13. bölüm · Tahtın İki Varisi
Kapısında bir yabancı
Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından odaya süzülürken gecenin sessizliği hâlâ odanın içindeydi. Dışarıdan gelen kuş sesleri yavaş yavaş duyulmaya başlamıştı. Başımı yastığın üzerinde hafifçe çevirdiğimde gözlerimi açmakta zorlandım.
Bir süre tavana baktım. Başım dünden daha iyiydi ama bedenimde hâlâ bir ağırlık vardı başımı hafifçe sola kaydırdığımda koltukta uyuyan barışı gördüm galiba tüm gece uyumamıştı saçı başı dağınıktı erken uyanmıştım uyku düzenim bozulmuştu uyuyamıyordum geceleri bir kaç defa kalktığımda oldu yataktan kalkıp yüzümü yıkadım aynaya bakınca eski halimden eser yoktu normalde kötü gözükmeyi sevmem ama saçımı taramak için de elimi kaldıracak gücüm yoktu lavabodan çıkıp balkon kapısını açtım oda havalansın diye serin hava yüzüme vuruyordu ferah bir havaydı rüzgar saçlarımı arkaya doğru atıyordu odadan çıkıp mutfağa gidip kahvaltı etmek istiyordum ama kendi odamdan çıkış yaptığımda gözüm barışın yasakladığı bir odaya takıldı çalışma odasına oraya doğru küçük adımlarla ilerledim o odaların arkasında ne var bilmiyordum ve merak ediyordum kapının koluna uzandım ama kapının kolunu tutmadan arkadan bir el kolumu tutup beni kendine çekti ağzımdan ufak bir ses çıkmıştı barıştı kolumu tutan kişi barıştı "ne arıyorsun burda" gözlerinin içinde öfke vardı başka hiç bir duygu görmüyordum göğsüm hızla kalkıp iniyordu kendimi açıklamak istedim ama sanki bir şey konuşmamı engelliyordu "şey ben" konuşamıyordum susacak zaman bu zaman değildi Eda "ne arıyorsun dedim" gözlerindeki öfke hala aynıydı ama serum olan bölgeyi sıktığını fark etmiyordu hafif bir şekilde kısıyordu ama benim bünyem bu aralar düşük olduğu için fazlasıyla canımı yakıyordu "barış kolum acıyor kolumu sıkıyorsun" bunu diyince elini indirdi ama gözlerindeki öfke aynıydı bu kadar önemli mıydı o oda o odada ne sırlar dönüyordu bir çalışma odasında dosyalar ve bilgisayardan fazla ne olabilirdi barış arkasını dönerek yürümeye başladı ve kendi odasının kapısını kapatıp hızla kapıyı çarptı kapı çarptığında evde büyük bir ses yankılandı kendi odama geçip kapıyı bende karşılıklı olarak çarptım makyaj masasının üstünde duran telefonumu alıp yarım saat daha uyuyabileceğim bir alarm kurdum ve kendimi yatağa atım normalde hızlı uykuya dalan biri değilim ama sabah daha çok erken olduğu için ve hasta da olduğum için yavaştan gözlerim kapandı
***
Bazı kapılar yalnızca kilitli oldukları için merak uyandırmazdı
İnsan bazen bir bakıştan bir öfkeden ya da söylenmeyen sözlerden anlardı o kapının ardında saklanan şey yalnızca bir oda değildi
Ve Barışın gözlerindeki öfke Edanın aklına tek bir düşünceyi getirmişti
Belki de bu evde asıl tehlikeli olan şey duvarlar değil saklanan gerçeklerdi
Gözlerimi açtığımda odanın karanlığı biraz daha aydınlanmıştı
Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum ama bedenimdeki ağırlık biraz olsun azalmıştı
Tam doğrulmaya çalışırken çenemde bir el hissettim
El çenemi hafifçe kavrıyor beni olduğum yerde tutuyordu gözlerimi kaldırınca karşımdaki kişiyi görünce gözlerim bir anda tamamen açıldı
Barış...
Kendim tam da ona vuracaken elinde olan silahı kaldırdı ne yapmam gerektiğini bilmiyordum yardım istemem bağırmam sesiz kalmam gözlerim fal taşı gibi ona bakıyordu baktığım gözler aynı gözlerdi baktığım yüz aynı yüzdü eli yavaşça çenemden ayrıldı hafifçe korkuyla fısıldadım
"Barış"
"Yanlış kişi" ne demekti bu
"Sesini çıkarırsan ölürsün tamam mı ve ben bunu istemiyorum uslu dur ben savaş barışın ikizi demek abimin eşi sensin" yavaşça suratıma doğru eğildi gözlerimin içine bakıyordu karşımdaki barışın yüzüydü barışıne sesiydi barışın gözleriydi... Ancak karşımdaki başka biri "ne istiyorsun benden" diye korkuyla sordum
"Senden bir şey istemiyorum sadece önden bir uğrayayım dedim içeri girmem kolay oldu ne de olsa aynı yüz demi edacım" biraz daha üzerime doğru eğildi kapana kısılmış bir kedi gibi hissediyordum gözlerim dolmuştu artık ama ağlamak istemiyordum şu an ki yakınlık beni rahatsız ediyordu savaşın boynuna baktığımda Şimşek dövmesi vardı içeriye kolay girebilmesi için kapatıcı ile kapatmış olmalı ama boynunun bir kısmı ama boynunun bir kısmının dövmesi az çok gözüküyordu fakat uzaktan bir insan fark edemezdi "buraya fırtına öncesi denen bir sesizlik var ya onu uyarmaya geldim barışı uyar şimdi burdan çıkıp gidicem ve sen eyer ki bağırırsan seninle de bir mevzum olur bunu istemiyorum küçük kız çıkıp gidicem ve barışı ben gitikten sonra uyarıcaksın anladın mı" sadece gözümü evet anlamında kırpmakla yetindim iki kardeş birbirine ne için düşmanlardı yavaşça ayağa kalktı bende yerimden doğrulandım oturur pozisyona geçtim ancak hala rahat değildim silah hala bana tutuluyordu yavaş adımlarla arkaya doğru adım atıldı her adımı kafamın içinde patladı bana bakarken gülümsüyordu ancak o gülüşü görmek istemedim barışa gülüş yakışıyordu ancak ona yakışmamıştı gözlerimi kapattım görmemek için ve kapı sesini işitim çıkmıştı hemen yerimde kalktım nefes almaya çalıştım pencereye doğru baktım ve oraya koştum bir süre sonra savaş ellinci kolunu sallayarak çıktı kapıdan korumaların hiç biri şüphe duymadı barış kapısının hemen önündeki motoruna bindi motoru son derece kaliteli gözüküyordu siyah bir motordu ancak kırmızı renginde Şimşek desenleri vardı birden başını pencere çevirdi beni görmüştü bana gülümseyip göz kırparak kaskını taktı ve gaza basarak uzaklaştı siyah motorun sesi sokakta tamamen kaybolduğunda bile kalbimin atışı yavaşlamamıştı odadaki hava hala Savaş’ın o yabancı, tehlikeli kokusuyla doluydu "Abimin eşi sensin" cümlesi beynimde yankılanırken daha fazla dayanamadım apıyı hızla açıp koridora fırladım. Ayaklarım beni doğrudan Barış'ın kapısına götürürken dudaklarımdan sadece onun adı döküldü bu sırrı saklayamazdım çünkü Savaş'ın gözlerinde gördüğüm şey sadece abisine duyduğu bir öfke değil, hepimizi yakacak bir yangının ilk kıvılcımıydı kapıyı öyle bir hırsla yumrukluyordum ki avuçlarımın içi sızlamaya, serum yiyen kolumdaki o sızı yeniden kendini hatırlatmaya başlamıştı ama durmadım "barış aç şu kapıyı" arkamdan koşar adım sesleri duydum evera gelmişti daha bana ne olduğunu sormadan kapı suratıma açıldı
"Ne oluyor Eda ne bu rezillik" tam her şeyi anatacaken omuzlarım düştü nefes nefese kalmıştım göğsüm hızla inip kalkıyordu
"O... barış o burdaydı" nefese ihtiyacım vardı çünkü az önceki korku içime kadar hisetiğim bir korkuydu barışın eleri omuzlarımdan kavradı hızla kalkıp inen göğsümü inceliyordu "sakin ol kim burdaydı" kelime ağzımdan çıkmıyordu sadece küçük bir fısıltıyla "savaş" diyebildim
Bu ismi duyduğu an Barış’ın gözlerindeki her şey dondu omuzlarımı tutan ellerinin bir anda kasıldığını, parmak uçlarının sertleştiğini hissettim
"Ne" sesi ürperticiydi ve şaşkın
"Savaş mı" dedi Barış sesi bu kez bir fısıltı gibi çıktı ama içindeki nefret odayı dondurmaya yetti gözleri bir anlığına arkamda duran kız kardeşi Everaya kaydı ardından tekrar bana döndü omuzlarımı tutan parmakları öyle sertleşti ki canımın acısıyla hafifçe irkildim ama o bunun farkında bile değildi gözü tamamen dönmüştü "O puçt buraya nasıl girer" diye kükredi aniden sesi koridorda adeta patladı beni hızla arkasına kendi odasının güvenli sınırları içine doğru çekti bir eliyle beni korurken diğer eliyle arkamızda duran Everayı yanına çekti iki kadını da arkasına almıştı ellerini saçlarının arasından geçirerek sınırını beli ediyordu başımı Everaya çevirdiğimde kendisi de yerdeki zemine kilitlenmişti barış birden bana doğruldu
"Sana dokundu mu bir şeyin var mı"
"Hayır...hayır sadece çenemi tutu birde"
"Birde ne ne yaptı sana o haysiyetini siktiğim"
"Silah doğrultu" Barış Savaşın bana dokunduğunu çenemi tuttuğunu ve silah tuttuğunu duyduğu an dişlerini birbirine o kadar sert bastırdı ki çene kemiğinin kasıldığını gördüm
"Ben o silahı bir tarafına sokacam" barışın gözü kardeşine gelince onun kilitlenmiş halini görünce siniri yerine korku gelmişti Everanın yanaklarını eleri arasına alarak konuştu
"Evera abicim bana bak sana bir şey yaptı mı korkma ben burdayım" evera hala bir şey demiyordu sol gözünden bir damla yaş akınca barış onu göğsüne bastırdı Evera hıçkırarak ağladı göğsünde bir süre öyle kaldılar ardından barış everayı göğsünden uzaklaştırarak ona baktı Evera az da olsa sakinleşmişti Barış kardeşinin omuzlarını son bir kez güven vermek ister gibi sıktı ama gözlerindeki o kapkara öfke sönmek bir yana saniyeler geçtikçe daha da harlanıyordu Eda’ya dönüp "Evera’nın yanında kal, sakın odadan çıkmayın" dedi
Sesi o kadar kısık ve derinden geliyordu ki bu evdeki herkes için bir infaz emri gibiydi Barış arkasını döndüğü an adeta koridora bir fırtına yayıldı merdivenleri ikişer üçer inerken öfkesinden basamaklar titriyor gibiydi evin dış kapısını öyle bir hızla açtı ki kapı arkasındaki duvara çarpıp büyük bir gürültüyle yankılandıki bahçedeki korumalar sesle birlikte irkilip anında Barış’a döndüler ama onun üzerlerine gelen halini görünce hepsinin rengi attı arış doğrudan baş koruma Murat’ın üzerine yürüdü Murat daha ne olduğunu anlayamadan, Barış adamın ceketinin yakalarından kavradığı gibi onu bahçe duvarına fırlattı sırtı beton duvara çarpan adamın ağzından acı dolu bir inleme döküldü "Siz ne sikime yarıyorsunuz burada" diye kükredi "orospu çocuğu evimin içine giriyor karımın kafasına silah dayıyor siz ne diye burdasınız" diyerek onun üstüne çıkıp yumruklamaya başladı kimse durdurmaya cesaret edememişti "adam resmen elimi kolumu salarım evine girerim diyerek bana uyarı veriyor sizi buraya heykel niyetine mi diktim lan ben" Murat'ı yakalarından kaldırarak kapının dışına atı "kavuldun seni bir daha buralarda görürsem tüm sinirimi çıkarırım" Murat hemen kanayan burnunu tutarak uzaklaşmaya başlamıştı neler olduğunu anlamıyordum hayatım nasıl bu kadar çabuk değişmişti hemen barışın karşısına geçerek telaşlı ve korku dolu sesimle sordum
"Neler oluyor kardeşin ikizin sana neden savaş açtı neden kafama silah dayadı"
"Sevkiyata hazırlanıyor onu tam 6 ay önce göğsünden 3 kurşun ile vurdum bana önceden uyarı verdi piç herif"
Savaş başlamıştı
Ve ben farkında olmadan bu savaşın tam ortasında kalmıştım
Artık geri dönmek eskisi kadar kolay değildi
Çünkü bazı savaşlar başladığında insan tarafını seçmeden bile bir tarafın parçası olurdu
Ben ise iki kardeşin arasında kalmıştım
Ve henüz bu savaşın bana neler kaybettireceğini bilmiyordum.
