2. bölüm / 2
SOĞUK NAMLU,SICAK KALPSİPERİN ARDINDA SEVDA
Bölümler 2Şu an: SİPERİN ARDINDA SEVDA
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
2.Bölüm
İkili yavaşça belgelerin olduğu odaya doğru ilerler. Bir mafya adamı Aslı'ya doğru hamle yapar. Aslı aniden silahını doğrultur, kısa bir mücadele olur ve adamı etkisiz hale getirir.
Savaş olanları bir adım geriden izler.
İlk kez Aslı’yı böyle görüyordur. Güçlü. Cesur. Tehlikeli.
Savaş (iç ses)
“Bu kız..."
Tam odaya girerken kapı gürültüyle açılır. İçeri giren kişi Savaş’ın babasıdır. Gözleri delirmiş gibidir. Elinde bir silah vardır ve doğruca Aslı’ya yöneltir.
Aslı çok şaşırır çünkü Savaşın babası hapisheneden çıkmıştır.Savaş için endişelenir
Savaşın babası
“Demek bu küçük kız benim oğlumun aklını karıştırıyor...”
Tam o an Kaan olanları görür ama iki mafya adamı onu kolundan tutar, kıpırdayamaz.
Kaan
“ASLI!!” diyerek bağırır
Aslı donmuştur. Göz göze gelirler. Savaş bir an bile tereddüt etmez. Hemen Aslı’nın önüne geçer.
Savaş
“ONA DOKUNAMAZSIN! NE OLURSA OLSUN!”
Aslı şaşkındır. Bu cümle... onun için kurulan bu cümle, ilk defa birinin göğsünü ona siper etmesi...
Aslı(fısıltıyla):
“Savaş..."
Bir anda silah patlar.
Savaş hızla dönüp Aslı’ya sımsıkı sarılır. Mermi kolunu sıyırıp geçer ama düşmez.
Savaş(dişini sıkarak):
“İyisin... sadece senin iyi olman yeter...”
Aslı çok endişelenir Bbir elini Savaş’ın omzuna koyar.
İlk defa, gerçekten birini kaybetmekten bu kadar korkuyordur.
DEPO – GECE – GERİLİM DEVAM EDİYOR
(Silah sesi yankılanmıştır. Savaş kolundan vurulmuştur. Aslı gözyaşları içinde hemen Savaş’ı yere oturtur.)
Aslı
(elleri titreyerek)
"Tamam... Tamam otur... Dayan, lütfen..."
Savaş yere oturur. Aslı başındaki bandanayı hızla çıkarır, onun kolundaki kanamayı durdurmak için sarar.
Aslı
(bandajı sıkarken)
"İyi misin? Lütfen bana bak! Savaş!"
Savaş
(acıyla gülümseyerek)
"Ben iyiyim... Ama asıl... sen iyi misin?"
Aslı bir an durur. Onun gözlerinin içine bakar. Gözleri doludur ama hala güçlü durmaya çalışır.
Aslı
(sert bir tonla)
"Çok kan kaybediyorsun. Ambulans çağırmamız lazım!"
Savaş
(gözlerini kapatıp derin nefes alır)
"Dayanırım ben... Dayanırım. Yanımda sen varsın ya"
Aslı gözyaşlarına hâkim olamaz. yavaşça ayağa kalkar. Savaş’ın babasına döner, gözlerinde öfke parlar.
Aslı
(sinirle bağırır)
"Senin bu yaptığın babalık mı?! O senin oğlun! Ona silah doğrulttun, gözünü bile kırpmadan!"
Silahını elinde tutuyordur ama artık parmağı tetiğe gitmiyordur.
Aslı
(sinirle devam eder)
"Sadece ona değil! Herkese zarar verdin.Ne uğruna?! Güç için mi?!
Bu mu senin baba dediğin şey?!"
Savaş’ın babası olduğu yerde kalır. Gözleri dolmaya başlar. Tüm o öfke yerini derin bir pişmanlığa bırakır.
Savaşın babası
(kısık sesle)
"Ben... ben sadece... onu korumak istedim..."
(Polis sirenleri duyulur. Kapı hızla açılır. Komiser ve özel tim içeri girer.)
Komiser
(sert bir sesle)
"Herkes silahını bırakıp yere çöksün! Ellerinizi başınızın üstüne!"
Mafya adamları kıpırdayamaz hale gelir. Savaş’ın babası kelepçelenir. Gözleri hâlâ oğlundadır.
Aslı hızla Savaş’ın yanına döner. Ambulans içeri girer. Görevliler hemen müdahale eder.Hızlı bir şekilde hastahaneye giderler.
Savaş hastane yatağında uzanıyordur. Sol kolu sargılı. Uyku ile uyanıklık arasında. Gözlerini aralar, başucunda oturan kişiyi görür. Aslı’dır. Elini tutuyordur.
Savaş
(kısık sesle)
"Gitmedin mi?"
Aslı
(şefkatle)
"Gider miyim sanıyorsun?"
(Savaş hafifçe gülümser. Gözlerinde ilk kez bu kadar huzur vardır.)
Savaş
"Ben... sana teşekkür edemedim."
Aslı
(tebessümle)
"Ben de sana... ilk defa biri beni korudu. Gerçekten korudu."
İkisi göz göze gelir. Aralarında tarifsiz bir bağ oluşmuştur artık. Sadece mafyayla değil, geçmişleriyle de savaşmışlardır.Gece olur ve ikiside yorgunluktan uyuyakalır. Sabah olur güneş ışığı perde aralığından içeri gire Savaş yavaşça gözlerini açar.İlk önce odanın tavanına, sonra yan tarafına bakar. Başucunda biri vardır.
Aslı, başını yatağın kenarına yaslamış, gözlüğü biraz kaymış, derin bir uykudadır. Elini Savaş’ın elinin üstüne koymuştur, sıkıca tutuyordur. Savaş bu manzarayı görünce hafifçe tebessüm eder.
Savaş
(fısıltıyla, içinden)
"Yine... yanımdasın."
Birkaç saniye sonra Aslı hafifçe uyanır. Gözlerini açar, gözlüğünü düzeltir ve onu izleyen Savaş’la göz göze gelir.
Aslı
(hemen doğrulup panikle)
"Savaş! Uyandın mı? İyi misin? Nasılsın? Kolun... ağrısı geçti mi?"
Savaş
(gülümseyerek)
"Ben iyiyim de... sen? Hani bütün gece böyle durdun ya… Boynun ağrımadı mı?"
Aslı
(başını çevirip uzaklara bakarak)
"Senin hâlin ortadayken boyun falan düşünemedim. Ayrıca... neden eve gitmedin desen? Hiç dinlemedin beni."
Savaş
(ciddileşerek, yavaşça)
"Çünkü... seni bırakıp gidemedim."
Aslı ona bakar. Bir an sessizlik olur. Sonra Aslı hızla toparlanır ve sinirle kalkar.
Aslı
(kollarını kavuşturur)
"Tamam o zaman. Bunu unutma çünkü bir daha böyle bir şey yaparsan... seni vururum!"
Savaş
(başını yana yatırarak hafifçe gülümser)
"Ben zaten vuruldum."
Aslı donakalır. Gözleri büyür. İçinden düşünmeye başlar.
Aslı (İÇ SES)
"Ne? Bana mı vuruldu?! Ne alaka şimdi?! Yoksa... beni mi seviyor?"
Savaş hafifçe kaşlarını kaldırarak ona bakar.
Savaş
"Yani... dün gece vuruldum ya... hatırlamıyor musun?
Aslı bir an kalır, sonra içinden derin bir nefes verir.
Aslı(İÇ SES)
"Ooooh tamam... kolundan bahsediyormuş. Aklım çıktı resmen"
Sonra hafifçe gülümser ama hemen toparlanır.
Aslı
(göz devirmeye çalışarak)
"Evet evet, hatırlıyorum... Kolundan vuruldun. Gülme öyle. Ciddiyim hâlâ seni vurabilirim.
Savaş
(taşkın bir gülümsemeyle)
"O zaman bir daha vurulurum... ama bu sefer sebebi sen olursan hiç şikâyet etmem."
Aslı gözlerini kaçırır, ama gülümsememek için kendini zor tutar.Savaş ile birlikte hastaheneden çıkış yaparlar.Savaş"emniyete bende geliyorum"der.
Aslı sinirli bir şekilde "kafayımı yedin tabiki de gelmiyorsun"der.Aslı bir kere daha Savaşı düşündüğünü belli etmişti.Savaş "Peki küçük hanım" diyerek sırıtmaya başladı
daha tanışalı üç gün olmasına rağmen sanki nasırlardır tanışıyormuş gibi hissettiler.Aslı emniyete geçip Savaşın babası hakkında bilgiler araştırdı
ve dosyasına göz gezdirdi.Dikkatini çeken hiçbir şey dikkatini çekmemişti Aslı araştırmaya devam ederken odaya babası girer. Sert bir yüz ifadesiyle ama gözleri endişeli.
Orhan
(ciddi, ama yumuşak sesle):
“Gelmişsin,Savaşın durumu nasıl?”
Aslı:
“İyi… En azından daha iyi. Ama kolay atlatmadı.”
Orhan başını sallar. Gözlerini yere indirir, bir süre sessiz kalır.
Orhan:
“Akşam olanlar... seni fazlasıyla içine çekti, biliyorum. Ama seni orada görmek… korktum. Gerçekten korktum.”
Aslı (kısık ama net bir sesle):
“Ben de korktum. Ama elim kolum bağlı bekleyemezdim. Savaş yalnızdı. Abim kıstırılmıştı. Bir şey yapmam gerekiyordu.”
Orhan (gözlerinde gurur ve endişe karışımı):
“Bunu yaptın… Ama bir sonraki sefer, tek başına hareket edersen seni bir daha sahaya çıkarmam. Anlaştık mı?”
Aslı:
“Anlaştık.”
Tam bu anda kapı sertçe açılır. İçeriye komiser girer. Ciddi ve net bir ifadeyle konuşur.
Komiser:
“Aslı, babanla özel konuşuyordun ama bu bilgi seni ilgilendirir.”
Orhan (kaşlarını çatar):
“Ne oluyor?”
Komiser (sadece Aslı’ya bakarak konuşur):
“Savaş’ın babası... şu an sorgu odasında.Her şeyi itiraf etmek üzere.”
Aslı bir anlığına durur. Gözleri genişler, nefesi düzensizleşir. Orhan’ın yüzündeki o kendinden emin ifade silinir.
Komiser devam eder:
“Ve... oğlunu kullanmaya çalıştığını da söyledi. Seni, Kaan’ı, hatta Orhan Bey’i bile suçladı.”
Aslı (soğuk bir sesle, yavaşça babasına döner):
“Anlaştık mı dedim ya… şimdi ne demek istediğimi daha iyi anlamışsındır.”
Orhan hızlı bir şekilde sorgu odasına doğru yürür.Sinirinden rkasından gelen Aslıyı fark etmez odaya girdiğinde yıllarca peşinde olduğu iğrenç işlere bulaşan mafya ile
göz göze gelir.Aslı kapıda beklerken.Orhan dışarıya çıkar ve dediği şeyleri uymak istemediğini söyler.Komiser bunu anlayışla karışılar. Komiser, Aslı’ya hafifçe başını salladı ve Aslı içeriye girdi.
Komiser:
“Buyur, Aslı.”
İçeride, Savaş’ın babası Nurullah, demir sandalyesine bağlıydı. Yorgun, bitkin ve biraz da korkmuş görünüyordu.
Aslı adımını içeriye attı, gözleri ona kilitlendi.
Nurullah (sessizce):
“Sen... buraya nasıl geldin?”
Aslı:
“Gerçeği duymak için.”
Komiser kapıyı kapattı ve dışarı çıktı. O an odada sadece üç kişi kaldı.
Nurullah derin bir nefes aldı ve sonra yorgun bir sesle konuştu:
“Her şeyi... itiraf edeceğim. Ama senin yüzünden değil. Kendi vicdanım için.”
Aslı (soğuk bir sesle):
“Senin vicdanın çoktan öldü. Ama şimdi neden konuşuyorsun?”
Nurullah:
“Savaş’ı... seni... Kaan’ı... hepinizi kaybettim. Ama belki geriye kalan tek şey bu itiraf.”
Aslı:
“Peki ya sonra? Bu itiraflar seni kurtaracak mı?”
Nurullah:
“Hayır. Ama doğruyu söylemek için geç değil.”
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Nurullah başını öne eğdi ve devam etti:
“Her şeyi... polisle işbirliği yaparak ortaya çıkaracağım. Artık bu karanlığa daha fazla gömülmek istemiyorum.”
Aslı gözlerini kısarak bakıyordu ona. İçinde bir yandan kin, bir yandan umut vardı.
Aslı (hafifçe):
“Belki de bu, senin ilk doğru kararındır.”
Kapı arkasından hafifçe açıldı, komiser başını uzattı:
“Zamanınız doldu. Onu götürüyoruz.”
Nurullah, elleri kelepçeliyken, derin bir iç çekti. Aslı ise kararlı bir şekilde odadan çıktı. Dışarıda bekleyen Savaş’ı gördü.
Aralarındaki sessiz bakış, savaşın ve sevginin aynı anda sürdüğünü anlatıyordu.
Aslı (kaşlarını çatarak, kızgın ama içinde endişe saklı bir ses tonuyla):
“Savaş, neden geldin buraya? Kolun daha iyileşmedi, sen ne yapıyorsun?!”
Savaş (umursamaz gibi gülümser, ama içinde bir yorgunluk hissedilir):
“Sizleri özledim. Hasretinize dayanamadım.”
Aslı (kollarını bağlar, alaycı bir şekilde):
“Cidden çok inandırıcı konuştun. Bir an gözlerim dolacaktı.”
Tam o sırada kapı gıcırdayarak açılır.
Komiser dışarıya çıkar ve yanında, kollarından kelepçelenmiş halde Savaş’ın babası vardır.
Aslı'nın yüzü ciddileşir.
Savaş bir anda donar.
Nurullah başını öne eğmişti ama hâlâ kendini güçlü göstermeye çalışıyordu.
Savaş onu görür görmez bir adım geri çekildi.
Yumrukları sıkılmıştı. Gözleri kıpkırmızıya dönmüştü.
Nurullah (boğuk bir sesle):
“Oğlum…”
Savaş (bir adım öne atılır, dişlerini sıkarak bağırır):
“Ne ben senin oğlunum… ne de sen benim babamsın!”
Komiser Nurullah’ı çekip götürürken ortamda buz gibi bir hava eser.
Savaş’ın gözleri hâlâ öfkeyle yanıyordur.
Bir anda döner ve Aslı’ya bağırır:
Savaş (kontrolünü tamamen kaybetmiştir):
“Ve sen! Bunu bana söylemeliydin! Aslı, nasıl bir şey yaptın?!”
Aslı (donup kalır):
“Savaş, ben—”
Savaş (sözünü keser, öfkeyle bağırmaya devam eder):
“Nasıl söylemezsin?! Nasıl aramazsın?! Neden haber vermedin bana?! Seninle yüzleştiğini ben burada öğreniyorum, senin yüzünden! O adamla tek başına görüştüğünü nasıl saklarsın?!”
Aslı’nın gözleri dolar. Savaş’ın her kelimesinde biraz daha kırılır.
Bir adım geri atar, sonra başka hiçbir şey söylemeden başını eğer.
Savaş (nefes nefese, hâlâ öfkeyle):
“Ben senin yanında olurdum... ama sen beni yok saydın.”
Aslı (gözlerinden yaşlar düşerken, kısık bir sesle):
“Ben... sadece seni korumaya çalıştım.”
Savaş (alaycı ve sinirli bir tonda):
"Sen daha kendini koruyamıyorsun benimi koruyacaksın"
Aslı çıtını bile çıkaramaz ve gözleri dolmaya başlar.
Savaş’ın bakışları bir an yumuşar ama Aslı çoktan dönüp yürümeye başlamıştır.
Gözyaşları sessizce süzülürken, koridorun ucunda yavaşça kaybolur.
Savaş, olduğu yerde kalır. Yumrukları hâlâ sıkılıdır ama artık sadece pişmanlıkla.
Aslı çoktan gözden kaybolmuştu. Gözlerinin önünde hâlâ onun dolu gözleri vardı.
Bir anda kendine geldi, hızla yönünü değiştirip çalışanların oturduğu odaya doğru yürüdü.
Orada polislerin oturduğu bir masa vardı. bazıları evrak inceliyor, bazıları kahve içiyordu.
Savaş hızla içeri girdi. Nefesi düzensizdi. Gözleri sağa sola bakarken sordu:
Savaş:
“Aslı’yı gören oldu mu?”
Polislerden biri başını kaldırdı ama cevap veremeden, masanın diğer ucunda duran bir kadın komiser ayağa kalktı. Omzuna çantasını almıştı. Siyah saçları dağınıktı, yüzü yorgundu.
Komiser Selin:
“Çantasını alıp çıktı. Bir şey mi oldu?”
Savaş (hemen başını sallar, gözlerini kaçırır):
“Hayır… bir şey olmadı.”
Hızla geri döner. Kalabalığın içinden geçerken sesler uzaklaşır.
Artık yalnızca ayak sesleri, kalp atışı ve hızla inen adımlar duyuluyordur.
Merdivenlerden indiği anda gözleri dış kapıya yönelir.
Ve…
Orada.
Kapının önünde sarı bir taksi.
Aslı, tam arka kapıyı kapatmak üzeredir.
Savaş, kalbi sıkışarak bağırır:
Savaş:
“Aslı! Aslı dur!”
Ama Aslı arkasına bile bakmaz.
Yüzünü bile göstermeden kapıyı kapatır.
Taksi, yavaşça hareket eder… ve emniyetin önünden uzaklaşır.
Savaş, olduğu yerde donakalır.
Boşluğa bakan gözleriyle sadece uzaklaşan arabayı izler.
Savaş, taksinin arkasından koşmak ister ama bacakları onu yarı yolda bırakır. Yüreği yerinden fırlayacakmış gibi atarken, elleri yumruk olur. Gözlerini taksinin arkasından ayıramaz.
Taksi, kavşağı döner ve gözden kaybolur.
Savaş bir an orada, insanların içinde ama onlardan kopuk şekilde kala kalır. Sanki dünya bir anlığına sessizliğe bürünür.
Komiser Selin, elinde kahve bardağıyla yanına yaklaşır.
Selin:
“Savaş… Ne oldu? Aslı mıydı o?”
Savaş, gözlerini yoldan çekmeden cevap verir.
Savaş:
“Evet… Ama gitmek istedi. Engellemedim.”
Selin:
“Bazen bırakmak gerekir. Belki de biraz zamana ihtiyacı vardır.”
Savaş, derin bir nefes alır. Gözleri yavaşça kapanır.
Savaş:
“Umarım… Ama bu sefer farklıydı Selin. Gözlerinde bir acı vardı. Giderek kayboluyor gibi.”
Selin omzuna hafifçe dokunur.
Selin:
“Eğer onun yanında olmak istiyorsan… onu bulman gerekecek.”
Aslı anneannesinin evinin önünde iner ve tam anahtarı çantasından çıkarırken bir anda arkasından biri hızla ona yaklaşır. Sert bir el ağzını kapatır, bir diğeri kollarını kavrar.
Aslı:
(çırpınır ama sesi çıkmaz)
Sürüklenerek sokağın kenarındaki siyah camlı bir araca doğru götürülür. Kapı açılır, Aslı hızla içeriye itilip kapatılır. Araba farlarını yakmadan uzaklaşır.Aslı etrafa bakmak ister ama
hava karanlık oluğu için hiçbir şey göremez.Etrafa DNA'sını bırakak için adamlardan "su verebilir misiniz çok susadım" der. Adam sırıtarak "bu iyiliği kimseye yapmam ama neyse" Ve suyu uzatır
Aslı sudan bi yudum alır ve yere tükürür "ıy bun kan gibi hatta yosunlaşmış" adam Aslının ne yapmaya çalıştığnı anlamaz ve diğer adam "çok konuşuyo bu"der Aslı bayıltır.
Aslı gözlerini açtığında elleri arkasından iple bağlı halde bir sandalyeye oturtulmuştur. Ağzı açıktır ama başı dönüyordur.
Loş ışık. Duvarda rutubet izleri. Arka tarafta fısıltılarla konuşan adamlar.Aslı şok olmuştur ne yapacağını bilemez yanına bir adam gelir ve kulağına "şanslısın işini yarın halledicez" der
ve uzaklaşır Aslı bana ne yapacaklar diye düşünür ve düşündükçe korkar.Zaman hızlı bir şekilde geçer sabah olur.
Köydeki yaşlı bir adam tarlaya çıkarken, uzaktan terkedilmiş eve girip çıkan yabancılar dikkatini çeker. Gözlüğünü takar, şüpheyle bakar. Telefonunu çıkarıp polisi arar.
Yaşlı Adam:
“Burada bir terslik var. O yıkık eve geceden beri tip tip adamlar girip çıkıyor. Belli ki birini kaçırmışlar!” polisler hızlı bir şekilde yola çıkar.O sırada
Aslı, sandalyeyle birlikte ani bir hareketle yana döner. Sandalyeyle yere düşer. Ayakları bağlı değildir!
Aslı:
“Ahhh—”
Hemen ayaklarını kullanarak ayağa kalkar. Eller hâlâ bağlı ama güçlü tekmeleriyle bir adamı yere serer.
Diğeri silahını çeker. Aslı sandalyeyle onu engeller, yüzüne sert bir darbe indirir. Adam yere düşer.
Aslı nefes nefese kalır. Yerde sürünerek duvardaki çivide ipleri çözmeye çalışır. Kolları acır, kan içinde kalır. O anda dışarıdan gelen siren seslerini duyar ve içinden bir oh çeker.
Camlar titrer. Kapı tekmeyle kırılır!
Savaş, Aslı’nın abisi Kaan, babası Orhan ve Selin komiser içeri dalar.
Savaş:
“ASLI!!!”
Aslı tam Savaşa doğru yürür ama
bir adam köşeden çıkar, elinde silah vardır. Gözünü kırpmadan Aslı’ya ateş eder.
Kurşun Aslı’nın karnına isabet eder.
Aslı yere yığılır. Savaş koşar, yere düşen Aslı’yı tutar.
Savaş (panik içinde):
“Aslı! Dayan, buradayım, lütfen gözlerini kapatma!”
Aslı (zor nefesle):
“Savaş…"
Savaş:
“Seni asla bırakmycam! SAKIN GİTME!”
Kaan adamı etkisiz hale getirir, komiser yardım çağırır. Orhan donmuş şekilde kıpırdayamaz.Kızını kanlar içerisinde yerde görür.
Komiser Sedat:
"112 acil! Birim 4, destek ve ambulans lazım!Yaralı bir kadın var. 15-20 dakika snra ambuans gelir Aslı çok kan kaybetmiştir hızlı bir şekilde hastahaneye yetiştirirer.
Bekleme salonunda ağır bir sessizlik vardı. Orhan, kanlı ellerini yıkamadan oturuyordu. Ellerine bakıyor ama hiçbir şey görmüyordu.
Kapı açıldı,Selin içeri girdi.
Selin:
“Yoğun bakımda. Kurşun göğse yakın girmiş ama kalbe isabet etmemiş… şans eseri yaşıyor şu an.”
Savaş, sadece başını salladı. Gözlerinden yaş akmasa da içi çığlık çığlığa bağırıyordu.
Savaş:
“Benim yüzümden oldu bu. O silah bana sıkılacaktı, biliyorum.”
Selin gözlerini kısarak yaklaştı.
Selin:
“O silah kime sıkıldı, önemli değil artık. Ama ben kimin sıktığını biliyorum.”
Savaş, başını kaldırdı.
Selin:
“Rasim… geri döndü.”
Savaş’ın yüzü bir anda sertleşti. Gözlerinde hem korku hem öfke vardı.
Savaş(soğuk bir sesle):
“O zaman bu iş burada bitmeyecek.”
Bölüm etkileşimi
