2. bölüm / 4
Taç, Kan ve Yalanlar2. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 2. Bölüm
- 1 1. Bölüm167 kelime
- 2 2. Bölüm456 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3. Bölüm575 kelime
- 4 4. Bölüm850 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sarayın kapısına geldiğimde Pegasus’u durdurdum. Burnuna dokunup beni takip etmesini işaret ettim. Onaylarcasına kişneyip peşime takıldı. Ahırına vardığımızda biz ellerini beline koymuş onaylamayan gözlerle süzen Seyis karşıladı. “Yine nerelerde terör estiriyordunuz hanımefendi?”
“Bu konunun seni hiç mi hiç alakadar etmediğini izah etmiştim Seyis, sen atların bakımıyla ilgilen.” diye tersledim onu. Seyis Pegasus’u soğuk suyla bir güzel yıkadı. İnci gibi tüyleri ortaya çıktı. Seyis Pegasus’u tımar ederken Pegasus keyifle kişniyordu. Gökyüzüne baktım. Gün ağarmıştı. Babam uyanmış olmalıydı. Kılıcıma dikkat ederek zırhını çıkardım. Atlara son bir bakış atıp ahırdan çıktım. Biraz yürüdükten sonra büyük avluya vardım. Gözüm ortadaki şaha kalkmış Tanrı Pegasus heykelini takıldı. Eteğimi kaldırarak selam verdim. “Tanrı Pegasus.” Ardından doğu yönüne dönüp Pegasus Tapınağı'na girdim. Hiçbir hizmetliye yakalanmadan batı yönündeki odama vardım.
Henüz hizmetli gelmemişti, odam hala bıraktığım gibiydi. Yeşil örtülü yatağımın üzerinde sayısız kitap ve harita serilmişti. Yorganımda çeşitli kılıç darbeleri vardı. Giysi dolabım kırılmış, kıyafetlerimin çoğu saçılmıştı. Çalışma masamdaki tüy kalemler mürekkebe bulanmış ve yer yer kopmuştu. Parşömenler yerleri kaplıyordu. Çoğunda çizimler ve araştırmalar vardı. İçime derin bir nefes çektim, bu odayı seviyordum.
Zırhımı dolabımın altındaki çekmeceye sıkıştırdım. Savaş elbiselerimi bir yana fırlattım. Hızlıca bir duş aldım. Üzerime bronz taş ve ipliklerle süslenmiş yeşil kraliyet elbisemi giydim. Çekmecemden küçük bir hançer alırken odamın kapısı bir anda açıldı. Elimde hançerle saldırmaya hazır bir şekilde arkamı döndüm. Gelen kişiyi görünce gözlerimi devirdim. “Kapıyı çalmayı hala öğrenemedin mi Ravellius?”
“Hançerini indirir misin?” dedi kralın sevgili oğlu, halkın saygıdeğer veliahtı. Hançerimi indirip kuşağımın altına sokuşturdum. “Ne için geldin?” dedim sert bir sesle.
“Sevgili babamız bizi çağırıyor, Ella. Gerçi seni neden çağırdığını hala anlamış değilim.” Yalandan düşünüyormuş gibi yaptı. Gözlerimi sımsıkı kapattım. geri açtığımda Ravellius’un bir anda yok olmasını umut ediyordum ama o sinir bozucu sesiyle olduğu yerde konuşmaya devam ediyordu. “Sevgili babamıza söyle,” dedim. “Birazdan geliyorum.” Tek kelime etmeden odadan çıktı. Ben de uzun kılıcımı mendille temizledim. Zümrüt yeşili kabzasının üzerindeki metal, bronz ve peridotlarla süslenmişti. Metalle kabzasının birleştiği noktaya krallığının ve benim baş harflerin işlenmişti: AE. Kılıcım Peridot’u masanın altındaki gizli yerine yerleştirdim.
“Stheno,” diye seslendim hizmetliye. “Kılıcım aynı yerde!” Dip dibe olduğumuz hizmetli odasından ak düşmüş kahverengi saçlarıyla, limon yeşili hizmetli elbisesiyle ve koyu yeşil çerçeveli minik gözlükleriyle aşina olduğum bir kadın çıktı. “Bana mı seslendiniz, Ekselansları?”
“Evet, Stheno.” dedim kadını sevgiyle süzerek. Küçüklüğümden beri öz annemden daha iyi davranmıştı bana. Her işimi o görmüştü küçükken, her derdimi dinlemişti. “Peridot aynı yerde, odamı toplarken-”
“Ah, ekselansları,” diye lafımı kesti düşünüyormuş gibiydi. “Bugün odanızı ben toplamayacağım.”
“Öyle mi?” dedim kaşlarımı kaldırarak. Uzun bir süredir odama Stheno’dan başkası girmemişti. “Bu durumda gelecek kişiye söyle çekmeceye dokunmasın, kim geliyor?”
“Tristan, Ekselansları.”
“Ah,” dedim “Şu genç olan mı? O mu temizleyecek odamı?”
“Evet, Ekselansları."
“Pekâlâ,” dedim biraz sinirle. “Çıkabilirsin.” O odasına çekilirken ben taht odasına ilerledim. Odama çok uzak değildi.
Bölüm etkileşimi
