Toprağın Bedeli

Vaveyla Yazarı: Elanur Yurtmalı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Toprağın Bedeli

Kadim Orman’ın derinliklerinde cılız bir meşale ışığıyla başlayan o kaçış hikayemiz, tüm krallığı yerinden oynatan devasa, kanlı bir savaşa dönüşmüştü. Aylarca süren amansız bir kaçış, orman kuytularında geçen uykusuz geceler ve "Sessiz Gece" direnişçilerinin arasında aldığım o ağır eğitimler beni değiştirmişti.

Artık babasının atölyesindeki taş ustasının çırağı değildim. İçimdeki yıkım büyüsünü bir sanatçının çekici gibi kullanmayı, toprağın altındaki o devasa, öfkeli enerjiyi damarlarımda eritmeyi öğrenmiştim.

Fakat bugün, o çekici son kez, bu düzenin kalbine vurmak için buradaydık: Valeria’nın ve rahiplerin yönettiği, göğe uzanan beyaz taşlardan yapılmış kalenin önünde.

Savaş meydanı tam anlamıyla bir cehennemdi. Kulakları sağır eden patlamalar, havada uçuşan mızraklar ve etin yanma kokusu tüm ovayı kaplamıştı.

Valeria’nın Işık ordusu, surların üzerinden gökyüzüne doğru açtıkları devasa büyülü kapılardan aşağıya kutsal ışık dalgaları indiriyordu. Bu ışık, değdiği kişiyi saniyeler içinde küle çeviren acımasız bir silahtı.

Caelen, asasını iki eliyle sımsıkı kavramış, alnından süzülen kan ve ter karışımına aldırmadan, gökyüzünden gelen o ölümcül ışınları engellemek için tüm gücüyle mavi bariyerler kuruyordu.

Ancak her ışık darbesinde asasının mavi parıltısı biraz daha sönüyor, Caelen’ın dizleri titriyordu.

Büyü gücünün ve fiziksel dayanıklılığının son sınırına gelmişti.

"Arthor! Kalkanı daha fazla tutamam! Gücüm tükeniyor, gökyüzünü kapatamıyorum!" diye haykırdı Caelen. Sesi, patlayan büyülerin ve ölen insanların çığlıklarının arasında zar zor duyuluyordu.

"Biraz daha dayan Caelen! Sadece birkaç saniye daha ver bana!" diye bağırdım.

Sağ elimdeki kadim demir eldiven, artık tenimin bir parçası haline gelmişti ve damarlarımdan çektiği öfkeyle mor alevler yansıtıyordu.

Gözlerimin tamamen mor bir ışıkla kaplandığını, görüşümün karardığını hissedebiliyordum.

Dişlerimi sıktım, tüm bedenimi toprağa sabitledim ve sağ yumruğumu muazzam bir kuvvetle doğrudan yere vurdum.

Yumruğumun toprağa değdiği an, kalenin altındaki devasa taşlar çatırdamaya başladı. Yer altından gelen boğuk, korkunç bir ses yükseldi.

Kalenin o kibirli, aşılmaz denilen beyaz surları, altlarındaki toprağın aniden çökmesiyle büyük bir gürültüyle sarsıldı. Yüzyıllık taşlar kırılarak üzerlerindeki okçularla birlikte aşağıya, düştü.

Surları yıkmış, direnişin önündeki en büyük engeli kaldırmıştım; fakat bu hamle benden de çok şey götürmüştü. Bacaklarım dermanını kaybetti, eldivenimdeki mor taş söndü ve bedenim milimetrik bir hareket bile yapamayacak kadar büyük bir halsizlikle çöktü.

Nefes alamıyordum, ciğerlerim sanki taş tozuyla dolmuştu.
Tam o sırada, gökyüzündeki bulutlar altın sarısına büründü. Yıkılan surların en yüksek noktasında, toz bulutlarının arasından Valeria belirdi.

Elinde, etrafına ölümcül kıvılcımlar saçan devasa bir mızrak tutuyordu. Gözlerindeki o asil ifade gitmiş, yerini deliliğe ve kaybetmenin getirdiği bir nefrete bırakmıştı.

"Sizi lanetli soylar!Hepinizi bu topraklardan sileceğim!" diye bağırdı Valeria.

Bakışları meydandaki yüzlerce insanın arasından sıyrılıp doğrudan bana kilitlendi. Güçsüzlüğümü, savunmasız kaldığımı görmüştü. Elindeki ışık mızrağını bütün gücüyle bana, tam kalbimin ortasına doğru fırlattı.

Mızrak havayı yırtarak, bir meteor gibi üzerime geliyordu. O kadar hızlı ve o kadar parlaktı ki, yaklaşan ölümün ışığı gözlerimi kör ediyordu. Kaçamazdım. Gücümü surları yıkmak için tamamen tüketmiştim. Bedenim taşa dönmüş gibiydi, parmağımı bile oynatamıyordum. Ölümün soğuk nefesini hissettim. O saf ışık bedenime değdiği an beni yok edecekti, her şey buraya kadardı.

"Arthor, hayır!"
Görüş alanıma aniden giren bir gölgeydi bu.Bu Zaria’ydı.
O her zamanki inanılmaz hızıyla, hiç düşünmeden benimle o ölümcül mızrağın arasına atladı. İki kısa kılıcını göğsünün önüne siper etti. Yüzündeki o sarsılmaz kararlılığı son kez gördüm. Ancak Valeria’nın öfkesiyle bilenmiş o ışık mızrağı, durdurulabilecek bir şey değildi. Işıktan mızrak, Zaria’nın kılıçlarına çarptığı an çeliği bir cam parçası gibi patlatarak un ufak etti ve durmaksızın genç kızın göğsünün tam ortasına saplandı.

Mızrağın itiş gücüyle Zaria geriye doğru savruldu ve arkasındaki kırık taş duvara çivilenerek durabildi.

O andan itibaren meydandaki tüm sesler kesildi. Sadece Zaria’nın acı dolu, kulak tırmalayan dehşet verici çığlığı yankılandı.

Işık mızrağı onu duvara sabitlemişti ama asıl işkence şimdi başlıyordu; mızrak, kızın bedenini içeriden yakmaya, onu canlı canlı tüketmeye başladı.

Kutsal denilen o ışık, Zaria’nın etini, kaslarını ve kemiklerini bir asit gibi yavaşça, erite erite yok ediyordu. Kızın göğsünden fışkıran ışık sızıntıları, derisini kavurarak aşağıya iniyordu.

"ZARIA! HAYIR!" diye bağırdım. Dizlerimin üzerinde, yerdeki keskin taşların dizlerimi parçalamasına aldırmadan onun olduğu duvara doğru süründüm.

Yanına ulaştığımda gördüğüm manzara içimdeki insanlığa dair ne varsa koparıp aldı. Zaria’nın o güzel, sert bakışlı yüzü acıdan tamamen kasılmıştı.

Gözlerinden acıyla akan yaşlar, yanağından süzülmeye fırsat bulamadan kutsal ışığın yaydığı ısı nedeniyle buharlaşıyordu. Göğsündeki yara genişliyordu. Dudaklarını her açtığında dışarıya kanla karışık kapkara bir duman yükseliyordu. Çektiği acı o kadar büyüktü ki, bağırmak istiyor ama parçalanan ciğerleri yüzünden sadece boğuk sesler çıkarabiliyordu.

"A-Arthor..." diyebildi. Sesi parça pinçikti, her nefes alışında içindeki yangının onu nasıl bitirdiğini görebiliyordum.

Titreyen, derisi çoktan kararmaya başlamıştı elini kaldırarak eldivenli elime uzandı. Parmak uçları kömürleşmişti, bana dokunduğu an kendi elimde de onun yanan etinin sıcaklığını hissettim. "Bitir şunu... Yalvarırım... Çok acıyor... Toprak... bizim evimiz... Bırak bizi yutsun..."

Zaria'nın parmakları elimden kayıp yere düştüğünde, içimde bir şeylerin tamamen kırıldığını hissettim. O güne kadar hissettiğim korku, endişe, merhamet... Hepsi bir anda yok oldu.

Gözlerimin önü öfkeden simsiyah olmuştu. İçimdeki mor gözlü gölge, Zaria'nın çektiği bu korkunç acıyla ve benimle beslenerek omzumdan dışarı fırladı. Ama bu sefer cılız bir duman ya da küçük bir koruyucu değildi; gökyüzüne doğru uzanan, güneşi kapatacak büyüklükte, devasa ve amansız bir canavara dönüştü. Artık içimde acı kalmamıştı. Sadece durdurulamaz bir intikam dürtüsü vardı.
"Valeria!" diye bağırdım.
Sağ elimdeki kadim eldiven o kadar büyük, o kadar kontrolsüz bir enerjiyle doldu ki, demir eldivenin üzerindeki şekiller kırmızıya döndü, metal eriyerek etime ve kemiğime işlemeye başladı. Canımın yanmasını umursamadım. Acıyı hissetmiyordum bile.

İki elimi birden gökyüzüne kaldırıp, ardından büyük bir nefretle avuçlarımı toprağa gömdüm.

Kalenin altındaki tüm dağ tersine dönmeye başladı. Toprak, Valeria’nın ışık ordusunu canlı canlı yutan devasa, dipsiz bir ağız gibi ikiye ayrıldı. Binlerce muhafız çığlıklar atarak yerin derinliklerindeki karanlığa yuvarlandı.

Kilometrelerce uzunluktaki sivri taş sütunlar yeryüzünden birer mızrak gibi fırlayarak kalenin kalan kısımlarını ve içindeki yüzlerce muhafızı ezdi, ufalanan taşların arasında bıraktı.
Valeria, yarattığım bu kıyametten uçarak kaçmaya çalıştı; ancak havaya doğru uzattığım eldivenli elimle toprağı yönlendirdim.

İki devasa kaya, havada hızla birleşerek Valeria'yı tam ortasında kıstırdı. Kemiklerinin kırılma, zırhının ezilme sesi tüm meydanda yankılandı.

Gözlerindeki o kibirli ışık sönerken, bedeni taşların arasında ezilerek yok oldu. Işığın o krallığı, hak ettiği yere; toprağın amansız, karanlık derinliklerine sonsuza kadar gömüldü.

Savaş bitmişti. Düşman ordusundan geriye tek bir canlı bile kalmamıştı.

Kale yerle bir edilmiş, asırlık zulüm düzeni yıkılmıştı. Etraftaki kişiler, kazandıkları bu zaferin coşkusuyla zafer çığlıkları atıyor, birbirlerine sarılıyorlardı. Tüm krallık özgür kalmıştı.

Ama benim dünyam, Zaria'nın çivilendiği o taş duvarın önünde sessizliğe bürünmüştü.

Hızla Zaria’nın yanına çöktüm. Caelen arkamda diz çökmüş, elleriyle yüzünü kapatarak sessizce ağlıyordu.

Zaria’nın vücudunun neredeyse yarısı, o lanet olası kutsal ışık yüzünden küle dönmüştü. Çektiği o korkunç, acı dolu kıvranmalar yavaş yavaş duruyordu; çünkü artık acıyı hissedecek, nefes alacak bir bedeni kalmamıştı.

O mor gözleriyle son kez bana baktı. Yüzündeki o amansız acının arasından, çok hafif, neredeyse belirsiz bir şekilde gülümsedi.

Arthor... Gurur duyuyorum..." dedi ve bu onun son nefesi oldu. Başını yavaşça yan tarafa düştü, gözlerindeki o ışık sonsuza dek söndü.

Onu kollarımın arasına aldım. Vücudundan hala yükselen o yakıcı ışık ellerimi, göğsümü yakıyordu ma bırakmadım. Onu göğsüme bastırdım ve kapkara gökyüzüne doğru sessizce ağladım.

Savaş kazanılmıştı, mühürler kırılmıştı, halkımız artık birer köle değildi... Ama bu zaferin tadı ağzımda kan ve pişmanlıktan başka bir şey bırakmamıştı.

Ben Arthor. Bir zamanlar kimsenin adını bilmediği, aşağılanan bir taş ustasının oğluydum. Dünyayı kurtaran, mühürleri yıkan Kadim Gece’nin ta kendisiydim. Ama bugünden sonra, kendi ellerimle kazandığım ve inşa edeceğim bu yeni krallıkta, tahttan çok Zaria’nın mezarının başında, kalbi taştan daha soğuk bir kral olarak yaşayacaktım. Çünkü en parlak, en görkemli zaferler bile, en derin karanlığın içinde feda edilenlerin gölgesinde kalmaya mahkumdu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18