendisine böyle söylüyordu. Ancak lanetin çocuklarına ulaşma ihtimali, düşünmek bile istemediği bir ihtimaldi.

Çünkü çok yakında iki oğlu dünyaya gelecekti.

Ve kral, onların kaderini daha doğmadan mahvetmiş olabileceğini düşünüyordu.

---

Aradan günler geçti.

Sarayda hayat dışarıdan bakıldığında eskisi gibi devam ediyordu. Muhafızlar nöbet tutuyor, hizmetkârlar görevlerini yerine getiriyor, danışmanlar kralın huzurunda toplantılar yapıyordu.

Ancak kral değişmişti.

Eskiden uzun toplantılara sabırla katılır, danışmanlarının fikirlerini dinlerdi. Şimdiyse en küçük hatada öfkeleniyor, geceleri odasına çekildikten sonra bile uyuyamıyordu.

Büyücünün sözlerini unutmaya çalışıyordu ama her başarısız olduğunda lanetin gerçek olabileceğini düşünüyordu.

Bir sabah danışmanı, krallığın kuzeyindeki köylerden gelen raporları önüne bıraktı.

“Majesteleri, bazı köylüler son günlerde garip olaylar yaşandığını söylüyor. Hayvanlar huzursuzlanmış, kuyuların suyu kararmış. İnsanlar bunun büyücünün lanetiyle ilgili olduğuna inanıyor.”

Kral raporlara baktı.

“Bunların söylenti olarak kalmasını sağlayın. Halkın arasında korku yayılmasını istemiyorum.”

“Peki ya lanet gerçekten—”

“Yeter!”

Danışman sustu.

Kral bir süre sonra sesini alçalttı.

“Büyücü gitti. Söyledikleriyle krallığımı yönetmesine izin vermeyeceğim.”

Danışman başını eğerek salondan ayrıldı.

Kral ise elindeki raporu masaya bıraktı. Bir anlığına gözlerini kapattı.

Büyücü gitmişti.

Ama lanet, sanki sarayın duvarlarının arasına yerleşmişti.

---

Kraliçe Nimueh, doğumuna az bir zaman kala sarayın bahçesinde yürüyüş yapıyordu.

İki elini karnının üzerinde birleştirmiş, taş döşeli yolda yavaşça ilerliyordu. Yanında her zamanki gibi yaşlı hizmetçisi Elara vardı.

“Majesteleri, şifacı daha fazla dinlenmeniz gerektiğini söyledi.”

Nimueh hafifçe gülümsedi.

“Bütün gün odada oturursam kendimi daha kötü hissediyorum. Biraz hava almak istedim.”

Elara itiraz etmedi ama kraliçenin yanında yürümeyi sürdürdü.

Nimueh bahçedeki çiçeklere baktı. Doğumdan sonra çocuklarını ilk kez buraya getireceğini düşünüyordu. Onlara sarayın bahçesini gösterecek, ağaçların altında oturup hikâyeler anlatacaktı.

Belki de iki oğlunun karakterleri birbirinden tamamen farklı olacaktı. Belki biri sessiz, diğeri hareketli olacaktı. Belki de büyüdüklerinde her konuda tartışacak ama yine de birbirlerinden hiç ayrılmayacaklardı.

Bu düşünceyle gülümsedi.

“Onların birbirlerini çok sevmelerini istiyorum, Elara.”

“Seveceklerdir, majesteleri. Kardeşlik böyledir.”

“Umarım.”

Nimueh'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.

Son günlerde kralın davranışları onu endişelendiriyordu. Kocası eskisi kadar konuşmuyor, geceleri sık sık uyanıyor ve bazen kendisine bir şey söylemek istermiş gibi bakıp susuyordu.

“Kralla ilgili bir şey biliyor musun?” diye sordu.

Elara şaşırdı.

“Hayır, majesteleri. Neden sordunuz?”

“Bilmiyorum. Sanki benden bir şey saklıyor.”

Elara cevap vermeden önce dikkatlice düşündü.

“Belki de krallığın işleri onu yoruyordur.”

Nimueh başını salladı. Belki de gerçekten öyleydi.

Fakat içindeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu.

---

O akşam kral, kraliçenin odasına geldi.

Nimueh yatağında oturuyor, doğacak çocukları için hazırlanan küçük giysileri inceliyordu. Kralın içeri girdiğini görünce yüzü aydınlandı.

“Gel. Sana bir şey göstermek istiyorum.”

Kral yanına oturdu.

Nimueh, elindeki iki küçük giysiyi ona uzattı. Biri diğerinden biraz daha büyüktü.

“Bunları onlar için hazırlattım. Sence hangisi Leon'a, hangisi diğer oğlumuza ait olmalı?”

Kral giysilere baktı.

“Henüz doğmadılar, Nimueh. Hangisinin büyük olacağını bile bilmiyoruz.”

“Öyleyse doğduklarında karar veririz.”

Kraliçe güldü. Kral da hafifçe gülümsedi ama mutluluğu kısa sürdü.

Nimueh bunu fark etti.

“Yine ne oldu?”

“Hiçbir şey.”

“Bana bak.”

Kral başını çevirdi.

“Benden bir şey saklıyorsun. Bunu hissedebiliyorum.”

Uzun bir sessizlik oldu.

Kral, büyücünün sözlerini anlatmayı düşündü. Ancak kraliçenin yüzündeki mutluluğu görünce vazgeçti. Doğumuna bu kadar az zaman kalmışken onu korkutmak istemiyordu.

“Sadece çocuklarımızın geleceğini düşünüyorum,” dedi sonunda.

Nimueh elini onun elinin üzerine koydu.

“Onlara güzel bir hayat vereceğiz. İkimiz birlikte.”

Kral ona baktı.

Bir anlığına laneti unutmak istedi. Sadece karısının sözlerine inanmak, çocuklarını kucağına alacağı günü beklemek istedi.

“Evet,” diye fısıldadı. “Birlikte.”

Fakat kendi içinde bir söz daha verdi.

Ne olursa olsun, lanetin çocuklarına zarar vermesine izin vermeyecekti.

---

Doğum gecesi yaklaştığında hava değişmeye başladı.

Gün boyunca gökyüzü gri bulutlarla kaplandı. Akşam saatlerinde rüzgâr şiddetlendi ve sarayın pencereleri titremeye başladı.

Kraliçe Nimueh odasında dinleniyordu. Elara, şöminenin yanına yeni odunlar yerleştirirken kraliçenin sesini duydu.

“Elara…”

Hizmetçi hemen yanına geldi.

“Buradayım, majesteleri.”

Nimueh elini karnına götürdü.

“Sanırım bugün biraz daha hareketliler.”

Elara gülümsedi.

“Yakında onları kucağınıza alacaksınız.”

Kraliçe gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı.

“Bunca yıldır bu anı bekledim. Bazen gerçek olduğuna inanamıyorum.”

Elara onun elini tuttu.

“Çok yakında iki küçük prensiniz olacak.”

Nimueh'in gözleri doldu. Mutluluktan ağlamak üzereydi.

Ancak o sırada dışarıdan gelen gök gürültüsü bütün sarayı sarstı.

Şöminedeki alevler bir anlığına maviye döndü.

Elara donup kaldı.

“Bu da neydi?”

Nimueh, şömineye baktı.

Alevler yeniden normal rengine dönmüştü.

“Belki de fırtınadandır,” dedi kraliçe, kendisini sakinleştirmeye çalışarak.

Ama Elara bunun sıradan bir fırtına olmadığını düşünüyordu.

---

Gece yarısına doğru kraliçenin sancıları başladı.

Elara hemen şifacıları çağırdı. Hizmetkârlar koridorlarda telaşla koşuştururken kral, haberi alır almaz taht salonundan ayrıldı.

“Kraliçe nasıl?” diye sordu, odanın önüne geldiğinde.

Şifacı kapıda belirdi.

“Doğum başladı, majesteleri. Ancak biraz zaman alabilir.”

Kral başını salladı.

“Onu kurtarın. İkisini de.”

Şifacı yeniden içeri girdi.

Kral kapının önünde tek başına kaldı.

Saatler geçmek bilmiyordu.

Sarayın dışındaki fırtına şiddetlenirken kral, ellerini birbirine kenetleyerek bekledi. Her gök gürültüsünde başını kaldırıyor, kapının açılmasını bekliyordu.

Sonunda içeriden bir bebek ağlaması duyuldu.

Kral olduğu yerde doğruldu.

Bir süre sonra kapı açıldı ve şifacı dışarı çıktı.

“Majesteleri… İlk oğlunuz dünyaya geldi.”

Kralın yüzünde büyük bir sevinç belirdi.

“Kraliçe?”

“Yorgun ama iyi. İkinci bebeğin doğmasını bekliyoruz.”

Kral derin bir nefes aldı. İlk oğlunu görmek için içeri girdi ve yavaş adımlarla bebeğe ve karısına yaklaştı.

Nimueh " gel bebeğimizle tanış" dedi
Kral yatağın baş ucuna oturdu

Kral, hayatında ilk kez bu kadar küçük bir canlıya bakarken ne söyleyeceğini bilemedi. Parmaklarını bebeğin küçücük eline uzattı. Bebek, parmağını kavradığında kralın gözleri doldu.

“Leon,” diye fısıldadı. “Adı Leon olacak.”

“Leon Arthur Adrian. Güçlü, cesur ve iyi kalpli bir prens.”

Kral gülümsedi.

“Bir gün bu krallığın başına geçecek. Halkımız onu sevecek.”

“Önce çocuk olmasına izin verelim,” dedi Nimueh hafifçe gülerek. “Daha yeni doğdu.”

Odada bulunan şifacılar ve hizmetkârlar da gülümsedi.

Haberi bekleyen saray halkı, ilk prensin doğduğunu öğrenince büyük bir sevinç yaşadı. Koridorlarda tebrikler duyuluyor, muhafızlar birbirlerine gülümsüyor, sarayın mutfağında kutlama hazırlıkları yapılıyordu.

Kısa süre içinde haber krallığın dört bir yanına yayıldı.

Eldoria'nın bir varisi olmuştu.

O akşam halk, yıllardır beklenen müjdeyi kutlamak için sokaklara çıktı. Meydanlarda ateşler yakıldı, sofralar kuruldu ve insanlar gelecekteki krallarının sağlığı için kadehlerini kaldırdı.

Her şey kusursuz görünüyordu.

Ta ki ilk gök gürültüsü duyulana kadar.

---

GÜÜÜM!

Ses, sarayın duvarlarını titretecek kadar güçlüydü.

Koridorlardaki insanlar bir anda sustu. Kutlama yapanlar başlarını gökyüzüne kaldırdı. Birkaç dakika önce açık ve sakin olan hava, göz açıp kapayıncaya kadar değişmişti.

Kara bulutlar gökyüzünü kapladı.

Bir gök gürültüsü daha duyuldu.

Ardından bir tane daha.

Kral pencereye yöneldi. Yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.

“Bu da ne?”

Dışarıda rüzgâr şiddetleniyordu. Sarayın bahçesindeki ağaçlar eğiliyor, taş yollardaki saksılar devriliyordu. Yağmur, pencerelere sertçe vurmaya başladı.

Fakat asıl tuhaflık sarayın dışında yaşanıyordu.

Krallığın ahırlarında atlar huzursuzlanmış, zincirlerini koparmaya çalışmaya başlamıştı. Ormanlardaki kurtlar sürüler hâlinde uluyor, normalde insanlardan kaçan vahşi hayvanlar yerleşim yerlerine doğru koşuyordu. Kuş sürüleri karanlık gökyüzünde yönlerini kaybetmiş gibi dönüp duruyordu.

Aynı olaylar Eldoria'nın sınırlarını da aştı.

Uzak krallıklardaki hayvanlar da saldırganlaşmıştı. Çiftliklerdeki sığırlar çitleri parçalıyor, köpekler sahiplerine hırlıyor, ormanlardaki yaratıklar saklandıkları yerlerden çıkıyordu.

Denizler kabardı.

Kıyılara dev dalgalar vurdu.

Birbirinden çok uzaktaki topraklarda aynı anda fırtınalar koptu.

Kimse bunun nedenini anlayamıyordu.

Ama bütün bunlar, aynı anda meydana gelmişti.

Ve hepsi bir prensin doğumunun ardından başlamıştı.

---

Saraydaki şifacılardan biri, kraliçenin odasına telaşla girdi.

“Majesteleri, pencerelerden uzak durmalısınız!”

Nimueh korkuyla bebeğini göğsüne yaklaştırdı.

“Ne oluyor?”

“Bilmiyoruz. Fırtına birden başladı. Muhafızlar bahçedeki hayvanların kontrolden çıktığını söylüyor.”

Kral, Leon'u kraliçenin kollarında görünce bir anlığına dışarıdaki felaketi unuttu. Ancak bir sonraki gök gürültüsüyle birlikte odanın içindeki mumlar titredi.

Leon ağlamaya başladı.

Nimueh onu sakinleştirmek için hafifçe salladı.

“Şşş… Korkma, küçük prensim. Annen burada.”

Kral pencerenin önünde duruyordu. Gözlerini karanlık gökyüzünden ayıramıyordu.

Büyücünün sözleri zihninde yeniden yankılandı.

“Senin soyundan gelenler de bunun bedelini ödeyecek.”

Kralın yüzü bembeyaz oldu.

Hayır.

Bunun yalnızca bir fırtına olmasını istiyordu.

Fakat gökyüzü, sanki bir şeyin uyanışını haber veriyordu.

---

Dakikalar ilerledi.

Fırtına dinmek bir yana, giderek şiddetleniyordu. Saray muhafızları kapıları kapatmış, hizmetkârlar pencerelerden uzak durmaları için uyarılmıştı.

Kraliçe Nimueh ise ikinci oğlunun doğumunu bekliyordu.

Yorgundu. Leon'u kucağında tutuyor, arada bir ona bakarak kendini sakinleştirmeye çalışıyordu.

“Diğer oğlumuz ne zaman gelecek?” diye sordu.

Şifacı ona yaklaştı.

“Çok yakında, majesteleri. Güçlü kalmalısınız.”

Kral yatağın yanına oturdu. Karısının elini tuttu.

“Her şey yoluna girecek.”

Nimueh ona baktı.

“Buna gerçekten inanıyor musun?”

Kral cevap vermek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi.

Sonra kraliçenin elini daha sıkı tuttu.

“Evet.”

Bir süre sonra odada yeniden telaş başladı. Şifacılar kraliçenin çevresinde toplandı. Elara, Leon'u dikkatlice alarak odanın daha sakin bir köşesine götürdü.

Dışarıda gök gürültüsü yeniden duyuldu.

Ve tam o anda…

İkinci bebek dünyaya geldi.

Önce kısa bir sessizlik oldu.

Ardından küçücük bir ağlama sesi odanın içinde yankılandı.

“İkinci oğlunuz da doğdu, majesteleri!” dedi şifacı.

Kral gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı. Kraliçenin yanına yaklaştı. Nimueh, yorgunluğuna rağmen gülümsüyordu.

“Mark,” diye fısıldadı. “Adı Mark olsun.”

Kral yeni doğan oğluna baktı.

Fakat tam o sırada gökyüzünde öyle güçlü bir şimşek çaktı ki bütün oda bir anlığına altın rengine büründü.

Pencereler sarsıldı.

Şöminedeki alevler bir anda yükseldi, ardından neredeyse tamamen söndü.

Mark'ın ağlaması odada yankılanırken, kral bebeğin göz renklerini fark etti.

Bu normal bir renk değildi, bu rengi tanıyordu...

Kral, donup kaldı.

Büyücünün lanetinden sonra bir daha görmemeyi umduğu o gözler..

Kralın yüzündeki mutluluk kayboldu.

“Hayır…” diye fısıldadı.

Nimueh ona baktı.

“Ne oldu?”

Kral cevap vermedi. Bakışlarını Mark'tan ayıramıyordu.

İki oğlu vardı artık.

Leon ve Mark.

Biri fırtınanın başlamasından önce, herkesin sevinç içinde olduğu bir anda doğmuştu. Diğeri ise dünyanın çalkalandığı, hayvanların saldırganlaştığı ve gökyüzünün karardığı saatlerde.

Ancak kralın korktuğu şey, fırtınanın kendisi değildi.

Büyücü gitmişti.

Yine de laneti onunla birlikte gitmemişti.

O gece iki prens dünyaya geldiğinde, kimse gelecekte neler yaşanacağını bilmiyordu.

Halk, fırtınayı korkunç bir doğa olayı sanacaktı.

Saray halkı, yaşananları açıklayamadan günlerce konuşacaktı.

Ve kral, kimseye söyleyemediği bir gerçekle baş başa kalacaktı:

Büyücünün laneti, ilk işaretini oğullarının doğduğu gece göstermişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18