1. bölüm / 1
Soyların Enkazı: Organik GüneşBaşlangıçta...
Bölümler 1Şu an: Başlangıçta...
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
I. Gizleniş (M.Ö. 4 bir kasım gecesi)
İnsan soyu, yeryüzünde fani krallıklar kurup Roma’nın taş sütunlarıyla gururlanırken, dünyanın karanlık yüzeyinde bambaşka bir kader yazılıyordu. M.Ö. 4 yılında, gecenin gerçek sahipleri olan Antik Vampirler soykırımın eşiğindeydi. Safkanlar ile melezler arasındaki iç savaş, kendi ırklarını tüketmenin raddesine getirdiğinde, tarihte ilk kez silahlar sustu ve kadim lordlar aynı masaya oturdu.Çözüm amansız ama netti: İnsanlık güçleniyordu ve anomali taşıyan tüm yaratık ırkları bu gezegenden çekilmeliydi. Anlaşma sağlandı. Elfler, gerçekliğin dokusunu yırtarak 4. boyuta göç etti. Ork kinlerini dağların en derin yankılarına gömdü. Cüceler şekil değiştirip kayaların bağrına gizlendi; cadılar ise insan kılığına bürünerek fani kalabalıkların arasına karıştı. Ancak vampirler için kaçacak bir boyut ya da arkasına saklanacak bir insan yüzü yoktu. Onlar güneşin gazabına mahkûmdu. Ta ki bir gün beş kişiden oluşan, bu konseyin liderleri acil bir toplantı düzenleyene kadar.
II. Toplantı...
Rüzgar...esinti toplantı salonunun ahşap kapılarını resmen yumrukluyor ve içeriye ıslık değil sanki çığlık sesi geliyordu, Konsey üyeleri kalın pelerinleri ile ortada yanan ateşin etrafında dizilmiş şekilde ateşi izlerken, aralarındaki sessizlik aslında çok şey anlatıyordu. Sonunda Lord Aleyseus söze girdi.
"Lord Aleyseus: Eskiden avlıklarımız ne kadar iyiydi...insanlar bize hizmet eder ve şatolarımızın kuleleri bulutları delerdi..."
Bu sözlerin üzerine lordlar hafifçe başlarını kaldırıp Aleyseus a bakış atarken Aleyseus konuşmaya devam eder.
"Lord Aleyseus: Bir süre önce bazı antik vampirler benimle iletişime geçti, bana bir meyve çekirdeği verdiler ancak ne olduğunu tam olarak anlayamadım..işte."
Lord Aleyseus avucunu açar, avucunda sarı renkte parlayan bir bitki çekirdeği vardır, lordlar göz ucu ile çekirdeği incelerken Dhampir lordu Zyler söze girer.
"Lord Zyler: Ne işe yarıyor bu şey?"
"Lord Aleyseus: Organik bir büyü ile donatılmış vampir kanını içine alınca ona göre hareket eden bir çekirdekmiş, buna "Lotus" diyorlar."
Lord Zyler çekirdeği yakından incelemek için biraz daha yakına gelir. Lord Aleyseus ise meraklı gözlere bakarak sözüne devam eder.
"Lord Aleyseus: Devasa bir yeraltı şehri düşünün, içerisinde kaleler, surlar, yerleşkeler ve daha niceleri olucak, bundan böyle yeraltında yaşayacağız."
Korkusuz Xen olarak tanınan savaş lordu aniden gerilir.
"Lord Xen: NE!? insanlardan mı kaçacağız! Bizler avcıyız! Neden yeraltına çekiliyoruz!"
Herkes Lord Xen'in haklı olduğunun bilinciydeydi, ancak Aleyseus un dediği şeyin farkındalardı, insan nüfusu Vampirlerden çok daha fazla ve güneş gibi bir avantaja sahipler, ayrıca bu güne kadar Roma imparatorluğunun dar ağaçlarında çok fazla Vampir infaz edilmiş ve niceleri ise at arabalarına sırt üstü bağlanarak kızgın güneşin altına gönderilmişti.
"Lord Aleyseus: Yerimizi biliyorlar...bizler vampirlerin son nesliyiz...elbette ki hakimiyetten vazgeçmiyoruz lord xen, sadece ileriye sağlam bir adım atabilmek için iki adım geri çekiliyoruz...çok fazla Dhampir ve succubus türevine sahibiz, iblis türevlerimiz de oldukça yaygın...peki ya biz? Yani Safkanlar ne olacak...neslimiz azalıyor...ve onların bir ordusu var...anlıyor musun ?"
Lord Aleyseus'un sözleri salonda tokat etkisi yapmışken, Lord Xen başını iyice öne eğer, seçeneklerinin kısıtlı olduğunu çok iyi biliyorlardır.
"Lord Xen: Ne olduğu belli olmayan bir tohuma nasıl güveneceğiz?"
Diğer lordlar kendi aralarında bu konuyu konuşmaya çalışsa da güvensizlik baskısı oldukça yoğundur, Lord Aleyseus da dahil neye bulaştıklarını tam olarak bilmiyordur.
"Lord Aleyseus: Lordlar, bende biliyorum ve bende bu şeye güvenmiyorum, bunu veren Antik Vampirler derin toplantılarında dahi...bu şeyin adı geçinde...sessizleştiler.."
Bilinmezlik korkusu ortamı daha da gererken, salonun dış kapısındaki rüzgarın uğultusu ve kapı eşiğinden vuran ahşabın sesi salonda yankılanıyordu. Succubus lordu Maxim öne bir adım yaklaşır, succubus genetiğinin mükemmel bir soylusu başından yükselen boynuzları ince bir ürperti verse de burada kimse ondan korkmuyordur.
"Lord Maxim: Lord Aleyseus size güvenimiz tam, doğru olan birşey varsa o da safkan türünün oldukça azalmış olması, bu şey nasıl işliyor bilmiyorum ama, ben varım."
Lordun sözleri diğerlerine cesaret vermişti, sonuçta bir succubus lordu entrika ve insan karakterini en iyi bilen empati varlığıdır. Sözlerinin ciddiyeti salonun duvarlarında yankılandığında lordlar sonunda istemeden de olasa hemfikir olup onay vermişlerdir. Toplantı salonundan ayrılan koney üyeleri Zagros dağlarının eteklerine kadar gelirler.
III. Zargos Kökleri;
"Lord Aleyseus: Zagros Dağı...Antik vampirlerin anlatımına göre bunu en tepeye dikmemiz gerekiyor..."
Lordlar hep beraber sessizce baş sallayarak dağ patikasından yukarıya doğru ilerlerler, soğuk pelerinlerin uçlarını dondururken, kararlı olan Safkanlar en üst noktaya doğru ilerler.
"Lord Xen: Bu olduğunda insanlar yeraltına inemeyecek mi ?"
"Lord Aleyseus: İnebilecekler ancak, bu şeyin organik yapısı onların kazı yaptığı bölgeden uzaklaşmasını bilecek kadar akıllıymış."
Akıllardaki soru işaretleri daha da artmıştı, kendisine zarar geleceğini anladığı zaman o bölgeden uzaklaşmayı akıl eden organik bir zehirin içerisinde nasıl yaşanırdı ki ?bu sorular akıllarda dolaşırken en sonunda dağın tepe noktasına olan tırmanış bitmiştir, esen rüzgar pelerinleri bayrak gibi dalgalandırıyordur, lord Aleyseus öne doğru bir adım atar.
"Lord Aleyseus: Buraya kadar geldik...buradan dönüş yok!"
Lord Xen zemine sert bir vuruş yaparak küçük bir oyuk oluşturur, Lord Zyler ise çekirdeği yumuşak şekilde yerleştirir, Lord Maxim ise geride durup Antik Vampirlerin bırakmış olduğu "Kitab-ül Zemher" isimli kitabı açarak ayin sözlerini okumaya başlamıştır, en sonunda Lord Aleyseus toprağı kapatır ve Lordların her birinin parmaklarını delerek teker teker akan kanı bir şişede toplayıp toprağın üzerine yumuşak şekilde döker. Ayin bitmişti herşey kitabına göre hazırlanmıştı, tüm sesler kesilmiş şekilde sessizlik dağın zirvesini esir alırken tek duyulan şey, zirveye vuran rüzgarın sert esinti sesi, lordlar vazgeçmiş şekilde geriye doğru adım atacakları sırada, hafif bir zemin titremesi ile durup geriye doğru bakarlar, tohumun gömülü olduğu yerde sarı renkli devasa ağıza benzeyen bir organik kapı girişi oluşur, tohumdan dağılan siyah kökler dağın zirvesini tamamen sarar, ve hızla genişlemeye başlar, dağın içine doğru ilerlediği bellidir, oluşan depremde lordlar zemine pençe saplayarak kendilerini zar zor sabitlerler, kökler dağın içine karınca yuvası gibi odacıklar oluşturuyor, ve yerin metrelerce altına doğru hızla ilerliyordu, deprem devam ederken lordlar birbirlerine dehşetle bakarlar.
"Lord Xen: Neler oluyor ihtiyar! Hani sadece bir tünel oluşacaktı!?"
"Lord Aleyseus: Sakin olun! Bunun olacağını söylemişlerdi!"
Deprem şiddeti giderek azalır, birkaç dakika sonra ise tamamen biter, Lord Maxim hırla ayağa kalkıp Lord Aleyseus'u yakasından tutup kendisine çeker.
"Lord Maxim: Madem biliyordun! Bize neden söylemedin! Elf arazisi bu dağın hemen altında! Bizi fark ederlerse o sihirli güneş uçlu okları kalbimize saplarlar!"
Karmaşa devam ederken Lord Xen araya girer.
"Lord Xen: Durun!...bir gariplik var..şuraya bakın.."
Herkes Lord Xen'in işaret ettigi yöne doğru bakar, dağın zirvesinde tamamen siyah renkli bir ağaç vardır, ağacın dallarında mor renkli soğana benzeyen meyveler vardır, meyvelerin dişleri hatta bir suratları varki dikey irisli gözleri ile ağaça garip sesler çıkartıyorlardır.
"Lord Aleyseus: Bu da ne böyle? Bu ağaç burada mıydı ve nasıl bir ağaç bu böyle?
"Lord Zyler: Şuna bir bakın Lotus bu kuru dalı tamamen yeniden oluşturmuş...ve onu..mutasyona uğratmış..
"Lord Maxim: Size bunun kötü bir fikir olduğunu söylemiştim! Bu şeyin ne olduğunu anlamadan kabul ettik!!.
"Lord Aleyseus: Sakin ol! Önce bir içeriye girip ne olduğuna bakalım..duruma göre hareket ederiz."
Lord Aleyseus hızlı ve kararlı adımlar ile Organik Ağıza benzeyen girişe ilerler, kapı bir ağız gibi açılırken yapışkan bir sıvı iki uçtan salya gibi almaktadır, Lord Aleyseus içeriye girince, diğer lordlar da onun peşine içeriye doğru girer, ilginçtir tamamen yukarıdan aşağıya dikey bir tünel olmasına rağmen sanki içeride yerçekimi farklıdır, bastıkları zemin düz bir şekildedir, yol boyunca damarlarda ilerleyen hafif mor ve yeşil renkle parlayan yapı tüneli aydınlatıyordur, Lord Xen duvara elini bastırır, Duvar yumuşak bir dokuya sahiptir.
"Lord Xen: Çok enteresan, Sanki nefes alıyor.."
"Lord Maxim: Evet! Bil bakalım yemek kim!?"
Ağır adımlar ile ilerleyen ekip, tünel boyu oluşmuş farklı boyutlardaki boş odacıklara göz atarlar,sonunda neredeyse yedi metre uzunluk ve genişlikteki devasa bir salona gelirler. Kendi atmosferine sahip bu alanda kan kokusu yoğundur Vampirler için tam bir yaşam alanıdır. Lord Aleyseus şaşkınlık ile etrafa bakar.
"Lord Aleyseus: Vay...şuranın büyüklüğüne bakın..."
"Lord Zyler: Bakın zeminde su yolu var...içine akan kırmızı şey kan mı?"
"Lord Maxim: Ne olduğunu öğrenmeden o şeye dokunmayalım, Xen gidip bir insan kaçır canlı olsun, bu şeye o dokunsun bir şey olacaksa da Melez haşaratlara olsun"
Lord Xen onaylar şekilde baş sallayarak çıkışa ilerler, diğerleri ise yapıyı incelemek için dağıtırlar, odaları bir birinden ayıran kapılar spiral şekilde açılan vakumlu birer kapıya sahiptir, Lord Zyler geniş odalardan birisinde kalp gibi atan yukarıdan ve aşağıdan köklerle sabit durmuş devasa sarı renkli yapıya bakar.
"Lord Zyler: BU TARAFA! BU ŞEYİN KALBİ BU OLMALI!"
Lordlar bir araya gelerek sarı ışıklar saçan kalbi inceler, bu şey etrafında bulunan herşeyi besliyor gibi görünmektedir. İnceleme devam ederken Lord Xen bir insanı bağlamış şekilde getirip zemine fırlatır.
"Lord Xen: Kes sesini melez haşarat! Yoksa seni erimiş bir demire benzeyene kadar emerim!"
Her tarafından bağlanmış olan insan korkuyla sesini çıkartmadan gözünden akan yaşlarla sabit durmaya çalışırken, Devasa kalbin yanından akan kırmızı sıvı insana bulaşır, hızla ilerleyen kırmızı sıvı insanın bedeninin tamamını sarar, insanın saçları dökülür, göz bebekleri tamamen kırmızıya döner, bedeni ise şekil değiştirmeye başlar, elleri kopar yerine uzun sivri kemiksi bir yapı oluşur, ayakları incelir kemikleri parçalanarak şekil değiştirmeye devam eder, sırtı kamburlaşır, çenesi genişler tüm dişlerinin yerine altından sivri dişler fırlar, kalça kemiğinden ince uzun bir kuyruk çıkar, dili çatallı bir şekil alır, kulaklarının uçları sivrilir ve sırtında Lotus a ait iğrenç kokan bir mantar oluşur, mutasyon tamamlandığında yaratık bağlarından kurtularak odanın içerisinde tüm bilincini kaybetmiş şekilde tıpkı bir çita gibi dört ayak üzerinde İnsanlığını kaybetmiş dehşetli kulak yırtan çığlıkları koşmaya başlar, sonunda durur ve geri dönüp lordlara doğru bir avcı edasında yavaşça ilerlerken, Lordlar tiksinti ve şaşkınlık içerisinde Yaratık ile karşı karşıya kalırlar.
Bölüm etkileşimi
