8. bölüm / 8
SON NÖBET8.BÖLÜM: BEKLENMEDİK ŞÜPHELİ
Bölümler 8Şu an: 8.BÖLÜM: BEKLENMEDİK ŞÜPHELİ
- 1 1.Bölüm OLAY YERİ275 kelime
- 2 2.BÖLÜM: iLK CİNAYET462 kelime
- 3 3.Bölüm : Adaletin Dozu1.928 kelime
- 4 4. BÖLÜM: GECİKMİŞ ADALETİN FAİZİ941 kelime
- 5 5.BÖLÜM: İPUÇLARI1.192 kelime
- 6 6. BÖLÜM : GEÇMİŞİN İZLERİ1.289 kelime
- 7 7.BÖLÜM: SESSİZ GECE979 kelime
- 8 8.BÖLÜM: BEKLENMEDİK ŞÜPHELİ996 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları arabamın camından içeri girdiğinde, ben hâlâ arabamın arka koltuğunda yılların içimden atamadığı acıların kollarında uyuyordum. Herkes için sıradan başlayan bir gün, benim için yeni belirsizliklere gebeydi. Ortada henüz tespit edebildiğimiz iki cinayet vardı; peki, devamı gelecek miydi? Aklımda cevaplanması gereken onlarca soru varken akşamdan kalma olmanın verdiği mide bulantısı düşüncelerimi baskılamaya başlamıştı. Şoför koltuğuna oturup dikiz aynasında kendi yansımamı gördüğümde ben bile kendimden korkmuştum. Torpido gözünden çıkardığım tarak ile saçlarımı taradıktan sonra kontağı çevirdim. Beyoğlu’nun labirent gibi olan dar sokaklarından çıkarak, kendimi Ceylan Caddesi’nin girişinde bulunan Taksim Devlet Hastanesinin hemen arkasındaki Beyoğlu Çorbacısı’nda kahvaltı yapmak için durdurdum.
Kaldırımda duran masalardan birine oturup mercimek çorbası sipariş ettim. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen masalar neredeyse doluydu. İçerideki masalar, sabahın erken saatinde işe giden emektar insanlarla dolup taşmıştı. Katilini henüz bulamamış olmak iştahımı azaltmış olsa da cevaplanması gereken sorular için ayakta durmak zorundaydım. Dumanı üzerinde gelen mercimek çorbasından ilk kaşığımı almıştım ki yan masadan gelen fısıltılara kulak kabarttım:
"Akşamki kurşunlanma ile gelen adam, sabah öldürülen kadının kocasıymış."
Kısık sesle konuştuklarından duymam zorlaşıyordu. Çorbamdan kafamı kaldırarak karşımda duran masaya baktım. Dün hastane kantininde tanıştığım, otuzlu yaşların ortasında, kızıl saçlı hemşirenin de aralarında bulunduğu, üzerlerinde hemşire forması olan dört meslektaş kendi aralarında hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Gözlerimi üzerlerine diktiğimi fark ettiklerinde bakışlarımdan rahatsız olup sustular. Gözlerimi onlardan ayırıp tekrar çorbama yönelmiştim ki içlerinden biri seslendi:
— Aa! Siz dün kantinde gördüğüm polis değil misiniz?
Sorunun muhatabı ben miydim, emin olamamıştım. Ama sesin geldiği yöne doğru kafamı çevirdiğinde dört arkadaşın da bana baktığını görünce, ağzımdaki çorbayı yutmaya çalışarak kafamı evet anlamında aşağı yukarı salladım.
— Ben cinayet bürodan Başkomiser Hikmet.
Ben kendimi tanıttıktan sonra dün kantinde gördüğüm hemşire sırayla arkadaşlarını tanıtmaya başladı:
— Ben Sinem, bunlar da arkadaşlarım Emre, Dilan, Tuğba.
Bir yandan çorbamı içerken bir yandan da hepsine kafa selamı verdim. Kendi kendime, "Hemşireler polislerin bilmesi gereken bu bilgiyi nasıl bu kadar çabuk öğreniyorlar?" diye geçirirken Sinem kısık bir sesle konuştu:
— Hastane koridorlarında hiçbir şey gizli kalmaz başkomiserim. Bir yerden sonra onlar hasta, biz hemşire olmaktan çıkarız. Kiminin sır ortağı oluruz, kiminin yalanına şahit oluruz. Kiminin en mutlu gününü bilirken, kiminin en acı anına ortak oluruz.
Söylediklerini bitirdiğinde benim anlamamış gibi baktığımı görünce ekledi:
— Az önce "Hemşireler nereden biliyor?" diye sordunuz ya, onu açıklamak istedim.
Söyledikleri karşısında gülümsememe engel olamayarak,
— Maşallah, bizim emniyettekilerden daha çabuk öğreniyorsunuz her şeyi, dedim.
— Peki bu sabahki adam ve kadın hakkında başka neler öğrendiniz?
Emre, sanki bu soruyu bekliyormuşçasına hızla öne doğru eğilerek lafa girdi:
— Kadın zaten şiddet görüyordu başkomiserim. Adam kaç sefer hastanede bile dövmeye kalktı da bizim güvenlikler araya girdiydi.
İçimden " Madem güvenlikler araya girebilecek kadar büyük bir olay olmuş neden polise bildirilmemiş" diye geçirdim. Sonra tekrar Emre'ye dönerek
— Neden boşanmıyormuş? Kadın sığınma evine falan alsalarmış ya...
Benim hemşirelerin ağzından laf almak için sorduğum sorular, onları bir dedektif edasına büründürmüştü. Adının Dilan olduğunu öğrendiğim kız hemen söze atıldı:
— Eski adetler başkomiserim. Gelinliği ile giren kefeni ile çıkar.
Ben tekrardan çorbamın tadını çıkarırken onlar da kendi aralarında konuşmaya döndüler. Tam masadan kalkacaktım ki telefonum çalmaya başladı. Ekrandaki ismi görünce açtım:
— Efendim Ali?
— Günaydın başkomiserim. Sabah iki maktulün de eski şikayet dosyalarını arşivden istettim.
— Güzel bir haber Ali. Bu sefer ortak bir nokta yakaladık mı?
— Maalesef başkomiserim. İki mağdurun dosyasına bakan polis ekibi de farklıymış, hatta ikisinin darp ve istismar raporlarını aldıkları hastaneler de farklı.
Cevap vermeden telefonu kapattım. Kendi kendime söyleniyordum; yine elimizde hiçbir şüpheli kalmamıştı. Katil kimdi? Maktulleri nasıl seçiyordu? Yine cevaplanamamış sorularla dolu bir gündeydik. Hesabı ödedikten sonra arabama binerek emniyete doğru yola çıktım.
Cinayet büroda uzun zamandır şu anki gibi bir kasvet havası oluşmamıştı. Ekibin hepsi bilgisayarlarının başında, bir ipucu bulma umuduyla çalışıyordu. Benim geldiğimi gören Beyza hemen yanıma gelerek konuştu:
— Başkomiserim, az önce emniyet müdürümüz aradı. Artık dosyayı yakından takip edecekmiş. Bir an önce katili bulmamızı istiyor.
Sinirle elimi masaya vurduğumda bürodaki tüm sesler aniden sustu. Klavyelerin tıkırtıları kesildi. Odanın uzak köşesinden bir telefon çalma sesi yankılandı ama kimse uzanıp ahizeyi kaldırmaya cesaret edemedi. Herkesin gözü bendeydi; çaresizliğimin dışa vurumu olan o tok sesin ağırlığı altında eziliyor gibiydiler. Panoda kurbanların ve şüpheli sıfatında olanların fotoğrafları bana bakıyordu. Adli tıp raporları, arşiv dosyaları, olay yeri tutanakları bir dağ gibi önümüzde büyürken emniyet müdürünün tek derdi yukarıya vereceği hesaptı.
— Biz sanki ne yapıyoruz? Elimizdeki bütün işleri bıraktık, ekip olarak tek odak noktamız bu cinayetler! Neyse, konumuza dönelim; var mı bir gelişme?
Kaç yıldır yardımcılığımı yapan, her olayda bir fikri olan kız, sorduğum soru karşısında ilk defa sessiz kalıyordu. Sinirli bir şekilde Beyza'ya dönerek talimatları sıraladım:
— Sokak devriyelerini sıklaştırın. Özellikle terk edilmiş ve kameraların olmadığı yerlerde daha sıkı denetleme olsun. Arşivden gelen dosyaları da masama bırak.
Cinayet büroda ilk defa sesim bu kadar yükselmişti ve bunu ben de sonradan fark etmiştim. Çaresizliğin getirmiş olduğu baskı, katilin bir adım değil de sanki kilometrelerce önümüzde oluşu sinir uçlarıma dokunuyordu.
Masamda arşiv dosyalarını yan yana koyarak mağdur kadınları hastaneye götüren polisleri, raporları yazan doktorları karşılaştırıp ortak bir nokta arıyorken Ali, odamın kapısını kırar gibi açıp içeriye daldı:
— Bir tane şüpheli bulduk başkomiserim! Şu an sorgu odasında, başlamak için sizi bekliyoruz.
Ali'nin cümlesini bitirmesine fırsat vermeden sorgu odasına doğru koşmaya başladım. Sorgu odasına girdiğimde karşımda profesyonel bir katilden çok, sıradan bir hırsız tipi olan yirmili yaşlarının sonunda bir çocuk oturuyordu. Beni gördüğünde her geçen saniye korkudan titremesi artıyordu. Beyza arkamdan elinde şüphelinin dosyası ile gelerek bilgi verdi:
— Adem Öztürk, 28 yaşında. Birkaç sefer gasp ve hırsızlıktan cezası mevcut. Cinayetin işlendiği gece olay yerinin iki sokak ilerisinde, üzeri kanlı bir şekilde kameralara yakalanmış.
Beyza dosyayı tam kapatacaktı ki sesindeki şaşkınlığı gizleyemeyerek ekledi:
— Başkomiserim... Adem ile İlknur aynı ilkokula gitmişler. Hatta Adem liseden kovulana kadar beraber okumuşlar.
Beyza konuşmasını bitirdiğinde, elimizde şu anda bir itiraf olmasa da katili yakalamış olmanın verdiği mutlulukla tebessüm ederek karşısındaki sandalyeye oturdum. Beyza'nın elindeki dosyayı alıp önüme indirirken gözümde o panoda yatan cansız bedenler, günlerdir cevapsız kalan sorular ile gözlerimi çocuğa diktim:
— Ee Adem, anlat bakalım. O gece üstün başın neden kan içindeydi?
Bölüm etkileşimi
