Bölümler 1Şu an: Özlenen Kâbuslar
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Giriş
“Kâhin, işin bitmedi hala? Kaç gün oldu hiçbir şey öğrenemedin mi ihtiyar!” Yaşlı kadın titreyerek ona seslenen askere döndü. Yüzünden bıktığı belliydi. Karşısındaki asker kadına sırıtıyordu. Bastonunu yere her defasında daha sert bastırarak askere yakınlaştı. Kadın buruşuk yüz hatlarıyla, askerle göz göze geldi.
“Herhalde kolay bir iş zannediyorsun! Yaşlı biriyim artık eskisi kadar kolay olmuyor. Git kralına yalakalık yap, rahat ver bana.” Bastonunu iki eliyle kavrayıp kafasını daha da kaldırdı. Üstündeki yamalı, yeşil rengi solmuş giysisi buram buram farklı otlar kokuyordu. Gözlerindeki damarlar öyle belliydi ki gözleri kıpkırmızı gözüküyordu. Elleri kabuk tutmuş yaralarla doluydu. Asker kafasını kaldırıp odaya göz atmaya başladı. Kocaman odada sadece yatağın başındaki mum yanıyordu. Masaların üzerine dağılmış kuru otların tozları yapması baya zahmetli ve maliyetli olan halıyı boyamıştı.
“Kral istiyor kontrol etmemi, ne zannediyorsun sen ihtiyar!” Yaşlı kadının bastonundan tutup yere düşürdü. Zavallı kadının bastonu bir yana kendisi bir yana düştü. Asker üzerine yürüdü ve eğildi. Yakasından kavradığı gibi iğren bir gülümsemeyle konuşmaya devam etti. “Kralımızın sana verdiklerini getirdiğin hale bak!” Yakasından tuttuğu kadının kafasını odaya çevirdi. “Ve sen, sen hala onu bekletmekten utanmıyorsun. Yazık!”
Yaşlı kadın kesik kesik nefes alarak konuşmaya başladı. “Ölümsüz olduğunu haykıran kralın neyden bu kadar korkuyor seni ahmak! Sizi kandırıyor.” Sesi çatallı bir şekilde kulakları tırmalıyordu. Asker kadının yüzüne tüm gücüyle yumruk attı. Sinirine hâkim olamadı ve yaşlı, cılız kadını kaldırıp odanın bir köşesine fırlattı. Kafasını duvara çarpan kadın saniyeler içerinde sıcak kanı soylunun odasına yayılmıştı.
Odanın dışından sesleri duyan komutan koşarak odaya daldı. Kadını tam karşısında kanlar içerisinde yatarken görünce askere sağlam bir yumruk geçirdi. “Asker ne yaptığının farkında mısın, nasıl hesabını vereceğiz! Aklını mı şaşırdın sen? İdam edecek ikimizi de!” Asker dizlerinin üzerine çökmüş bir şekilde komutanı dinlerken yüzü bembeyaz olmuştu.
“Ka- kadim.” Zar zor alınan nefesle hırıltılı şekilde konuşmaya başladı. Komutan ağır adımlarla yerde öylece uzanan kadına yaklaştı. Öyle zor nefes alıyordu ki, duyanın nefesi düğümleniyordu. Kadının kafası sakince kaldırıp yatağın üzerindeki örtüyü çekti. Kadının kafasının arkasına kanı kesmesini umarak, sardı. Hıçkırarak konuşmaya çalışıyordu. “Kadim z- zihinlerin mührü” Acı içinde bağırarak yutkundu. Odada öyle güçlü yayıldı ki sesi genç asker kendini yere bıraktı.
Kâhinin hırıltılı nefesi yavaşça kesildi. Parmak uçları ve yüzü bembeyaz kesilmişti. Ölülere istediğini yapabilen bir kralın yakınında ölmekten daha dehşet verici bir şey olamazdı. Ruhunda, bedeninle birlikte lanetlenerek dünyadan uzaklaşamıyordu. Son sözlerinde kehaneti dile getirmeye çalışsa da artık çok geçti. Kâhinler öldüklerinde gelecekten getirdikleri bütün haberleri unuturlar ve ruhlarından gözleri alınırdı.
Bölüm etkileşimi
