2. bölüm / 3
SOKAKLAR SESSİZ KALSIN2.Bölüm
Bölümler 3Şu an: 2.Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Asya;
Aynı kapının önüne geldiğimde, 2. Bir kişi varmı diye öğrenmek için kulağımı kapıya dayadım. Varsa, işim zorlaşırdı.
Şimdilik kimseciklerin sesi duyulmuyordu. Kafamı yukarı kaldırdığımda kapının üzerinde "hizmetçi odası" yazdığını gördüm. Ah, benim mal kafam. Daha önceden buna dikkat etseydim, burada bekleyerek vakit öldürmezdim. Neyse öldüreceğim tek şey vakit olsun da.
Yavaşça kapı kulpunu aşağı indirdiğim sırada, elim belimde duran bıçağıma doğru gitti. Kimseyi öldürme gibi bir niyetim yoktu. Yalnızca korkutacaktım garibanı o kadar. Derin bir nefes alıp, kapıyı yavaşça ittirdim. Sağımı solumuz Hızlıca kontrol ettikten sonra yine ses çıkarmamaya özen göstererek kafamı içeriye doğru uzattım.
Hedef yatağının üzerine oturmuş, telefonla konuşuyordu. Hadi be, sağır mısın ne, nasıl fark etmedin gelişimi. Çok fena korkacaktı kadıncağız. Ama yapacak birşey yoktu ki. Mecbur yani...
İçeriye girdikten sonra yine yavaş hareketlerle kapıyı ardımdan kapattım. Arkasından yavaş yavaş yaklaştım. Yaklaştım...
Yaklaştım...
Ve ensesinde duraksadım. Sıcak nefesimi hissetmiş olmalı ki konuşmasına ara vermek durumunda kaldı. Telefon avuçlarının arasından kayarken, hareket dahi etmiyordu. Gözleri yandan dökülen saçlarıma kaydığı esnada çığlık atmak istedi. Fakat buna izin vermeyerek, sağ elimle sımsıkı ağzını kapadım. Sol elimdeki bıçağımı da boğazına dayadım.
Pörtlekçe açılmış olan gözleri bıçağıma korkuyla bakıyordu. Fısıldayarak kulağına eğildim.
"Eğer uslu duracaksan, sana zarar vermem."
Gözlerimi korku dolu olan gözlerine çevirdim.
"Anlaştık mı?"
Aklıma gelen detayla tekrar eğildim kulağına.
"Ama en ufak bir hareketinde..." bıçağı boynuna hafifçe bastırdığımda acıyla inledi.
"Bu acıdan daha beterini hissedersin... Duydun mu?"
Hızla kafasını salladı. Şimdilik korkuyor gibiydi. Ama bunun gibileri sonrasında ters köşe yapıyorlardı. Sonra zor duruma giren ben oluyordum. Ağzını tutan elimi yavaşça çektim. Ses çıkarmamıştı. Dudakları titriyordu korkudan.
Cebimden o fotoğrafı çıkardım ve onun yüzünün hemen yanına tuttum. Bu fotoğraf buradan para aşeren hizmetçiye aitti. Bu yakaladığım hizmetçinin o olup olmadığını çözmeye çalışıyordum. Yok, bu değildi.
O zaman bu kızla son bir işim kalıyordu.
Fotoğrafı ona gösterdim.
"Bu kadın burada çalışıyor mu?"
Mal gibi suratıma bakınca, bıçağın sapını okşamak zorunda kaldım. Evet, zorunda kaldım çünkü bu hareketleri yapmaktan zevk almıyordum ama bunları da böyle dize getiriyorduk işte.
Korkuyla yutkunurken. Titrek sesiyle yanıtladı beni.
"E-evet, adı... şeyy..."
Fotoğrafı tutan elimle saçını kavradım.
"Şey diye bir isim mi var? Bana bak ben uzatmayı seven bir insan değilim. Hele uzatan insanları hiç sevmem! Ağzında geveleyip durma, kıyarım o tatlı canına vallaha! "
Harika! Hırsızlık yetmiyormuş gibi yakında cinayete de başlayacaktım!
Gerçekten de yavaş davranan ve uzatan insanlardan aşırı nefret ederdim. Kolay kolay öfkelenmezdim. Öfkelendiğimde ise bu tür saçma şeylere öfkelenirdim.
"Adı, Seval"
"Bugün burada mı?"
Hızla kafasını salladı.
"Hı hı, evet aşağıda bulaşık yıkıyor." Saçını tutan elimi hafif gevşettim.
"Güzel... Numarası varmı sende?" Konuşurken, sesimi farklı çıkartmaya çalışıyordum. Yüzümüzden ele veremeyiz belki ama ya ses kaydedici varsa?
Her ihtimale karşı...
Bir anlığına afallayınca yine kaşlarım çatıldı. Hemen sonra, söylediklerimi hatırlamış olacak kendine geldi.
"Va-var da siz ne yapacaksınız?"
Ne yapabilirim ben o kadını acaba, bu kadın biraz salak mıydı ne?
"Ya bizim evin temizliği vardı da, gününü kaçırmış, gelmedi. Ben de öfkelendim, dedim 'nerede çalışıyorsa orayı basayım, kendisiyle birlikte diğer çalışanları da geberteyim.' Yoksa içimde kalıyor, temizlik takıntım var da... Ev temiz olmazsa uyuyamıyorum."
Aptal, inanmış gibi bakıyordu yüzüme.
"E, kendiniz temizleyin o zaman..."
Öfkeyle tekrar saçlarına asıldım. Bu gerizekalı benimle alay ediyordu herhalde. Sinirle tısladım. Gerçekten öfkeme karşı koyamıyordum.
"Varsa, çok uzatmada ara o kadını, ve sakın ama sakın birşey fark ettirmeden buraya gelmesini söyle!"
Korkuyla kafasını salladı. Bak işte bu şimdi böyle masum masum korkunca da kıyamıyordum ki... Yalandı, içinde zerre merhamet duygusu olmayan bir insandım ben...
Aceleyle telefonuna uzandı, ve bir numarayı tuşladı.
"Alo, Seval abla... Acil bir benim odama gelsene..."
Konuşurken sesi titremesin diye kolunu sıkıyordum, fakat lanet olsun ki daha çok titriyordu sesi(!)
Karşıdakinin cevap vermesinin ardından. Yeniden koca bir yutkunuşun ardından sesi titreye titreye konuştu.
"Abla, gel diyorum işte.. Çok önemli birşey oldu!"
Aradan geçen 2, 3 dakikanın ardından telefonu kapattı. 'Ne oldu?' Dercesine göz kırptım. Derin bir soluk alırken.
"Geliyor hemen." Dedi. Belimdeki çelik kelepçeyi çıkarıp, iki eline geçirdim. Ardından, küçük anahtarla da kilitledim. Bana korku dolu bakışlar attığını gördüğümde, kulağına eğilip fısıldadım.
"Şşşt, sakin ol, sana birşey yapmayacağım. Şimdilik sessiz kalman için..."
Kafasını hızlıca salladığı esnada, onu hızlıca kapının arkasına çekip, bende orada beklemeye başladım. Bu esnada aklıma gelen şeyle tekrardan hizmetçi kadına döndüm.
"Odanın anahtarını ver, hızlı!" Hiç tereddüt dahi etmeden, çıkarıp verdi anahtarı. Ne olur ne olmaz diye de sıkı sıkı ağzını kapattım elimle. Çok geçmeden odanın kapısı tıklatıldı.
"Esra orada mısın?"
Adının Esra olduğunu öğrendiğim şahısın, elimle kapadığım ağzını açtım.
"Buradayım abla, girebilirsin."
"Ay kız ne acele acele çağ-"
Kapıyı açtığı gibi, üzerine atlayıp ağzını sımsıkı kapatmıştım. Bir elimle onu zar zor zapt ederken, diğer elimle de kapıyı kapatıp kilitledim. Ulan harbiden maharetli kızdım. Beni alan yaşadı derdim de, kimseyle evlenmeyecektim zaten.
Koca karıyı zor tutuyordum. Ulan bu ne güç be! Hala direnmeye devam ederken, Esra'ya yaptığım gibi onunda boğazına bıçağı dayadım.
Bıçağı gördüğü an direnmeyi bıraktı.
"Ha böyle akıllı ol."
Sırtı bana dönük bir şekilde, belinden tutuyordum. Allah'tan diğer salağın eline kelepçe takmıştım da, kaçmaya kalkarsa onu zapt edebilirdim. Birde şu bıçak olmasa işimiz yaştı.
"Şimdi bana, daha fazla direnmeden Ata Açar'ın kasasının şifresini ver bakayım..."
Gözleri korkuyla açıldı. Sanırım benden başkası bu sırrını bilmiyordu. Gözüm ellerini kelepçelediğim hizmetçiye kaydı, artık onun da bu sırdan haberi vardı... Neyse artık birşeyler aşerdiğinde ona da vermek zorunda kalırdı.
Yavaşça elimi çektim.
"B-ben şifreyi bilmiyorum, Ata bey çok sıkı gizler, böyle şeyleri."
Şu yalanlar yok mu şu yalanlar... Beni en sinir eden şeylerden biriydi. Birinin birşeyi, doğrusunu bilmeme rağmen benden gizlemesi çok fena gıcığıma giderdi. Öfkeyle bıçağı biraz daha gırtlağına bastırdığımda kan aktığını gördüm. Gördüğüm şeyle gözlerimi irice açtım. Aynı anda onun da acıyla tısladığını gördüm.
Merak etme bende ilk defa kan akıtıyordum.
Gördüğüm şeyin şokunu atlatarak, yine eski soğukkanlılığımı korumaya çalıştım.
"Bana bak, bana eğer bir daha yalan söylemeye devam edersen, kafatasını yerde bulursun ona göre! Şimdi fazla uzatmadan bana şifreyi söyle."
Laflara bak, a*ına koyayım, sanki elimde bıçak değil kılıç var.
Hızlıca kafasını salladı. Bu kadar çabuk kabullenmesini beklemiyordum açıkçası. İnatçı bir kadına benziyordu.
"T-tamam söylüyorum. 2013A13B yemin ederim, yemin ederim şifre bu."
Bıçağı gırtlağından yavaşça çektim. Gerçekten birini kan kaybından öldürmek istemiyordum. Bıçağı cebime koyduktan sonra, saçlarını okşadım.
"Sakin ol güzelim. Doğru mu değil mi şimdi öğreneceğiz, sakin ol..."
Oğlum, cidden çok korkutucu davranıyordum. Onların yerinde ben olsaydım, altıma s*çmıştım kesin. Cebimdeki telsizi çıkararak dümenciye seslendim.
"Dümenci orada mısın?"
"Nerede kaldın kaçık?! Adam gelmek üzere! Şifreyi bulamadım."
Kaşlarımı çattım. Sahiden, bunlarla oyalanmaktan zamanı unutmuştum.
"Sana söylediğim şifreyi gir hemen."
"Söyle, çabuk."
"2013A12B"
İki,üç tıklayıştan sonra büyük bir gürültü geldi karşı taraftan. Daha sonra dümencinin sesini duydum.
Fısıltıyla,"açıldı..." dedi.
Merakla bekledim.
"Çabuk yanıma gel, içinde tomarla para var. Ve..."
Merakla cümlesinin devamını bekledim.
"Ve?"
"Ve alarm..."
Demesine gerek kalmadan bütün evin sirenleri ötmeye başladı. Has... Bir bu eksikti şimdi. Hizmetçileri bırakıp, hızlıca kapıya yöneldim. Son bir kez, kapıyı açmadan onlara döndüm.
"Merak etmeyin, birazını da size bırakırız... Patronunuz gelmeden alın!"
Keyif dolu kahkahalar atarak odadan çıktım. Sahiden psikopattım.
Karşıma çıkan insanların hayret ve korku dolu olan bakış larını umursamadan, sanki ev kendi evimmiş gibi geldiğim çalışma odasına geri döndüm. Kapıyı açar açmaz, telaşlı bir ses duydum.
"Sizin odanıza girdiler efendim!"
Ardından kalın bir erkek sesi duyuldu.
"Yakalasanıza o zaman pe*evenkler!"
İçeriye girdiğim an, paraları keten poşetlere doldurmakta olan dümenciye yardım ettim.
"Tamam, yeterli bu kadar dümenci! Yürü gidelim! Geliyorlar!"
Hala poşeti doldurmaya çalışan dümenciyi, zorla kasadan ayırıp pencerenin önüne kadar sürükledim.
"Yavaş olsana kaçık! "
"Maalesef canım, şu an bir mafyanın evini soyduğumuzdan dolayı, her an ölümle karşı karşıya olabiliriz, bu nedenle yavaş olma gibi bir lüksüm yok!"
Onu pencereden aşağı doğru aniden itmeden önce, son birşey söyledim.
"Ha, eğer istiyorsan fidye olarak seni verebiliriz!"
Aşağı ittiğim an koca bir çığlık attı. Bu çocuk, korkağın tekiydi.
Onun peşisıra bende kendimi poşetlerle birlikte aşağı attım. Canım azıcık yansa da, idare ederdi.
"Oradalar, yakalayın!"
Bahçedeki ağaçların arasına düşmüştük. Bu bahçeden çıkarsak gerisi kolaydı. Arkamızda 4 tane bizi öldürecek olan, adamla birlikte son hız koşuyorduk. Biz önde, onlar arkada hızlı bir kovalamaca vardı.
"Uç, dümenci uç!"
İkimiz yan yana son sürat koşarken, arkasını kontrol edip bana cevap verdi.
"Allah, henüz bir kanat bahşetmediği için, uçamıyorum dolayısıyla. "
Yan yana koştuğumuz için, ensesine tokat atmak zor olmadı. Şu durumda bile eşek şakası yapabiliyordu! Önümüzde koca bir kapı vardı. Bizi kovalayanların duyamayacağı bir seste konuştum.
"3 deyince, ben başka bir yöne doğru koşarken, sen hızla şu kapıya tırmanıp dışarıya çık. Böylece adamların sayısını azaltırız. Sakın hata yapayım deme."
Kafasını salladı.
"Anlaştık."
Beklemeden kapıya yaklaştığımız anda saymaya başladım.
"1,2... ve... 3!"
Ben hızla sağa doğru yönelen yola ilerlerken o da kapıya tırmandı.
Adamlardan birinin,"siz ikiniz oraya bende buraya dediğini duydum."
Arkama dönüp baktığımda, 2'sinin benimle birlikte olduğunu gördüm. Büyük ihtimalle dümencinin peşinde sadece 1 kişi vardı. Bu iyiydi işte. En azından ben bunların elinden kaçabilirdim.
Tekrardan bahçeyi hızla dolanmaya başladığım sırada, önüme geçen tüm bahçe aletlerini onlara fırlatıyordum. Hızlı nefes alışverişlerimden boğazım hafif acımaya başlamıştı.
***********
Nihayet ikimizde sonunda villanın dışına çıkmayı başarmıştık, ama arkamızdaki adamları hala atlatamamıştık. Uzun sokakların ardından sonu caddeye çıkan bir yolu tercih ettik. Daha doğrusu ben tercih ettim. Çünkü ben nereye gidersem, dümencide peşimden geliyordu.
Nihayet caddeye çıktığımız anda, arkamı dönüp adamları kontrol etmiştim. Sayıları 2'ye düşmüştü. Tam önüme döndüğüm esnada birine çarptığımı hissettim. Benimle birlikte dümencide çarpmıştı.
"Pardon, pardon affedersiniz..." Onu hafifçe ittirerek koşmaya devam ettim. Ardımızdan anlamaz bakışlar attığına emindim.
Kızın koyu kahve gözleri, bana bir anlığına birilerini hatırlatmıştı... Birilerini... Çok önce ki birisini... Mazideki biri...
Afet... Gözleri onunkine ne kadar da benziyordu...
***********
"Ne oldu yine Asya, niye daldın?"
Karşımda oturup, gazozunun kapağını açmaya çalışan Oğuzer'e baktım. Elindeki gazoz şişesini kaptığım gibi dişlerime götürdüm.
"Ver şunu, ver ben açarım!"
Gazozun kapağını dişimle açtıktan sonra bir, iki yudum içip ona uzattım. Öfkeyle söylendi.
"Harika! En nefret ettiğim şeyi de yaptığına göre, artık bu gazoz senin olabilir!"
Ona cevap vermek yerine, keyifle gülümseyip, elindeki gazozu geri aldım ve düşünmeye devam, ettim.
"Yok kızım, sende yine birşeyler var. Söylesene artık."
Çoktan yaşarmış olan gözlerimi ona çevirdim.
"Hayda! Oldu mu şimdi bu?" Diyerek yanıma gelip bana sarılmasıyla kendimi geri çekmem bir oldu. Birilerinin bana acımasından nefret ederdim.
Gözlerine imayla baktım.
"Sen hala hatırlıyor musun onları? Tek unutmayan ben değilim, biliyorum."
"Kimlerden bahsediyorsun?"
Gayet iyi biliyordu kimlerden bahsettiğimi. Anlamamazlıktan geliyordu yalnızca.
Gözlerimi devirdiğim esnada yeniden konuştu.
"Araz, Ilgın, Gündüz, Bora ve Afet'ten bahsediyorsan... Evet, arada bir hatırlıyorum..."
Sonlara doğru sesi kısılmıştı. Arada bir...
"Ben hep hatırlıyorum..."dedim, bütün özlemlerimi sanki bu cümleyle giderebilecekmişim gibi...
Sonra ekledim, "ve hiç unutamıyorum..."
"Sokakların şarkıcıları..." diye mırıldandı. Bunun anlamını sadece biz biliyorduk.
Dayanamadım,söyleyecektim.
"Bugün kaçarken çarptığımız kız var ya..."
Hatırlamaya çalışır gibi, kaşları çatıldı. Hatırlamış olacak ki saçını kaşıdı. Birşey hatırladığında hep böyle yapardı.
"Ha şu bizim gibi maskeli olan kız..."
"Evet, o."
"Ne olmuş ona?"
"Gözleri Afet'e çok benziyordu. Bir an, yalnızca bir an sanki onunla karşı karşıya duruyormuşum gibi hissettim..."
Bana hayalkırıklığıyla baktı.
"O gözlere sahip milyonlarca insan var..."
Evet, belki bu haklı bir gerçekti. Yine de sinirlenmiştim. Aniden çıkıştım.
"Ama o bakışlara sahip milyonlarca insan yok!"
Bana anlamaz bakışlar attığı sırada, sessiz bir fısıltıyla mırıldandı.
"O öldü... Bunu sende biliyorsun, bende... O öldü..."
Bu gerçek yüzüme milyonuncu kez, soğuk bir su gibi çarptı. Kabullenmek istemezcesine sıkıca yumdum gözlerimi. Ve bir kez daha tekrar etti.
"Onlar, Afet ve Bora o gün öldüler... Hatırla, o videoyu hatırla... Hastahaneyi hatırla..."
Hayır hayır! Hayır! O günü hatırlamak istemiyordum! Aklıma sadece ilk tanıştığımız gün geldi. Afet ile...
Sene 2013...
Yağmurlu bir sonbahar günü... Devlet lisesi öğrencileri kaçarak okulun içine girmeye çalışıyor, yağmura yakalanmamak adına adeta çırpınıyorlardı.
Hepsinin dilinde aynı cümle; "Birazdan ders başlayacak, geç kalırsak hoca yok yazar!"
"Hızlı olalım!"
İki öğrenci hariç... Oğuzer ve Feyza, bahçedeki yüksek ağaçlardan birine tırmanmış, en yüksekte ayaklarını sarkıtarak oturuyorlar. Onları gören öğrenciler, imrenmeden edemiyorlar.
Oğuzer telaşlı, "Feyza! Sana diyorum, Feyza! Eğer biraz daha geç kalırsak, yok yazılacağız!"
Feyza, onu duymuyor. Duymak istemiyor. Yalnızca gözlerini kapatmış, kafasını ağaca yaslamış, yağmurun tadını çıkartmaya çalışıyor. Yine bir yağmurlu günde, annesinin, saçlarını okşayan ellerini hissetmeye çalışıyor.
Şimdilik onun keyfini hiç kimse bozamaz. Çünkü o; Bu yağmur damlalarının altında, zihninde bir yerlerde annesini arıyor. Ona dair bazı anılar hatırlamaya çalışıyor. Oğuzer daha fazla konuşmuyor, o da yaşıyor kafasını ağaca, tıpkı Feyza gibi yağmuru hissetmeye çalışıyor.
Bir an bir mırıltı duyuyor.
"Adımın, Asya olmasını isterdim..." diyor Feyza. Ardından devam ediyor.
"Babamın koyduğu değil, annemin koymak istediği ismi taşımak isterdim..."
O esnada koca bir gürültü ile ikiside aynı anda gözlerini açıyorlar. İnce bir kız sesi duyuluyor.
"Ah! Sakar Afet! Yine düştüm! Ne kadar gerizekalıyım!"
Kafalarını dalların arasından uzatmalarıyla, yerde yatan bir kız görmeleri bir oldu. Oğuzer'in kendini tutamayarak kahkahalarla gülmesiyle, yerde yatan genç kız kafasını kaldırarak gülenin kim olduğunu anlamaya çalıştı ama kimseyi göremedi.
Feyza mp3 ünde çalan şarkıyı kapatıp, Oğuzer'in ensesine bir tokat geçirdi.
"Ben sana demedim mi, 'herkese gülme' Diye! Biraz ciddi ol!"
Oğuzer onu dinlemeyip kahkahaların devam etti.
Seslerin sahibini bir türlü bulamayan Afet, kendi kendine söylendi.
"Allah'ım, öldüm de zebaniler beni almaya mı geldi? Nereden geliyor bu sesler?"
Feyza dayanamayıp cevap verdi.
"Vallahi zebani falan anlamam ama biraz daha bu soğukta yerde yatmaya devam edersen, gerçekten öleceksin."
Bunları dedikten sonraki atlayışıyla, hala yerde yatmakta olan Afet'in önüne düşünce, Afet korkudan büyük bir çığlık attı. Afet'in çığlığını duyan Oğuzer'de korkup çığlık atarken, aniden o da kendini yere attı.
Oğuzer'i yanında beklemeyen, Feyza ensesine bir tokat daha geçirdi.
"Lan aniden düşmesene gerizekalı! Ödümü kopardın!."
Afet, söylenerek ayağa kalktı.
"Harika! Az önce bir serseri grup tarafından az kalsın gasp ediliyordum, şimdi ise düştüğüm yerde üzerime gökten iki insan düşüyor."
Normalde, hiç kimse ile arkadaşlık kurmayan ve Oğuzer hariç bütün insanlardan nefret eden Feyza, ilk defa bu kıza karşı bir sıcaklık hissetmişti içinden. Veya kendisi öyle sanıyordu. Ama bir anda bu kızda farklı bir şeyler olduğuna emin olmuştu. Normalde herkesten ettiği gibi bu kızdan da nefret etmesi gerekliydi. Şimdi ne olmuştu? Aynı kızgınlıkla yanıtladı.
"Yalnız, bir düzeltme yapayım; biz gökten değil, ağaçtan düştük..."
Afet, ona sadece "İyi ne yapayım?" Demekle yetindi. Onları, umursamadan okula yöneldi. Onun bu anı kararının ardından, ikisi birbirlerine bakıp göz kırptılar.
Plan belliydi, herkese yaptıklarını ona da yapacaklardı.
Feyza arkasından koşarak, Afet'in yanına yetişti.
"Baksana, sen bu okula yeni mi geldin?"
Afet, sert bakışlarını ona çevirdi. Feyza'nın sinsi sırıtışına bir anlam verememişti.
"Evet, yeniyim fakat bundan sanane."
Feyza, sahte bir üzüntüyle dudaklarını büzdü.
"Ama... Ama... Niye öyle sert davranıyorsun, belki arkadaş oluruz demiştim. Hem benim de hiç arkadaşım yok."
Gözü arkadan onları takip etmekte olan Oğuzer'e kayınca, kafasıyla onu işaret etti.
"Bu salak hariç. Bir tek bu salakla arkadaşım."
Arkadan gelen Oğuzer birşeyler dese de çok geriden geldiği için duyulmuyordu. Büyük ihtimalle kendisi hakkında 'salak' diye bahsedilmesinden hoşlanmamıştı. Afet, soğukkanlı bir ifadeyle, Feyza'ya döndü.
"Sağol ya ben böyle iyiyim. Bir arkadaşa ihtiyacım olduğunu sanmıyorum."
Afet, nedense bu kızdan hiç iyi bir hava alamamıştı. İçinden 'tehlikeli bir tipe benziyor' Diye geçirdi. Feyza'nın dış görünüşü hiç tekin değildi. Hele ki bakışları... İnsanlara 'her an seni öldürebilirim' dermiş gibi bakıyordu. Çok korkutucu bakışları vardı. Kendisi hariç, herkes bunun farkındaydı. O ise kendini tam bir iyilik meleği sanıyordu.
"Ama öyle deme bak,hem biz çok iyi arkadaş oluruz seninle." Deyip, onun konuşmasına fırsat vermeden Afet'in üzerine atlayıp, ona sımsıkı sarıldı. O kadar sıkıyordu ki, Afet ne kadar çırpınırsa çırpınsın, bir türlü kurtulamıyordu. Boğulacağını hissettiği an, onu ittirmeye çalışsa da başarılı olamadı.
"Ya... Bırak... Kı-zım... Bı-rak-sana! Yeter... Bırak..."
Feyza ise onu kollarında yok etmek ister gibi sarılmaya devam ediyordu.
"Olmaz, bırakmam!"
Arkada duran, Oğuzer'e kaşıyla işaret verdi. Elini yavaş hareketlerle Afet'in çantasından içeriye doğru ilerletti. Amacı, birşeyler araklamaktı.
Durumu anlayan Afet, olağanüstü bir güçle onu kendisinden uzaklaştırdı. Bu hareketinden sonra Oğuzer ve Feyza'nın ellerinden tutup, bileklerini hızlıca bükerek aniden ikisinin arkasını çevirdi. Hemen sonra ikisininde bacaklarına kuvvetli bir tekme indirdikten sonra, hırsız ikili acılar içerisinde kendilerini tepetaklak yerde buldular.
Feyza acıyan kıçını tutarak ayağa kalktı.
"Lan! Sen nasıl fark ettin?"
Afet onun üzerine doğru eğildi.
"Bir daha sakın, benimle uğraşmaya kalkmayın! "
"İyi... Uğraşmayız..."
Afet hızla yeni sınıfına doğru ilerledi. 12/E 'ye doğru...
Aradan 15 dakika geçmesinin ardından, sınıf kapısı çalındı. İçeriye giren kişilerle beraber Afet'in kaşları çatıldı. Bunlar az önce kendisini soymaya kalkışan ikiliydi.
"Aynı sınıfta olmamız da ayrı bir fantezi..." diye söylendi.
Tahtada ders anlatan, kadın öğretmen öfkeyle söylendi.
"Bu saatte mi geliyorsunuz derse Feyza'cığım."
Feyza ise umursamaz tavırlarla, Afet'in boş olan yanına oturdu.
"Yok yazdıysanız sorun yok."
Afet,"burası dolu."dese de, orada olan çantayı yere fırlattı ve yine oturdu.
Öğretmen, azarlamasına devam etti.
"Ya, öyle mi, peki disipline versem sorun olur mu? "
Feyza, baygın bakışlarını öğretmene çevirdi.
"Olur."
Öğretmen ise sadece "densiz!" Demekle yetindi.
Öğretmen, dersine kaldığı yerden devam ettiği sırada, Afet, öfkeyle Feyza'ya döndü.
"Ne o? Koridorda çalamadın, bu defa da yanıma oturarak mı çalmayı deneyeceksin?"
Feyza sinsi bir sırıtışla, cebinden çıkardığı, kahverengi cüzdanı Afet'e uzattı.
"Yok o değil de, sana acıdım ve cüzdanını sana geri iade etmeye karar verdim. Ha 5 lira aldım yol parası olarak, o sayılmaz. Ne de olsan tamamını almadım."
Afet, şok içinde cüzdanına bakakaldı. Ne ara çalmıştı ki bunlar? Daha en son onları yere savururken cüzdanını cebine koyduğunu hatırlıyordu.
Tabii ya! Omuzuna dokunduğu esnada çalmıştı, bu kızı şuracıkta boğmak istiyordu. Hemen cüzdanını onun elinden alarak, sinirle söylendi.
"Sen ne çeşit bir hırsızsın böyle!"
Feyza ona doğru eğilerek, işaret parmağını dudağına götürdü.
"Şşşt! Sessiz olsana, senden başkası bilmiyor..."
Bunu söylemesinden sonra aklına birşey gelmiş gibi gülümsedi.
"Ha birde Araz'cığımdan başka."
Bölüm etkileşimi
