Sonuncu Misafir kitap kapağı

2. bölüm / 2

2. Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 2. Bölüm

Tugay ilk toparlanan oldu.
“Daha önce tanışmış mıydık?” diye sordu, sesi temkinliydi.
Onur başını hafifçe eğdi.
“Belki. Dünya küçük.”
Dünya küçük.
O cümleyi Onur eskiden hep kullanırdı. Midem düğümlendi.
Defne koluma yapıştı. “Rengin attı,” diye fısıldadı. “İyi misin?”
Cevap veremedim.
Gamze ayağa kalktı. Gözlerini adamdan ayırmadan:
“Arabası nerede bozulmuş?” dedi. “Bu yolda başka araç görmedik biz.”
Onur hiç acele etmeden cevap verdi.
“Virajdan biraz aşağıda. Uçuruma yakın yerde.”
Virajdan aşağısı…
Beş yıl önceki kaza tam oradaydı.
Bir şey kafamın içinde yerine oturdu ama kabul etmek istemedim.
Giray birden atıldı:
“İstersen gidip bakalım arabaya. Belki çekebiliriz.”
“Şimdi mi?” dedim istemsizce. “Bu kar fırtınasında?”
Onur başını iki yana salladı.
“Gerek yok. Sabah hallederim.”
Sobanın ışığı yüzüne vuruyordu. Gözleri… aynıydı ama bir şey eksikti. Eskiden gözlerinin içinde bir sıcaklık olurdu. Şimdi cam gibiydi. Derin ama soğuk.
Tam o sırada üst kattan bir ses geldi.
Tak.
Hepimiz donduk.
“Yukarıda biri mi var?” diye fısıldadı Defne.
Tugay hemen merdivenlere yöneldi. “Kim var orada?”
Cevap yok.
Onur ise kıpırdamadı. Sadece başını hafifçe yukarı çevirdi. Sanki sesi bekliyormuş gibi.
“Rüzgârdandır,” dedi sakin bir tonla.
Ama değildi.
Çünkü bir daha geldi.
Tak… tak…
Bu bir adım sesiydi.
Giray el fenerini Tugay’a verdi. “Birlikte çıkalım.”
Tugay ve Giray merdivenleri ağır ağır çıktılar. Tahta basamaklar gıcırdıyordu. Işık yukarıda kayboldu.
Aşağıda üçümüz ve Onur kaldık.
Gamze birden bana döndü.
“Sen bir şey mi saklıyorsun?” dedi.
“Ne?” diye fısıldadım.
“Bu adamı tanıyorsun.”
Boğazım kurudu.
Onur bana baktı. Göz göze geldik.
“Tanıyor mu?” dedi Gamze’ye, gözünü benden ayırmadan.
Sesi yumuşaktı ama altında bir şey vardı. Sanki beni zorluyordu.
“Sen… ölmüştün,” dedim sonunda.
Odadaki hava bir anda daha da ağırlaştı.
Defne ağzını kapattı. “Ne diyorsun sen?”
Onur’un yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
“Bazı insanlar sandığınız kadar kolay gitmez,” dedi.
Tam o anda yukarıdan Giray’ın sesi geldi:
“Tugay! Buraya bak—”
Bir çarpma sesi.
Sonra sessizlik.
Defne çığlık attı. Gamze merdivenlere koştu. Ben kıpırdayamadım.
Onur ise… kımıldamadı.
Sadece bana doğru bir adım attı.
Kalbim duracak gibiydi.
“Cenazede tabutu açmadılar,” dedi. “Hatırlıyor musun?”
Hatırlıyordum.
Kapalı tabuttu.
Kaza ağırdı demişlerdi.
Bir anda yukarıdan Tugay yuvarlanarak merdivenlerden düştü. Alnı kanıyordu ama bilinci açıktı.
“Yukarıda biri var!” diye bağırdı. “Biri daha var!”
Hepimiz yukarı baktık.
Merdivenin başında bir siluet duruyordu.
Merdivenin başındaki siluete bakarken içim buz kesti.
Ama bu kez… yukarıdaki gölge Onur’a benzemiyordu.
Daha kısa boyluydu. Daha kalındı.
Giray’ın sesi geldi:
“Burada biri var!”
Işık yukarı çevrildi.
Merdivenin başında… bir kadın duruyordu.
Saçları dağılmış, montu eski, yüzü solgundu. Gözleri karanlıkta bile parlıyordu.
“Lütfen,” dedi titreyen bir sesle. “Aşağı inmeme izin verin.”
Hepimiz donup kalmıştık.
Onur — evet, gerçek Onur — şaşkınlıkla kadına baktı.
“Sen de mi buraya sığındın?” dedi.
Kadın başını salladı.
“Arabam yolda kaldı. Işık görünce girdim. Kapı kilitli değildi.”
Tugay ayağa kalktı. “Kapıyı ben kilitledim.”
Bir sessizlik.
Defne fısıldadı: “Belki arkadaki kapı?”
Gamze hemen mutfağa koştu.
“Arka kapı açık!” diye bağırdı.
Kalbim hâlâ hızlı atıyordu ama bu kez korkudan çok başka bir şey vardı içimde.
Onur’a bakıyordum.
O gerçekten Onur’du.
Gözlerinin içi artık soğuk değildi. Şaşkındı. Gerçekti. Nefes alıyordu. Elleri sobanın sıcaklığıyla kızarmıştı. Hayal olamazdı.
Ama…
“Sen…” dedim. “Sen öldün.”
O da bana baktı.
Uzun uzun.
“Hayır,” dedi sakin bir şekilde. “Ölmedim.”
Odadaki herkes ona döndü.
“Ne demek ölmedim?” dedi Giray.
Onur derin bir nefes aldı.
“O gece kaza yaptım. Arabam uçuruma yuvarlandı. Ama biri beni çıkardı. Bilincim kapalıydı. Kimliğim yoktu. Hastanede yanlış kaydedildim. Ailem beni teşhis edemedi. Çünkü…”
Durdu.
“Çünkü yanan araba benim değildi.”
Dizlerim titredi.
“Peki beş yıldır neredeydin?” diye sordu Gamze sertçe.
Onur gözlerini kaçırdı.
“Hafızamı kaybettim. Yeni bir isimle yaşadım. Bir ay önce her şey geri geldi.”
Soba çıtırdadı. Rüzgâr camı sarstı.
“Ve direkt buraya mı geldin?” dedi Tugay.
Onur başını bana çevirdi.
“Seni bulmam gerekiyordu.”
Tam o anda merdivendeki kadın aşağı indi.
“Yalan söylüyor,” dedi net bir sesle.
Hepimiz ona döndük.
Kadın Onur’u işaret etti.
“Ben onu gördüm. Az önce dışarıdaydı. Ormanda. Biriyle konuşuyordu.”
Onur’un yüzü gerildi.
“Kiminle?” dedi Giray.
Kadın yutkundu.
“Bir adamla. Uzun boylu. Siyah montlu. Ve…”
Durdu.
“Bu eve doğru baktılar.”
O an içime bir korku oturdu.
Demek ki mesele Onur’un geri dönmesi değildi.
Bir başkası daha vardı.
Ve o kişi… bizi izliyordu.
Kapının dışından bir ses geldi.
Karın üstünde ağır adımlar.
Tak…
Tak…
Tak…
Bu kez hepimiz duyduk.
Ve Onur fısıldadı:
“Demek peşimi bırakmamış.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

79okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…