2. bölüm · Swing of the Destiny
2
2. DEĞERLİ BİR BİLGİ
Önünde duran ders notlarını incelerken miğdesinden gelen guruldamayla konsantre olamadı Soo Yun. Sabah yediği pastayla tüm bir gün ayakta durmuştu.
" daha kötü günlerimde oldu" diyerek notlarını okumaya devam etti. Miğdesine giren kramplarla elindeki notları masanın üzerine bırakıp su şişesini alarak dışarı çıktı. Evin sağ tarafındaki merdivenlere oturup suyu yudumlaya başladı. Miğdesindeki kramplar dahada sıklaşırken başını eski evin duvarına yasladı. Gözlerinden gelen bir damla yaş yanağını ıslatarak ilerlerken " insanlar doğduğu zaman kaderleri belirlenirmiş. Ve ona görede bir salıncak işlenirmiş. Peki benim ki neden platin işlemeli bir salıncak görünümünde?" dedi.
Arkasındaki merdivenlerin üzerinde oturan yaşlı bir Azrail başını sola doğru eğdi. Soo Yun miğdesinin üzerine kolarını bastırarak " neden platin? Altın varken neden platin?" dedi. Azrail " çünkü platin altından daha değerlidir. Altın herkesde bulunur. Her evde bulunur. Ama platin sadece belirli kişilerde bulunur. Özel olanlarda" diye cevapladı onu.
Soo Yun onu duymadığı için konuşmaya devam etti. " altın satılıp harcanacak bir parayı bana verebilirdi. Şimdi miğdemi doldurmamı sağlayabilirdi. Ama platin, kuyumcular platin alırlar mı? Onu bile bilmiyorum?" dedi. Başını duvara yaslamayı bırakıp ayağa kalktı. Tartıştığı soyut şeyin ne kadarda aptalca olduğunun farkına varmıştı. Merdivenlerden inip tekrar evine girdi.
Yaşlı Azrail yerde duran siyah renkli defteri aldı. İlk sayfasını açtığında eşinin el yazısıyla yazılmış olan " zamanı geldi" yazısını gördü. Defteri kapatıp parlak gözlerini ortaya çıkardı. Sesli bir şekilde " zamanı geldi" diyerek bir sis perdesi açtı.
▫▫▫▫
06:58
Telefonunu tekrar kilitleyerek pantlonunun arka cebine koydu genc kız. Soo Yun bir nefes alıp kahverengi kapıyı itip içeri girdi. Erken geldiği için içerde henüz kimse yoktu. Sadece Eunhyuk vardı. Hızlı adımlarla yanına gitti. " Merhaba efendim" dedi. Eunhyuk elindeki telefonu masanın üzerine bırakıp oturması için sandalyeyi işaret etti. Soo Yun sandalyeye oturduğunda " ben dün iş ilanı için gelmiştim efendim" dedi.
" öz geçmişini getirdin mi?" diye sordu.
" öz geçmişimi getirmemi söylemediniz" diye karşılık verdi genc kız.
" peki kimliğin yanında mı?" diye sordu.
" aslında onu da getirmem hakında bir şeyler söylemediniz" dedi.
" ah! Tamam bunları geçiyorum. Önce ismini söyle sonrada elerini uzat" dedi.
" Min Soo Yun ismim bu" dedi. Eunhyuk sağ elini masanın üzerine indirip " elini uzat. Merak etme art niyetim yok öğrenci. Sadece pisişikde iyiyimdir" dedi.
Soo Yun elerini masanın altında birleştirdi. " psişik bağlarınızı kulanmanıza gerek yok. Sadece istediğiniz soruları sorun bende size cevap vereyim" dedi. Sarışın adam elerini masanın üzerine çekti. Gözlerini Soo Yun'in gözlerine sabitledi. Ve Soo Yun o an gözlerinin altındaki siyah halkaları fark etti.
İşaret parmağıyla kendi gözlerinin altında daireler çizerek " doğuştan mı ?" diye sordu.
" soru sorucak durumda henüz değilsin" dedi.
" evet efendim. Affedersiniz" diyerek gözlerini kocaman açıp gülümsedi. İçindende ne kadar da ukala bir adam diye geçirdi.
" kaç yaşındasın?" diye sordu Eunhyuk.
" dün itibariyle on dokuz yaşıma girdim" dedi.
" Hırsızlık, darp kavga gibi şeylerde bulundunmu?" diye sordu.
" hayır bulunmadım" diye cevap verdi.
" son soru. Altın mı yoksa gümüş mü?" diye sordu. D
Soo Yun önce altın demeyi düşünsede sonra " platin" dedi.
Eunhyuk cevabıyla gülümseyip " işe alındın. Git ve arkadan üzerine bir önlük alda gel" dedi.
Soo Yun hemen ayağa kalkıp " peki efendim" diyerek tezgahın arkasında bulunan parlak renkli kapıya doğru ilerlemeye başladı. Eunhyuk arkasından " doğuştan" diye bağırdı.
Soo Yun " halkalar mı?" dedi.
" evet. Bu siyah halkalar" dedi ve telefonunu masadan alıp gelen mesajlara bakmaya devam etti.
▫▫
Donghae kalabalık olan sokakta hızlı adımlarla yürürken bir yandanda elindeki telefona gelen mesajları kontrol ediyordu. Sürekli farklı kişilerden mesaj almak alıştığı bir şeydi ama gelen mesajların hepsininde aynı olması farklıydı. Sonu 0025 olan numaraya tıklayıp mesajı okudu.
14/03/1999
Tanrı bir kurban daha seçti. Peki ecel bu kurbanı göz ardı etti mi?
Hepside yazan bu tarih ve kurban olayı kafasını alak bulak ediyordu. Neden hepsi aynı mesajı gönderiyordu. Bir mesaj daha sesli bir şekilde geldiğinde mesajı hemen açtı. Bu seferki mesaj tanıdık birindendi ve farklıydı.
Eunhyuk:
99 da kurban olan tek birini tanıyorum. Hemen buraya gel
Soo Yun bir nefes alıp telefonu kapatı. Cebine koyduktan sonra önüne bir sis kapısı açarak içinden geçti.
Sis kapısının öbür tarafına geçtiğinde Eunhyuk in kafesinden bir metre uzaktaydı.
Gözlerini kıstı Lee Donghae. Tekrar bir sis kapısı açıp içinden geçti. Ama yine aynı yere geldi. Sis kapısı açmayı bırakıp hızlı adımlarla karşıya geçti. Kafenin kapısını itip içeri girdi.
" bu kapıların nesi var böyle? Dükanın bir metre kadar ötesinde beliriyorlar" diyerek Eunhyuk'in yanına gitti.
" artık insan olan bir elemanım var. O yüzden sis kapılarını bir süreliğine engeledim" dedi. Donghae bu konuyu şimdilik askıya almaya karar verdi. Daha önemli konular vardı. İkiside en kuytu köşedeki masaya oturup konuşmaya başladılar.
" neden bu mesajlar sadece ikimize gelip duruyorlar?" diye sordu Donghae. Eunhyuk telefonunu açıp mesaj kutusundaki son mesajı açtı. " sadece bize gelmiyorlar. Soyu Azrail'e dayanan herkese geliyor. Ve en önemli nokta şu o tarihte ismi kurban olarak listelerde geçen sadece bir kişi, bir bebek var" dedi Eunhyuk. Donghae gözlerini kıstı. " kim?" diye sordu.
" bilmiyorum. Onu kim kurban etmişse tecrübeli biri olmalı. Çünkü bilgileri çok güzel bir şekilde yok etmeyi başarmış. Ardında iz bırakmadan" dedi. Lee Donghae kaşlarını çatı. Tecrübeli denince akla sadece üç kişi gelirdi. Ve bu üç şıkdan biride kendi sperm dünöründen biriydi.
Soo Yun paspası yerine bırakıp cam kenarında köşede bulunan masada oturan patronuna ve yanındaki adama baktı. Patronu sarı bir kazak ve siyah bir pantılon giyiyordu. Misafiri ise bej bir pantılon ve lacivert bir gömlek giymişti. Kışdayız ama ona yazdaymış gibi hisetiryor dedi içinden.
" selam genç bayan"
Sağ tarafınsa duyduğu sesle irkildi. Yanında beliren solmuş beden " özür dilerim korkutmak istemedim" dedi. Soo Yun ona gülümseyip elindeki bezle camları silemeye başladı. Solmuş beden bir şey demeden ortadan kayboldu. Ölüleri görmek Soo Yun'in doğuştan beri olan bir yeteneğiydi. Kendini bildi bileli etrafında dolanan ruhları görebiliyordu. Annesi ve babasının ruhu hariç. Bunda şöyle adlandırmıştı. Birinci dereceden akrabalar asla gözle görülemez.
Camı silemeye devam ederken içeriye giren insan topluluğuyla camı silmeyi bırakıp siparişlerini almak için masalarına gitti. Masada en az yirmi kişi vardı ve hepside siyah takım elbise siyah şapka giyinmişlerdi. Bunlar Azrail mi? Diye geçirdi içinden. Bildiği kadarıyla sadece Azrail'er siyah giyinirdi. Ve göz altlarıda hep kararmış olurdu. Daha önce hiç Azrail görmemişti. Ama ruhlar sürekli olarak onların siyah giyindiklerini ve siyah bir şapka taktıktlarını söylerdi.
" hoş geldiniz efendim. Siparişlerinizi alabilirmiyim?" diye sordu. En yakında oturan koyu saçlı ve koyu renkli gözleri sahip olan adam. Gözlerini Soo Yun'inkilere sabitleyerek " biraz kan alabiliriz" dedi.
Genc kiz gülümseyip " üzgünüm. Burda içki veya şarap gibi şeyler satmıyoruz. Onun yerine elma suyuna veya süte ne dersiniz? Süt uykusuzluktan kararan göz altlarınıza iyi gelir. Elma suyuda kurumuş olan cildinize iyi gelir" dedi.
Adam kaşlarını çattı. Tam cevap vericeken Eunhyuk ve Donghae geldi. Eunhyuk elini Soo Yun'in omzuna koyup " git ve kasadan 100 won al. Canım pizza istiyor. Bu masayla ben ilgilenirim" dedi.
" neden telefonla sipariş etmiyoruz?" diye önerdi Soo Yun.
" git ve dediğimi yap bücür. Yoksa kendini kapının önünde bulursun" dedi. Soo yun " peki efendim" deyip kasaya yöneldi. Parayı alıp önlüğünü kasanın kenarına indirdi. Ve kafeden çıktı.
" evet gençler, yemek için burda değilseniz def olun burdan" dedi ve duraksadı az önce elemaniyla konuşan adam bakıp " ve seni gördüm Ryewook. Elemanımdan uzak dur " dedi. Ryewook cevap vermeyerek gözlerini masadaki çiçekleri dikti.
Etkilenmeyen bir insan? Reankarne bir ruh? Yoksa değerli bir ruh mu? Diye düşündü.
" sadece bir emanet getirdik" dedi biri.
Donghae " kime?" diye sordu.
" Lee Donghae ye " diye cevap aldığında kaşlarını çattı.
Armaganalardan nefret ederdi Donghae. Özellikle de kaybettiği sevgilisinden sonra.
