1. bölüm / 1
Tahtın AteşiGeçmişin gölgesi
Bölümler 1Şu an: Geçmişin gölgesi
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece rüzgârı İstanbul’un sokaklarında sert esiyordu. Çiftliğin büyük ahşap kapısından içeri girdiğimde, kulaklarımı delen sessizlik bir anda bana eski günleri hatırlattı. Trabzon’un sisli sokakları, babamın haykırışları, Baran’la birlikte cam kırıklarının içinde sürüklendiğimiz o kabus gibi an… Hepsi gözlerimin önünden geçiyordu.
Ben yıllardır saklanmayı öğrenmiştim. İnsanlar, mafya adamları ve yeraltı dünyasının karanlık gölgeleri hâlâ peşimdeydi. Ama artık küçücük, kırılgan bir kız değildim. Artık bir yıl komada yatıp gözlerini açan bir çocuk değil, veteriner olmuş, dövüş ve silah eğitimiyle donatılmış, kendi ayakları üzerinde duran bir kadındım.
Ahırın içinde Rüzgâr’ın nallarının sesiyle birleşen sessizlik, bana güven veriyordu. Siyah atım, güçlü ve kaslı; onun yanında kendimi güçlü hissediyordum. Ama biliyordum ki bir adım bile yanlış atsaydım, geçmişim peşime düşerdi.
Her defasında kalbim bir an duruyordu. Ama bir yandan da içimde bir öfke vardı; kimse beni korkutamazdı. Bir yumruk atmak, bir düşmanı yere sermek, bir silahı hızlıca kuşanmak… Bunlar benim dilim, benim savunmam olmuştu.
İşte bu yüzden İstanbul’daki bu çiftlik, benim sığınağım ama aynı zamanda sahnemdi. Doruk ile birlikte kurduğumuz bu alan, hem güvenli hem de hazırlık yerimizdi. Ama biliyordum ki geçmişim, her an kapıyı çalabilirdi.
O gece, sessizliğin içinde bir gölge belirdi. Nefesimi tuttuğum an, reflekslerim devreye girdi. Silahım elimdeydi, dövüş tekniklerim hazır… Bu hayatta kalış, sadece şansla değil, yıllarca süren eğitim ve acıyla kazanılmış bir savaştı.
Ve o an anladım ki, geçmişin gölgesi bir kez daha peşime düşmüştü.
Doruk’un motorunun sesi çiftliğin sessizliğini yararak avluya girdi.
Ahırın kapısına yaslanmış, Rüzgâr’ın yelesini okşuyordum. Motor durduğunda Doruk kaskını çıkarıp bana baktı.
“Şehre iniyorum.” dedi.
Başımı kaldırdım.
“Ben de.”
Doruk’un yüzünde o tanıdık ifade belirdi. Küçüklüğümden beri beni korumaya çalıştığında hep aynı bakışı atardı.
“Gerek yok Nare.”
Kaşımı kaldırdım.
“Ben sekiz yaşında değilim artık Doruk.”
Bir an sessizlik oldu. Sonra başını iki yana salladı.
“Biliyorum. Ama bazen keşke hâlâ öyle olsaydın.”
Cevap vermedim.
Çünkü o da biliyordu…
Benim çocukluğum sekiz yaşında bitmişti.
Eve doğru yürüdüm.
Odaya girip dolabı açtım. Siyah deri ceketimi aldım. Altına koyu renk bir tişört giydim. Saçlarımı hızlıca toplayıp botlarımı bağladım.
Aynanın karşısında bir saniye durdum.
Çenemin altından başlayıp boynuma doğru uzanan ince ama belirgin yara izi hâlâ oradaydı.
Elim istemsizce izlere dokundu.
Cam kırıkları…
Kan…
Baran…
Nefesimi yavaşça verdim.
“Geçmiş bitti.” diye fısıldadım kendime.
Ama ikimiz de bunun doğru olmadığını biliyorduk.
Belimdeki silahı kontrol ettim.
Her zamanki yerinde.
Aşağı indiğimde Doruk beni bekliyordu.
Ama onun motorunun yanında benim motorum da vardı.
Mat siyah. Güçlü. Hızlı.
Doruk kaşını kaldırdı.
“Ciddi misin?”
Motorun yanına gidip kaskımı aldım.
“Her zamanki gibi.”
Doruk iç çekti.
“Beni öldüreceksin.”
Motoruma bindim.
“Alışırsın.”
Motoru çalıştırdım.
Motorun gür sesi avluda yankılandı. Doruk başını iki yana salladı ama kendi motoruna da bindi.
Birkaç saniye sonra çiftliğin kapısından birlikte çıktık.
Ama iki farklı motorla.
Yol karanlıktı.
İstanbul’a doğru uzanan asfalt gece ışıklarının altında parlıyordu. Motorumun gazını açtım.
Rüzgâr yüzüme çarpıyordu.
Bu özgürlüktü.
Bu kaçıştı.
Bu… hayatta olduğumu hissettiren tek şeydi.
Doruk önümde gidiyordu. Ama bazen hızlanıp yanına geliyordum. Sonra tekrar gaz verip onu geçiyordum.
Küçük bir yarış gibi.
Eskiden de böyle yapardık.
Ama içimde tuhaf bir his vardı.
Bir şey…
Yanlıştı.
Bir süre sonra şehir ışıkları görünmeye başladı.
Tam o sırada aynadan arkaya baktım.
Bir araba.
Siyah.
Birkaç dakikadır arkamızdaydı.
Gazı biraz daha açtım.
Araba hâlâ oradaydı.
Kalbim yavaşça hızlanmaya başladı.
Telsiz kulaklığımı açtım.
“Doruk.”
“Efendim prenses?” dedi alaycı bir tonla.
Gözlerim aynadaydı.
“Bizi takip ediyorlar.”
Doruk’un sesi bir anda ciddileşti.
“Nerede?”
“Arkada. Siyah araba.”
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra Doruk’un sesi geldi.
“Gazı aç Nare.”
Dudaklarım hafifçe kıvrıldı.
“Memnuniyetle.”
Motorumun gazını sonuna kadar çevirdim.
Gece yarısı İstanbul yollarında iki motor hızla ilerliyordu.
Ama içimde bir his vardı.
Bu sadece bir takip değildi.
Bu…
Başlangıçtı.
Bölüm etkileşimi
