Soyluya infaz kitap kapağı

2. bölüm / 2

Soyluya infaz

Kandan gelmeyen asalet

Vaveyla Yazarı: İlk Melodi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Kandan gelmeyen asalet

Hançerlerimi bacağıma sabitledim. Kimseye fark ettirmeden gidip gelmem lazımdı. “Eirdis derse geç kalacaksın farkında mısın? “ mora çalan lacivert saçlarım görkemin ta kendisi gibi duruyordu. Savrulan saçlarım beyaz elbisemi görünmez kılıyordu adeta. Kapıdan yanaşan silueti görünce sakince arkama döndüm. “Aynada kendinizi izlemeniz bittiyse derse yetişmeye çalışır mısınız acaba küçük hanım” başımla onaylayarak geçiştirdim. İki krallık arasındaki sınırda dolaşacaktım belki de sınırı aşacaktım . İki krallığın sınırı ormanda birleştiği için surlar örmek yerine orman muhafızlarına emanet edilmişti. Şahsen bence öyle ahmak yaratıklar yoktu orda. Evden çıktığım gibi tavernalardan birine girdim. Tavernalarda bulunan tuvaletleri hiç temizlenmiyor olsa da şuan ki işimi görürdü. Pantolonumu giydim, konseyi fazla sıkmadan belime yerleştirdim.

Belimden uzanan pelerin tam bir asıl görünümü sağlıyordu. Elimdeki minik cam şişeleri belimdeki kemere yerleştirdim. Kapüşonlumu kapattım ve şehri ikiye yarıp ormana ulaşmayı başardım. Ormana adım attığım gibi garip sesler bana eşlik etmeye başladı. Yönümü sınıra çevirdim. Sınır duvarlarla veya surlar ile korunmadığını biliyordum ama sanki bir çeşit güç kalkanı var gibi duruyordu. Kuşkuyla adımımı attım. Sanki damarlarımda akan kan değişmişti. Kapüşonlumu çıkarıp yerdeki suyun yansımasından kendimi izledim. Lacivert saçlarımın rengi biraz açılmıştı sanki ,kâküllerim.! Kâküllerimmavinin en açık tonuydu. “Aman tanrım bu ne demek şimdi neden böyle bir şey oldu” ben yerde kendimi incelerken yaprakların hışırtıları arttı. Çimenler sanki biri üzerinde yürüyormuşçasına ezildi. Savunma pozisyonuna geçtim. Ağaçlardan inen yapraklar kasırga yarattılar.

Karşımda bir kız vardı. “Kimsin sen? Ormana girdiğinden beri seni seyrediyorum saçların saçlarının rengi değişti. Kimsin sen? Sınırı neden geçtin? “ göz bebekleri yoktu görmüyor gibiydi. Yeşil saçlarının arasından çiçekler çıkmıştı kökleri saçlarına dolanmış gibiydi. Yaprakların ve bitkilerin ele geçirdiği bir korsesi vardı. Kıyafeti yoktu sanki bitkiler ve çiçeklerle kaplıydı vücudu. “Kraliyet muhafızlarına haber vermeden söyle kimsin sen. Sınırı niye geçtin? Suikastçı mısın ? “Yeni fark etmiştim sesi uzaktan geliyordu sanki, hem de çok uzaktan. Ona bir cevap vermem gerekliydi ne diyecektim peki. “ Benim adım Eirdis sınırı geçtiğim için üzgünüm sadece garip gözüküyor-“cümlemi bitirmeme izin vermemişti. “Garip mi gözüküyordu? Hasta mısın sen! Ormana adım atmak yasak aptal kız, garip görünüyormuş. Cadı falan mısın sen saçlarına ne oldu? “ bu kez cevap vermeme izin vermedi. Kendimi havada buldum sanki kızın göz bebekleri belirgin hale gelmişti yeşile çalıyordu parlak bir yeşil. “Bana büyücü diyene bak asıl sen kimsin be asıl hasta sensin indir benii ! “ vücudunda öfkelendiğine dair hiçbir belirti yoktu ama saniyeler önce bana uzaktan gibi gelen sesi ile bağırmıştı yeterince öfkeli bir tonda hem de.

“Xylıa bırakabilirsin kızı. Onunla ben ilgilenirim.” Ses toktu ağır başlı bir sesti kendimi yerden toplamaya çalışırken bir yandan da sesin geldiği yeri bulmaya çalıştım. Sınırın ileriden geliyordu. Siyah giyinen biriydi. Asil ve asi bir duruşu vardı. Ormanda bu saatlerde kimse olmazdı. Bu çakma karga da kimdi.

“Ama prensim tehlikeli olabilir bırakın saraya ben götüreyim” prens mibunu hiç güleceğim yoktu açıkçası.

Ellerimi bir halat yardımı ile bağladılar mükemmel. “Kendim hallederim ayrıca belki başkaları daha ormanda dolanıyordur. “ Xylıa diye seslendiği kız kafasını iki yana salladı “görebiliyorum burada başka kimse yok” tam ucubeymiş bu kızda deli gibi bir şey ,kahin falan mı ki?

Ormanda yol almak zaten zorken biri bileklerinden çekerken daha da zor oluyordu. “İki dakika dursana ormanda ilerlemek zaten yeterince zor birde tanımadığım biri bileklerinden çekiştirince daha zor oluyor. “ anında durdu ve beni incelemeye başladı “tek kaşını kaldırma boşuna filozof gibi durmuyorsun. “ daha da hayretle beni izliyordu şimdi yüzümde bir şey mi vardı acaba yerde su birikintisi falanda yok nerden anlayacaktım şimdi ben.

“Yerinde olsam fazla konuşup ta karşımdakinin canını sıkmazdım cadı. Nasıl becerdin saçlarını ve göz rengini değiştirmeyi? Ayrıca sınırı hangi hakla geçmeye kalktın.” Tiksintiyle izliyordum büyücü gibi bir halim olduğunu düşünmüyordum. Acaba cidden özel güçlerim mi vardı? Saçmalama ya kaç yaşındasın gerçekten.

“Bana diyen kargaya bak asıl susmayan sensin farkında mısınbilmiyorum ama. Büyücü olduğum falan yok nasıl olduğunu bende bilmiyorum. Bu arada ufak bir soru ; sınırda güç kalkanı falan mı var yada koruma kalkanı da olabilir bilmiyorum açıkçası. Sınırı geçmeme gelince sadece ormanda dolaşmak istemiştim tamam mı? “ beni ciddiye almışa benzemiyordu. Beni dinlediğinden bile emin değildim çünkü yerin kuru olduğunu anladığı gibi çömeldi. Aynı şeyi ben yapacağımda “Yok sen ayakta dur. Karga diye hitap ettiğin kişi bir prens, soylu yani Riona Krallığının küçük varisi ve seni saraya götürüyorum. Büyük ihtimalle kellen yeri bulacak ama sana kalmış konuşmaya dilediğin kadar devam edebilirsin. “ derin bir nefes aldı “yalnız söylediğin her şey yargılanacak haberin olsun. “ ukala diye iç geçirdim.

Ormanda sınırı geçen birinin sadece ellerini halatla bağlamak ne kadarda acemi işiydi öyle. Açıkçası hiçbir şeyden habersizmiş gibi davranmaktan sıkıldım. Sınırı geçecektim bu en başında belliydi. Sakin ve soğuk kanlılıkla tekrar yanına çömeldim halatın gerginliği azalınca yorulmuşum gibi soluklandım.

“Prensler ormana çıkabiliyor muydu ki? Yani bir soylunun sınırda dolaşması pek doğru gelmiyor bana ya karşı krallıktan biri görseydi dedikodulara sebep olurdu. Karşı krallığı da kendi krallığın gibi baskılarla susturamazdınız. “ hayretle beni izlemeye devam ediyordu. Gözün çıksın!

“Bana bunu sınırda gezen birinin söylemesi de garip.” Dinlememen gereken bir konuşma yaptım çünkü. Oturduğum kayadan dengemi kaybedercesine kendimi yere attım. Belimdeki şişelerin bir iki tanesi kırılmış ve etrafı sis kaplamıştı.

Cam kırıkları ile ipi kestiğim gibi oradan tüydüm. Şişelere yazık olmuştu nerdeyse bir aylık Rigo’larımın gitmesi ayrı bir şeydi. Şehrin içinden gitmek çok göze batmama sebep olurdu bu yüzden etrafından dolandım. Krallığın diğer ucundaki bir kasabada yaşıyordum. Çalıştığım yer ise ünü duyulan bir restorandı. Yarım saat süren koşunun sonunda kasabaya ulaşmıştım. Tavernalar kapalıydı ama neden bu saatte kapanmaz aksine müşteriler dolup taşardı. Küçük bir kasabada olmama rağmen içkilerimiz menşurdu. Bu saatte kapanması imkansız gibi bir şeydi. Kimseye gözükmeyen ahırlardan birine girdim ve üstümdekileri çıkarıp çantama geri koydum. Eve yaklaştığımda kapıya yaslanmış birinin beni beklediğini fark ettim. “Raksa nasıl geçti günü- “ yüzünde her zamanki sevecenlik yerine nefret var gibiydi “Raksa iyi misin? Bir sorun mu oldu Devika mı kötüleşti yoksa “ derin bir nefes aldı bahçedeki bankalardan birine oturdu.

“Eirdis yaptıklarından sonra hiçbir şey olmamış gibi devam etme alışkanlığından vaz geç. Devika yeterince iyi merak etme hatta arkadaşları ile oynamaya çıkacak kadar iyi. Onu araya karıştırmaktan da vazgeç. Ormana gittiğinin farkındayım tamam mı? Onca şeyden sonra seni takip etmem gerektiğini anladım ben , merak etme ama sen yaptıklarının sonuçlarını düşünmeden davranmaya devam edemezsin. Günün birinde elbette bütün Värld’ı gezeceksin yani sadece Riona, Quairy, Etrıl, İnola, Twyla, Opuar, Vidonia, Caelyn, Lichelle, Lilura, Toris dışındaki krallıklara da gideceksin ama henüz zamanı gelmedi. İyi sayılabilecek savaş yeteneğin var ama yeterli değil. Acıya dayanıklılığın çok düşük. Korktuğundaveya işler yolunda gitmediği zaman yanında silahların, iksirler ya da yanında birisi olmayabilir. Her zaman her ortamdan tüyemezsin. Bazen korktuğunu, riskli olduğunu bildiğin şeyin merkezinde yer alman gerekebilir. Unutma fırtınanın etrafında hayatta kalamayabilirsin, fırtınanın gözüne girmek yani güvenli yere gidebilmek içinde bazen tehlikenin içinde bulunman gerek. Savaşı yönetebilirsin iyi planlar vaatler de de bulunabilirsin ama o plan ve vaatler de yer almak ta önemli. Bir lider gibi en önde durabilmek.” Korkmuştu yaşanabilecek senaryolardan, bende öyle. Haklıydı dafırtınanın gözü en dingin yeriydi. .

Dersleri aksatıp kurtulamayacağım sorunlarla karşılaşmaktansa derslere biraz olsa önem verip her türlü olasılıktan sıyrılmayı öğrenebilirim, daha da önemlisi sıyrılmadan savaşmayı becermek gerekiyordu.

⋅•⋅⊰∙∘☽༓☾∘∙⊱⋅•⋅

Kasabayı yerle bir eden atlı seslerine uyandım. Üstüme bulduğumu geçirdim ve Raksa’nın yanına gittim. Endişeli ve durgun gözüküyordu bir o kadar da sakin. Bu kadar zıt duyguları yüzünde aynanda görmek dehşet vericiydi. Genelde soğuk kanlı olan Raksa, şuan nerden geldiği bilinmeyen atlı seslerinden endişelenmişti. “Belki sarayın askerleridir. “ hiçbir tepki göstermedi. Atlılar yavaş yavaş görüş alanlarımıza geldiğinde Raksa bana döndü ardından odama gidip bir toka ile geri döndü. Saçlarımı topuz yaptı yani en azından çalıştı. Bir şey demeden kapüşonlumu kapattı. “Sorun nedir anlamadım alt tarafı sarayın altın ordusu.”

“Sorunda o zaten Eirdis, dün senin ellerini bağlayan adamı hatırlıyorsun değil mi?” başımla onayladım. “Sınırı aştığın için gelmiş olma ihtimalleri var ayrıca prensin yanında iksir patlattığında kısa bir baygınlık geçirdi.” Gerçekten beni takip mi etmişti. Bir dakika o neydi kızın ismi... Xylıa evet adı buydu sanırım. Ormanda kimsenin olmadığını söylemişti baya da ciddiye benziyordu birazda ukalaya. Gerçekten ormanda olan biteni göremezdi ki yada hissedemezsin sonuçta gerçekten orman muhafızı olamazdı.

“Tamam ama gerçek bir prens olduğunu sanmıyorum. Aptala benziyordu bana karşı siper bile almadı herhangi bir rastgele hareketine hazır bile durmuyordu.” Muhafızlar atlardan sırasıyla indi. Arkadan biri öne çıktı. Bahsettiğimiz kişiydi. Herkesi evlerden dışarı çağırıyorlardı. Uzaklaşmaya çalışan bir kadını saçlarından yakaladılar. Henüz bir saniye bile geçmeden kadının vücudu yerdeydi, saçlarından tutarak kafatasını sallayarak aralarda dolaşmaya başladı. Kanlar etrafa sıçrıyor sokaktaki birkaç insan yüzlerine veya kıyafetlerine gelen kanla donakalmışlardı.

“ Oradakiler! Yerinizde olmam canımı kıymetli sayar ve dışarı çıkardım.” Direk olarak bize bakıyorlardı. Raksa’ya beni beklemesini işaret ederek odama girdim. Üstüme o gün giydiklerimin aynısını giydim. İksirler, hançerlerim hepsi kaçmam için bir şanstı odadan çıktığımda Raksa kucağında Devika ile beni bekliyordu.

“Doğru bir seçim Eirdis. Kaç mümkün olduğu sürece, bu beladan kurtulana kadar kaç. Biz iyi olacağız ama senin iyi olman daha önemli bunu unutma. Vaat ettiğin gelecekte var olman gerek. Savaşmadan önce son kez kaç. Planın olmasan da hedefin hayatta kalmaktan önce fedakarlık yapmak olsun.” Başımla onayladım ve onlardan sonra dışarı çıktım.

Evden çıktığım gibi arkama döndüm belki de bir daha dönme şansım olmayacaktı. Kapüşonlumu çıkarıp saçlarımın rüzgarda dans etmesine izin verdim. “Dünkü kızı arıyorsanız benim. Şimdi siz o canını aldığınız kadının hayatını geri verin kolaysa. “ Belki de kaçmamı bekliyorlardı. Bense karşılarında öylece duruyordum. Açıkçası bir Altın Ordu’dan korkacak değildim. Olurda yakalanırsam bile halka açık bir yerde yargılanmak isteyebilirdim. Sadece kasabadakiler değil bütün halk beni tanırdı. Sebepsiz bir şekilde kafama eseni yaptığıma kimse inanmazdı ve bir baskı ile korkup susmazlardı. Elbette bir kralın yargılayacağı biri olarak o kralın yönelttiği bir halka güvenmiyordum.

Bir ordu benim için gelmişti, yetişkini bırak en fazla genç sayılabilecek bir kız için sayılamayacak kadar asker. Kılıçlarını çektiler yavaş yavaş üzerime doğru ilerlemeye başladılar. Raksa kaçmam gerektiğini bakışları ile anlatıyordu. Bana en son dediklerini anlamamıştım. Benimle her zaman bir lidermişim gibi ilgilenmiş ve konuşmuştu. Elime hançerlerimi konumlandırarak pozisyon aldım. Hançerin gövdesindeki deliğe işaret ve baş parmağımı konumlandırdım.

Ben sadece bir kız çocuğuydum. Kasabadaki imkanlar ile savaşmayı öğrenmeye çalışmış. Her gün atla bile yaklaşık bir saat yol yaparak bir restoranda çalışmaya giden biriydim. Çok yönlü bir kişiliğim vardı belki ama her konuda belirli ve eşit şekilde iyiydim. Kaçmak ve gitmek istiyordum dağlık bir yerde yaşamıma devam etmek. Raksa buradaydı Devika hala hastaydı. Ben gittikten sonra neler olacağınıbilmiyordum. Korktuğum şey bana bir şey olması olmamıştı hiçbir zaman Kaçmamın sebebi değildi. Yaptığım şeylerin ucunun onlara dokunmasından korkmuştum. Ben başımı yere eğmiş şekilde bunları düşünürken dibine kadar gelmişlerdi. Kellemi uçurmak için bir girişimde bulundu. Onun kocaman dayanıklı en iyi malzemelerden yapılma kılıcının darbesini benim aylarca çalışıp ta kazandığım parayı hiç harcamadan aldığım bıçaklarım durdurdu. On muhafız, sarayda aldıkları yıllar süren eğitimin onlara verdikleri ile savaşırken ben sadece en fazla iki yıl boyunca boş zamanlarda çalışmam ile savaşıyordum. Üstüme doğru koşan bir muhafızın darbesini durduramayacağımı anlayınca geriye doğru bir takla gerçekleştirerek fıçılardan birinin üzerinde dengemi sağladım. Bir kulübenin ikinci katının balkonuna doğru atladım. Biraz dengemi kaybetmiştim ama tutunmayı becermiştim. Doğru olmasını umarak yaptığım adımlar ile balkona çıkmayı başardım. Raksa’ya baktım boynunda duran maskeyi yüzüme sabit durduğundan emin oldum, anlamıştı. Önce Devika’nın yüzünü sonra kendi yüzünü kapattı. Raksa’nın dediğini yapacaktım savaşmadan önce son kez kaçacaktım. Belimdeki iksir şişelerinde elimi gezdirdim istediğim şişeyi dokusundan anladım. Avcuma yerleştirdim. Tek hakkım olacaktı beni göremeyecekleri ama benimde görüşüm kapanmayacak şekilde atmam gerekiyordu. Raksa’dan özür dilemek fırsatım olsaydı keşke. Gözüme kestirdiğim yere fırlatmak için yerimi aldım. İksiri eşit ve her yere dağılabilmesi için önce havaya sonra bıçağın keskin olmayan yeriyle itip keskin kısmı ile şişeyi patlattım. Böylece yere düşen her damla kendi sis bulutuna sahip oldu. Çatıya çıkmamın anlamı yoktu kasaba evleri seyrekti sakatlanabilirdim. Balkondan aşağıya inip öksüren ve yere yığılan insanların sesini dinleyerek uzaklaşmaya koyuldum.

Bir süre sonra fark ettim ki kasabanın etrafı sarılmıştı. Her köşeye , boş olabilecek en küçük deliğe bile baktım. Etraf askerlerden geçilmez durumdaydı. Çatısı düz olan iki katlı bir ev seçip tırmandım. Çatıda bir müddet takılabilirdim. İksirlerimin yanında asılan mataramdan bir yudum aldım. Ayağımın ucuna gelen ok ile pozisyon aldım. Üç bina ötede bir çatıda arvelet ile nişan almış bekliyordu. Birkaç adım geriledikten sonra çatıdan çatıya atlamaya başladım son atlamamda bir takla gerçekleştirerek adamın arkasında yerini aldım. Yerden kalkıp üzerime saldırana kadar bileğime kalın lastikli bir iple bağladığım hançeri tam böğrüne sapladım. İpi tek hamlede sallayarak bıçağı tekrar elime aldım. Ufak bir acı ile irkildim. Omzuna saplanan kibrit boyutundaki okla dizlerimin üzerine oturdum. Başım dönüyor, midem bulanıyordu. Kibrit boyutundaki oku çıkardım. Bir ihtimal zehirliydi. Vücudum ruhumdan ayrılmaya hazırlanırken bir kez daha yaşamın sıcaklığına sarılarak gözlerimi yumdum.

Etrafım çok karanlıktı. Gözlerim karanlığa alışmaya çalışırken göğsümden bir ışık huzmesi yayıldı. Kalbimin sesi duvarlarda yankılaya başladı. Yüreğimden çıkan ışık huzmesi sayesinde kalbimi görebiliyordum. Nasıl hızlı çarptığını fark ettiğimde ayakta duyabileceğim bir yer kalmamıştı süzülüyordum. Kalbimin her çarpışında ses daha güçlü şekilde bana geri dönüyordu. Sanki bir şeyleri yapma ve yapabilmenin hayali ile yanıp tutuşuyordu. Bir süre sonra kalbimde mola veren kan damarlarımım da yoluna devam etmeğe başladığında kanım altın sarısıydı. Vücudum parlıyor sonu olmayan hiçliği bile aydınlatıyordu. Sahi sonu olmayan bir şeyin nasıl peşine düşülürdü ki? Peki bu derinlikten çıkmayı nasıl başarabilirdim sonsuz olan eni ve derinliğin içinden hem de. Ben bunları düşünürken karanlıktan bir siluet yaklaştı. Üstünde hiçbir şey olmadığı belliydi ama karanlık bunun gözükmesine izin vermiyordu. “Bu sonsuz sandığın yola ,sonsuz olduğunu bildiğin bu derinlikten kendi sonsuzluğunun sınırlarını koyarak çıkabilirsin Eirdis. Sen fark etmesen de insanlar ışığında hem hayatı hem de doğruyu bulacaklar. Sadece başla. Keşfetmekten, sınırlarını koymaktan, sevdiklerini tanımaktan ve korktuğun şeyi yapmaktan başla. Unutma hiçbir gemi çıktığı yola duracağı limanı görerek ilerlemez.” Herkes bana bir şey anlatmaya çalışıyordu bense sanki anlamamak için savaş veriyordum. Rüya olmalıydı bu ,o sıkıcı ve insanları baskıyla susturmayı adalet sanan dünyada böyle şeyler yok. “Sen istersen olur. Sınırlarını fazla yakına kuruyorsun dikkat et. Tehdit uzaktan tanıdığının huyuyla gelmeyi sever.” Beni duymuyordur herhâlde değil mi. Kadın arada dibimde bazense çok uzakta gözüküyordu. Şuan saçlarımla birinin oynadığını hissediyordum. Ben sıradan biriydim seçilmişler gibi kendi kaderimin dışına çıkamazdım. “Unutma Eirdis kaderlerinden çıkabilenler kendileri çıkmadılar kaderlerinden. Başkalarının darbelerine yenilerek gittiler ve ölüm kokan parmaklarıyla baştan kader yazmayı seçtiler onlar. Yoksa cesaretleri yok onların, dikkatli bak görürsün belki, korkaktır onlar ne sen nede ben kadar ,çocukları bile acımasızlıklarından değil taşıdıkları umuttan korkup öldürürler. Sadece dikkatli ol. Onlar yazılmış kaderin dışına çıkmışlardır sense kendin yaşadıkça yazıyorsun kaderini. Hakkın olanı al eğer istersen belki daha fazlasını. Gözün dönmesin ama başkası yerine oturur o zaman tahta. Damarlarındaki kan bilmesen de altından görmüyorsun çünkü doğru yerde değilsin ondan. “ kafam yine karma karışık olmuştu.

“Dediğin hiçbir şeyi anlamadım kusura bakma ama kimsin sen? Kafamdaki her soruya cevabın var ve ben konuşmadan anlayabiliyorsun merak ettim.“ sonsuz boşluk artık sadece yüreğimdeki ışıkla değil kendi de aydınlanmıştı. Üstümde beyaz salaş bir elbise vardı. Karşımdaki kadın ise altın bir elbiseyle bana gülümsüyordu. Utanmasam 12 krallık ve daha bilmediğim uygarlıklar üzerine yemin edebilirdim ki hepsine asaleti, sadakati ve asilliği bu kadın öğretmişti. Saçları kahverengiydi ama aralardan altın renkte tutamlar vardı. Uzun saçları kraliçeleri andırıyordu. Yanıma yanaşarak saçlarımda ellerini gezdirdi. Karşımda beliren aynaya göz gezdirdim saçlarımda bazı tutamlar gümüş rengindeydi. Parlayarak gözlerimi kamaştırıyordu.

“Ben ne geldim nede gittim, ne var ne de yokum. Beni gerçek kılacak yada esir tutmayı seçmekte sana kalmış. Senden güçlü değilim ama bu diyarlardan güçlüyüm. Kimliğim sensin, ben senin içinde her türlü zorluğa rağmen hiç bir şeyden vaz geçmeyen savaşının bir parçasıyım. Beni özgür bırak yada içinde sakla bir ,parçan olduğum için yeri geldiği her zaman dümene geçeceğim unutma. Damarlarındaki kanın her bir damlası benim parçam aynı zamanda senin. İkimiz aynı kişi değiliz belkide öyleyizdir. Sen elinden geldiği kadar kaçtın hem de son kez. İsminin anlamını hak ettiğini göster ama çevrene değil diyarlara göster Eirdis. Akıllı ,merhametli ve koruyucu. Planlar yap vaatler de bulun. Halk hikâyelerinde tasvir edilen seçilmiş ruhlar gibi olma. Hepsinden önce yerinde ve doğru kişiler için fedakarlık yaptığından emin ol. Eirdis. Eirdis. Sen... “ Soluklaşmıştı, derin bir nefes aldı ve devam etti. “Sen damarlarındaki kanı reddetmek zorunda kalmışsın.” Soluklaştı ve yavaşça gözden kayboldu.

Etraftaki sesler uyuyan bedenimi dürtüyorlardı. Gözlerimi yavaşça açtım. Odama sızan suçlu ay ışığı etrafı seçmemi sağlıyordu. Zindanda değildim. Üstümde rüyamda gördüğüme benzer bir gecelik vardı tek fark göğüs dekoltesi fazlaydı. Yavaşça doğruldum, eklemleri mi hareket ettirmeye çalışarak iyi olduğum teşhisini koydum. Odada gezinmeye başladım. Sarayın odaları olmalıydı yada başka bir soylu veya zenginin, sıradan bir halktan insanın sahip olamayacağı bir genişlik ve lükslükteydi. Zeminden tavana uzanan camdan dışarıya baktığımda gerçekten sarayda olduğunu anladım. Çekmeceleri ve dolapları karıştırmaya başladım.

Kıyafet dolabın en üst rafında cam bir kutunun içinde hançerlerimi gördüm. Odada gözüme çarpan bir sandalyeyi dolaba yaklaştırdım ve üzerine çıktım boyum hala yetersizdi. Zıpladım ama sadece rafa tutunmayı ve sandalyeyi devirmeyi becermiştim. Bir elimi dikkatlice bırakıp cam kutuyu yere fırlattım. Saniyeler önce kendimi de bırakmıştım çünkü cam kesikleri istemiyorum açıkçası. Yerden kalktığım gibi hançerlerimi aldım. Dolapta kumaşını beğendiğim bir elbiseden bir şerit keserek bacağıma kemer gibi bağladım. İksirlerim yoktu. Kıvrak davranabileceğim bir elbise seçtim o yüzden. Çıkardığım seslerden uyanan veya gelen var mı diye önce etrafı kontrol ettim.

O sırada bir odadan çocuk kıkırdamaları geldiğini fark ettim. Anahtar deliğine eğilip izlemeye başladım. 5-6 yaşlarında bir kız çocuğu kendi kendine oynuyordu. Uyandığım odaya döndüğümde cep saatine gidip baktım. Saat nerdeyse ikiydi. Çocuğu izlemeye başladım, gitmem gerekliydi istiyordum da ama bir sebepten burada kalmam gerek gibiydi. Tedbiri elden bırakmadan izlerken çocuğun bir sürüyarası olduğunu fark ettim. Kaşında bir yarık izi vardı. Vücudu sargı bezleri ile doluydu bazıları kanlıydı da. Gitmem gerekliydi daha fazla durursam kesin bir askere yakalanacaktım. Merdivenlerden aşağı inerken bazı sesler duydum. “O kızın başında durmanı emretmiştim sana bilmem hatırlar mısın? O kızla işlerimiz var daha doğrusu ona karşı gerçekleştirmeniz gereken sorumluluklarımız. Kral Dylan özel olarak emretti. Bir şey olursa canını yakmaya hakkınız yok sizi öldürmeye kalksa bile sakın! En fazla uyuşturucu ilaçlarla yapılan küçük okları kullanma hakkına sahipsiniz. Gerisi beni ilgilendirmiyor. Aksi durumda onun elinden sağ çıksanız bile saraydan ölünüz çıkar.” Karşısındaki asker başıyla onayladı. Elindeki fener ile merdivenleri çıkmaya başlayınca korkulukların oradaki küçük kanepenin arkasına sığındım. Ana salonun olduğu kata çıkmam fazla riskliydi. Odama dönüp camı açtım aşağı katta bir balkon vardı ama o odada birileri olabilirdi. Bahçedeki çalılara atlamak daha mantıklıydı. Belki elbisenin bazı yerleri yırtılır ve kendi rahat ettiğim şekilde değiştirirdim. Bahçeyi bir süre izleyip kimse olmadığını anladığımda camın çerçevesinde yerimi aldım ve doğru oranda kendimi aşağıya bıraktım. Dengeli bir düşüş gerçekleştirdiğimi sanırken. Ormanda karşılaştığım prense çok benzeyen biri karşımda dikiliyordu. Çalılıklardan beni en az beş dakika kadar tanıyabileceğini düşündüğüm dala çıkıp siper aldım. Adam belindeki kılıcı çekip askerlere ıslık çaldı. Bahçe kapısı açıldığı gibi içerisi askerler ile dolmuştu. Elimdeki hançerleri iki baş parmağıma yüzük edasıyla sabitledim. Çalılıklar kırılıp dengemi kaybetmeden üstteki balkona bir atlayış gerçekleştirdim. Çalılara takılan elbisenin 3/1’i yerde , esen rüzgara göre yer değiştiriyordu. Sarayın iç kısmına girdim ve aklıma küçük kızın olduğu oda geldi. Kapıyı önce tıklattım sonra içeri girdim. Minik kız hala oyun oynuyordu. Bacağımasabitlediklerimi olabildiğince üstünü kapattım. Kapının kapalı olduğundan da emin oldum.

“Merhaba biraz beraber oynayalım mı ne dersin.” Beni dikkat ile inceledi. Yüzünde minik bir gülümseme belirdi. Koşarak kucağına sığacak kadar oyuncağı alıp yanıma geldi önüme sakince dizdi. “Ne oynayalım? “ bir bebeği alıp kucağındasalladı sonra bana baktı. “Evcilik mi oynayalım? “ büyük bir neşeyle onayladı beni. Önüme bütün bebeklerini serdi ve bana baktı heyecanla. “İstediğimi mi seçiyim yoksa sen mi bana bir tane seçmek istersin? “ işaret parmağıyla beni gösterdi. Mavi elbiseli bir bez bebeği elime aldım. Sonrada kendisi bir tane bebek aldı. “Adın ne söyleyebilir misin lütfen? ” yatağına doğru ilerledi, yatağın üzerinden bir defter aldı. Yatağınınyanındaki komodinin çekmecelerini karıştırarak bir kalem çıkarıp yanıma yere oturdu. Bir şeyler yazdıktan sonra defteri bana çevirdi.

𝗔𝗱ı𝗺 𝗜̇ 𝘇𝗮𝗿𝗮.

Konuşamıyor muydu? Kıkırdamaları zaten bir sessizliği susturmak ister gibiydi. Yüreğime bir acı oturmuştu. Her yeri yara içindeydi yine de çocukluk görevini yerine getirerek etrafa taşıdığı neşe ve umudu dağıtmaya çalışıyordu. “İsmin çok güzelmiş senin gibi kibar ve güzel bir kıza başka bir isim yakışamazdı.” Kıkırdamaları arttı ve koşarak etrafımda birkaç tur attı sonrada bana sıkıca sarılıp saçlarımdan öptü. Devika sağlıklı olsaydı acaba oda bu kız kadar neşeli olumuydu. Sıkışıp kaldıgı yatağa yatmamak için kafamı karıştırmaya çalışımıydı acaba. Gece gündüz bitmeyen enerjisiyle oyunlar kurar mıydı? Izara beni izliyordu, anlık donup kalmama anlam bulamamıştı anlaşılan. Defterine bir şeyler yazıp bana gösterdi.

𝗜𝘆𝗶𝗺𝗶𝘀𝗶𝗻? 𝗚𝗶𝘁𝗺𝗲𝘆𝗲𝗰𝗲𝗸𝘀𝗶𝗻 𝗱𝗲𝗴𝗶𝗹𝗺𝗶.

Gitmeyeceğini başımla belirttim. Yüzüne tekrar renk gelmişti. Yaklaşık bir saat kadar onunla oynadım, sohbet ettik. En sonunda uykusu gelmiş bana iyi geceler dedikten sonra yatağına yatıp uyumaya koyulmuştu. Bu kadar yaraya göre fazla neşeliydi, bir çocuk için özelliklede bir kız çocuğu için fazla olgundu.

Odadan çıkmak için kapıyı açtığımda karşımda muhafızlar vardı. Savaşabilirdim belki ama Izara uyanır ve korkabilirdi. Çocuklar hep böyleydi bir insanın yüreğine dokunurlardı insanın unutulan hayallerinin, iyi veya kötü çocukluk anılarının yüreklerini ısıtmalarına sebep olurdu. Kapıyı sessizce arkamdan kapattım ve doğruca onlara baktım. “Hanımefendi rica etsem odanıza geçip biraz dinlenebilirmisiniz? Kralın emri sizi rahat ettirmeyiz ve dinlenmenizi sağlamak üzerine.” Söylediklerinin doğru olup bana bir şey yapmayacaklarını anlayınca itiraz etmeden odaya geçtim. Yerdeki camlar temizlenmiş ,odadaki dev pencere açılmayacak şekilde kapatılmıştı. Arkamdan kapının kilitlendiğini fark ettim. Kapıya yönelip açmaya çalıştım. Dışarıdan gelen sesleri dinlemeye çalıştım , zorda olsa bazı kelimeleri seçebiliyordum. “Kızın saraydan dışarı çıkmaması lazım. Herkesin aklını karıştıracak.” Anahtar deliğinden baktığımda bir adam kafasıyla onaylayıp devam etti. “Krallık onu istemiyor ama dışarda olması da tehlikeli. Halkın ona olan bakış açısını değiştirip ondan nefret etmelerini sağlayacağız böylece işleri daha da zorlaşacak.” Halk diyerek alaya aldıkları insanlar ailemdi. Beni istemeyip bırakan asıl ailemden daha iyi ve güvenilirlerdir. Onların benden nefret etmesi bir kez daha ailemi yitirmek demekti. Kasabaya bırakıldığımda Raksa bana bakabileceğini düşünmüştü, bırakmaya yüreği el vermemişti demek ki. Belki de bende onun yüreğine dokunmayı becermiştim. Pişmanlıkları ,hataları, en kötü anlarıyla yüreğinin ısıtmasını sağlamıştım ,belki de unuttuğu en güzel gerçeklikleri hatırlatmışımdır. Her çocuk gibi. Her kız çocuğunun içinde bulunan uçsuz bucaksız neşeyle belki de.

Çıkmak ,kaçmak , bir şeyleri unutup kabullenmek saçma geldi. Yüreğimdeki yağmurlar ruhumdan daha güçlüydü. Savaşmak istiyordum belki de anlamlı bir şey için savaştığımı düşünerek ölmek istiyordum. Damarlarımda değildi nefret , soluduğum havadaydı. Bu Krallık benden nefret ederek uyanacakları sabahın yan etkisiydi. Benim içinse şimdiden her şey yaşanmış ve bitmişti. Şafakla birlikte saraydan milyonlarca asker ayrıldı. Düşündüğümde bir askerin ihaneti yüzlerce askeri suçlu gösterebilirdi. Şimdi milyonlardan oluşan halk beni suçlu ilan ederek yüreklerinde idam edeceklerdi. Raksa İnanır mıydı peki ya Devika? Doğuştan gelen uykusuz bedenim ilk defa bu kadar dinçti belki de.

2 HAFTA SONRA

Askerlerin adım seslerini duyunca gözlerim kin parçacıkları ile parçalanmıştı. Giysi dolabının üstüne çıkıp gözükmediğimden emin oldum. Anahtar deliğine anahtarı yerleştirip sakince açtılar. Bir hizmetçinin elinde kahvaltı tepsisi vardı. Kız ürkek bir sesle kapıdaki askerlere seslendi “Burada kimse yok” kızı bir sağa bir sola iterek içeri daldılar. Banyo olduğunu düşündüğüm odanın kapısının kırıp içeri baktılar. Bunlarda olan özel alana saygı kralda da olsaydı keşke. Kral öyle bir pislikti gözümde. Üzerlerinde bir şey olduğunu düşündüğü kadın, erkek, çocuk umursamadan halkın içinde soyardı. Sapıklıktan da öte bir seviyedeydi. Askerler koşarak odadan çıktılar. Hizmetçi kız hala kendisine gelememişti. Yatağın üzerine oturdu ve soluklandı. Gidecek gibi durmayınca hemen önüne atladım. İki hafta boyunca dolaplardaki elbiseleri kendime göre yorumlayıp değiştirecek vaktim olmuştu. Dolaptan kopardığım sağlam ve ine olarak kullanabileceğim bir parça koparıp kullanmıştım. Kıyafetlerden sökerek elime geçen ipin zorlayarak yetmesini sağlamıştım. Korse ile daha sağlam olmasını sağlamıştım. O kadar iyi değildi ama bu lanet yerden çıkana kadar yeterli ve iyi olmalıydı.

Sol elimdeki hançeri kızın boğazına dayadım.” Eğer onlar gittikten sonra çıktığımı söylersen inan bana önce seni sonra beni öldürürler. Neticede gitmeme izin vermek zorundasın verirsen de bir hainin elinde ölmüş olacaksın. Kimsede senin arkandan iyi bir şey demeyecek.” Gözündeki şaşkınlık ve korku gitmem için onay kağıdını imzalamış gibi duruyordu. Ne yazık ki bense arkamda delil bırakmamam gerektiğini biliyordum. Sağ elimdeki hançeri karnına sapladım ve bir tam tür çevirdim. Yükselen çığlık ilk defa canımı yakmamıştı. Askerlerin adım sesleri eşliğinde tam tersi yöne doğru ilerleyip sütunlardanbirinin arkasında yerimi aldım. Kadını revire götüreceklerine dair bir kaç şey duydum. Bir ihtimal yaşayacaktı ama uzun süre dinlenmek zorunda kalacaktı.

Saray tam 4 binadan oluşuyordu. 1. Binada soylular yani kraliyet ailesi. 2. Binada çalışanlar. 3. Binada misafirler elçiler vesaire ben bu binadaydım. 4. Bina ise ana bina taht odası ve diğer krallıkla ilgili şeylerin olduğu binadaydı. 2. 3. Ve 4. Binalar doğal olarak güvenliğin fazla olduğu yerlerdi. Bahçeye öylece inemezdim. Balkon ve pencerelerin çoğunluğunun baktığı iç cepheyi seçtim. En üst kata çıkıp balkon ve pencerelere tutunarak çatıya çıktım. Alt taraftan balkonlar sayesinde gözükmek zordu ama karşı odalardan veya başka yerden bakıldığında kabak gibi ortada kalacaktım bu yüzden işimi en hızlı şekilde hallettim.

Çatıdan krallığın büyük bir çoğunluğu ayaklarımın altında gözüküyordu. Gerçek haz bu olmalıydı belki de. Esen rüzgar ciğerlerimde ki siyah batağı temizliyordu sanki. Sarayın çevresini saran duvarla arama baktım. Yere düşüp sakatlanma ihtimalim vardı ,ölebilirdim evet. Sadece tek bir şansım olacaktı aynı kocaman evrenin bize verdiği bir yaşam hakkı gibi. Derin bir nefes aldım. Son kez rüzgar saçlarıma eşlik ediyormuş gibi hissediyordum. Yavaş yavaş geriledim. Her adım kaçtığım gerçekler kadar canımı yaktı. Koşmaya başladım ve çatıdaki son adımımda bütün gücümle ileri atıldım. Belki ölmekte böyle bir şey olacaktı. Yaşananlar saniyeler gibi göz önünden geçecek ve bir boşluktakendimizi soğuğa bırakacaktık. Yaşamın sıcağı tatlı gelsen de soğuk bütün acılarımızı donduracak.

Ellerimi taşlar bütün acımasızlığı ile param parça ediyorlardı. Taş duvarda asılı kalmıştım resmen. Ellerindeki acıyı düşersem yaşanabilecek şeylerle susturdum ve kendimi yukarı çektim. Bütün binaların etrafını dolaşarak ormanlık alana yakın olan bir konum seçtim. Ağaçlar seyrekti ama uzunlardı tutunabileceğim bir yer olmuş oluyordu. Birbirine yakın gözüken ve sağlam olduğunu düşündüğüm birkaç ağacın üstüne doğru kendimi bıraktım. Birkaç dala tutunarak yere sapasağlam iniş yapmayı başardım. Başardım diyorum çünkü çokta iyi bir iniş olmadı ama hedefime ulaştım başarı bazen de bu anlama gelemez miydi? Rüzgarı yararak ormanda ilerlemeye başladım. Kasabaya varıp kendi eşyalarımı alıp Raksa’nın iyi olduğundan emin olduktan sonra rüzgar nereye eserse oraya gidecektim. Burada kalmamın kimseye yararı yoktu. Buradan gittikten sonra fazla boş zamanım olursa belki sınırda olanlar hakkında araştırma yapabilirdim. Sınır komşumuz olan Quairy krallığına gitmek fazla riskliydi. Onun yerine Lilura veya Oquar’a gitmek hem daha mantıklı hem daha güvenliydi. Quairy krallığından sonra en yakın yerler oralardı.

Kralın özel ordusuyla savaşacak kadar iyi değildim, Raksa’nın dediği gibi iyiydim ama yeterince değil.

⋅•⋅⊰∙∘☽༓☾∘∙⊱⋅•⋅

Raksa evdeydi. Az da olsa uzaktaydı ama güvende hissediyordum. Diğer savaşçılar gibi olamazdım asla çünkü duygusal bir yapım vardı. Dur emri verilemezdi benim göz yaşlarıma. Usulca ıslanan yüzüm belki de bundan sonra kurak adalara dönecekti. Saklandığım yerden çıktım. Nasıl olsa tanınmaz haldeydim. Evime, evimize doğru adımlarımı attım. Tam kapıyı çalacakken bedenim bir boşluğa düştü sanki. Eğer o eve kapıdan girersem Raksa’nın yüzüne neyle bakacaktım. Raksa savaşmadan önce son kez kaçmamı söylemişti. Belki de içimi yıkıp yok eden fırtına bu yüzdendi. Son kez bakıyormuşçasına bakması... Gitmem mi gerekliydi hem de onlara hiç bir şey söylemeden. Eğer o eve girersem sınırlarımı fazlamı yakına kurmuş olur muydum.Anlamlandırılacak çok fazla şey vardı. Eninde sonunda kaybedecektim. Kazanmak için çok şeyden vazgeçmek gerekiyordu çünkü.

⋅•⋅⊰∙∘☽༓☾∘∙⊱⋅•⋅

O gece gerçeklerden vazgeçtim. Beni büyüten ve zaman ayıran, benim için asıl değerli olan insandan vazgeçtim. Odama pencereden girmiştim, bütün eşyalarımı aldım. Odada bana ait tek bir kırıntı bile kalmadı. Son bir mektup yazdım olurda karşılaşırsak yanıma gelmesin diye. Şimdiye kadar gördüğüm bütün o savaş dolu rüyalar yarım kalmıştı. Umarım ki buda yarım kalır. Ormanda hayaletmiş gibi dolaşarak askerleri rahat bir şekilde yolumdan çektim. Dolunay parlaklığını yitirirken ben kendi ışığımı buluyordum sanki. Sınırı geçtiğimde saçlarım, gözlerim değişti. Bir süre sonra ormandan çıkıp iki krallığında sınırlarından uzaklaşınca her şeyim eski haline döndü sakince. Nereye gittiğimi bilmeden atımı sonsuzluğa koşturuyormuş gibi hissediyordum. Günlerce yol gittim. Bazen yalnızdım, bazen de bir handa veya bir kasabada konakladım. Nerde veya hangi krallıkta olduğuma asla bakmadım. Nerde olduğumu bilmek istemiyordum, günlerden hangi gün olduğunu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18