1. bölüm / 1
TesadüfIlk karşılaşma
Bölümler 1Şu an: Ilk karşılaşma
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yine sıkıcı bir Eylül sabahı… Okullar açılmıştı. Bu yıl son senemdi ama her sene olduğu gibi yine farklı bir okula başlıyordum. Bir tık sorunlu bir öğrenci olduğum için hep başıma bela alır, neredeyse her sene okul değiştirmek zorunda kalırdım. Hatta lise ikide tam üç kez okul değiştirmiştim.
Babam dün akşam bunun benim son okulum olduğunu, eğer bir daha tartışma çıkarırsam beni okula göndermemeyi bile düşünebileceğini söylemişti. Ama ikimiz de çok iyi biliyorduk ki ne yaparsam yapayım babam hep arkamdaydı.
Yeni başlayacağım okul evimize bir saatlik mesafedeydi. Önce metroya binmem, sonra biraz yürümem gerekiyordu. O yüzden evden erken çıktım. Yirmi dakika yürüyüp metro durağına geldim. Beş dakika sonra benim okula giden metro geldi.
Metro çok doluydu. Okulun konumunun merkezi bir yerde olmasından kaynaklıydı büyük ihtimalle. İnsanlara aldırış etmeden hızla bindim, kulaklığımı taktım ve GÖKSEL İPEKÇİnin " DUY BENİ" şarkısını açtım.
Kendimi müziğe fazla kaptırmış olmalıyım ki, metronun ani fren yaptığını fark edemedim. Dengemi kaybedip yanımdaki çocuğun üstüne düştüm. Yere düşmemem için belimden tutmuştu büyük ihtimalle. Ne olduğunu anlayamadım, hemen toparlandım.
“Teşekkürler,” dedim. Sonra bir an duraksayıp ekledim:"
“Şey… pardon, özür dilerim.”
O da benim gibi ne olduğunu tam anlayamamış gibiydi.
“Bir sorun yok,” dedi sadece.
Belki onun için sorun yoktu ama benim için büyük bir sorundu. Utanmıştım. Göz göze gelmemek için hemen önüme döndüm. İki-üç dakika sonra metro ineceğim durakta durdu. Kapılar açılır açılmaz kendimi dışarı attım ve hızlı adımlarla metrodan çıktım.
Derin nefes almaya çalışıyordum. Ne yaşadığımı anlamaya çalışıyordum. Evet, biraz sorunlu biriydim; sinirlenince gözüm hiçbir şey görmezdi ama bir o kadar da çabuk utanırdım.
Düşüncelerimin içinde kaybolmuşken okula sadece on beş dakika kaldığını fark ettim ve yürümeye başladım. Kendime geldiğimde okulun önündeydim. Hızla bahçeden içeri girdim ve müdür yardımcısının odasına yöneldim.
Kısa uyarılar yaptıktan sonra sınıfımı söyledi. Bu sene şans eseri B şubesindeydim: 12/B. Müdürün söylediklerini kafamı sallayarak onayladım ve odadan çıktım. Hızla sınıfımı aramaya başladım.
Bir süre etrafa baktım ama bir türlü bulamadım. Sonunda birinden yardım istemeye karar verdim ve karşıma ilk çıkan kızı durdurdum.
“Merhaba, ben okula yeni geldim de… 12/B sınıfını arıyorum, nerede acaba?”
Kız önce bana baktı, sonra gülümsedi.
“Merhaba, ben de Ayça. 12’ler en üst katta. Ben de 12’yim, gel istersen beraber gidelim.”
Bir an utandım. Daha yeni tanıştığım birine direkt soru sormuştum. Bugün kaçıncı yüzsüzlüğümdü bu? Düşüncelerimi bir kenara bırakıp cevap verdim:
“Özür dilerim ya… Bugün benim için biraz kötü bir başlangıç oldu. Bu arada ben de Lina.”
“Sorun yok Lina,” dedi gülümseyerek. “Ama biraz hızlı olsak iyi olur, yoksa derse geç kalacağız.”
Bunları söyledikten sonra merdivenlere doğru yürümeye başladı. Ben de hiçbir şey demeden arkasından gittim. Sınıfların olduğu kata gelene kadar ikimiz de konuşmadık.
bir süre sonra ayça sessizliği bozdu ve konuştu “Bu benim sınıfım, senin sınıfın hemen yanda,” dedi ve bana el sallayarak kendi sınıfına gitti. Ben de kendi sınıfıma girdim ve herkes bir anlık bana baktı. Sonra kimseye bir şey demeden cam kenarındaki boş yere oturdum. Herkes dimdik bakıyordu ama ben kimseyle göz teması kurmamaya çalışıyordum.
Ben sınıfa girdikten iki üç dakika sonra zil çaldı ardından hoca sınıfa girdi ve herkes ayaklandı. Ben de onlara uyum sağlayarak ayağa kalktım. Arkadan bir ses yükseldi:
“Vay be, sınıfımızın güneşi doğdu.”
Diyen bir erkek sesiydi. Herkes gülmeye başladı, ben de afallamış bir şekilde güldüm. Ardından hoca konuştu:
“Sana da günaydın Aras’cım,” dedi.
Hocanın sayesinde konuşan çocuğun isminin Aras olduğunu öğrendim. Hocanın işaretiyle herkes oturdu ve adının Aras olduğunu bildiğim çocuk yine konuştu ama bu sefer arkama dönüp baktım:
“Günaydın hocam, günaydın,” dedi.
Bir süre sustu ve ekledi:
“Sınıfa yeni bir arkadaş geldi, bilginize,” dedi ve sırıttı. Hoca da gülerek cevap verdi:
“Aras’cım bugün yine formundasın, maşallah,” dedi.
Aras hocanın sözünü kesti:
“Maşallah hocam, maşallah,” dedi.
Hoca devam etti:
“Evet çocuklar, derse başlamadan önce sınıfa yeni gelen öğrenciyi tanıyalım,” dedi ve sözü bana postaladı. Herkes bana baktı. Bir süre konuşmadım ve hiçbir şey demedim ama bu suskunluğun bir faydası olmayacağı için konuşmak üzere ayağa kalktım:
“Ben lina…” dedim.
Kafam yarıda kesildi çünkü kapı çalmıştı ve içeri bir erkek çocuk girdi. Anlık bir şok geçirdim çünkü bu çocuk metroda üstüne düştüğüm çocuktu. Ne olduğunu anlamadan donup kaldım. Çocuk konuştu:
“Aaa, güzel hocam benim ya, nasıl da ışık saçıyor etrafa. Geçeyim mi yerime?” dedi.
Kimseyi tam anlamadım ama bu sınıfın neşeli ve yalaka olduğu kesindi. Hoca konuştu:
“sana hayır desem ne yapacaksın Atakan merak ettim?” dedi.
Adının Atakan olduğunu öğrendiğim çocuk hocanın önüne geldi, eğildi ve konuştu:
“İzniniz için teşekkürler hocam,” dedi.
Hocaya selam verdi, öğrencilerin olduğu tarafa döndü ve ayakta beni görünce o da en az benim kadar şok oldu ve olduğu yerde kaldı. Bir ses yükseldi:
“Oğlum hadi ya, sınıfa yeni kız geldi, kendini tanıtacaktı, senin yüzünden yarım kaldı,” dedi.
O kişiye baktığımda konuşan kişi bu sefer farklıydı. Atakan konuştu:
“Ne boş yaptın lan Barbaros,” dedi ve hareket ederek yanımdan geçerken ekledi:
“Hoş geldin.”
Yanımdan geçerek en arka tarafa oturdu. Ben bir şey diyemedim, öylece kaldım. Sonra hocanın bana baktığını görünce kendime geldim ve konuşmaya devam ettim:
“Şey… Ben Lina Güneş bazı sorunlarımdan dolayı buraya geldim,” dedim ve yerime oturdum.
Hoca tekrar konuştu:
“Evet, Lina’yı da tanıştığımıza göre artık derse geçebiliriz ” dedi.
Atakan konuştu:
“Hocam ya, yeni gelen arkadaşın hatırına ders işlemesek?” dedi.
Arkadan bir kız sesi geldi:
“Evet hocam, Atakan maalesef haklı. Lina daha geldiği ilk günden ders mi işleyeceğiz, olmaz bence,” dedi.
Hoca bir süre sustu, sınıf da sessiz kaldı. Sonra hoca konuştu:
“Tamam Duygu, tamam. Hadi bu seferlik böyle olsun, serbestsiniz,” dedi.
Okulun ilk günü olduğu için sınıf fazla dolu değildi büyük ihtimalle. zaten duygu denen kız lafa atlamasaydı öyle bir cümle kurmasaydı hoca ders işlemezdi bence ilk günden
Ben düşüncelerim içinde dalmışken birden omzuma biri dokundu ve anlık bir korktum. Arkamda hızla döndüğümde iki erkek bir kız vardı. Kız olan Duygu'ydu, erkeklerden sadece Barbaros’u tanımıştım. Ve sessizliği bozan Duygu oldu:
“Merhaba Lina, ben Duygu,” dedi. Ardından Barbaros konuştu:
“Ben de neşe kaynağı Barbaros,” dediği gibi Duygu ve adını bilmediğim çocuk güldüler. Son olarak sıra adını bilmediğime geldi:
“Ben de Rüzgar,” dedi.
Ve Duygu bana beklediğim soruyu sordu:
“Biraz sorunluyum dedin de yanlış anlama ama ne açıdan?” dedi. Ardından Rüzgar konuştu:
“Harbi neden öyle dedin?” dedi ve hepsi sustu.
Nasıl diyebilirdim size; ben daha 40 günlük bile değilken annem beni terk etmişti. O yüzden her yıl okulda annesiz diye dalga geçildiğinde, yaşım kaç olursa olsun kavga ederdim. Ama bunu şu an söylemem; ne zaman söyleyeceğime zaman karar verir.
Ben cevap vermeyince Barbaros beni anlamış olmalıydı ki konuştu:
“Arkadaşlar, anlatmak zorunda değil. İstediği zaman anlatır,” dedi ve ardından bana göz kırptı. O ela gözlerine bakarak ona tebessüm ettim.
Ve Duygu konuştu:
“Tamam, haklısın Barbo. Neyse, ne yapsak acaba?” diye soru yöneltti Duygu bize karşı.
Ben okulun ilk gününden böyle arkadaşlar olacağımı tahmin edemezdim ve araya Rüzgar girdi:
“Zil birazdan çalacak, kantine inelim.”
Ve arkasına dönerek metrodaki çocuğa seslendi, yani Atakan’a:
“Kanki, geliyorsun değil mi?” dedi.
Atakan bize dönüp biraz baktı ve ardından gözlerini üzerimde gezdirdi:
“Bilmem, arkadaş rahatsız olmaz mı?” dedi.
Ben de ardından hemen cevap verdim, sanki bunu bekliyormuş gibi:
“Gelmek istiyorsan gel, benim için sorun yok yani,” dedim.
Benim cümlemin bitmesiyle beraber zil çaldı ve Duygu da beni oturduğum yerden kaldırarak koluma girdi ve konuştu:
“Çok konuştuk, gidiyoruz. Atakan, sen de geliyorsun; uzatma istemiyorum,” dedi.
Duygu kolumdan tutarak önce sınıf kapısından çıkardı ve ardından beraber merdivenlerden inmeye başladık.
Annem aklıma geldi ve Duygu’nun sorduğu soru… Acaba o soruya zihnimdeki gibi söyleseydim şimdi yine beni oturmaya davet eder miydi, yine koluma girip merdivenlerden beraber iner miydik? Kafamda onlarca soru vardı ama bunları bir kenara bırakmam lazım çünkü ilk defa okulun ilk günü bu kadar güzel geçiyor, tabii sabahı saymazsak.
Ve bu sabah olayı aklıma geldiği için arkama bakmaya karar verdim. Acaba geliyor muydu? Ve arkamda Atakan, Rüzgar ve Barbaros derin sohbetin içinde arkamızdan geliyordu. Acaba ne konuşuyorlardı? Atakan’ın kafasını kaldırıp bize baktığını fark ettiğimde hızla önüme döndüm ve yürümeye devam ettim. Zaten benim dönmemle beraber merdivenler bitti ve kantinin olduğu yere gelmiştik.
Kantinin kapısından geçtikten sonra Duygu konuşmaya başladı.
“Kahve içersin değil mi?” dedi. Ben de başımla onayladım ve Duygu’yla kahve almaya gittik. Biz kahve almaya gitmemize rağmen erkeklerden bir ses yoktu. Ben onları düşünürken Duygu’nun kantinciyle konuştuğunu duydum.
“Abi, ben 2 kahve alabilir miyim?” dedi. Kantindeki abi de, “Tabii, hemen hazırlıyorum” diye cevap verdi.
2–3 dakika sonra kahve hazırlandı ve ben ne kadar itiraz etsem de Duygu kahveleri ödedi. Kahvelerimizi aldık. duygunun telefonuna gelen bildirimle beraber duygu telefona bakıyordu Ben de tam boş bir masaya oturacaktım ki Duygu telefondan kafasını kaldırıp bana seslendi:
“Erkekler arka bahçedeymiş, gel oraya gidelim” dedi.
Onlar kantine gidelim demişlerdi, şimdi arka bahçedeydiler. Bunu aklımda tutmak yerine Duygu’ya sordum:
“Rüzgârlar kantine inelim demişti, neden şimdi arka bahçeye gidiyoruz?” dedim.
Duygu bir süre sustu. O sırada biz de okul binasının kapısından çıkarak arka bahçeye yürüdük. Duygu ihanet eder gibi cevap verdi:
“Atakan arkada oturalım demiş, onlar da kabul etmiş” dedi. Atakan, metrodaki çocuktu. Çok garip bir çocuğa benziyordu.
Ben bunu düşünürken Rüzgâr’ın sesini duydum:
“Kızlar, buradayız!”
Kafamı kaldırdığımda bir bankta Atakan ve Rüzgâr yan yana, Barbaros da karşılarında oturmuştu. Onların yanına gittiğimizde Duygu Rüzgâr’ın yanına oturdu, ben de Barbaros’un yanına oturdum.
Birkaç dakika sessizlik oldu, hiç kimse konuşmadı ve ben kahvemden bir yudum aldıktan sonra konuştum:
“Ee, okul dışında buluşuyor musunuz?” diye sordum.
Hemen ardından Barbaros cevap verdi:
“Yani arada okulun partileri falan olur. O olmasa da kendi aramızda kafeye falan gideriz.” dedi ve ardından ekledi:
“Aaa ama en çok da lunaparka gideriz, yani vazgeçilmez bir şey bizim için.”
Keşke benim de şöyle bir arkadaş ortamım olsa, ne güzel olur. Sizi şimdiden çok sevdim, Atakan hariç. Şu ortam hiç bozulmaz inşallah. Ben bunları düşünürken Atakan konuştu:
“Yine gidelim akşam ama bu sefer isterse Lina da gelsin, olur mu, ne dersin?”
Böyle bir soru sorunca şaşırdım, ardından ne diyeceğimi bilemedim ve konuştum:
“Bilemem, nasıl olur?”
Ben bunu söyledikten sonra zil çaldı ve Duygu neşeyle ayağa kalktı ve konuştu:
“Lina lütfen bizi kırma, hem senin için hoş geldin kutlaması gibi olur. Gel lütfen.”
Kedi gibiydi, çok tatlıydı. Kırmak istemedim ve cevap verdim:
“Tamam yaa, gidelim,” dedim.
Duygu çok mutlu olmuştu, sarıldı. Ardından benim numaramı alıp “Ekip” diye grup kurmuştu. O saatten sonra okul bitene kadar Duygu’yla nasıl kombin yaparız diye konuşmuştuk. Erkekler de kendi aralarında takılıyordu.
Okul bitti, zil çaldıktan sonra Duygu’yla vedalaştıktan sonra metroya yürümeye başladım. Metro durağına geldikten sonra metronun gelmesini beklemek için bir yere oturmuştum ve saniyeler sonra yanıma biri oturdu. Hızla kafamı çevirdim ve bir de Atakan’ı gördüm. Siyah gözlerini üzerime dikmişti ve ben ona baktığımda konuştu:
“Başka yer yoktu, kusura bakma artık.”
Etrafa şöyle bir baktım, gerçekten de yoktu. Ben de cevap verdim:
“Sorun yok,” diye cevap verdim ve önüme dönüp kulaklığımı taktım.
Kulaklığımı takıp ben daha şarkıyı açmadan bir kulağımda kulaklık çıktı. Ne olduğunu anlamak için kafamı yana doğru çevirdim ve Atakan’ın kulağına kulaklığı taktığını gördüm. Ben ona bir şey demeden o konuştu:
“Kızım açsana şarkıyı yaa, seni bekliyorum” dedi.
Ben de karşılık verdim:
“İlk olarak bana kızım deme, ikinci olarak da kulaklık benim; izinsiz neden alıyorsun?” diye cevap verdim.
Atakan’ın suratında hafif bir tebessüm oluştu ve ardından konuştu:
“Öyle olsun ” dedi.
Ben de onun inadına önce kendi kulağımdan kulaklığı çıkardım, ardından onun kulağındakini çıkartıp telefonla beraber çantama koydum. Atakan kulağındaki kulaklığımı aldığımı fark edince sessiz bir şekilde “inatçı keçi” dediğini duydum ve bir tepki vermedim.
Ve iki üç dakika sonra metro geldi. Ben metro kapısından içeri girdiğimde arkamdan bir ses duydum:
“Akşam görüşürüz keçi.”
Bu ses tabii ki Atakan’a aitti. Onun sözünün ardından kapı kapanıyordu. Arkama dönüp Atakan’a bakacaktım ama Atakan yoktu. Nasıl yani, metroya binmedi mi? Neden geldi peki? Anlamadım ben bu çocuğu.
Ben bunları düşünürken telefonuma bildirim geldi. Kim yazmış olabilir? Babamın dışında… Ama bu yazan babam değildi; çünkü babam olsaydı anlardım. Onun bildirim sesi böyle değildi. Ben bunları düşünürken bir bildirim sesi daha geldi. O yüzden hızla telefonumu çıkartıp baktım ve Lina’nın kurduğu “ekip” adlı grupta konuşuyorlardı.
Duygu: Ne zaman gideceğiz?
Lunaparktan bahsediyordu. Ardından Rüzgar’ın verdiği cevabı gördüm.
Rüzgar: Bana her saat okey, asıl Atakan, Barboros ve Lina’ya sormak lazım.
Yazmıştı. Ben ne yazacağımı düşünürken biri daha yazdı.
Barboros: Bana da her saat okey. Atakan’ı boş verin, Lina önemli. Lina knk, sana hangi saat uyumlu?
Ben onlara fazla düşünmeden cevap yazdım:
“Bana her saat uyumlu, siz ne zaman derseniz okeyim.”
diye cevap yazdım ve benim ardımdan Atakan yazdı. Herkes kayıtlıydı, sadece Atakan değildi; oradan anladım.
Atakan: Saat yedide herkes orada olsun.
Bu hep böyle miydi acaba diye merak ettim ve ardından yeniden kaydet dedim. Atakan’ın ismini “Metrodaki Çocuk” diye değiştirdim. Ardından telefonumu çantama atarak metrodan ineceğim durağı bekledim.
Metro benim ineceğim durağa geldiğinde indim ve hızla eve geldim. Evin kapısını çalışan abla açtı. Babamın maddi durumu iyidir ama evde bir anne olmadığı için evde hep bir çalışan olurdu. Kadın kapıyı açınca konuştu:
“Hoş geldiniz.” dedi ve ardından ekledi:
“Babanız salonda.” dedi.
“Teşekkürler.” dedim ve direkt salona geçtim. Tekli koltukta oturan babamı gördüm, haberleri izliyordu. Hemen yanına giderek yanağından kocaman öptüm. O da hemen hızla bana döndü ve kocaman gülümsedi. Ardından konuştu:
“Anlaşılan okulun ilk günü güzel geçti.” dedi.
Ben de ardından neşeyle hemen karşısına oturdum ve konuştum:
“Güzel ne kelime, mükemmeldi. İlk defa böyle güzel geçti.” dedim.
Ardından babam konuştu:
“Ne mutlu bana. Eee, anlat bakalım, ne yaptın okulda? Arkadaşların nasıl kişiler?” dedi.
Ben de hiç düşünmeden cevap verdim:
“Barbaros komik, eğlenceli bir çocuk. Rüzgar da aynı şekilde. Duygu da var sanırım. Bu dördü bayağıdır arkadaşlar ve Duygu tek kız. Hep onun sözü geçiyor, kimse itiraz etmiyor gibi .” dedim ve sustum.
Benim susmamın ardından babam da biraz sustu ve yine konuştu:
“Kızım dördü dedin ama sen üç kişi saydın. Karıştırdın sanırım heyecandan.” dedi.
Ben de şöyle bir düşündüm, doğru kimi söylememişim diye. Atakan’ı unutmuştum. Yanında adını almak istemiyordum. Bir süre sonra konuşurum dedim ve ardından ekledim:
“Bir de Atakan var baba, unutmuşum.” dedim.
Ve ardından ekledim:
“He, bu arada akşam lunaparka gideceğiz, haberin olsun. Ben hazırlanmaya kaçar.” dedim ve hızla oturduğum yerden kalktım. Babamın arkamdan “Hazırlan bakalım.” dediğini duyduğum sırada salonun kapısından çıkmıştım. Hemen merdivenleri çıktıktan sonra kendi odama geldim ve arkamdan kapımı kapattım. Hızla gardıroba gittim ve akşam için giyecek bir şeyler kapmaya başladım. Rahat bir şey olması lazımdı çünkü oyuncaklarda sıkıntı çekmemem lazımdı. Bir süre sonra en iyisinin siyah, rahat bir eşofman olması gerekir diye düşündüm ve hızla siyah eşofmanımı giydim. Saate bakmak için telefona baktığımda 1 saatten az zamanım olduğunu gördüm. Ardından telefonu yatağın üstüne attım ve banyoya girdim. Saçımı atkuyruğu yaptım, suratıma hafif bir makyaj yaptım.
Ve telefonumun çaldığını duyduğum zaman hızla banyodan çıkıp telefona yöneldiğimde arayanın Rüzgar olduğunu gördüm ve daha çok bekletmeden açtım.
“Hazır mısın kanki?” Konuşan Duygu’ydu, demek ki yan yanlardaydı. Ben de hızla cevap verdim:
“Yani evet, hazırım. Birazdan evden çıkarım, yarım saate yanınızda olurum.”
Ve onun ardından Rüzgar’ın sesini duydum:
“Lina, herkesi ben aldım ve eğer istersen seni de alalım. Akşama tek gelmen pek iyi olmaz bence.”
Evet, haklıydı. Son zamanlar çok fazla cinayet oluyordu ama ben ne cevap diyeceğimi bilemedim ve Duygu’nun konuştuğunu duydum:
“Bence de sen konum at, bizle gel.”
Daha fazla uzatmamak için cevap verdim:
“Tamam, atıyorum Rüzgar’a.” dedim ve ardından telefonu kapattım. Hızla Rüzgar’a konumu attım ve sonra telefonu elimden bıraktım. Hızla odamdan çıkarak merdivenleri indim ve salona girdim. Babamın hâlâ haber izlediğini ve önünde kahve olduğunu gördüm. Hızla ona seslendim:
“Ben çıkıyorum, geç kalmamaya çalışırım. Hadi baba, öptüm.” dedim ve havadan bir öpücük attım. Babam sadece tebessüm etti.
Ben de hızla ayakkabılarımı giyip çıktım. Kapının önünde 2–3 dakika bekledikten sonra araba gelmişti. Ben de arka kapıyı açtım ve arabaya bindim. Yan tarafımda Atakan vardı, onun yanında Barbaros, şoför koltuğunda Rüzgar, yanında Duygu. Benim kapıyı kapatmamla beraber Rüzgar konuştu:
“Hoş geldin Lina.” dedi.
Ben de ardından cevap verdim:
“Hoş bulduk.” dedim ve arkama yaslandım. Ve Atakan’ın benim kulağıma doğru eğilerek konuştuğunu duydum:
“Hoş geldin keçi.” dedi ve geri çekilerek tebessüm etti.
Anlam veremediğimi belli eden boş bir bakış atıp, daha yeni tanıştığı birine neden böyle davrandığını düşündüm. Daha tanışalı 24 saat bile olmamıştı. Kısa bir süre bunu düşündükten sonra, bu sefer onun yaptığının aynısını yapmak istedim ve ona biraz yaklaşarak,
“Hoş bulduk metro çocuğu,” dedim.sonra
Arkama yaslanarak camdan dışarıyı izlemeye başladım. Yol boyunca kimse konuşmadı, herkes susmuştu. Yaklaşık 20 dakika sonra lunaparkın otoparkına gelmiştik. Uzun süre sonra tekrar gelmiştim.
Hepimiz hızla arabadan indikten sonra Duygu yanıma gelerek koluma girdi. Biz önde, erkekler arkamızdan lunaparka giriş yaptık. Biz Duygu ilerken erkekler oyuncaklar için bilet almaya gitmişlerdi. Ben ve Duygu bir banka oturduk ve erkeklerin gelmesini bekledik.
Yaklaşık 5 dakika sonra erkekler geldi ve Rüzgar konuştu:
“Her zamanki gibi açılışı çarpışan arabayla yapıyoruz millet,” dedi.
Bu sefer erkekler önde, biz kızlar arkadaydık. Çarpışan arabaların olduğu yere geldiğimizde Atakan biletleri verdi ve yanımıza gelerek konuştu:
“Rüzgar sen Duygu’yla, Barbaros sen teksin , Lina ve ben de bir arabaya,” dedi.
Nedenini sormak istercesine ona baktım ama kimse itiraz etmeyince ben de sustum. Sıra bize gelince Atakan’ın dediği oturma düzeniyle oturduk. Arabalar çalışmaya başlayınca Atakan’a sordum:
“Neden bana tek araba almadın?”
Soruyu sorar sormaz Atakan hiç beklemeden cevap verdi:
“Biri sana çarpar, ben orada öyle izleyemem. En azından yanımdasın, ben de rahat olurum,” deyince şok oldum.
Bu çocuğun amacı ne ya?
Ne kadar yan yana oturmamıza kızsam bile oyun güzel geçmişti ve 10 dakika sonra arabalar durdu. Arabaların durmasıyla beraber Atakan indi. Benim kalkmam için bana elini uzatınca bu sefer tuttum ve destek alarak ayağa kalktım.
Ardından konuştum:
“Teşekkürler,” dedim.
O da bana göz kırparak cevap verdi. Ardından diğerlerinin yanına gittiğimizde Barbaros konuştu:
“Güzeldi be,” dedi.
Hemen ardından Duygu konuştu:
“Hem de çok iyiydi,” dedi.
Rüzgar ekledi:
“Her seferinde bu kadar keyif almak bir başka yaaa,” dedi.
Onların konuşması bittiğinde Atakan konuştu:
“Eee, o zaman şimdi ne zamanı?” deyince hepsi aynı anda bağırdı:
“Hızlı tren!”
Sanki buraya gelince birer çocuklar olmuştular. Hep beraber yan yana yürüdük. Hızlı trenin olduğu yere geldiğimizde Atakan yine biletleri verdikten sonra sıralama aynı şekildeydi ve artık ses etmemeye karar verdim.
Hepimiz oturduktan sonra çalışan abi bağırdı:
“Sıkı tutunun! 3… 2… 1…”
Dedikten sonra tren hareket etti ve hızlı bir şekilde başladığından dolayı herkes çığlık atmaya başladı. Ben de korkudan Atakan’ın elini tutmuş ve tırnaklarımı batırmıştım ama o hiç ses etmedi.25 saniye süren korku dolu anların ardından tren durdu ve bağırmaktan sesim gitmişti. Hızla indiğim için başım dönmüştü, dengemi kaybettim. Biri beni tuttu ve düşmemi engelledi ama benim tek düşüncem bu kişinin Atakan olmasıydı.
Dengemi bulduğumda beni tutan kişinin Barbaros olduğunu gördüm. Tebessüm ettim ve ardından konuştum:
“Teşekkürler,” dedim.
Benim susmamla beraber hemen konuştu:
“Bir şey değil de, iyisin değil mi?” dedi.
Onun cümlesinin bitmesinin ardından Atakan’ın sesini duydum.
“Kim, iyi mi?” diyerek bizim tarafa döndü ve beni görünce yanımıza koştu. Barbaros’tan kolumu kurtarıp kendisi tuttu:
“Lina, ne oldu? İyi misin?” dedi.
Ben de hızla cevap verdim:
“İyiyim yaa, bir sorun yok. Sadece başım döndü,” dedim.
Ardından Duygu’nun sesini duydum:
“Bence bu gecelik bu kadar yeter. Zaten yarın okul var, gidelim artık,” deyince herkes ona hak verdi.
Hepimiz yavaş yavaş arabaya doğru yürümeye başladık. Atakan kolumu bırakmayınca konuştum:
“Bıraksan mı acaba, iyiyim,” dedim.
O da anında cevap verdi:
“Sennin koluna girmek için bahane buldum, rahat bırak beni keçi,” deyince şok oldum ve sustum, önüme baktım.
Belli etmemeye çalışıyordum ama biraz hoşuma gitmişti. Arabanın yanına geldiğimizde rüzgâr arabayı açtı. Atakan kapıyı açarak ilk benim binmeme sağladı, ardından kendi bindi. Yol boyunca kimse yine konuşmadı; sessiz geçen bir yolculuktu.
İlk beni bıraktılar. Atakan kapıyı açıp kendi indi, ben de inmeden önce arabadakilere,
“İyi geceler herkese, yarın görüşürüz.” dedim ve hızla arabadan indim. Onların da bana iyi geceler dediğini duydum.
Ben tam ilerlerken Atakan’ın, “İyi geceler keçi.” dediğini duydum ve olduğum yerde kaldım. Arkama dönerek cevap verdim:
“İyi geceler metro çocuğu.” dedim ve yine önüme dönerek devam ettim.
Evin bahçesine girdiğimde arabanın çalışma sesi gelmişti, gitmişlerdi. Ben de hızla çantamdan kilidimi çıkarıp eve girdim. Anlık olarak saatin kaç olduğunu merak ettiğim için saate baktım; saat gece 12’ydi. Benim için geç bir saatti.
Hızla ayakkabılarımı çıkarıp merdivenlerden çıktım, odama girdim ve arkamdan kapımı kapattım. Hızla üstlerimi değiştirerek banyoya girdim, hafif hafif yaptığım makyajımı sildim. Banyodan çıktım.
Çok güzel bir gündü ve şu an tek isteğim arkadaşlığımızın hiç bitmemesiydi. Artık yavaş yavaş uykuya daldım.
Bölüm etkileşimi
