8. bölüm / 8
𝐵𝑒𝓁𝓀𝒾 𝓎𝑒𝓃𝒾𝒹𝑒𝓃/TeoDenBölüm~8~
Bölümler 8Şu an: Bölüm~8~
- 1 Bölüm~1~495 kelime
- 2 Bölüm~2~401 kelime
- 3 Bölüm~3~481 kelime
- 4 Bölüm~4~472 kelime
- 5 Bölüm~5~787 kelime
- 6 Bölüm ~6~685 kelime
- 7 Bölüm~7~892 kelime
- 8 Bölüm~8~994 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Deniz
Gözlerimi telefonun aydınlık ekranından bir türlü ayıramıyordum. Parmaklarım donmuş, nefesim boğazımda düğümlenmişti. Ekranın tam ortasında, o görmeyi en son isteyeceğim isim duruyordu:
"Sıla Akkaya".
Aradan geçen 2-3 koca yıl... Gaziantep’e gelişimiz, yeni bir sayfa açma çabalarım, Antep'in ıssız sokaklarında Efe'nin beni korudığını sanıp ona sığınışım ve en sonunda o şerefsiz tarafından aldatılıp darmadağın oluşum...
Bütün bu acıların üzerine, kalbimin en derin, en dokunulmamış yerine gizlediğim o ukala zengin bebesinin fotoğrafı vurmuştu beni.
Gözümden kayan bir damla yaş, ekrandaki Teoman’ın yüzüne damladı.
"Bana ne ya!"
dedim kendi kendime, hıçkırığımı bastırmaya çalışarak.
"Bana ne Teoman’dan? İster nişanlansın, ister evlensin! Zaten o zaman da sadece uzaklaştırma almayayım diye sahte sevgili rolü oynuyorduk."
Ama kimi kandırıyordum ki? Yalan söylüyordum. O zamanlar liseli birer gençken limanda elimi tuttuğundaki o sıcaklığı, müdürün karşısında beni korurken gözlerindeki o cesareti,
"Dünya böyle bir yer işte, kıymetimi bil"
derkenki ukala ama bir o kadar da içimi ısıtan tebessümünü hiç unutamamıştım.
Ben Gaziantep'te aşk acısı çekerken, aslında her gece aklıma gelen o ilk hissin sahibi Teoman’dı.
"Meğer tek taraflıymış..."
diye fısıldadım odaya doğru.
"Beni hiç sevmemiş. Bir hevesti, geldi geçti..."
Tam telefonu yatağa fırlatıp yüzümü yastığa gömecektim ki aşağıdan babam İlhan’ın avazı çıktığı kadar bağıran sesi evi inletti:
"Nuray! Deniz! Çabuk aşağı inin, toplanın!"
Ne oluyordu yine gecenin bu saatinde? Gözyaşlarımı hızlıca elimin tersiyle silip odadan çıktım.
Merdivenlerden indiğimde babam salonda bir sağa bir sola koşturuyor, annem Nuray ise şaşkın şaşkın onu izliyordu. Babamın eli ayağı titriyordu resmen.
"İlhan ne oluyoruz gecenin bir yarısı? Ne bu patırtı?"
dedi annem kaşlarını çatarak.
"Soru sorma Nuray!
Bodrum'daki patron aradı. Çok acil, hayati bir iş çıkmış. Hallolmazsa mahvoluruz, başımız büyük belaya girer! Zaten Antep'teki işler de batmak üzere. Hemen valizleri hazırlayın, sabahın köründe ilk otobüsle Bodrum'a dönüyoruz!"
"Ne! Bodrum mu?"
diye çığlığı bastım ortalıkta.
Geri mi dönüyorduk? Kaçtığım, unutmaya çalıştığım, hatıralarını kalbime gömdüğüm o Bodrum’a mı? Teoman'ın Sıla ile evcilik oynadığı o şehre mi?
"Baba saçmalama!"
dedim sesimi yükselterek.
"Ne Bodrum'u ya? Biz burada yeni bir hayat kurduk, üniversitem var benim!"
"Kes sesini Deniz!"
diye gürledi babam.
"Sana 'toplan' dedimse toplanacaksın! Benim canım burnumda zaten, beni delirtmeyin!"
Babamın geri adımı yoktu.
Çaresizce, bacaklarım sürüne sürüne yukarı odama çıktım. Kader benimle dalga geçiyordu sanki. Ne kadar kaçarsam kaçayım, yolum hep o Bodrum katına, o koca villaya ve o ukala adama çıkıyordu.
Ertesi günün akşamüstü Bodrum’a vardığımızda, ciğerlerime dolan o tanıdık deniz kokusu içimi cız ettirdi. Otobüsten inip taksiye bindiğimiz an kalbimin ritmi değişmişti.
Babamın bahsettiği o acil iş doğrudan Akkaya ailesinin konağıyla ilgiliydi. Yani kısacası...
Her şeyin başladığı o devasa villaya geri dönüyorduk.
Taksi lüks villanın önünde durduğunda yutkundum. Ağaçlar, bahçe, o büyük kapı... Hiçbir şey değişmemişti. Valizlerle içeri adım attığımızda salonda Şebnem Hanım ve Hakan Bey oturuyordu.
Ve onların hemen arkasında, cama yaslanmış olan kişi... Teoman
Onu gördüğüm an nefesim kesildi, adeta bulunduğum yere çivilendim. Aradan geçen 2-3 yıl ona inanılmaz yaramıştı.
Boyu uzamış, omuzları genişlemiş, çocuksu halleri yerini olgun ve karizmatik bir adama bırakmıştı. Üzerindeki siyah tişörtü ve gözlerindeki o keskin, insanı delen bakışları tam karşımdaydı.
Gözlerimiz çakıştı. Beni gördüğü an elindeki kahve bardağı titredi. Yüzündeki o soğuk ifade bir anda dağıldı; şaşkınlık, özlem ve tarif edemediğim bir duygu patlaması geçti gözlerinden. Yavaşça bana doğru adımlamaya başladı. Yüzünde o çok iyi bildiğim, sinir bozucu ama bir o kadar da özlediğim sırıtan ifade belirdi.
"Ooo... Kimleri görüyorum?"
dedi o pürüzsüz, derin sesiyle.
"Deniz kızı... Sonunda ait olduğun yere dönmüşsün."
Sıla ile nişanlandığı, onun soyadını taşıdığı aklıma gelince içimdeki kıskançlık ve öfke ateşi bir anda parladı. Çenemi dikleştirdim, ona en sert bakışımı attım:
"Hiç heveslenme zengin bebesi! Senin için gelmedim ben, babamın işi yüzünden geldik!"
"Zaten benim için geldiğini itiraf etsen şaşardım,"
dedi yanıma iyice yaklaşarak.
Aramızdaki mesafeyi sıfırladı, tam önümde durdu. Hafifçe eğilip sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla konuştu: "Ama o gözlerindeki öfke bile beni ne kadar özlediğini haykırıyor Deniz kızı."
"Aşağılık herif!"
dedim dişlerimin arasından, göğsünden itmeye çalışarak.
"Git nişanlının yanına, onunla ilgilen! Ne işin var benimle?"
Teoman'ın yüzündeki alaycı ifade bir anda bıçak gibi kesildi. Gözlerindeki o ukala ışık söndü, yerini derin, karanlık ve kederli bir bakış aldı.
Sertçe bileğimden tuttu. Canımı yakmayacak kadar nazik ama kaçmama izin vermeyecek kadar güçlü bir tutuştu bu. Beni kimsenin olmadığı koridorun kuytu köşesine doğru çekti.
Sırtımı soğuk duvara yasladı, iki kolunu da başımın iki yanına koyup beni kendi dünyasına hapsetti. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, nefesi dudaklarıma değiyordu. Kalbim göğüs kafesimi patlatacak gibi çarpmaya başladı.
"Ne nişanlısı Deniz kızı?"
dedi sesi ilk defa titreyerek.
"Sen ne saçmalıyorsun?"
"Arama motoruna adını yazınca çıkan fotoğrafları gördüm Teoman!"
dedim, gözlerim dolmuştu bile.
"Sıla ile olan nişan fotoğraflarını, onun soyadını değiştirişini gördüm! Beni mi kandıracaksın?"
Teoman derin bir nefes aldı. Gözlerimin içine öyle bir baktı ki, sanki ruhumu okumak istiyordu.
"O fotoğraflar... Hepsi bir oyundu," dedi fısıltıyla.
"Ne oyunu be? Ne saçmalıyorsun sen?"
"Seni buraya getirtmek için yaptığım bir oyundu!" dedi sinirle, sesi kısıktı ama bir o kadar da tutkuluydu. "Antep'e gittiğinden beri izini sürdüm. O Efe denen veletle sevgili olduğunu duyduğumda Bodrum'u yakmak istedim! Sana ulaşmaya çalıştım ama gururundan telefonlarımı bile engellemiştin. Biliyordum... Sıla ile nişanlandığım haberini yayarsam, o merakına ve kıskançlığına yenik düşüp buraya, bana geri döneceğini biliyordum!"
Duyduklarım karşısında beynimden vurulmuşa döndüm. Gözlerim fal taşı gibi açıldı.
"S-sen... Sen delirdin mi Teoman? Sırf ben geleyim diye nişan yalanı mı uydurdun?"
"Evet delirdim!"
dedi gözlerimin içine bakarak. "Ben 3 yıldır seni düşünmeden tek bir gün bile geçirmedim Deniz. O zamanlar sahte sevgiliydik belki, evet... Ama benim sana olan duygularım tek bir saniye bile sahte olmadı! Ben seni hiç unutamadım..."
Aramızdaki çekim o kadar yüksekti ki, zaman durmuş gibiydi. Kalbimin ritmi Teoman'ın göğsüne vuruyordu sanki. Elini yavaşça kaldırıp yanağıma koydu, başparmağıyla süzülmek üzere olan gözyaşımı sildi. Yüzü yüzüme biraz daha yaklaştı, tam dudakları dudaklarıma değecekken...
Merdivenlerden topuklu ayakkabı sesleri yankılandı. Şımarık ve cırtlak bir kadın sesi koridorda yankılandı:
"Teoman aşkım? Neredesin, Şebnem Hanım seni çağırıyor..."
Gelen... Gerçekten de Sıla'ydı!
Aşklarım, 8. Bölüm tam olarak böyleydi! 🔥
Teoman'ın bu devasa aşk itirafından sonra Sıla'nın araya girmesi ve Bodrum'da kopacak o büyük fırtına için 9. Bölüm'de görüşmek üzere!
Öptüm byyy 💙
Bölüm etkileşimi
