Tesadüfen Sen kitap kapağı

3. bölüm / 3

Tesadüfen Sen

Bölüm 2

Vaveyla Yazarı: Nisyan .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Bölüm 2

(Arda'nın ağzından)

"Gerizekalı herif! Yavaş sürsene!"

Hâlâ motorumun üstünde otururken kaskımın altından önümdeki kıza baktım. Ela gözleri öfkeyle yanarak bana bakıyordu, arkasındaki küçük çocuk ise bacağının arkasında korkuyla saklanıyordu.

"Ben zaten yavaş sürüyordum kızım, ne bağırıyorsun?" Derken kaskımı çıkararak kıza baktım. Kız ellerini beline koydu. "Ne 'kızım'ı lan? Yürü yoluna. Mahalle arasında bu kadar hızlı sürmemen gerektiğini bilmiyor musun! Aptal! Ya çocuğa çarpsaydın!"

Dediğinde kıza göz devirerek "manyak gibi bağırma be! Allah Allah! Çarpmadık işte! Hem sende deli gibi yola atlarsan bir gün sana da birisi çarpar. Çık yolumdan." Dedim sinirle.

"İyi, siktir git yoluna!" Kız arkamdan bağırdığında küfür etmesi ile şaşkınca omzumun üzerinden ona baktım. İlk defa bir kız bana 'siktir git yoluna' diyordu. Bir şeyler demek, bu manyak kıza karşılık vermek için dudaklarımı araladım fakat ağzımdan tek kelime bile çıkmadı. Bunun yerine derin nefes aldım ve kaskımı takarak motorumu tekrar çalıştırıp yola devam ettim.

Mahalleden çıkıp caddeye girdiğimde hâlâ aklımda o ela gözlü, manyak kız vardı. Tabii ki yola atlayan küçük çocuğu görmüştüm. O kadar da kör değildim. Ama çocuğu geri çekmek için yola çıkan kızı beklemiyordum, beklenmedik bir şeydi. Başımı iki yana salladım ve yola odaklandım. Güney ile Can'ın yanına, parka gidiyordum. Kola çekirdek yapacaktık, belki biraz da sohbet ederdik.

Parka geldiğimde motoru park edip Can ile Güney'in yanına ilerledim ve "ben geldim lan." Dedim rahat bir şekilde, yanlarındaki boş banka oturarak. "Oooo, Ankaralı Namık. Hoş geldin canım benim."

Diyen cıvık Güney'e baktım ve derin nefes alarak; "Lan oğlum, ben sana kaç defa dedim bana Ankaralı Namık deme diye. Gerizekalı mısın canım arkadaşım?" Diye sordum çok ciddi bir ifadeyle Güney'e bakarak. Ankaralı'yım diye bana Ankaralı Namık diyordu. Sorun şu, Ankaralı Namık'a benzemiyordum bile.

"Yok kardeşim. Gerizekalı demeyelim de, akıla karşı sosyal mesafeli kişi diyelim." Diyerek gülen Güney'e uzun bir süre baktım ama sonra hafifçe gülerek, "tamam Güney, akıla karşı sosyal mesafeli birey."

"Bu arada ben çekirdek ile kolayı aldım." Diyerek konuya giren Can'a baktım ve başımı sallayarak. "Tamam, hadi poşetten çıkar, kolaları bardağa ben koyarım." Dedim plastik bardağa uzanarak.

"Arda, yarın akşam Ziya Paşa caddesindeki kafeye gideceğiz. Sen de geliyorsun değil mi?" Diye soran Güney'e bakmadan, "yok be olum, ben gelemem. İşim var." Dedim bir bardağı ona uzatarak.

"Ne işi birader ya? Gel işte, kafa dağıtırız." İç çektim ve Can'a da bardağı uzattım ve "yarın düğün var Güno. Hatta siz de gelin. Valla size bir şey diyeyim mi? Damat Ankaralı, gelin Adanalı. Baya iyi bir oyun havası oynarız ha."

Dediğimde Güney hemen: "EVET! EVET BEN GELECEĞİM!" Diye bağırınca iç çektim ve "tamam, sen gel. İlk sen gel. Hatta sen düğünden önce gel, düğün salonunu sen açarsın." Dedim dalga geçerek.

Sohbet akmaya devam edince rahatlayarak gülmeye, şakalar yapmaya ve sohbet etmeye devam ettik. Eylül ayında akşamları hava serin oluyordu, ama üstümde zaten motor ceketi olduğu için pek de hissetmiyordum. Birkaç saat daha sohbet ettikten sonra onları veda ederek motoruma bindim ve eve döndüm. Kapıyı açtım ve "anne, eve döndüm." Diye seslendim kaskımı çıkarıp girişteki komodinin üzerine koyarak.

"Hoş geldin annem, geç kaldın." Dediğinde başımı salladım ve ayakkabılarımı çıkararak, "hiç sorma anne ya, bugün çok gergindim." Dediğimde annemin kaşlarını çattığını gördüm.

"Aylin, canım. Arda mı geldi?" Babamın sesi oturma odasından geldiğinde annem çoktan babamın yanına gitmişti. "Evet Levent, Arda geldi. Bir şey olmuş sanırım. Git konuş istersen." Dediğinde benim duymadığımı düşünerek sessiz konuşuyordu. Onlar konuşurken odama gittim. Tabii ki Ege yine bilgisayarımdan saçma sapan bir video izliyordu.

"Ne yapıyorsun lan benim bilgisayarımda? Bana sormadan niye açtın?"

Ege: "Babam izin verdi bir kere." Diyince bir şey demedim. Babam izin verdiyse sorun yoktu, oynayabilirdi.

"Arda, iki dakika konuşalım mı oğlum?"

Babamın sesini duyunca kafamı kaldırıp babama baktım ve başımı sallayarak "tamam baba, üstümü değiştireyim. Geliyorum." Babam başını sallayıp odadan çıktığında pijamamı giyerek mutfağa, babamın yanına ilerledim ve "ne oldu baba?" Diye sorarken köşedeki küçük masaya oturdum.

"Bugün ne yaptın diye sormak istedim."

Bir süre babama baktım ve sonra sessizce, "Can ve Güney ile parkta oturduk. Parka giderken mahallede bir tane çocuk yola atladı, neredeyse çarpacaktım. Ama bir tane manyak kız atladı yola."

"Manyak kız mı?" Babam sorduğunda başımı salladım,

"Evet, manyak kız. Bağırdı bana, dikkatsiz olduğumu söyledi." Dedim sinirle, kaşlarım çatık şekilde.

"Kimdi bu kız?" Diye sordu küçük tebessümle. Görünüşe göre bayağı eğleniyordu.

"Bizim evin ilerisindeki kahverengi kapılı olan evde oturuyor sanırım. Ela gözlü, kaşları sürekli çatık olan kız." Babam çok içten bir kahkaha atarak bana baktı ve "Nisa mı? O her zaman gergin oğlum."

Nisa mı?

O manyak kızın adı gerçekten Nisa mıydı? Babama başımı salladım ve ayağa kalkarak,

"Kimse kim, baba. Umrumda değil. Ağzı bozuk, manyağın önünde gideni bir kız." diyerek mutfaktan çıktım ve babamın kahkahasını duymazdan gelerek odama girip direkt yatağıma yattım.

"Abi! Abi! Uyuyacak mısın?" Ege'nin sorusu üzerine iç çektim ve başımı sallayarak, "Evet, Ege. Uyuyacağım. Sen de uyu." dedim ve gözlerimi kapatarak arkamı döndüm.

Sabah çabucak geldi. Gün de öylesine sıradan geçti ki ne ara akşam olduğunu anlamadım. Düğüne gitmeme birkaç saat kala hızlıca bir banyoya girdim. Yaklaşık yirmi dakika süren banyodan çıkıp odama ilerledim ve telefonumdan şarkı açarak giyinmeye başladım.

"Sende ki saçlar bende de olaydı yâr" diye şarkıya eşlik ederek saçımı kurulayıp tarayarak şekil vermeye başladım. "Sende ki saçlar bende de olaydı yâr. Saçları senden, tarağı benden. Ela gözlü küçük hanım, ayrılamam ben senden." Farkında olmadan şarkıya eşlik etmeye devam ettim.

Ardından dolabımdan kıyafetlerimi çıkardım. Siyah gömleğimi giyip üzerine siyah ceketimi geçirdim. Altıma da siyah pantolonumu ve kemerimi taktım. Bileğimdeki saatimi kontrol edip aynaya son kez baktım. Baştan aşağı siyah giyinmiştim. Açıkçası fazla uğraşmamıştım, zaten siyah giyinmek her zaman işimi görüyordu.

"Arda, oğlum. Çıkacağız biz." Babam kapıyı çalıp seslendiğinde hızlıca parfümümü sıktım ve çekmeceden sigara paketimi alarak, "geliyorum baba." diye yanıtladım.

Evden çıkıp ayakkabımı giyerken arka koltuğa, Ege'nin yanına oturdum. Bugün motorla değil, arabayla gidiyorduk çünkü annem öyle istemişti. Bu düğüne gitme meselesini 'aile etkinliği' olarak adlandırıyordu. "Abi! Bana düğün salonunda uçan balon alacak mısın?" Diye sorduğunda kesin bir şekilde "Hayır." cevabını verdim. "Peki misket oynayacak mısın?" Diye sorduğunda bir an durdum ve omuz silkerek, "Belki." kısaca yanıtladığımda çok sinir oluyordu, zaten bende bilerek yapıyordum.

Düğün salonuna geldiğimizde aşağı inip ceketimi düzelterek düğün salonuna girdim. Büyüktü, yani iyi para vermişler. Belli. Pisti görebilecek kadar yakın ama çok da önde olmayan bir masa bulup oturduğumuzda telefonumu çıkarıp sosyal medyada gezinmeye başladım.

Düğün misafirleri geliyordu, orkestradan hafif müzikler çalıyordu ve muhtemelen gelin ile damadın gelmesine daha yarım saat vardı. Babama dönüp, "Ben hava almaya çıkıyorum, Ege'yi yanıma göndermeyin." dediğimde babam bana dik dik baktı. Sigara içtiğimi biliyordu maalesef. Hiçbir şey söylemedi ama başka yöne döndüğünde düğün salonunun dışına çıkarak sigara paketimi ve çakmağımı çıkardım. Mahalledeki komşular yavaş yavaş salona girerken bir dal sigarayı yakıp dumanı içime çekerek etrafa baktım. Beş dakika boyunca sigara içtikten sonra biraz daha dışarıda durdum ve sonra içeriye girdim. Siyah takım elbisem yeterince dikkat çekmediği için memnundum, hem de fazlasıyla.

Masaya gelip oturduğumda annem ve babam sohbet ediyor, Ege ise masaların etrafında koşuşturup oynuyordu. Sonunda gelin ve damat gelip ilk danslarını yaptıklarında sessizce izledim. Sıkılıyordum, eve gitmek istiyordum. Orkestradaki mikrofonu elime alıp Ne kadar da sıkıcı! diye bağırmak istiyordum ama olmayacaktı. Olursa annem terlikle döverdi, canım annem. Etrafı izlemeye devam ederken kalabalığın arasında tanıdık birini görünce istemsizce durdum. Gözlerimi kısarak biraz daha dikkatli baktım.

Nisa'ydı.

Ama bu sefer onu tanımakta zorlanmıştım. Üzerinde uzun, siyah bir elbise vardı. Siyah topuklu ayakkabılar giymiş, boynuna ve kulaklarına da birkaç parlak takı takmıştı.

Birkaç saniye öylece baktım. Bu gerçekten bana dün siktir git diyen kız mıydı? Kaşlarımı kaldırıp şaşkınlıkla başımı iki yana salladım. Onu böyle görmeyi hiç beklemiyordum. Düğün devam etti, şarkılar çaldı ve Nisa oynadı. Evet. Sürekli gergin olan, küfürlü kız oynuyordu. Onu izlediğimi bile fark etmeden derin bir nefes aldım. Babamın bana bilmiş bir tebessümle baktığının farkında değildim. "Bu dünyada sevmeyen de ahirette neye yarar..." Diye söylenmeye devam etti türkü. Çok haklıydı.

Türkü değişip daha enerjik bir şey çalmaya başladığında Nisa ile gelin karşılıklı oynamaya başladı. Nisa ve gelin hanım bağıra bağıra ve gülerek şarkıya eşlik ederken gözlerimi kaçırıp babamla göz göze geldim. Hala o sırıtışla bana bakıyordu.

"Ne bakıyorsun?" Dedim babama bakarak. "Sen kime bakıyorsun?" Diye sordu babam sırıtışı genişleyerek. Kalbim hızlıca çarparken gayet sakin bir ifadeyle, "kime bakıyorum?" Diye aynı soruyu babama sordum. Babam bilmiş bir tebessümle başını iki yana sallayıp önüne dönerek diğer oturan misafirler gibi alkışla eşlik ettiğinde geri piste baktım. Gelin ve Nisa gerçekten oynuyorlardı, çok yakınlar demek ki. Neden? Kimi oluyor ki?

Bir sürü soru aklımdan geçerken birden roman havası çalmaya başlayınca kaşlarım kalkarak piste baktım. Şak şuka çalıyordu! Gözlerim Nisa'yı ararken etrafa baktım, Nisa bu sefer komşularla oynuyordu. Nisa... Mükemmel oynuyordu, saçları savruluyor, gözlerinin içi gülüyordu. O ilk kez manyak gibi bağırmıyordu.

Roman havası devam ettiğinde dayanamayıp ayağa kalktım. Ben roman havası oynayabiliyordum ulan! Annem öğretmişti! Hemen pistte annemi buldum ve "oğlum! Oyna oğlum!" Annem beni gazlayarak önümde kıvırmaya başladığında asla bozmadan oynamaya başladım. Bizde de vardı yani biraz köçeklik.

"Maşallah oğluma!" Annem bağırıp zılgıt çektiğinde birkaç kişi bize döndü, umursamadan ritme göre annemle oynamaya devam ettim. Babamın kahkahasını duyabiliyordum. Keyifleniyordu. Göz ucuyla pistin diğer tarafına baktım, Nisa ortada yoktu. Köşede kendi arkadaşları ile oynuyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Nisa ile o an göz göze geldik. Bir an şaşkınca bana baktı ama sonra saçlarını bana doğru savurarak oynamaya devam etti. Gelin gayet mutluydu. Uzun bir süre sessizce onu izledim. Bittiğinde ve bütün herkes onu alkışladığında nefes aldım.

Gelin hanımın şarkı listesi bittiğinde damat abinin Ankaralı listesi başladı. İşte benim, işte babamın istediği! Heyecanla kıpır kıpır olurken en sevdiğim türkü çalmaya başladı. Hiç beklemeden babamla ben ayağa kalkarak pistte oluşan daireye girerek oynamaya başladık. Hepimiz eşlik ederek oynarken babam aynı sırıtışla bana baktı. Göz ucuyla etrafa baktım, Ege'yi aramak için, yemin ederim!

Ama Ege yoktu. Ege'yi gözlerimle ararken orada gördüm. Nisa ile konuşuyordu. Nisa ise Ege'nin ellerini tutmuş onu oynatıyordu ve Ege kahkahalar atarak gülüyordu. Türkü değişip Misket çalmaya başladığında hepimize iki çift tahta kaşık dağıtıldı.

Bir hurafe vardı misketle ilgili. Sevdiğine ya da sevdiğini düşündüğün kişiye bakarak misket oynarsan, birbirine vurduğun kaşıklar kırılırmış, diye. Bakalım, deneyeceğiz. Hepimiz dizilip ortaya damat abiyi alarak oynamaya başladık. Damat, gelin hanıma bakarken bende arada sırada Nisa'ya bakıyordum. Babam ise tabii ki anneme bakıyordu. Birkaç dakika oynarken ilk damat abinin kaşıkları kırıldığında misafirler bir 'ooooo!' sesi çıkardı. Babamın kaşıkları kırıldığında ise ikinci bir 'oooo!' dalgası ve gülüşmeler yankılandı.

En sonda, türkü bitmeden önce benim de kaşıklarım kırıldığında, babam çok içten bir kahkaha attı, Nisa ise şaşkınca bana bakıyordu. Bir süre kekeledim, gözlerimi kaçırdım ama türkü bittiğinde kaşıkları vermek yerine cebime koyup hiçbir şey olmamış gibi sigara içmek için, dışarı çıkmak için yürümeye başladım.

Arkamda topuklu sesleri duyabiliyordum. Nisa takip ediyordu. Dışarı çıktığımda hiçbir şey olmamış gibi sigaramı çıkarıp yaktım ve dudaklarımın arasına sıkıştırdığımda arkamda bir ses duydum.

"Sen ne yapmaya çalışıyorsun, Ankaralı?"

Mrblar 😋🫰🏻 nasıl buldunuz bilmiyorum ama umarım beğenmişsinizdir çünkü ben bunu yazarken aşırı anksiyete atak geciriyordum neyse yorum yapmayı unutmayın🫰🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18