1. bölüm / 2
Son dakika golü: aşkTanıtım
Bölümler 2Şu an: Tanıtım
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Stadyumun ışıkları geceyi ikiye bölüyordu.
Yeşil çim, binlerce insanın bakışları altında nefes alıyormuş gibi dalgalanıyor; tribünlerden yükselen uğultu beton duvarlara çarpıp geri dönüyordu. O sesin içinde herkes bağırıyor, herkes aynı anda konuşuyor gibiydi. Ama yine de bütün kalabalığın sustuğu bir an vardı:
Top, Yaman Türktaş’ın ayağına geldiğinde.
Zaman yavaşladı.
Yaman başını kaldırmadı bile. Sahanın ne kadar kalabalık olduğunun artık bir önemi yoktu. O an geriye yalnızca boşluk kalıyordu; boşluğun içinde hız, içgüdü ve kusursuz bir hesap.
Bir adım.
Bir çalım.
Ve top ağlarla buluştu.
Patlayan tribün sesi kulaklarını değil, zihninin içini doldurdu. İnsanlar ayağa kalkıyor, tezahüratlar gökyüzüne yükseliyordu. Kameralar ona dönmüş, spikerler adını bağırıyordu.
Ama Yaman sevinmedi.
Artık hiçbir gole sevinmiyordu.
Çünkü attığı her gol, içindeki sessizliği biraz daha büyütüyordu.
Soyunma odasına geçtiğinde üzerindeki forma terden ağırlaşmıştı. Metal bankın üzerine oturdu, dirseklerini dizlerine yasladı. Etrafında bağıran takım arkadaşları, aceleyle konuşan teknik ekip ve durmadan çalan telefon sesleri vardı.
Hepsi birbirine karışan bir gürültüden ibaretti.
Telefon ekranı yeniden yandı.
150 milyon.
Rakamı gördü ama hiçbir şey hissetmedi.
Parmakları ekranı kapatmak üzereydi ki yeni bir bildirim belirdi.
Bilinmeyen bir hesap.
Tek bir mesaj vardı:
> “Bugün erken bittim. Yorgunum.”
Yaman’ın bakışları birkaç saniye boyunca o cümlenin üzerinde kaldı.
O an tribünlerin uğultusu yeniden zihnine doldu ama bu kez farklıydı. Daha uzak. Daha sessiz. Daha tanıdık…
Cevap yazmadı.
Yazamıyordu.
Çünkü o mesajı atan kişi, onu tanımıyordu.
Ama Yaman, onu uzun zamandır tanıyormuş gibi hissediyordu.
Şehrin diğer ucunda, hastane koridorlarının sessizliği bambaşkaydı.
Daha ağır.
Daha gerçek.
Elfida Erdem elindeki dosyayı kapattığında parmaklarının yorgunluğu bile hissediliyordu. Beyaz önlüğünün cebindeki kalem, onun gibi mesafeli ve suskun duruyordu.
Tam o sırada kapının kenarından küçük bir baş uzandı.
“Anne…”
Elfida’nın yüzündeki sert ifade o tek kelimeyle çatladı.
Gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldıktan sonra arkasını döndü.
“Buradayım Mila.”
Küçük kız içeri girdi. Elindeki eski oyuncak ayıyı sıkıca tutuyordu; yıpranmış ama asla bırakılmayan türden bir oyuncak…
“Bugün yine geç kaldın.”
Elfida cevap vermedi.
Çünkü bazı cümleler çocuklara anlatılamayacak kadar ağırdı.
O gece Yaman, otel odasının camının önünde uzun süre şehri izledi.
Aşağıda ışıklar vardı.
İnsanlar vardı.
Hayatlar vardı.
Ama o, kendi hayatının içinde bile kendine yabancıydı.
Telefonunu eline aldı.
Bilinmeyen hesaba tek bir mesaj yazdı:
> “Sen hep yorgun musun?”
Gönder tuşuna bastığında, kalbi ilk kez attığı hiçbir golden sonra olmadığı kadar hızlı çarpıyordu.
Bölüm etkileşimi
