1. bölüm / 2
Soğuk MerhametYaşatan Kucaklaşma
Bölümler 2Şu an: Yaşatan Kucaklaşma
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Soğuk Merhamet" – Andreas'ın Gözünden
Yaşatan Kucaklaşma
“Bir insan sarıldığı birini hiç tanımadan özler mi?”
---
Bir gün...
Yine her şey berbat olmuştu. İşin kötüsü, benim gibi adamlarda “berbat” kelimesi sıradan değil. O gün bir adamı öldürmüştüm. Soğukkanlılıkla, gözüm bile kırpmadan. Beni kıştan daha soğuk biri yapan da bu zaten.
Sonra yolda yürürken biri bana çarptı.
Kitaplar yere döküldü.
Klasik. Bir özür, birkaç sinirli bakış... sonra hayatına devam edersin.
Ama o öyle yapmadı.
O... sarıldı.
Hiç tanımadan, bir şey sormadan, sadece sarıldı.
Kolları inceydi. Sıcacıktı. Kalbinin sesi vardı o temasın içinde.
Ben donup kaldım.
Silahım belimdeydi.
Elleri temizdi.
Ama bana dokundu.
İlk kez biri bana “üzgünsün” dediğinde, sadece hissettiği için söyledi.
Ve o anda bir şey oldu.
Ben kırıldım.
---
Sonra…
Onu kaybettim.
Sokağın adı neydi bilmiyorum.
Yüzünü bile tam hatırlamıyorum.
Ama gözlerini...
Ela.
Gözlerimin içine baktı ve beni gördü.
Yaptıklarımı değil, yandığımı gördü.
Ve ben o günden sonra, her sokakta, her kadında onu aradım.
İstanbul’un en kalabalık yerlerine bile gittim. O gözlerin peşinden.
Ama bulamadım.
---
Aylar geçti.
Bir gün bir psikoloğun adı geçti kulağıma. “Menekşe Yalçın.”
O ismi duyduğumda kalbim göğsümden çıkacak sandım.
Olamaz dedim. Bu tesadüf olamaz.
Randevu aldım. Gittim.
Kapıdan içeri girdiğimde...
Zaman durdu.
İşte oradaydı.
Gözlüğünü indirip bana baktı.
“Gözleriniz tanıdık geldi,” dedi.
Ben susmayı tercih ettim.
Yalan söylemek kolaydı, çünkü hayatımda ilk defa bir şeyi mahvetmek istemiyordum.
İlk defa birini kendi karanlığıma bulaştırmak istemedim.
Ama o konuştu.
Dinledi.
Anladı.
Gerçek ismimi söylemedim. Ama bana “Andrey” diye seslendi. Ben de sustum. Çünkü onun verdiği isim bile, doğduğumdan daha güzel geldi.
Seanslar sürdü.
Beni tanıdı.
Ben de onu.
Kahvesini nasıl içtiğini, hangi kitapları sevdiğini, uyurken ışık açık mı kapalı mı dursun isterdi, hepsini ezberledim.
Ama söyleyemedim.
“Ben Andreas Mikhailov’um. Rus mafyasının gölgesiyim. Kanla besleniyorum,” diyemedim.
Onu kaybetmekten korktum.
---
Sonra...
Bir gün her şey patladı.
Gazetelerde yüzüm vardı. Adım vardı.
Menekşe'nin yüzünü gördüm, beni televizyonda tanıdığı an.
Gözlerindeki hayal kırıklığı... beni bıçakladı.
Ve o günden sonra yok oldum.
---
Yıllar geçti.
Kimliğimi değiştirip başka ülkelerde yaşadım. Ama içimdeki tek sabit şey... onun gözleri oldu.
Ve bir gün…
İstanbul’a geri döndüm.
Yasaktı. Tehlikeliydi.
Ama onun doğum günüydü.
Nereden bildiğimi sorma.
Çünkü insan sevdiği kadının nefes sayısını bile ezberler.
Parkta oturuyordu. Ağlıyordu.
Menekşe.
Dizlerine kapanmıştı, omuzları titriyordu.
Ben dayanamayıp yaklaştım. Ceketimi üstüne koydum.
Başını kaldırdığında göz göze geldik.
Zaman durmuştu.
“Yine mi üzgünsün?” dedim.
Gözleri doldu.
Ama bu kez o sarılmadı.
Bu kez ben sarıldım.
Çünkü artık o narin kolların sırası değil, bu kez onun acısını ben taşıyacaktım.
---
Menekşe’ye asla söylemedim ama...
Onun bana sarıldığı o gün...
Ben öldüğüm yerden doğdum.
Ve bir adamın ömrü boyunca yalnızca bir kez yaşadığını anladım.
Ben...
Menekşe’ye sarıldığımda gerçekten yaşamaya başladım.
Bölüm etkileşimi
