2. bölüm · SON SİNYAL
Bölüm 2: İlk Kural
Patlamanın sesi Aras'ın kulaklarında çınlıyordu. Vagon şiddetle sarsıldı. Işıklar birkaç kez yanıp söndü ve ardından tamamen söndü. İnsanların çığlıkları, metalin sürtünme sesiyle birbirine karıştı. Metro ani bir frenle durunca Aras koltuğa savruldu. Birkaç saniye sonra acil durum ışıkları yandı.
Duman...
Her yer gri bir sisle kaplanmıştı. İnsanlar birbirlerini iterek çıkışa ulaşmaya çalışıyordu. Aras ise donup kalmıştı. Telefonuna baktı. Az önce gelen mesaj yok olmuştu. Sanki hiç gönderilmemişti. "Geç." Eğer o tek kelimeyi görmeseydi, birkaç adım daha ilerlemiş olacaktı. Patlamanın olduğu nokta tam da orasıydı.
Bu bir tesadüf olamazdı. Tam ayağa kalkacakken omzuna bir el dokundu. Siyah montlu, kır saçlı bir adamdı. Gözleri telaşlıydı ama sesi sakindi.
"Benimle gel."
Aras bir adım geri çekildi.
"Kimsiniz siz?"
Adam cevap vermedi. Sadece cebinden avuç içi kadar, üzerinde hiçbir logo bulunmayan metal bir kart çıkardı. Kartın yüzeyinde tek bir sembol vardı. İçi içe geçmiş iki daire... Ve tam ortalarında küçük bir kum saati.
Aras sembole bakarken başı aniden zonklamaya başladı. Gözlerinin önüne, daha önce hiç görmediği bir görüntü geldi. Karlı bir dağın zirvesinde tek başına duran bir çocuk...
Gökyüzünde iki güneş...
Ve uzaktan gelen aynı ses:
"Geçmiş değişmez... Sadece tekrar yaşanır."
Görüntü bir anda kayboldu. Aras dizlerinin üzerine çöktü. Başını kaldırdığında siyah montlu adam da ortadan kaybolmuştu. Yerde sadece o metal kart duruyordu. Kartı eline aldığı anda arkasından biri fısıldadı:
"Onlar seni bulmadan önce... kartı sakla."
Aras arkasını döndü. Bu kez gerçekten biri vardı.Aras olduğu yerde donup kaldı. Karşısındaki kişi birkaç metre ötedeydi.
Siyah bir kapüşon giymişti. Acil durum ışıkları titrediği için yüzü seçilemiyordu. Sadece gözleri görünüyordu...
Nedense o gözler Aras'a garip şekilde tanıdık gelmişti. Kalabalık insanların arasından kimse ona çarpmıyor gibiydi. Sanki herkes, farkında olmadan o kişiyi görmezden geliyordu. Aras bir adım attı.
"Sen... kimsin?"
Kapüşonlu adam cevap vermedi. Sadece kolundaki eski, derin yara izine dokundu. Ardından başını hafifçe sağa çevirdi.
"Otuz saniyen var."
Aras'ın kaşları çatıldı.
"Ne demek otuz saniye?"
Adam bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.
"Buradan çık."
Arkasını döndü ve yürümeye başladı.
"Bekle!"
Aras peşinden koştu. Tam kapüşonlu adama yetişecekken istasyonun elektrikleri yeniden kesildi. Her yer zifiri karanlığa gömüldü.
İki... Üç... Dört saniye...
Işıklar geri geldiğinde adam ortada yoktu. Sanki hiç orada bulunmamıştı. Aras şaşkınlıkla etrafına bakarken istasyon hoparlörlerinden metalik bir ses yükseldi.
"Acil tahliye prosedürü başlatılmıştır. Lütfen en yakın çıkışı kullanınız."
İnsanlar merdivenlere yönelmeye başladı. Tam o sırada Aras'ın cebindeki metal kart ısındı.
Önce hafifçe... Sonra avucunu yakacak kadar. Kartı çıkardığında üzerindeki kum saati sembolü soluk mavi bir ışıkla parlıyordu. Ve ilk kez... Kartın arka yüzünde daha önce olmayan bir yazı belirdi.
"1. KURAL: KİMSEYE GÜVENME."
Aras yazıya şaşkınlıkla bakarken kart titredi. Bir cümle daha oluştu.
"Buna beni de dahil et."
Aras'ın kalbi duracak gibi oldu. "Beni de dahil et..." Bu cümle neden ona tuhaf bir şekilde tanıdık gelmişti?
Sanki yıllar önce biri aynı şeyi söylemişti. Ama kim? Hatırlayamıyordu. Tam o anda istasyonun diğer ucundan siyah üniformalı dört kişi göründü. Kollarındaki armada iç içe geçmiş iki daire ve ortasında bir kum saati vardı. Aynı sembol... Kartın üzerindeki sembol. İçlerinden biri yüksek sesle bağırdı:
" Aras Yıldırım! Olduğun yerde kal!"
Aras'ın boğazı düğümlendi. Onlar... adımı nereden biliyor? Ve ilk kez gerçekten kaçması gerektiğini hissetti.
_________________________
