12. bölüm · Son 28 Gün

12.Bölüm

Meryem esma

KADERİN AYNASI

Babam adaleti ve ihaneti aynı kefede tutanların bir gün yaptıkları ile aynada karşı karşıya geleceklerini söylemişti. Yapılan her bir hareketin ve sözün karşılığı elbeltte bulacaktı. Bu inancımız gereği bir emirdi. Fakat ben kaderimiz beni şekillendirmesine izin veremezdim, kaderi bizzat ben şekillendirecektim, zorundaydım.

Yanımdan ses geldiğinde ona döndüm. Üç kişi bana doğru geliyordu ve biri aralarındaydı, kollarından tutuyordu. Aralarındaki kişiyi tanıdığımda kalkmaya çalıştım "Arda!" Bilinci kapalıydı sadece sürüklüyorlardı "Arda!" Karşıma getirdiler ve önüme attılar. "Arda ses ver!" Gözleri kapalıydı kendine değildi. Başımı kaldırıp maskeli olan yüzlerine baktım "Ne yaptınız lan ona! Ne yaptınız!"

"Bir şey yapmadılar Devin, sakinleş." Ağaçların arasından yankılanan ses liderden başka kimse değildi. "Alacağımızı aldık o kadar."

Tableti almışlardı.

"Neden buraya getirdiniz o zaman!"

"Çünkü az sonra yaşanacakların onunda şahit olması lazım." Bir kaç saniye bekledi "Uyandırın." Karşımda duran iki adam başını salladı ve biri arkasından su şişesini çıkartıp Arda'nın yüzüne boşalttı. Bende o sırada bileklerimi kurtarmaya iplerden çalışıyordum.

Arda öksürdü ve gözlerini yavaşça açtı. İlk etrafa sonra bana baktı. Beni görür görmez derin nefes aldı ve ayağa kalkmaya çalıştı fakat yanındaki kişiler tarafından tekrardan yere düştü. "Devin."

Sertçe yutkundum "Arda."

Gözleri bana değdiğinde burukça bir gülümseme oluştu dudaklarında. Beni kanlı canlı karşısında beklemediği aşikardı. "Yaşıyorsun, hayattasın."

"Öldüğümü nereden çıkardın."

"Gittiğin yerde kan görmüşler, senin olduğunu düşündük."

Sertçe yutkundum "Müzeye gittin mi?"

"Tehtit edildim." Başını eğdi "Gitmek zorundaydım."

"Tablet nerede?"

"Bende." Ağaçların arasından elinde tabletle bize doğru gelmeye başladı. Liderdi. Adımları önümde durdu ve tablete baktı "Karanlığımız bugün aydınlık olacak Devin." Önüme çöktü ve tableti yüzüme doğru tuttu. Karanlığın içinden seçtiğim satırlara anlamsız bir şekilde bakıyordum. Bu neydi şimdi?

Bir kaç dakika sonra tableti kendine çevirdi ve baktı "Nasıl yani?" Tekrardan tuttu ve bir kaç saniye bekledi. Umduğu şeyi bulamamış olacaktı ki hızla ayağa kalktı "Nasıl olur!" Tableti yere koydu ve etrafında dolanmaya başladı "Bu ne demek oluyor! Burada değilse nerede nerede!" Neyi umuyordu ve neyi bulmuştu. Tabletle benim bir bağlantım mı vardı? Nasıl bir bağlantı olabilirdi ki tek bir bakışım tablette etki yaratacaktı?

Gözlerimi kaldırıp ona baktım. Yapmaya çalıştığı şeyi şimdi anlamıştım. Benim bu bedende olduğumu biliyordu ve ona göre oynuyordu oyununu. Anlamadığım Sümer tableti ile benim nasıl bir bağlantım olabilirdi. Arkasını döndü ve bana baktı "O değilsin." Önüme çöktü ve çenemi tuttu "O değilsen öleceksin." Tutuşu sertleşti ve sıktı "Bıçağı boynuma dayadığında başımı kaldırdım "İşime yaramazsın artık."

Aynı yer aynı son. Farklı beden ama aynı kader. Gözlerimi yumup beni öldürmesini bekledim. O sırada Arda bağırıp duruyordu fakat sonum hiçbir zaman değişmeyecekti, onlar bana zarar vermeye devam edecekti. Benim bu dünyada kurtuluşum yoktu.

"Ah!" Gözlerimi hızlıca açtım. Lider kolunu tutarak etrafa baktı "Kahretsin!" Vurulmuştu, polis burada olmalıydı. "Saklayın beni!" Üyeler bir anda birleşti ve ellerindeki silahlarla karanlığa sıkmaya çalıştılar diğer yandan da karanlığa doğru yürüyorlardı. Bende bir yandan ipi çözmeye çalışıyordum, onu burada yakalamışken kaçıramazdım.

Karanlığın içinden geçtikten sonra derin bir sessizlik oldu etrafta. Polislerin olduğu yöne baktığımda dört tane siyah giyinimli yüzü kapalı insanların bize doğru yaklaşmaya bağladı. Kaşlarımı çatıp daha dikkatlice bakmaya başladım. Onlar da kimdi? Uzun olan karşımda durduğunda başıyla selam verdi "Merhaba Devin."

Sertçe yutkundum "Kimsin."

"Ben bu kaderin başlangıcıyım." Tam o anda kara bulutların arasından ay ışığı ormanı aydınlattığında gördüğüm maskeyle olduğum yerde duruldum "Ben Kızıl örgütünün kurucusu." Kaderin başlamasını sağladığı kişi. Bileklerimdeki iplerden kurtulduğumda arkasındaki iki kişi bana silah doğrultmuştu diğeri ise Arda ile ilgileniyordu "Bu topraklara kanı getiren benim."

"Karşıma neden çıktın."

Maskesi Çam örgütü maskesi gibi değildi, farklıydı "Getirdiğim savağı bitirmek için."

"Bu kanlı savaşı hayatımıza neden soktun!"

"Mecburdum Devin."

"Neye mecburdun ne istedin masumlardan!"

"Kaderimin şekillenmesi ellerimdeyken isteklerimi yapmak zorundaydım. Kaderimde birini istedim ve o geldi. Ama anlaşılan benim kurduğum düzeni bozmuşlar." Etrafa baktı "Bu kadar kolay cinayet işlemeleri yaptığım her şeyi bozduğunu görüyorum."

Silahı belimden çıkartıp ona tuttum "Bunu masumlara nasıl yakıştırdın neden yaptın dedim sana! Kızıl kan ne? Aradıkları şey ne!"

"Kızıl kan bu dünyaya dokuzuncu kan grubu. Öyle ki bu kana sahip olan her insan özel bir birey. Seçilmiş bir insan."

Dudaklarımı araladım "Simra kızıl kan mıydı?"

"Simra kızıl kan olmaya zorlandı Devin ve yaşıyor." Arda anında başını kaldırıp adama baktı "Bu topraklarda hala." Simra'nın gözlerine bakıyordu.

"Neden yaşıyor."

"Son kan o çünkü. Belirlenen belli bir kural var Devin. Bu savaşın son kişisi Simra."

Derin nefes aldım "Ölecek mi?"

"Onu yaşatmak için tekrardan geldim." Benim bu bedende olduğumu biliyor muydu "Hangi bedendeyse onu bulup güvenli bir yerde saklamam gerek." Bilmiyordu.

"Nasıl bulacaksın?"

"Örgüt sayesinde." Karanlığa götürdü gözlerini sonra bana baktı "Örgüt bana onu getirecek." Fakat örgütte bugün benim Simra olmadığıma inanmıştı başka bir yerde arayıp açık verebilirlerdi.

"Sümer tableti peki?"

Tam bir şey diyeceği sırada geldiği yönden ses geldi. Başını diğer üyelere çevirip başını salladı "Tekrardan karşılaştığımızda bütün sorularını cevaplayacağım Devin."

Yanındaki üyeler bellerindeki gaz bombasını atıp silahlarını etrafa tutarak Liderin kaçtığı yere doğru yürümeye başladılar. Sis etrafımızı kaplamıştı hiçbir şey göremiyorduk. "Devin." Arda'nın sesiydi "Çöz beni, gidelim peşlerinden." Hızla yanına çöküp ipleri çözmeye başladım

"Kahretsin." Çözüp ayağa kalkmasını sağladım "Gittiler."

Polisler etrafımızı sardığında Sacit bana doğru gelmeye bağladı "Devin bey."

"Ormandalar! Her yere bakın kaçamazlar!" Diğer polisler ormanın derinliklerine doğru giderken gömleğimin bir düğmesini açıp nefes aldım "Sizi öldüreceğim!" Elimle yüzümü sıvazlayıp arkamdaki ağaca döndüm ve elimi üzerine koyup derin nefes verdim "Öldüreceğim!"

"Devin." tam arkamda durdu "Duyduklarım." Artık bu topraklarda hala var olduğumu bilen kişilerin sayısı artımıştı.

"Evet Simra yaşıyor." Ona döndüm "Hala bu topraklarda."

"Biliyor muydun?"

Başımı salladım "Hayır." Gözlerim karanlığa doğru gittiğinde gözlerimi yumup derin nefes verdim. Bu toprakların sırları her geçen gün artar iken benim o güne gidişim zorlaşıyordu. Fakat bu kaybettiğim manasına gelmemişti, onlardan öndeydim.

Onları öldürecek kadar yakındım artık.

🪓

Başımı masanın üzerine koyup önümdeki kalemlerle oynamaya başladım. Önümde onlarca sorguya alınmış şüpheliler ve onların sorgu kağıtları vardı. Yaşadığım son şeyler beni köşeye sıkıştırmıştı. Gördüğüm rüyalar, Sümer tableti, Kızıl örgüt lideri ve daha fazlası. Bu yaşadıklarım bu saçma oyunun kolay olmadığını savunuyordu.

Arkama yaslandım ve gözlerimi arkamdaki pencereye çevirdim. İnsanların birbirine karşı mesafeli ve korkak olduğunu gördüm. Örgüt yalnızca masum olan insanların hayatlarını çalmıyordu halkı da ölüme sürüklüyordu. Onları da her geçen gün yavaş yavaş hayattan kopartıyordu.

Başımı saate götürdüğümde 11.22 olduğunu gördüm. Derin nefes alıp ayağa kalktım, vakit gelmişti. Onları yakalayıp sorgulayacak tek kişi bendim. Benden başkasına güvenemiyordum, herkes onlardan olabilirdi.

Ceketimi giyip şapkamı başıma geçirdim. Telefon çaldığında Arda'nın aradığını gördüm, yeşil tuşa basıp kulağıma götürdüm.

"Devin." Sesi telaşlıydı.

"Efendim?"

"Bir şey söyleyeceğim ama sakinleş."

"Ne oldu?"

"Çaldığımız tablet, sahteymiş." Başımı sözü biter bitmez kaldırdım "Gerçek değilmiş."

"Nasıl?"

"Lider tableti bıraktığında müdüre geri götürdüm ve incelediğinde tabletin gerçek olmadığını anladı anında."

"Arda tableti bizzat sen getirdin değil mi değiştirilmiş olamaz."

"Hayır ben getirdim müzedeki tablet o ama beni bayılttıklarında onların elindeydi." Şimdi işler çözülmüştü. Lider bu yüzden bana doğru tuttuğunda işe yaramamıştı, gerçek tablet değildi çünkü! Kahretsin benim bu bedende olduğumu nasıl biliyordu, kimdi o! Bu bedende olduğumu bilen birisi vardı ama kimdi?

"Tamam ben geçiyorum şimdi sende geç."

"Tamam." Telefonu kapatım cebime koyduğum gibi ellerimle başımı sıktım. Beni nereden tanıyor olabilirdi kahretsin ben neden bu bedenin içindeydim!

Derin nefes aldım ve bir kaç saniye gözlerimi yumdum. Sakinleş Devin sakinleş. Şimdi yapman gereken çok önemli bir şey var sonra düşünürsün aklını oraya verme aklını oraya verme! Yumruğum duvara ulaştığında her yer titremişti fakat içimdeki öfkeyi durduramıyordum, sakinleşemiyordum!

Gözlerimi açıp duvara baktım "Ölümün ellerimden olacak lider." Dedim ve doğrulup kapıyı açtım ve dışarı çıktım. Dışarıdaki kalabalık gözümde gelirken başımı sola çevirip arabanın olduğu yöne doğru yürümeye başladım. Umarım bugün alacağım cevaplar beni tatmin ederdi yoksa sorguladığım her birini öldürebilirdim.

Araca yerleştim ve anahtarı çevirip hareket etmeye başladım. Dudaklarımı araladım ve fısıldamaya başladım. "Tik tak, tik tak, tik tak." Başımı salladım "Bu kadar kolay elimden kaçamayacaksınız." Kavşağı dönüp gaza bastım. "Tik tak, tik tak." Gülmeye başladım. Bu gülüş öfkeyle harmanlamış intikamın gölgesine sığınmış bir gülümsemeydi.

Evlerinin önüne geldiğimde müsait bir yere park ettim. Kapıyı yavaşça aralayıp deışarı çıktım. Elimdeki şapkayı başıma takarken Arda bana doğru yürüyordu. "Arel için geldik buraya onları şüphelendirecek bir şey yapmayalım."

"Tamamdır." Kapıyı çaldı ve yüzündeki ifadeyi sildi.

Bir kaç sakika sonra Yeliz hanım kapıyı araladı "Devin bey?"

"Merhaba Yeliz hanım."

Tekrardan başını salladı "Neden gelmmiştiniz?"

"Arel ile görüşmemiz gerekiyor."

"Arel evde değil."

Kaşlarım çatıldı "Nerede? Yakın bir yerde ise bekleriz."

"Dün geceden beri yok."

"Nasıl dün geceden beri yok?"

"Sıraç o yüzden sabah erkenden çıktı, aramaya."

"Nereye gittiğini söylemedi mi?"

Başını salladı "Hayır, demedi."

"Oğlunuzun sağlığı daha yerine gelmeden onu yalnız mı gönderdiniz."

"Biz uyuduktan sonra çıktı Devin bey, geç farkettik."

"Saat kaç gibi gitmiş olabilir?"

Düşünerek etrafa baktı "Tahmin ettiğime göre 11 civarları olması lazım."

"Anladım." Aralık kapıdan içeri baktım. Tadilat yapıldığı belli oluyordu. "Bir yere mi gidiyorsunuz?"

"Hayır evi yeniliyoruz." Hayata döndürecekleri kişi için hazırlık yapıyorlardı.

"Anladım, sizden bir şey isteyebilir miyim?"

"Tabi."

"Oğlunuz geldiğinde bana haber verebilir misiniz?"

"Ederim ama umarım önemli bir şey yoktur?"

Yüzümde gülümseme oluştu "Merak etmeyin genel sorular." Başımdaki şapkayı kaldırdım "Tekrardan görüşmek üzere."

Başını salladığında daha fazla yanında durmadım ve arkamı dönüp arabaya doğru yürüdüm. "Sakladığı bir şeyler var."

"Evet, bir şeyler var." Dün yaşadıklarımız ve Arel'in de dün kaybolması normal değildi. Bunun içinde başka bir şey vardı. Arel onlardan olamazdı fakat onu kullanıyor olabilirlerdi. Bunun içinde bir bit yeniği vardı.

Kapıyı açtım ve ona döndüm "Karakola gidiyoruz, Doru'yu sorgulayacağım."

"Tamam ondan sonra kulubeye gidelim akşama doğru şirkete geçeriz."

"Tamam ben Sacit'ten belgeleri alırım bir de kısa bir işim var yetişirim sana."

"Beraber gidelim istersen?"

"Hayır, gerek yok ben halledip gelirim."

"Tamam, sen nasıl istersen."

Başını salladı ve yanımdan ayrıldı. Kapıyı aralayıp yerime yerleştim. Şuan bütün düşüncelerim duygularım yok olmuş gibiydi. Hayata karşı duyduğum güven her geçen gün azalıyordu, beni çevremden kopartıyordu.

Arabayı çalıştırıp karakola doğru sürmeye başladım. Her nefesim bu bedendeki her günüm işkenceden başka bir şey değildi. Onların arzusu olduğu gibi benimde arzum vardı. Arzum, bedenime kavuşmaktı.

Kırmızı ışık yandığında arabayı durdurdum. Karşıdan insanların geçtiğini gördüğümde dikkatlice bakmaya başladım. Bir tanesi elinde çilekli pastayla karşı tarafa gidiyordu. Bana bu an bir şey hatırlatmıştı. Ve o anda yaşamadığım bir anı zihnimi işgal etti.

"Devin ben sana çikolatalı seviyorum dedim sen çilekli almışsın."

"Ama istediğinden yoktu." Bankın üstündeki tatlıdan bir çatal alıp dudaklarına yaklaştırdım "Hadi seveceksin."

Somurtarak çataldaki dilimi yedi "Güzel ama ben bunu istemiyorum." Karnını tuttu "O istiyor."

Gülümseyip etrafa baktım "Karşıdaki pastaneden alalım o zaman." Dedim ve ayağa kalkıp karşıya doğru yürümeye başladım.

Tam bir adım atacak iken bana seslenmesiyle durdum "Devin."

Ona doğru döndüm "Efendim."

"Seni seviyorum." Dediğinde gülümsedim ve yoluma devam ettim.

Korna sesleriyle kendime geldiğimde aceleyle gaza bastım. Az önce anımsadığım anı benim değil Devin'indi. Devin'in anıları ilk defa bana gözükmüştü peki neden? Başımı dik tuttum ve karşıya baktım. Ben neden Devin'in bedenindeydim? Devin ile benim bağlantım ne olabilirdi. Yoksa onun bir yakını örgüt tarafından öldürüldüğü için mi bedenindeydim?

Karakola geldiğimde müsait bir yere park ettim. Derin nefes alıp içeri doğru yürüdüm. Sera komiser ile karşılaştığımda ayakları bir an duraksadı "Devin."

"Sera?" Yüzü çökmüş gibiydi "İyi misin?"

Gülümsemeye çalıştı "İyiyim galiba." Cihan'ın onlardan çıkması karısından çok onu yaralamıştı. Belli ki Cihan'ı gerçekten seviyordu. "Bugün defnedilecek." Bir pislikten de kutuluyorduk.

"Bütün cihazlarına bakıldı mı evi arandı mı?"

"Evet her şeye bakıldı fakat kayda değer bir şey bulunmadı." Bulunmadı çünkü iletişim için cihaza değil sayılara ihtiyaçları vardı.

"Bütün cihazlarındaki veri belgeleri istiyorum."

Başını salladı "Tamam getiririm." Tam o sırada Arda yanımıza geldi "Hoş geldin."

"Hoş buldum Sera, iyi misin." Başını hafifçe sallayıp yanımızdan ayrıldı. Bana bakıp kaşlarını çattı "Ne dedim ben şimdi."

"Kızın üzerine gitme iyi değil zaten."

"Cihan'ı üye ben yapmadım." Derin nefes verdi "Neyse Doru nezarthanede olması lazım. Oraya mı geçelim yoksa sorgu odasına mı alalım."

"Arkadaşlarıyla hepsini sorgu odasına alın."

Başını salladı "Tamam."

Başkomiserin odasını tıklattım ve içeti girdim. Önündeki kağıtları ben gelince siyah bir dosyanın içerisine koydu "Devin" Gülümsedi "Hoş geldin."

Kapıyı kapattım ve masanın önünde durdum "Hoş bulmadım komiserim."

Kaşlarını çattı "Neden?"

"Dün ekipler neden geç geldi." Eğildim "Takip cihazları üzerimizdeydi tehlikeyi gördüğünüz an ekiplerle anında orada olmanız gerekirdi! Polis ormana neden geç geldi."

"Takip cihazlarınızın konumu onlar tarafından erilişmiş. Konumunuz bir çok yeri gösteriyordu."

"Polis teşkilatında açıklık olduğunu mu söylüyorsunuz."

"Bizim yapabileceğimiz bir şey değildi."

Yüzümü yaklaştırdım "Orada ölüyorduk Komiserim." Başımı salladım "Sizin aptallığınız yüzünden geberiyorduk."

"Laflarınıza dikkat edin Devin bey!"

"Teşkilatınızın arasında onlardan birisi var iken halka nasıl güveni sağlayacaksınız. Cihan bildiğimiz bir tanesi ya diğerleri? Şüphelerim artıyor komiserim."

"Ne demeye çalışıyorsun? Ben onlardan mıyım?" Gözlerindeki ifade değişmemişti, onu suçladığımı düşünüyordu ve haklıydı. Benim güvenecek kimsem yoktu bu topraklarda.

"Öldürülen kişilerin sayısının arttığına göre bunu düşünmem çok normal. Ayrıca dün öldürülen Yekta'nın anne ve babasının arkasında her kim var ise burada olduğunu biliyorum. Çünkü saklanan belgeleri elime geç ulaştırdınız!" Ağzını arıyordum elbet açık verecekti.

"Yekta'nın cinayetinde işlenen bütün belgeler tarafınıza ulaştırıldı."

"Hepsi değil."

"Bu benim sorunum değil."

"O zaman ekibinizin sorunu. Ve bu sorun iki insanın ölümü ile sonuçlandı." Ayağa kalktım ve parmak salladım "Bu işin arkasında kim varsa hepsinin cezasını ben keseceğim bilmiş olun. Burada kalmayacak." Dedim ve daha fazla bir şey demesini beklemeden dışarı çıktım.

Örgüt beni biliyorsa bu topraklarda olduğum biliniyorsa korkum yoktu artık. Bu işin sonunda ölsem dahi onları bulacaktım. "Devin." Arda'ya döndüm "Sorgu odasındalar."

Başımı salladım "Tamam, gidelim." Koridordan geçtik ve kapının önünde durdum. Derin nefes alıp içeri geçtim. Hepsi karşımda dizilmiş bir şekilde beni bekliyordu. Önlerinde olan iki sandalyeden birine oturdum.

"İtiraf etmeniz için son şans gençler. Ya şimdi itiraf eder ceza indirimi alırsınız yada idamınızın yapılması için elimden geleni yaparım."

Doru arkasına yaslandı "Hala bizim olmadığımızı anlamadınız anlaşılan."

"Sizin aptalca planlarınız yüzünden sokaklarda hireyarşi bozuldu. Destek grubunuz insanların içine şüphe tohumu ekti."

Doru'nun yanında olan sarışın oğlan başını salladı "Bu şüphe tohumu değil Devin bey, barut. Ve bu barut bir kıvılcıma bakar. Bizim o kıvılcımı başlatmamız kötü bir şey değil. İnsanların korktuğunu ve onların bir şey yapamadığını görüyoruz, söylüyoruz."

Arda başını salladı "Elinizde olan bilgileri tarafımıza iletmeniz gerekiyordu."

Doru eğildi "Aranızda onlardan biri var iken size güvenebileceğimizi mi söylüyorsunuz?"

"Siz aramızda güveneceğiniz birisini bulurdunuz, bulmamayı seçtiniz."

"Size de güvenmiyorum."

Gülümsedim "Bize güvenmediğine göre daha fazlasını biliyorsun."

"Bu karakolda daha fazlası var." Başını salladı "Her yerdeler her delikte."

"İsimlerini biliyorsun o zaman Doru. İşimizi kolaylaştırabilirsin."

"Ak Güneş bana her deliğin altında onların olduğunu söyledi."

"Ak Güneş eğer onların düşmanı ise neden yanımda değil Doru."

"Ak Güneş kimseye güvenmiyor Devin bey. O bunu hem yalnız bırakır hemde güçlü durmasını sağlar. Etrafında çürük yumurta yok."

"Adalete güvenmek zorunda!"

"Siz adalet misiniz."

"Evet! Ben bu topraklardaki gerçeğim Doru. Eğer intikam alınacaksa benimle olacak kendisini bu derece yalnız bırakması yalnızca uçuruma götürür onu."

"Sizin adaletiniz belki onu güvencede tutar fakat bu topraklardaki karanlık onu yutar dedektif. Yakaladığı üyelerin kimliklerini ifşa edecek yakında ve size yemin ederim ki duyduğunuzda bu şehri terkedeceksiniz."

"Bu şekilde yaparak lideri korumuş oluyor yalnızca." Tükettiğim her söz onda Ak Güneşe karşı duyguğu güvenini kırması gerekiyordu "Madem üyeleri buldu geri kalanını neden bulmadı yada lideri önümüze neden sermedi!" Eğildim "Düşün Doru düşün! Onları neden gizli tutuyor?"

"Onlardan olduğunu mu düşünüyorsun?"

"Onlardan olmayacağını nasıl bu kadar emin konuşursun."

"Biliyorum çünkü."

Arda gülümsedi "Çünkü onu tanıyorsun."

"Siz ne kadar tanıyorsanız o kadar tanıyorum." Bana döndü "Size dediğim rakamlara baktınız mı?"

"Adli tıp ilgileniyor, yaında çıkacak."

"Eğer dediğin gibi çıkarsa seninle bir anlaşma yapalım." Bir kaç saniye sustum "Eğer dediğin gibi çıkarsa beni Ak Güneş ile tanıştıracaksın."

"Onunla ben iletişim kuramam."

"Seninle kurduğunda söyleyeceksin."

"Bu beni serbest bırakacağınızı mı söylüyor." Sebest kalırsa onu daha iyi araştırabilir daha iyi takip edebilirdim.

"Evet seni serbest bırakacağız ama tek bir şartla." Arkama yaslandım "Bana Ak Güneş'i getireceksin."

"Ya getirmezsem?"

"Bulduğum delilleri ortaya çıkartır tekrardan alırım seni buraya."

Gülümsedi "İstemiyorum, buradan çıkmayacağım." Ak Güneş ile buluşmamak için burada kalmaya devam edecekti.

Bacak bacak üzerine attım "Ah şansına küs o zaman Doru, bu teklifi bir daha söyleyeceğimi düşünüyorsan avucunu yalarsın." Çenemi kaşıdım "Ayrıca sana demeyi unuttum örgüt üyelerini vurduğunu bütün medyaya duyuruldu muhtemelen bu liderin canını sıkacaktır. Dişe diş kana kan misali senden birisini kopartmak isteyecektir muhtemelen." Gözlerindeki ifade değişti "Yatalak kardeşin vardı, yazık. Eğer onu öldürmek için gelirse kaçamaz da."

"Sus!"

"Yataktan kalkamadığı için anında ölecek! Kimin yüzünden, seninn yüzünden Doru!"

Başını eğdi "Yapamam." Başını salladı "Eğer yaparsam seni onunla görüştürürsem daha kötü şeyler olur." Ondan da korkuyor muydu? Ak Güneş kimdi? "Bana zamanı gelince seninle buluşacağını bir süre daha gizli olmak istediğini söyledi." Başını kaldırdı ve gözlerime baktı "Onların içine sızdı Devin bey. Ve inanın ki bu yola canını koydu." Kardeşi onun kilit noktasıydı ve evet, tahmin ettiğim gibi Ak Güneşi tanıyordu. "Sadece biraz daha süreye ihtiyacı var."

"Ne süresi?"

"Bilmiyorum, planladığı bir şey var ama bana demedi."

"Kim o Doru. Bana kim olduğunu söyle."

"Diyemem Devin bey." Sesi yalvarır gibi çıkmıştı. "Yapamam." Kardeşi onun zayıf noktasıydı ve içindeki şeyleri dökmeye hazırlamıştı.

"Bana güvenebilirsin Doru."

"Ben size güveniyorum ama onu tanımıyorsunuz."

"Söylemeyecek misin?"

"Bu yolda kardeşim ölecekse de diyemem." Gözleri doldu "Daha fazla insanın ölmemesi için yapamam." Bir anda bu derece duygu değişimi yaşaması onun ne kadar savunmasız olduğunu gösteriyordu.

Ayağa kalktım "Sen bilirsin Doru."

Arkamı tam dönüp gidecek iken sözleri beni durdurdu "Geçmiş, karanlıklar lambanın yaktığı gölgeliktedir. Her zihin ve fısıltı onun dudaklarının arasındadır." Gülümsedim ve bir şey demeden kapıyı aralayıp dışarı çıktım.

"Ne demeye çalışmış olabilir?"

Arda güldü ve başını salladı "Evine ne zaman gidiyoruz."

"Ondan mı şüpheleniyorsun?"

"Kardeşini söyledikten sonra söyledi, evine detaylıca bakmalıyız."

Başımı salladım "Ondan önce şirkete gitmeliyiz."

"Hadi o zaman." Çıkışa doğru yürüdük ve zaman kaybetmeden araca doğru yürümeye başladık.

Araba anahtarı uzattı "Sen kullan."

Anahtarı aldım "Kıyafetleri hazırladın mı?"

"Hepsi hazır merak etme."

Başımı salladım ve birlikte arabaya yerleştik. "Akşam saat dokuz gibi kapanıyor. Şuan saat 18.22 bir kaç saat içeride takılsak yeterli." Arabayı çalıştırdım ve sığınağa doğru sürmeye başladım.

"Her detaya dikkatlice bakmalıyız Arda. Küçücük bir işaret dahi onları ele verecektir."

"Vermedi mi?"

"Ama hangisi olduğunu nereden bileceğiz?"

Radyodan soft bir müzik çalmaya başladığında derin nefes alıp verdim. Karanlığını davet eden gökyüzü yavaş yavaş ışığını kaybediyordu. Her dakika her saniye o güne yaklaştığımı gösteriyordu bana. Elimde var olan sayılı günlerim kurtuluşumu altın kasede sunmak zorundaydı. İntikamımı almak zorundaydım. Defne'ye yaptıkları gibi onları paramparça etmek zorundaydım.

Sığınağın önünde durduğumuzda fazla zaman kaybetmeden içeri geçtik. Kapının köşesinde olan poşetlerden birini bana uzattı "Maskede içerisinde. Merak etme bizi asla tanıyamayacaklar."

Poşeti açıp içerisine baktım "Umarım Arda." Kıyafetleri çıkarttığımda ona kaşlarımı kaldırıp baktım "Bana şaka yapıyorum de."

"Niye." Kıyafetleri eline alıp inceledi "Bence ikimize de yakışacak bu formalar."

Başımı eğdim "Güvenlik görevlisi olarak mı sızacağız içeri?"

"Rahat rahat takılacağız içeride daha ne istiyorsun?"

"Diğer özel güvenlik görevlileri peki?"

"İçtikleri kahvenin içerisinde sadatif varmış." Dudaklarını büktü "Çok kötü oldu ya."

Elinden kıyafetleri alıp giyinmeye başladım. O da arkamda üzerini değiştiriyordu "Kaç kişi çalışıyor içeride."

"Sistemde belirtilen sayı 526 kişi."

"Daha fazla kişi de olabilir yani?"

"Muhtemel, yolsuzluk yaptığından şüpheleniyorum."

Ceketi giydikten sonra ona döndüm "Kameralar?"

"Kameraları arabadan önceki saatlerin gösterdiği kayıtlar gösterilecek. Yani biz oraya girdiğimizde kameralar sistemini çökertmiş olacağız."

"Bizdeki kameralar?"

Bir iki adım attı ve önümde durdu. Parmağıyla iki düğmemi gösterdi "Bunlar kamera, buradan sonradan izleriz. Kaçırdığımız noktalar elbet olacaktır."

Maskeyi başımdan geçirdim. Sarı saçlı orta yaşlarda olan bir adamın yüz hatları bütün yüzümü kaplamıştı. Maskenin iplerini kulaklarımdan geçirdim "Havalar çok soğuk, soğuk algınlığı ortalıkta dolaşıyor Arda niye dikkaet etmiyorsun."

O da maskeyi takıp bana döndü "Senden bana bulaştı zaten."

Güldüm "Tanışıyor muyuz?"

Gözleriyle bütün bedenimi süzdü "Sanmıyorum. Güvenlik görünümlü deli dedektiflerle bağ kurmam."

Omzuna hafifçe vurdum "Onları yakalayalım ben sana sonra sorarım deliyi."

Bu sefer ikimiz gülerek dışarı çıktık ve sığınanın önünde olan başka araca geçtik. "Binanın yakınlarında park et aracı. Dikkat çekmesin."

"Merak etme her şeyi planladım. Hem çok uzak değil bir kaç dakikaya oradayız."

"Başındaki adam kim?"

"Deniz Kökçü. 37 yaşında evli ve üç kızı var. Şirketi 2011 yılında kurdu ve o günden beri Argenta'da bayağı ses getirdi."

"Neden şirketin ismi Kırmızı Yıldız?"

Gözlerini bir an bana sonra yola çevirdi "Annesi kırmızı rengini çok seviyormuş yıldız ise eşinin ismi."

"Annesini ve eşini bu derece önemsemesi göz kamaştırıcı."

"Evet, anneside onlarla birlikte yaşıyor."

"Onun bu işte bağlantısı olabilir mi?"

"Arzulanan şey sadece öldürdükleri kişide var olduğunu düşünmüyorum Devin. Öldürülen evsiz adam bunun kocaman örneği. Evsiz adam ailesini arzuluyor onun isteği o bu diğerlerinin de isteğinin o yönde olduğunu tahmin etmemize yardımcı olur. Yani istenen şey sadece bedenden değil hayattan, o örgütten."

"Liderden."

"Evet lider onları kandırıyor büyük ihtimalle." Çöp konteynırın yanına yaklaştı ve park etti. Arka koltuktan bilgisayarı aldı ve açtı "Hemen şunu ayarlayayım sonra çıkalım." Başımı salladım ve arkaya yaslayarak yumdum gözlerimi.

"Ben bu maskeyle nefes alamam Arda."

"Biraz sabredeceksin Devin." Bir kaç tuşa basma sesi geldi "Üç, iki bir." Derin nefes verdi "Evet oldu."

Gözlerimi açtım ve ona döndüm "Oldu mu?"

Bilgisayarı biraz kapattı ve arka koltuğa koydu. "Bizi bir kaç saat idare eder."

"Saat kaç gibi dağılırlar."

"İş çıkış saatine geldik, çok kişi olmaz içeride."

"İyi." Derin nefes aldım "Hadi gidelim."

Kapıyı araladım ve dışarı çıktım. Aracı kitledikten sonra birlikte şirkete doğru yürümeye başladık. Yandan ona baktım "Yüzündeki maskeye rağmen hala yakışıklı gözüküyorsun Arda."

Gülerek başını salladı "Bana aşık olduğunu biliyordum."

"Yakalandım." Başımı çevirdim ve adımlarımı yalnızca oraya yönelttim. Kırmızı Yıldız'ın arkasında olan kişilerin örgütle nasıl bir bağlantı olduğunu bulacaktım. Lider onlara ne vaadetmiş olabilirdi ki insanları bu derece etrafında pervane etmişti?

"İsmin ne Arda?"

"Kürşat." Gülerek bana döndü "Kırk adamla sarayı basan adamın ismini taşımak tam olarak bu anın duygusunu karşılar."

"Benimki ne olsun?"

"Atilla, papaya diz çöktüren bir adamın ruhunu tam olarak sen karşılayabilirsin."

Güldüm "Memnun oldum Kürşat."

"Bende Atilla."

Şirket binasının önünde durduk ve başımızı sallayarak içeri girdik. "Evet efendim, tamam yanınıza geliyoruz." Konuşan güvenlikle ona döndük. Bize baktı ve kafasını salladı "Arkadaşlar da şimdi geldi. Geliyoruz." Telefonu bırakıp bize döndü "Hoş geldiniz abi." Derin nefes verdi "Burası çok kalabalık siz nasıl idare ediyorsunuz?" Yaşına bakılırsa tecrübesiz olduğu bariz ortadaydı.

"Yeni misin?"

Gülümsedi "O kadar belli oluyo mu abi?"

Arda adamın omzunu tuttu "Alışırsın, aslanım."

"Saat kaçta geldin."

Bana baktı "Az önce geldim abi. Diğer arkadaşlar gitti bende sizi bekliyordum."

Başımı salladım "Müdür mü çağırdı?"

"Evet, şimdi gideceğim."

"Git, biz buradayız."

"Tamam abi ben gidip geliyorum." Güldü "Bu arada ben Mert."

Arda'yı gösterdim "Kürşat." Kendime çevirdim parmağımı "Bende Atilla."

Başını salladı "Memnun oldum abi. İşleri halledip gelirim yanınıza." ve hızlı adımlarla yanımızdan uzaklaşırken etrafa baktım.

İçi dışına göre daha lüks ve orantılı duruyordu. Avizelerden tut duvardaki tablolara kadar ihtişamlı gözüküyordu. "İçecekler yanında değil mi?"

"Evet, içeri girelim az sonra gelirler."

"Geldiklerinde içecekler mi bakalım?"

"Merak etme o iş bende."

Güvenlik odasının içine girdik. İş çıkış saati yaklaştığı için herkes yavaştan toparlanmaya başlıyordu. Sandalyeye oturdum ve etrafta dolaşan insanları seyretmeye başladım. Parmaklarımı ritimini tutturarak masaya vurmaya başladım. Bugün lidere ait bir şey bulmak zorundaydım buradan elim boş çıkamazdım. Yüzüme karşı tükettiği sözleri ona güzelce yedirecektim.

"Sakinleş."

"Nefes alamıyorum Arda."

"Sabretmek zorundasın."

Odada kamera vardı daha fazla konuşamazdık. Odanın kapısı açıldığında içeri iki tane güvenlik görevlisi girdi. Gözleri üzerimizde doşatı "Beyler?"

Gülerek ayağa kalktım "Ah hoş geldiniz."

Kapıyı kapatıp arkadaki koltuklara oturttum "Siz kimsiniz?"

"Yeni geldik, müdür bey güvenlik sayısının artmasını söylemiş. Güvenlik şirketinden geliyoruz." Arda'ya baktım ve tekrar ona döndüm "Size söylenmedi mi?"

"Pinti adam nasıl böyle bir şey istedi?" Tek kaşımı kaldırdım "Yani şey gerek yoktu aslında."

Arda sandalyesine yaslandı "Bende öyle şeyler duydum hatta maaşları eksik yatırıyormuş bu yüzden pek gelmek istemedim."

Yanındaki adam başını salladı "Evet, doğrdu düzgün maaşları yatırmıyor. Bilseydim burada böyle bir muamele var baştan bir senelik anlaşma yapmazdım." Ne anlaşması?

"Sizin anlaşmalarınız bir senelik mi?"

"Sizin değil mi?"

Arda "Altı ay bizim."

"İşi o kadar düşmüş desene."

Masadaki kahveleri uzattım "İçiniz ısınır."

İkisi elimdeki kahveleri aldılar "Teşekkür ederim."

Dilimi damağımda dolaştırdım. Müdürün tavırları dedikleri gibi miydi yoksa onlar mı abartıyordu? Piyon olan müdür müydü yoksa onun emrinde çalışan biri miydi?

"Sonra buraya geldim. Yoksa buraya gelecek biri değilim." Bir kaç yudum aldı ve arkadaşına döndü "Bu arada isimleriniz neydi?"

"Kürşat ve Atilla."

"Türk ismi?" Gülümsedi "Müdür Türk isimleri sevmez sizi neden işe aldı?"

"Neden?"

Esnemeye başladı "Çünkü Türkler adaletsizliğin karşısında duran millettir. Diğer milletlere nazaran susmayan insanlardır. Deniz bey ne zaman bu şirkete bir türk alsa bir kaç gün içerisinde insanların ağızları açılır ve müdüre karşı birlik olurlar."

Diğerinin gözleri yavaşça kapanmaya başladı "O düzeni sever Atilla, o sessiz olan insanları sever yalnızca." Ve masaya kollarını koyup başlarını yaslayıp uyumaya başladılar. O kanlı düzeni severdi ve ben onu sevdiği kanlı düzene gömecektim.

Cebimden plastik kelepçeyi çıkartıp Arda'ya uzattım "Bağlayalım çabuk." Onları bileklerinden bağlayıp en köşeye sürükledik. Koltuğun arasına ikisi de sığmıştı. "Uyanmaları ne kadar sürer."

"Biz buradan çıktıktan sonra uyanacaklardır."

"Bizi şikayet edeceklerdir."

"Muhtemelen."

Eski yerimize geçip insanların teker teker çıkışını izledik. "Mert bize ayak bağı olabilir."

"Dışarı yollayacağım onu."

"İşimizi hızlıca bitirmemiz gerek." Ona döndüm "Eğer müdürün yada çalışanlardan birinin onlarla nasıl bir bağlantı içerisinde olduğunu bulursak işimiz daha kolay olur."

Derin nefes alıp camdan arkasını izledi "Yemin ederim ki onu toprağa bizzat ben gömeceğim. Lime lime paramparça olacak." Onun hissettiği bu kocaman öfke günden güne büyüyordu. Hala onun yaşadıkları zihnimin köşesinde soru işareti olarak kalsa dahi bir şey söyleyemezdim. Zamanı geldiğinde onun bana anlatmasını istiyordum.

Kolumdaki saate baktığımda 19.03 olduğunu gördüm. Az sonra bütün ışıklar kapanacak ve kocaman şirkette yalnızca ben ve Arda kalacaktık. Lideri yakalamama çok az kalmıştı.

"Umarım o gün geldiğinde o son dokunuşu birlikte yaparız Arda."

"Kuşkun olmasın Devin." Ve tam o anda Deniz yanındakiyle konuşarak şirketten ayrıldı. "Az sonra ışıklar kapanır." Birer birer dışarı çıkmaya başladılar. Bana doğru döndü "Eğer bu yükten birlikte kurtulursak güzel bir tatil yapalım mı?"

Gülümsedim "Nereyi istersin?"

"Mısır'a gitmeyi istemişimdir hep ama olmadı." Derin nefes verdi "İzin verilmedi. Babam öleceği güne kadar yanında tuttu tam ölüm anında ise beni bu şehre kitledi. Anlayacağın özgürlüğümü hala kazanmış değilim."

Onun sorunlarını anlamam için onu tanımam gerekiyordu "Baban nasıl bir insandı?"

Biraz düşündü "Sinirli, öfkeli dediğim dedik bir adamdı. Yalnızca onun fikirleri doğruydu, o bilirdi her şeyin iyisini. Narsist biriydi ölüm anına kadar ondan iyi bir tarafını görmemişimdir."

"Annen peki?"

Başını salladı "Tanımıyorum, babam bana kim olduğunu ölürken söyledi."

Bu şehirde olmalıydı, bu yüzden gelmişti buraya! Annesini bulmak için! Ama annesiyle örgütün nasıl bir bağlantısı olabilirdi? "O yüzden buraya geldin."

Gözlerini camdan çekip yüzüme götürdü "Babamın dudaklarından bir cümle çıktı ve o günden beri beynimin içinde sadece o yankılandı."

"Ne dedi?"

"Her bir beden ölü doğmuş bir cesettir Arda. Sen öldürüldün fakat ben seni yaşattım."

Sertçe yutkundum "Nasıl yaşatmış?" Benim yaşadığım gibi mi yaşıyordu yoksa? Bu beden ona ait değil miydi?

"Bu topraklarda yaşattığını söyledi ve aradığım bütün sorularımın cevabını yalnızca burada bulacağımı söyledi." Gülümsedi "Sonradan ise daha fazla dayanamadan öldü zaten."

Onunla benim bir bağlantım olabilir miydi? Kızıl örgütün peşine düşmesi bu kadar normal değildi onlardan alacağı vardı. Yüz hatlarını izledim ve daha fazla inceledim. Şehirden tanıdığım birine benzemiyordu annesi kimdi? Onu bu yola sürükleyen aynı sebep miydi? Benim kaderimi yaşama ihtimali var mıydı?

"Anneni buldun mu peki?"

Ve tam o anda ışıklar söndü. Bana dönüp başını salladı "Hayır ama bulacağım Devin." Onun geleceği ile benim geçmişimin bağlantılı olduğu çok belliydi. Rastgele tanıştığım bir insanın ve benim yaşadıklarım aynıydı belki de.

Öksürdü ve bir kaç adım geri gitti "Az sonra Mert buralarda olur onu ben dışarı yollayacağım. Müdürün odası beşinci katta olması lazım. İlk onun odasına bakmalıyız."

"Ben yukarı çıkayım sen buralarda görün o zaman."

Başını salladı "Tamam. Kulaklığını aç iletişim kurmaya devam edelim."

Derin nefes verip başımı salladım "Hadi fazla zaman kaybetmeyelim." Dedim ve kapıyı aralayıp dışarı çıktım. Bomboş koridorların arasından asansöre doğru yürüdüm. Derin bir sessizlik sadece içimde değil etrafımı da sarmıştı. Sayısız yaşanan an beni dipsiz kuyuya sürüklüyordu, öfkemi arttırıyordu.

Asansör geldiğinde içine girdim ve arkamı döndüm. Asansörde kamera vardı Arda buradaki kameraya da erişmiş olmalıydı. Kapı aralandı ve dışarı doğru adımlarımı attım. Başımı ilk sağa sonra sola götürdüm ve koridorun ucundaki odaya doğru yürümeye başladım. "Tik tak lider tik tak."

"Devin."

"Efendim." Parmağımla kulaklığı bastırdım "Söyle."

"Mert'i dışarı yolladım, şuan binada yalnızız."

Gülümseyerek başımı salladım "Tamamdır." Kapının önünde durdum ve yavaşça kapıyı araladım. Siyah tonları taşıyan oda Müdürün içinin ne kadar kasvetli olduğunu gösteriyordu. Kapıyı arkamdan kapatıp bütün bedenimi içeri soktum.

Cebimden eldivenleri çıkartıp elime geçirdim. Hiçbir yerde izimin kalmaması gerekiyordu. Kitaplığın önünde durup elime rastgele kitap aldım. Aralarına baktım ve yerine yerleştirdim. Masasına yönelip çekmecelerini karıştırdım fakat kayda değer bir şey yoktu burada da. Bilgisayarı burada değildi yanında götürmüştü muhtemelen.

Duvarda asılı olan tabloları yerinden söküp arkasına baksam dahi hiçbir şey yoktu. Kahretsin aradığımız şeyin ne olduğu belli dahi değildi. Tam ortada durdum ve gözlerimi yumdum şuan aceleci davranmamam gerekiyordu, sakin olmalıydım. Sesler ve görüntü Devin, hepsi farklı yerde farklı konumlanmış olabilir. Dikkatini çeken bir şey olmak zorunda onun onlardan olduğuna eminsin. Çok iyi saklanmış olabilir fakat sen dedektifsin, şahin gözlerin var. Gözlerimi açtım ve arkamı dönüp masanın arkasındaki duvara baktım. Binlerce sayı duvarın her yerini kaplamıştı, sayılarla iletişim kurduklarını biliyorum ama buradaki görevi ne olabilirdi.

Adımlarımı attım ve sayılara daha dikkatlice baktım. İki her satır başındaydı diğer rakamlar ise karışıktı. İki rakamı ve diğerleri beni nereye götürecekti? Masanın arkasına geçtim ve sayılara daha dikkatli baktım. Bu sayılar ne ile bağlantılı olabilirdi? Cebimden çakmağı çıkartıp ateşi yaktım. Sayılara yaklaştırdıkça şekil değiştirdiklerini gördüm! Onlar sayı değil bir şekilin karşılığıydı! Şifre buydu onlar rakamları önce bir işaretle değiştirdiler o işaretler ise harfle! "Arda."

"Efendim."

"Şifreyi çözdüm."

"Nasıl?"

"Anlatacağım." geriye doğru gittim ve duvarın her köşesine ateş tutarak gömleğimdeki kameraya gösterdim. "Onlardan olduğu apaçık ortada. Bugün onu kaçırmak zorundayız."

"Buradan çıktıktan sonra gideriz." Sona doğru ses tonu yavaşlamaya başladı "Ne oluyor lan orada!"

Doğruldum "Arda!"

"Devin üç kişi binanın uç tarafından çıktı ve bebeklerin sergilendiği yere gittiler. Ceset torbası vardı ellerinde!"

"Geliyorum."

"Sakın! Ses dahi yapma bina çok sessiz şuan." Fısıldayarak konuşuyordu.

"Arka merdivenlerden geleceğim, sen ben gelene kadar sakın bir yere ayrılma."

"Peşlerindeyim."

Kahretsin ona bir şey yapabilirlerdi! Kaç kişi olduklarını bilmiyorduk. Odadan hızlıca çıktım ve merdivenleri hızla indim. "Arda zemindeyim." Etrafımı saran maskeliler ile gülümsedim "Onlarda burada."

"Merhaba." O günki gibiydi sesleri, tam ses tonlarını anlayamıyordum. Başımı salladım yalnızca "Ölmek için iyi yer seçtin kurban." Bizi o iki güvenlik görevlisi mi sanıyordu? Neden onlar öldürülecekdi ki? Neden onlar seçilmişti? "Yoksa Devin mi desek?" Şimdi taşlar oturmuştu. Beni tanımışlardı. "Yüzündeki o maske o çirkin yüzünü saklayacağını mı düşündün?" Devin çok yakışıklı bir adamdı. Her kızın hayal kurduğu erkek tipi diyebilirdim.

"Yakışıklılığıma laf ettirmem."

"Gören gözler yalan söylemez."

"Çok hızlı tanıdın beni ama."

"Senin kokunu tanıyorum artık."

"Bu bir şey ifade etmeyeceğini biliyorsun ama."

"Beni öldüreceğini mi düşünüyorsun?"

"Düşünmüyorum, biliyorum."

Arkadan iki kişi Arda'yı kollarından tutup ortaya fırlattılar. "Hoş geldin ortak."

"Hoş buldum kardeşim." Doğruldu ve etrafa baktı "Burada böyle karşılaşacağımızı bilsem daha güzel giyinirdim, kılığa girmezdim."

İçlerinden birisi baltayı bize doğru tuttu "Her şekilde paramparça olacak kişilere göre çok mantıksız konuşuyorsunuz."

Gülümsedim "Sen mi öldüreceksin?" Başını salladı. Gözlerimi etrafta dolaştırdığımda on bir kişi olduğunu gördüm. On bir üye on bir şeytan "E içeride çok bulanmıştım gerek kalmadı." Yüzümden maskeyi kopartıp her birinin yüzüne baktım. "Ben cesaretimi gösterip bu erdemliği yaptım ya siz?"

Arda bana baktı "Erdemliği bu çöp barçalarından beklemen onurumu çok kırdı."

"Ya gösterirsek?"

Dudağımı büzdüm "O zaman işimiz daha kolay olur."

"Ne yani erkekleri ve kadınları ona göre mi öldüreceksiniz? Nerede eşitlik?"

Ellerimi arkada bağladım "Ben merhamet göstereceğimi söylemedim. İster karşımda en masum kimliğinizle çıkın sonunuz yerin dibi olacaktır."

"Senin mi bizim mi?"

Ve tam o anda Arda'dan işareti aldığım an belimdeki silahı çıkartıp onlara doğru tuttum. Arda da aynı şekilde sırtını sırtıma yaslayarak silahı onlara tuttu "Eğitimden birincilikle ayrıldım beyler. Bir şey yaptığınızı sezdiğim an saniyeler içerisinde kurşuna dizerim."

"Biz sizi öldürmek için gelmedik."

"Buraya geleceğimizi nereden anladınız?"

Önümdeki adam başını eğdi ve salladı. Elini yüzüne götürüp maskeyi yavaşça çıkardı. Karşımda tüm kimliğiyle Deniz duruyordu. Sertçe yutkundum "Çünkü kurbanları önceden haber veren bir şirket var Devin elbet burası dikkatini çekecekti. Hatırladığım kadarıyla tam üç yıl oldu. Üç yıldır burada bekleniyorsun." Gülümsedi "Bugüne kısmetmiş." Ve ben tam bu anda emin olmuştum. Devin birisini kaybetmişti ve benimle ilgisi vardı. Bu yüzden onun bedenindeydim, başka bir açıklaması olamazdı.

Silahı ona tuttum "Seni öldürmemem için bir şey söyle." Diğerlerinin gözlerine bakıp başını salladı. Diğerleri baltaları önümüze fırllattıklarında kaşlarımı çattım. Ne yaptıklarını anlayamıyordum. Bellerine sardıkları kuşakları yavaşça çözdüler ve üstlerindeki kumaşın düşmesini sağladılar. Hepsinin belinde bomba vardı! Sertçe yutkundum ve sakin olmaya çalıştım. "Ucuz numaralarınızla beni kandıracağınızı mı düşündünüz?" Deniz gözlerime bakarak başını salladığı an binanın arka yerinde patlama sesi geldi. Binada başka üyelerde olabilirdi.

Arda Deniz'e döndü "Ne istiyorsun?"

"Bana kalırsa ölmenizi ama liderimiz yaşamanızı istiyor."

"Çok uğraştırmayalım o zaman biz çıkalım. Siz öldürürsünüz birbirinizi."

"Kaybettiğimiz yanlış oldu kaybettiğiniz tableti şimdi vereceksiniz."

"Elimizde olmayan bir tableti isteyemezsiniz."

"Elinizde olduğunu biliyoruz." Öfkeyle baktı "Ayrıca öldürülen üyelerimizin hesabını elbet soracağız."

"İnsanları bir hiç uğruna öldüren sizler mi bunu söylüyor?"

"Hiçbiri hiç uğruna ölmedi. Hepsinin bir amacı vardı."

"Simra, Defne ve onlarca masum?"

"Büyük yılan küçük yılanı ısırır Arda."

Başımı eğdim "Isırdığın yılan zehirli maalesef. Yakında yok olacaksınız."

"Simra son kurbandı fakat siz aptal insanları eğitmek için yapılması gereken şey sizi yok etmekten başka bir şey değil."

"O zaman olacaklardan biz meshul değiliz."

"Elinizden geleni ardınıza koymayın en sonda zaten hepimiz bu kolanların altına gömüleceğiz."

"Kimi öldürecektiniz?" Arkadan gelen seslerle hepimiz oraya döndük. Karanlığın içinden gelen maskelileri anında tanımıştım. Kızıl ötgüt üyeleri gelmişti! "Gücünüz yeter mi buna?"

"Sizi de öldürürüz." Yere attıkları baltayı alıp geriye doğru çekildiler. Arkamda Çam Örgütü önümde ise Kızıl Örgütü üyeleri vardı. Ortada kalan ben ve Arda bu durumdan nasıl kurtulacağımızı hesaplıyorduk.

"Sizin devriniz bitti. Artık biz buradayız."

"Sizle bizim verdiğimiz emanete ihanet ettiniz. Öldürdüğünüz kişilerin sayısının ne kadar olması gerektiğini biliyordunuz."

"Daha fazlası için daha fazla beden."

"Bitmek bilmeyen bu hırsınız ve arzunuz sizi yalnızca mezara götürecek."

"Nasihat dinlemeyeceğim senden." Beline sardığı bombaya dokundu "Öldüğümüzde hepimiz mezarı boylayacağız zaten."

"Ya binanın her yerinde saklanan adamlarım seni daha erkenden indirirse?"

"Binada olan diğer bombaları aktifleştirir ve anında patlamasını sağlar." Binada başka yerlerde de bomba vardı. Sağ salim kurtulma şansım git gide azalıyordu fakat sıfıra yakın değildi.

"Tableti getirdik." Kızıl Örgüt üyelerden bir tanesinin arkasından kutu çıktı. Yere koyup onlara fırlatmak için bekledi "Ama Devin ile birlikte dışarı çıkacağız."

"Orada olduğu ne malum?"

"İnanmak zorundasınız." Başını yavaşça salladı "Bizden başka güvenecek bir limanınız yok, anlayın."

"Lider öyle demiyor ama." Liderin canı cehenneme

Ona döndüm "Liderine söyle onunda zamanı az kaldı."

"Seni öldürdükten sonra onun kılına bile zarar veremezsin."

"Lideriniz elimde." Hızla oraya döndüm. Konuşan Kızıl Örgüt üyelerinden biriydi.

"Ne saçmalıyorsun."

"Lider şuan mahsende gizli tutuluyor eğer buradan sağ salim çıkarsak serbest bırakacağız."

"Size inanmamı beklemiyorsunuzdur." Güldü "Bu aptal oyunlarınıza gelmeyeceğiz."

"Yerimiz kanlı çarşafa sarılan gökyüzünde. Işıkların canlılığı bedenleri aydınlatması lazım." Bir kaç saniye bekledi "Şifreleştiğiniz cümleyle onu buluştuğunuz yere götürdük."

Aralarından bir tanesi başını salladı "Hala inanmıyoruz size." Ve tam o anda aralarından bir tanesi Kızıl Örgütün yanına geçti "Sakın."

"İçinizde olan sayısız adamlarımız var ve siz birbirinizi tanımadığınız için kimin ne olduğunu asla bulamazsınız. Tekrar sormayacağım, çıkmamıza engel olacak mısın?" İçlerine soktukları hainler liderin çemberini daraltıştı.

"İçimizden bir kişinin size katılması beni inandıracağını mı düşündün?"

Belinden bir maske çıkarttı ve önüne fırlattı "Liderin taktığı maske seni inandırmaya yeter umarım?" Gözleri sonuna kadar açıldı ve maskeyi yavaşça yerden aldı. İlk maskeye sonra bize götürdü gözlerini, inanmak istemiyordu. Liderin ellerinde olduğunu kabullenmek istemiyordu.

Yanındaki kişilere baktığında onların başını salladığını gördüm. "Tamam kutuyu verin."

Başını sallayarak kutuyu eline aldı "O az önceki teklifimdi. Kabul etmediğine göre bu bizde kalacak." Hepsinin yüzüne baktı "Buradan çıkıyoruz." Eğer aptal değilse ve lideri korumak istiyorsa teklifini kabul edecekti. Lider Kızıl Örgütünün elindeydi, intihar ipliği daralmıştı artık.

"Tamam ama şunu unutmayın." Bir kaç adım geri gitti "İçimizde olan hainler ile amacımıza ulaşacağız. Her şey bittiğinde hesabımız son bulduğunda bu şehir darmadağın olacak."

Gülümsedim ve silahı indirdim "O enkazların arasına sizi gömeceğiz."

Başını salladı ve geriye doğru gitmeye başladı. O gözden uzaklaştıkça bizde geriye doğru gitmeye başladık. Binanın önüne geldiğimizde güvenlik görevlerinin bulunduğu oda gözüme çarptı. "Arda onları almalıyız." Başını salladı ve hızla içeri girdik. Hala baygın şekildeydiler. Kızıl örgüt üyeleri ile birlikte dışarı doğru taşıdık. Binanın önüne geldiğimizde Kızıl örgüt üyesi yanımda durdu ve binaya baktı.

"Çemberimiz daralıyor."

Ona yan gözle baktım "Çemberiniz, evet."

"Onlardan değiliz."

Ona yan gözle baktım "Ama bu şeytani oyunun başlangıcısınız."

Başını salladı "Hayır Devin biz mirasıyız."

Arda yanımda durdu ve gözlerine baktı "Kimliğiniz neden gizli o zaman hala?"

"Kimliğimiz şuan gizli olmak zorunda, Simra bulunana kadar." Hala beni arıyorlardı, benim yaşadığıma eminlerdi.

"Lider elinizde mi?"

"Keşke elimizde olsaydı ama değil, kaçtı."

Hızla ona döndüm "Nasıl?"

"Örgütün içerisine sızan arkadaşlarımız sadece bir kere onunla karşı karşıya gelebildiler ve maskesinin farklı olduğunu söylediler. Sadece üyelerin bildiği bir maske."

Arda araya girdi "Ama sizin onların içine sızdığınızı biliyorlar? Yani orada sizin adamınızın bunu söylediğini kestirmeleri gerekiyordu."

"Onlar yalnızca aptal bir piyonlar. Lider etrafına topladığı insanların hepsi heri kafalıdan başka bir şey değil. O anın korkusuyla yaptığı bu yanlışın bedelini lider ona ödetecektir."

Binaya döndüm "Bana bütün bildiklerinizi anlatacaksınız bayım yoksa sizi buradan asla çıkarmam." Gözlerine baktım "Sabredecek bir dakikam bile kalmadı."

"Gözlerindeki ateş ruhumu kavuruyor dedektif. Öfkeni ve kızgınlığını görebiliyorum ama susmaya mecburum."

"Bende sizi alıkoymaya mecburum."

"Bundan sonra istesek de istemesek de ortak olduk dedektif, eşit durumdayız."

Tam bir şey diyeceği sırada parmağımı kaldırarak susturdum "Katillerle asla aynı kefede olmam, beni kendinizle karıştırmayın." Katillerin olduğu kumaşta asla rengim olmazdı.

"İnansanda inanmasanda bir gün aynı kefede olacağız. Senin de eline kan bulaşacak."

Bir şey demden gözlerimi tekrardan binaya götürdüm. İçimde var olan bu öfke beni uçurumun kıyısına götürüp başkalarını öldürebilirdi. Dileğim bu savaşın sonunda Devin'e zarar verecek bir şey yapmamaktı. Derin nefes aldığım anda karşımızda olan bina havaya uçtu. İçeride sırayla patlayan bomba hepimizi geriye doğru fırlatmıştı, uzaklaştırmıştı kendinden. Gözlerimi acıyla yumup geri açtım ve karanlığın içinden büyüyen kızıllığa götürdüm gözlerimi.

Bina yerlebir olmuştu, gözümün önünde enkaz haline gelmişti. Bedenimdeki yaraları umursamadan yavaşça kalktım ve karşımdaki yanan cehenneme daha derinden baktım. Bu alevlenen ateş yalnızca örgütün üstüne örtülen bir kamüfleydi, onlar kanıtları silmek için kocaman binayı patlatacak kadar gözleri dönmüştü fakat hesaba katmadıkları bir şey vardı.

Ben Devin.

Ve ben o ateşin ruhunu bedeninden koparmak için bu bedende yaşayan Simra'ydım.

Helloooo bölüm nasıldı🤭🤭 yorumlarınızı bekliyorum🩷🌸