5. bölüm · SİYAHIN VARİSİ
3. Bölüm İtiraf
KARAN YILDIRIM
Sabah olduğunda efsunu kollarımda gördüm
Sarılarak mı uyumuştuk biz? Hayır efsun bana sarılmazdı. Durumu fırsat bildim ve efsunun yüzünü incelemeye başladım nefes alış verişlerini saydım
Gözünün altında ben vardı ne kadar çok yakışıyordu yüzü pürüzsüzdü tek bir çizik bile yoktu o kadar insan öldüren adı geçti mi herkes korkarken nasıl yüzüne bir çizik bile almamıştı dövmesi dikkati mi çekti
Siyah bir kuğ
O güzel kolunu dövemeyle kirletmeye gerek var mıydı
"Karan beni izlemeyi kes"
Nasıl anladı lan
"Kollarımdasın nasıl incelemeyim"
"Hareket etmeye halim yok açım"
"Kesin kesin"
Gözlerini aniden açtı
"Neden benle aynı yatakda uyudun"
"Karımsın"
Yavaşça onu kollarımdan ayırdım üstünü örttüm gece çıkardığım kıyafetleri geri giydim gömlek kanlıydı ama bugün eve gitcektim zaten
"Efsun için kahvaltı hazırlayın odasında yicek bugün eğer efsun tekrar kriz geçirirse bu evi siz içindeyken yakarım"
Hepsi kafasını salladı Akif'i gördüm hazır tek başınayken ona soru sora bilirdim
"Akif"
"Efendim karan"
"Efsun hakkında bir şeyler soracağım, efsunu hiç takip eden veya ondan hoşlanan var mı"
"Var lise zamanlarından efsun çok zekiydi o yüzden o çocuk onla sevgili olmak istemişti ama efsun kabul etmemişti zaten okuluda gizliden okuyordu hem mafya işleri hem okul olmadı"
Onu çok dikkatli dinlemiştim
"Anladım sağol Akif"
"Bide o gün size saldıranlar o çocuk olabilir efsundan hoşlanan çocuğun psikolojik rahatsızlıkları var evleneceğinizi duymuştur delirmiştir"
"Sağol Akif yardımcı olduğun için"
Yukarı çıktım odaya girdiğimde efsun saçını toplamaya çalışıyordu yanına gittim
“Yatakta kal dedim,” dedim.
“Emir mi veriyorsun?”
“Evet.”
Kaşını kaldırdı.
“Bana mı?”
Yaklaştım.
“Dün nefes alamıyordun.”
“Şu an alıyorum.”
“Zor.”
Bir an sessiz kaldık.
"Adı neydi"
"Kimin?"
"Lisedeki"
"Akif mi anlattı"
Ayağa kalktı sendeledi ama dik durdu dolabına doğru gitti giyicek kıyafet arıyordu
"Evet Akif anlattı"
"Eksiksiz anlatmıştır ozaman adını hatırlamıyorum takıntılının tekiydi''
"Sana dokundu mu"
Gözleri sertleşti.
“Karan.”
“Dokundu mu?”
“Bir kez kolumu tuttu.”
Bir adım daha yaklaştım.
“Sonra?”
“Bileğini kırdım.”
İstemeden dudak kenarım kıvrıldı.
"Peki sevdin mi"
Eğildiği yerde döndü
"Hayır ben hiç bir erkeği sevmedim hayatım boyunca"
"Niye sevgili oldun ozaman"
Giyiceği elbiseleri eline aldı ve bana döndü
"Orda Akif yanlış anlatmış galiba ben kimseyi sevmedim beni Zeyneple tehdit etmesine rağmen"
Banyosuna gitti
O şerefsizin yaptığı şeyi şimdi ben mi yapmıştım kendimden irendim efsun banyodan çıkınca ister istemez onu inceledim
Üstünde beyaz bütün bedenine yapışan sıfır kollu bir bluz
Altında mini siyah etek
Ve kovboy çizmeleri
"Bana öyle bakmayı kes karan"
Odanın kapısına doğru gitti ama izin vermedim
"Efsun beni dinler misin"
"Tehdit etceksen sırası değil"
"Efsun ben seni tahmin edemiyceğin kadar çok seviyorum"
Benden kaçmaya çalışmayı bıraktı
"Ne"
"Evet seni seviyorum belki benimle evlenirsen her gün beni görürsen seversin diye düşündüm o yüzden tehdit ettim ama yapmam ben yapamam seni üzemem"
Dondu hiçbir şey demdi
"Beni niye seviyorsun ki karan"
"Güzel olduğun veya zeki olduğun için değil seni ilk gördüğüm o an bana garip duygular hissettirdin efsun ben seni yıllarca izledim yaptığın nefes aldığın her saniyeyi bildim hiçbir erkeğin sana dokunmasına izin vermemen falan çok hoşuma gitti"
Efsun durdu biliyordum hayatı boyunca doğru düzgün sevilmemisti hep bir neden koyulmuştu
Şunu yaparsan seni severim hep böyle cümleler söyleyerek büyütülmüştü
"Karan ben.."
"Efsun bana şuan cevap vermek zorunda değilsin beklerim ben gidelim yemeğimizi yiyelim hadi"
EFSUN ALKAN
Aşağı indiğimizde Akif ve yamanı gördüm oturuyorlardı ama konusmuyorlardı
"Konuşmanız bitti mi" dedi akif
"Ne zamandan beri geçmisimi birilerine anlatıyorsun Akif maaşından kesicem"
"Bana maaş vermiyorsun ki ben senin arkadaşınım baban varken hanımım diyorum sadece"
Gözlerimi devridim
"Çok bilmiş"
Masaya oturduğumuzda telefonum titredi
Bilinmeyen numara
*Bir fotoğraf gönderildi"
"İstediğini seç siyah kuğ
Kuzgun mu, Gölge mi, Şahin mi yoksa damla mı seç"
Ayağa kalktım
"Ablam"
Karanda benle birlikte ayağa kalktı
"Noldu"
Telefonu masanın ortasına bıraktığım gibi odama koştum silahı mı aldım aşağı geri indiğimde hepsi silahlarını kontrol ediyordu telefonu mu aldım
"Gölge ekibe söyle herkes gözünü dört açsın tetikde olsunlar eğer uzakta bir yerde Yamaha R6 görürlerse bana haber versinler ve onu öldürmesinler"
"Anlaşıldı kuğ"
Karan ve yaman bizi takip ediyordu plan yapıyorlardı muhtemelen arabama bindim yanıma karan bindi arkada yaman ve Akif
"Plan ne kuğ"
"Ablamın ölmesine engel olmak"
Garajdan çıktım gaza asıldım kırmızı ısıklarda durmadım hastane zaten yakındı hastane garajına girdim rastgele bir yere arabayı park ettim sakin davranmam gerekiyordu
"Normal davranın silahlarınız yanınızdadır umarım"
Yaman konuştu
"Yanımızda yenge ama ben sadece karan abim den emir alırım"
"Karan değil kuzgun ve bugün emirler kuğdan"
Gözlerimi devridim
"Gölge sola Şahin sağ kuzgun ya benle gel yada şahinin yanında git"
Hepsine son kez baktım
"Ölmeyin"
Arkamı döndüm ablamın olduğu oda belliydi hep bu hastaneye gelirdi ve hep o odaya alınırdı odaya ahıra giriyormuş gibi girdim
"Efsun noluyor ablacım"
Burda yoktu
Anında dışarı çıktım
Merdivenleri ikişer ikişer indim.
Kulaklıkta sessizlik vardı. Bu iyi değildi.
“Şahin?” dedim.
“Gözüm üstünde. Otopark çıkışında. Tek başına. Diğerleri çekilmiş.”
Akif’in sesi geldi.
“Bu bir meydan okuma.”
Alt kata indiğimde soğuk beton kokusu yüzüme çarptı.
Yamaha R6 siyah, parlak, yeni yıkanmış gibi duruyordu.
Motorun üstünde o vardı.
Kaskını çıkarmıştı.
Yıllar geçmiş ama bakışı aynıydı.
Sabit. Saplantılı. Sanki hiç büyümemiş.
Beni görünce gülümsedi.
“Efsun.”
Adımı ağzından duymak midemi bulandırdı.
Silahı indirmedim.
“Damla’yı karıştırmayacaktın.”
“Ben Damla’yla ilgilenmiyorum.”
“Fotoğraf?”
“Dikkatini çekmek için.”
Bir adım yaklaştım.
“Başardın.”
Gözleri üzerimde gezindi.
“Yıllardır seni izliyorum. Hâlâ kimseye dokundurtmuyorsun kendini.”
Çenem kilitlendi.
“Yanlış bilgi,” dedim soğukça.
Gözlerinde bir kıvılcım yandı.
“Kuzgun mu?”
Arkamda ayak sesi.
Karan gelmişti.
“İsmimi ağzına alma,” dedi Karan.
Çocuk hafif güldü.
“Demek o. Kara Kuzgun.”
Şahin ve Akif biraz geride konumlandı. Çapraz açı almışlardı.
Çocuk ellerini kaldırdı.
“Ben kavga etmeye gelmedim.”
“Ne için geldin?” dedim.
“Seçim yaptırmaya.”
“Cevap şu,” dedim. “Kimseyi seçmiyorum. Kimse için vazgeçmem.”
Bakışı sertleşti.
“Onu seviyorsun.”
Sessizlik.
Karan’ın sesi çok net çıktı.
“Bir adım daha atarsan ölürsün.”
Çocuk yavaşça motordan indi.
“Efsun… Ben senin için bekledim. Yıllarca. Sen hâlâ aynı bakıyorsun. Güçlü. Soğuk. Ama yalnız.”
Silahı göğsüne doğrulttum.
“Ben yalnız değilim.”
O an yüzündeki ifade değişti.
İlk defa gerçek bir şey gördüm: kırılma.
“Onu öldürürsem?” dedi aniden.
Akif tetiğe dokundu.
Şahin nefesini tuttu.
Ben gülümsedim.
“Soğukkanlılığımı test etme.”
Beni incelemeye devam etti
"Hiç değişmemişsin"
Karan sinirden patlamak üzereydi
"Beni hatırlaman umrumda değil ben seni zihnimden sildim adını bile hatırlamıyorum"
O an gözlerinde tek bir şey gördüm. Kırgınlık
Üzülmüştü umrumda değildi beni bu hale getiren oydu
"Efsun sen değilmiydin ben asla evlenmem diye ne değişti"
"Sanane"
"Yapma bize bir şans vermeliydin"
Sustum Akif'in ayak seslerini duydum
"Lan sen kızın annesini öldürdün niye seni sevsin"
Gözlerimin dolduğunu hissettim
-Yapma Akif yapma o konuyu açma
Akif hissetmiş gibi bana döndü
"Özür dilerim efsun"
Tetiği çektim
"Efsun yapma beni vuramazsın"
Karın boşluğundan vurdum
"Akif al bunu depoya götür"
Kimseye bakmadan arkamı döndüm ve gittim
"Bu iş burda bitmedi kuğ"
Dinlemedim ablamın yanına koştum neden gözüm dolmuştu ki ben ağlamazdım bu işlere bulaştığımdan beri ağlamıyordum saate baktım Zeynepin okuldan çıkış saatiydi evdeki adamlardan birini aradım
"Buyrun hanımım"
"Zeynepi okuldan aldınız mı"
"Evet hanımın arkadaşıyla beraber bahçede oynuyorlar"
"Tamam gözünüzü ayırmayın onlardan"
Yürümeye devam ettim kolumu biri tutana kadar
Karan
"Güzelim ağlıycaktın orda"
"Çekil karan ben ağlamam"
Karan kolumu bırakmadı.
“Bana bak.”
“Çekil dedim.”
Bir adım daha yaklaştı. Sesi sert değildi artık.
“Orada ağlayacaktın.”
“Yanlış gördün.”
“Gözlerin doldu.”
“Rüzgâr vardı,” dedim.
Hastane koridorunda rüzgâr yoktu.
Bir an sessiz kaldık. İçimde bastırmaya çalıştığım şey göğsümü sıkıyordu. Akif’in söylediği cümle kulaklarımda yankılanıyordu.
'Annesini öldürdün'
Karan yüzümü görmek için hafifçe eğildi.
“Onu o yüzden mi vurdun?”
“Hayır.”
“Yalan.”
Çenemi sıktım.
“Onu susturmak için vurdum.”
“Hayır,” dedi sakin bir şekilde. “Geçmişi susturmak için vurdun.”
O an elim titrediğini fark ettim. Sinirden mi… yoksa başka bir şeyden mi bilmiyorum.
“Ben zayıf değilim,” dedim.
“Zayıf değilsin zaten.”
“Ben ağlamam.”
“İnsan olmayı bırakmadın diye ağlamak zayıflık değil.”
O cümle göğsüme oturdu.
Gözlerimi ondan kaçırdım.
“Depoya götürdüler mi?”
“Gölge yolda. Şahin arkalarında.”
“Yaşayacak mı?”
“Sen öyle istedin.”
Bir an sustum.
“Ölmesini istemedim.”
Karan bunu duyunca kaşları hafif gevşedi.
“Biliyorum.”
Telefonum titredi.
Akif.
“Aldık. Kan kaybı var ama bilinci açık. Konuşmak istiyor.”
“Ben gelmiyorum.”
“Emin misin?”
Bir saniye düşündüm.
Kaçmak kolaydı. Ama bu iş bitmemişti.
“On beş dakikaya geliyorum,” dedim ve kapattım.
Karan hâlâ önümde duruyordu.
“Sen niye ağlıyordun biliyor musun?” dedi.
“Bilmiyorum. Umurumda da değil.”
“Çünkü o sana geçmişi hatırlattı. Ama sen artık o kız değilsin.”
Gözlerimi kaldırdım.
“Peki kimim ben?”
Bir adım daha yaklaştı.
“Benimle geleceği olan kadın.”
Nefesim bir an aksadı.
“Romantik olma şimdi Kuzgun.”
“Romantik değilim. Gerçekçiyim.”
Uzakta siren sesi duyuldu. Polis değil. Ambulans.
Hayat devam ediyordu. Bizim kaosumuzun dışında.
“Zeynep güvende,” dedi Karan yumuşakça. “Damla güvende. Sen de güvendesin.”
“Ben asla güvende olmam.”
“Ben varken olursun.”
O cümle beni hem sakinleştirdi hem korkuttu.
Başımı yana çevirdim.
“Depoya gidiyoruz.”
"Önce damla"
Karan başını salladı.
“Demir yanında.”
Derin bir nefes aldım.
“Tamam. Yine de görmeden gitmem.”
Odaya geri girdiğimde Damla yatakta oturuyordu. Demir pencere kenarında, sırtı duvara dayalı, eli ceketinin içinde. Gözleri tetikte.
Damla beni görünce yüzü yumuşadı.
“Geçti mi?”
“Geçmedi,” dedim dürüstçe. “Ama kontrol bizde.”
Yanına oturdum. Elini tuttum. Bu sefer titremiyordu.
“Efsun… korkmalı mıyım?”
“Hayır.” Gözlerinin içine baktım. “Çünkü ben korkmuyorum.”
Yalan değildi.
Korku vardı ama yönü belliydi artık.
Demir araya girdi.
“Depodaki çocuk konuşmak istiyormuş. İsmini vermiyor ama bir isim sayıklıyor.”
Başımı kaldırdım.
“Ne ismi?”
Demir’in bakışı Karan’a kaydı.
Sonra bana döndü.
“Veli.”
O isim mideme taş gibi oturdu.
Karan hemen fark etti.
“Tanıyor musun?”
Cevap vermedim.
Damla kaşlarını çattı.
“Efsun?”
Ayağa kalktım.
“Demir, kapıyı kilitli tut. Kimse içeri girmeyecek.”
“Emredersin Kuğ.”
Koridora çıktığımızda Karan kolumu tutmadı bu sefer. Yan yana yürüdük.
“Veli kim?” dedi alçak sesle.
“Annemin davasında adı geçen adam.”
Karan durdu.
“Resmî kayıtlarda olmayan mı?”
Başımı salladım.
Kapı açıldı
Metal sandalye de oturuyordu kolları bağlıydı
“Geldin.”
Karşısına geçtim.
“Veli kim?”
Gülümsemesi bir anlık sarsıldı.
“Demek hatırlıyorsun.”
“Kim?” Sesim düzdü.
“Annenin ölümü kaza değildi, Efsun.”
Depodaki hava ağırlaştı.
Akif bir adım öne çıktı ama elimle durdurdum.
Çocuğun gözleri benimkilerdeydi.
“Ben yapmadım,” dedi. “Ama kimin yaptığını biliyorum.”
Kalbim hızlandı ama yüzüm taş gibiydi.
“İsim.”
“Beni korursan söylerim.”
Şahin hafifçe güldü.
“Pazarlık yapacak durumda değilsin.”
Çocuk gözünü kırpmadan bana baktı.
“Onu öldürürler. Seni de.”
Yaklaştım.
“Ben zaten hedefim.”
Başını hafif yana eğdi.
Çocuk dudaklarını ıslattı.
“Veli… annenin ölüm emrini veren adam.”
Depodaki hava bir anda ağırlaştı.
Karan sertçe konuştu.
“Saçmalama.”
“Saçmalamıyorum,” dedi çocuk. “Annen güçlüydü Efsun. Birine boyun eğmedi. O yüzden susturuldu.”
Boğazım kurudu ama sesim düzdü.
“Ben o dosyayı kapattım.”
“Sen kapattığını sandın.”
Bir adım yaklaştım.
“Veli kim?”
“Annenin eski ortağı.”
Bu bilgi beynimde bir kapıyı zorladı.
Annemin ortağı yoktu. En azından bana öyle söylenmişti.
"Veli tekrar seni arıyor efsunum en mutlu gününde öldürcek"
Karan araya girdi
"Efsunum deme"
Karana bakmadım cevap bile vermedim
"Neden beni öldürmek istiyor"
"Çünkü veli senin baban yani annenle ilişkileri oldu ve abin var annen öldü ve tek çocuğu olarak seni biliyor"
Gerekli olan her şeyi öğrenmiştim
"Akif ne yapacaksın biliyorsun yaman da yanında dursun"
Kafasını salladı karan basımla işaret yaptım
"Plan ne"
"Evleniyoruz bizim mutlu olduğumuzu düşüncek ve kendi ayağıyla bize gelicek"
Depoda bir saniyelik sessizlik oldu.
Akif ilk tepki veren oldu.
“Bu delilik.”
Şahin kaşlarını çattı.
“Adam annenin ölüm emrini vermiş diyorsun. Seni en mutlu gününde öldürecek diyorsun. Sen de düğün mü yapacağız diyorsun?”
Gözlerimi çocuktan ayırmadan konuştum.
“Evet.”
Karan bana baktı
"Bakın o adam annemi öldürmüş"
Sesimin bozulmaması için uğraştım
"Eğer beni de öldürmek istiyorsa benim ve ailemin mutlu olduğunu bir gün arıyordur kendi ayağıyla bize gelir"
Akif elini saçlarına götürdü
"Hayır efsun böyle bir şey olmiycak ben seni kaybetmeyi göze alamam"
Karan sadece beni izliyordu
"Akif o adam ölmeli yoksa biz hep diken üstünde oluruz ayrıca ben bu işlere başladığımdan beri ölümle burun burunayım"
Kimseyi dinlemeden depodan çıktım arkamdan ayak sesleri geldi
"Düğün falan yapmıycaz efsun ben seni riske atamam"
"Karan kendin dedin emirler efsundan diye dinle veya dinleme ben bu planı yaparım"
Karan adımlarını hızlandırıp önüme geçti.
“Elimden geldiğince seni korurum dedim. Seni yem yaparım demedim.”
“Ben yem değilim,” dedim sertçe. “Avım.”
“Av tek başına ortaya çıkmaz.”
“Bu sefer çıkacak.”
Koridorun floresan ışıkları yüzünü sert gösteriyordu ama gözleri öyle değildi.
“Efsun,” dedi daha alçak bir sesle, “bu adam anneni öldürmüş olabilir. Seni de öldürmek isteyebilir. Ama ben… seni kaybetme ihtimalini planın parçası yapamam.”
“Bu ihtimal zaten hayatımızın parçası.”
Akif de yetişti yanımıza.
“Kuğ, mantıklı düşün. Duyuruyu yaydık diyelim. Adam uzaktan keskin nişancı koyar, bomba koyar, içeriden birini satın alır. Sen sahnede gelinlikle hedef olursun.”
Durmadım.
“Kapalı alan olacak.”
Şahin araya girdi.
“Kapalı alan daha kötü. Çıkış az.”
Bir an durdum. Hepsine baktım.
"Bakın ben o adamın varlığını bile bilmeden tedbir aldım damlanın kapısına silahlı adamlar diktim Zeynepin okuluna hastane yoluna kendi canımı umursamadım sadece onları düşündüm ve o adamın tek hedefi ben değilim kardeşlerimde anladınız mı beni bu plandan vazgeçiremezsiniz ben onlar için her şeyi yapmaya hazırım"
Hepsinin gözünün içine baktım yaman bir şey diycek gibi oldu ama sustu
"Ayrıca bana bir şey olursa-"
"Olmiycak"
"Diyelim ki oldu Akif o demiri öldür ve ablamın kocası ol çocuklarının babası ol ablam demirle değil senle mutlu olur"
Akif yutkundu
"Efsun ben böyle bir şey yapmam ablan demiri seçti"
"Hayır ablam seni korumayı seçti"
"Ne?"
"Sonra anlatırım Akif yürüyün Zeynepi hastaneye götürcem"
Karan yanımda yaman ve Akif arkamdan geldi
"Efsun ne hastanesi"
"Zeynep özel bir birey"
"Ne"
"Yani otizmli bir birey olabilir ki büyük ihtimalle öyle yalan söyelyip bana olayı yumuşatmaya çalışıyorlar"
Karan elimi tuttu
-Napıyo lan bu
Elimi çekmeye çalıştım ama daha sıkı tuttu arabalara gidene kadar elimi bırakmadı karan arabasını depoda bıraktı benim arabama bindi
"Ne zamandır hastaneye gidiyorsunuz"
"1 yıl oldu sürekli Zeynep otizimli olabilir diyorlar ama öyle zaten hareketlerinden belli yani ben onu büyüttüğüm için sürekli benim yanımda sen geldiğinde bile sana mesafeli davrandı"
Nefes aldım Karan hâlâ beni dinliyordu
"Zeynepe otizimli diyorlar ama çok cana yakın herkesle samimi herkesle konuşuyor sence böyle otizimli olabilir mi"
"Bilmiyorum ki güzelim''
-GÜZELİM Mİ
"Güzelim?"
"Güzelsin ve benimsin"
İstemeden sırıttım
-Hayır efsun biz kimseye aşık olmayız
Eve geldiğimiz de Zeynepin odasına çıktım odaya girdiğimde arkadaşını gördüm
"Ablaa"
"Ablam"
Boynuma sarıldı bende karşılık verdim
"Abla bak bu duygu"
"Merhaba duygucum hoşgeldin"
"Hoşbuldum efsun abla"
"Siz oynayın kızlar ben aşağıdayım, bu arada duygu istersen burda kalabilirsin"
"Abim gelcek o kızar"
"Ben konuşurum onunla güzelim"
Odadan çıktığımda karanı gördüm
"Arkadaşı var yarın gideriz"
"Tamam güzelim"
"Ben odaya gidiyorum üstümü değiştircem"
Odama doğru yürüken bir anda durdum
"Karan, bu sahte evlilik işti bittikden sonra istersen yani başka bir kız bul kendine daha mutlu olursun"
"Ben seninle ölüme gelirim, yavrum"
Adımlarım durdu.
Arkamı yavaşça döndüm.
“Yavrum mu?”
Karan bir adım bile geri atmadı.
“Evet.”
“Rolüne fazla kaptırma kendini Kuzgun.”
“Rol değil.”
Kalbim hızlandı ama yüzüm ifadesizdi.
“Bu evlilik sahte.”
“Düğün sahte.”
Cevap vermedim.
Yaklaştı. Çok değil. Mesafeyi ihlal etmeyecek kadar.
“Efsun,” dedi daha sakin, “sen her şeyi kontrol edebileceğini sanıyorsun. Ölümü, savaşı, planı… hatta kendi kalbini.”
“Kontrol ediyorum.”
“Hayır. Bastırıyorsun.”
Gözlerimi kaçırmadım.
“Bu iş bittiğinde,” dedim net bir sesle, “sen özgürsün Karan. Benim yüzümden hayatını zindan etme yarınım belli değil başkasını sev"
"Ben sana bağımlıyım efsun"
Cevap veremedim konuşmaya devam etti
“Zeynep’i hastaneye götürüyorsun, Damla’yı koruyorsun,Akif'in iyliğini istiyorsun düşmanlarına nefret saçarken, yakınlarına çiçek açıyorsun ve kendini ihmal ediyorsun"
"Ben hep ihmal edildim karan"
Arkamı dönüp gitceğim sırada kolumdan tutup kendine çekti
"Ben seni ihmal etmem efsun"
Bu adam beni gerçekten seviyor muydu aşağıdan gelen sesle dikkatim dağıldı Hatice teyze bana sesleniyordu
"Efsun hanımım telefon size"
Karan son kez baktım ve merdivenlerden aşağı indim Hatice teyzenin elinden telefonu aldım ve kulağıma yaklastırdım
"Alo"
"Efsun hanım merhaba ben Zeynepin doktoru selim"
"Buyrun Selim bey"
Karan merdivenlerden inerken bir anda hızladı telefonu elimden aldı sesliyi açtı
"Öncelikle efsun hanım sakin olun ve söyleyeceğim şeyleri hastalık olarak kabul etmeyin"
"Dinliyorum Selim bey"
"Zeynep kızımız otizimli bir birey ve bir çok şeye alerjisi var yediğinde fenalaşcak kadar değil ama çok fazla yerse durum ciddi olabilir"
Gözlerimin dolduğunu hissettim
"Ve okulunda zorbalık görüyor olabilir bana dediğinize göre evde şiddet yok eğer cidden yoksa okulda dayak yiyor olabilir"
Gözümden bir damla yaş aktı
"Artık Zeyneple daha çok görüşmemiz gereke bilir bazı günler okula gitmeye bilir hatta evden çıkamaya bilir biz Zeynepin iyliği için uğraşıyoruz unutmayın bunu"
"Sağolun doktor bey en kısa zamanda yanınıza geliriz"
Sesim titremişti ve yanımda karan vardı eline dalga konusu verdik iyi oldu demi aptal efsun
"Eğer yarın hastaneye gelme şansınız varsa beklerim çünkü bugünkü randevuya gelmediniz"
"Geliriz doktor bey"
Daha fazla bir şey duymak istemediğim için telefonu kapatım odama koşarak gittim eğer kendimi birazcık tanıyorsam ağlıycam tek şey şuan buydu ben zaten ağlamazdım o duyguları mı kaybetmiştim
"Efsun bekle!"
Dinlemedim odama girdim yatağıma doğru gidip yorganın alıtına girdim bir dakika geçmeden kapım açıldı
"Yavrum, benden kaçma ağlıycaksanda omzumda ağla"
Yanıma oturdu ağlamamak için kendimi sıktım ama daha fazla dayanamadım karanın omzunda ağlamaya başladım
"Karan benim kardeşim nasıl zorbalanır ya etrafında o kadar koruma var kimse bir şey yapmadı mı"
"Yavrum senin kardeşin bizim gibi değil özel biri doktor dedi bu bir hastalık değil ayrıcalık"
Konuşcaktım ama karanın telefonu çaldı
"Aç"
Karan cebinden telefonu çıkardı ben hâlâ karanın omzunda yatıyordum
"Efendim yaman"
"Abi yengenin ablası duygu doğmu başladı yolda hastaneye gidiyoruz"
"Ne! Konum at''
"Tamam abi"
Karan telefonu kapattı
"Kalk yavrum ablanın doğmu başlamış"
"Ne"
"Kalk kalk"
"Zeynep oraya gelemez"
Aşağı indim
"Hatice teyze ablamın doğum çantasını getir"
Ablamın odasına koştum pusetleri aldım Karan hemen arkamdaydı
"Çantayı al pusetler ağır olur"
"Tamam koş"
Hatice teyze çantayı getirmeden Zeynep ve arkadaşına baktım ikiside uyuyordu
"Hanımım buyrun"
"Hatice sen kızlara bak Zeynepin arkadaşının abisi gelirse kızı verme kalsın burda ısrar ederse ara beni kızlar uyanıncada ara size emanet"
Merdivenlerden iki iki indim
"Karan koş"
Arabaya doğru koştuk doğum çantasını bagaja attım karanda pusetleri arka koltuğa yerleştirdi karan arabayı sürmeye başladı
"Darısı başımıza"
"Avucunu yala karan"
Telefonu mu çıkarıp babamı aradım belki bir ihtimal gelirdi
"Ne var lan"
"Baba ablam doğruyor"
"Banane"
"Allah belanı versin kızın orda canı yanıyor gelmiycek misin"
"Efsun kes sesini gelirsem aslan torunumu görmeye gelirim"
"Bana bak Allahıma yemin sana o çocuklarıda gösterirsem en büyük şerefsizim"
Telefonu kapattım hastaneye gelmiştik karan çok hızlı sürmüştü galiba
"Geldik"
Kemerimi çıkardım hemşirelerin yanına koştum
"Doğum odası nerde ablam için geldim Damla Alkan"
"Üçüncü kat hanımefendi doğum odası tam karşısında çıkınca görürsünüz"
"Sağolun, karan koş"
Merdivenlerden koşarak çıktım kapının önüne geldiğimizde ilk Akif'i gördüm mutluydu ama üzgündü
-Sevdiği kadın doğruyor ve kendi çocuğunu değil niye mutlu olsun
-Kes sesini içim sesim
"Akif ablam iyi mi"
"İyi"
İlk defa kısa cevap vermişti beklemeye başladık ben koridorda volta atıyordum Akif oturuyordu ama burda değil gibiydi yaman yere çökmüs öylece bekliyordu amcamda burdaydı ama suratıma bile bakmamıştı yasemin teyze ve Ecrin ablada burdaydı ablamın arkadaşı ve annesi doktor çıktı
"Ablam nerde"
Çocukları umrumda bile değildi
"Çocuklar iyi ama ablanız"
"Ablam ne"
Konuşmadı
"Ablam ne konuş"
"Ölüm riski var erken doğum oldu ve tehlikeli bir doğum oldu çocukları kurtardık ama ablanızı kurtarmaya biliriz şimdi ameliyata alcaz"
Dizlerim bana ihanet etti karan yanıma konuştu
"Ölüm riski var"
"Güzelim kalk hadi"
Kollarımdan tutup Akif'in yanına oturttudu
"Ölme riski var ne lan ben onu bu yaşına kadar yaşattım ölmez"
İkizleri çıkarmıştı hemşireler ikisinede bakamadım
"Akif"
"Efendim"
"Eğer ablam ölürse"
Yutkundum akife baktım oda kendinde değildi
"Bu dünyayı yakarım yemin ederim ki yakarım ve beni durdurma"
"Aksine sana katılırım"
Ağlamak istiyordum ama burda çok fazla kişi vardı ağlayamazdım gözlerim dolmuş öylece bekliyordum Akifin bile gözlerinden yaşlar akıyordu
"Karan o demiri ara nerdeymiş öğren"
Ablamın ölüm riski varken o şerefsiz nerdeydi
Karan benden uzaklaştı ve demiri aradı beş dakika sonra yanıma geldi
"Nerdeymiş"
"Sarhoş barda"
Şuan ablam daha önemliydi onla daha sonra da ilgilenirdim
"Hangi bar"
Barın ismini söyledi ama duymadım artık duymuyormuydum
2 SAAT SONRA
iki saat geçmişti ama hâlâ hiçbir doktor yoktu beklemeye devam ettik karanın elini tutuyordum ara sıra fark etmeden sıkıyordum, doktorların çıktığı o an Akif ve ben yerimizden fırladık
"Ablanızın durumu gayet iyi ama bir süre dinlenmesi gerekicek"
Kendimi daha fazla tutamadım ağlamaya başladım ve akife sarıldım
"Yaşıyor"
Diye bildiğim karana baktım gülmüs bekliyordu koşarak ona sarıldım
"Yaşıyor karan yaşıyor"
"Yaşıyor güzelim yaşıyor"
O an dünya durdu sanki.
Karan’ın kolları belime sarıldığında ilk defa kendimi güçlü değil… korunmuş hissettim. Göğsüne yaslanmıştım, kalbi hızlı atıyordu. Benimkiyle yarışıyordu.
“Yaşıyor güzelim, yaşıyor,” dedi tekrar. Sesi bu sefer titremişti. Güçlü adamın sesi ilk defa çatladı.
Gözyaşlarımı silmedim. Saklamadım da. İlk defa özgürce ağlıyordum akife döndüğümde gözlerinin kırmızı olduğunu gördüm
"Yaşıyor.."
"Yaşıyor Akif"
Kafasını kaldırıp bana baktı
"Ablam inatçıdır benim ölmez o bırakmaz bizi"
Hâlâ karanın kollarında olduğumu fark edince uzaklaştım ama izin vermedi
"Ben den uzaklaşma lütfen"
Akif ona söylediğim şeyi düşünüyormuş gibiyid
"Genetik"
Güldüm
Hemşire ikizleri tekrar getirdi. Bu sefer baktım.
İki minicik hayat. İki tane nefes.
Biri gözlerini kısmıştı, diğeri dudaklarını büzmüş uyuyordu.
Ablamla biz büyülenmiş gibiydik
"Efsun ben seni doğurmuşum"
Güldüm
"Alakası yok"
"Hayır Buğlem aynı sen"
"Ne Buğlem mi?"
"Evet Zeynepe koymak istediğin ama koyamadığın ad"
"Abla saçmalama senin çocuğun o"
"Sende benim çocuğumsun"
Beni bu yaşıma kadar ablam büyütmüştü ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım hep yanımdaydı bir kere olsun yanımdan ayrılmamıştı
"Erkeğin adı ne"
Dedi yaman gözlerimi ona diktim
-Ne alaka yaman niye soruyor bunu
Gözleriyle Akif'i gösterdi
"Mustafa Kemal"
Akif başını kaldırdı küçükken duyduğum bir konuşmayı hatırladım
Birtanem eğer birgün evlenirken ve oğlumuz olursa ismi Mustafa Kemal olsun
Neden Akif
Atam gibi olsun bana değil büyük babasına benzesin
Akif'im sana niye benzemesin
Mafya işlerine bulaşıpda kendini riske atmasın
Mecbur Mafya babanın mafya evladı olur
Daldığım konuşmadan karanın sesiyle kendime geldim yanımda oturuyordu
"Darısı bizim başımıza gelsin mi"
"Hayır karan benim işim gücüm yerinde çocuk yapcak halim yok"
"İş dediğin mafyacılık mı"
"Mafyacılık derken"
Kaşımı kaldırdım.
“Mafyacılık derken?”
Karan yüzüme baktı. O hafif alaycı ama altında ciddi bir ton olan bakışıyla.
“Efsun,” dedi sakin ama net, “silahlı adamlar, kapıda nöbet, tehdit telefonları… buna ne diyelim? Kurumsal aile şirketi mi?”
Yaman arkadan homurdandı.
“Limited şirket: Kuzgunlar A.Ş.”
Akif ilk defa hafif güldü. Ama gözleri hâlâ Damla’daydı.
Karan bana döndü tekrar.
"Ben işine karışmıyorum ama benim seninle evlilik planlarım var sen hâlâ mafyacılık derdindesin"
Beni sinirlendirmeye yemin etmişti
"Karan bir daha mafyacılık dersen seni vururum, lan benim hakkımda ki her şeyi bilen sensin neden mafya olduğumu"
Ablamın telefonu çaldı
"Kim?"
"Demir"
"Ver"
Elinden telefonu çektiğim gibi dışarı çıktım
"Ne var"
"Efsun damla nerde çocuklar nasıl"
"Sanane çocukların doğmuna gelmedin nasıl olduğunu mu soruyorsun"
"Efsun kendi isteğimle gelmedim değil ya iş vardı"
Barda olduğunu biliyordum ama belli etmemeliydim onun için daha güzel planlarım vardı
"Şimdide işin olsun ayrıca hiç merak etme çocukların Akif'in yanında güvende"
Telefonu kapattım ve odaya geri girdim
"Akif adamları ara hastanenin her girişine ikişer adam gitsin o demir iti burdan içeriye girerse hepinizi vururum"
"Emredersiniz hanımım"
Dedi ve göz kırptı ben onun hanımı falan değildim babam onu yanımdan almasın diye sürekli hanımım diyordu ve bu hoşuna gidiyordu
"Ben terastayım abla kendini yorma yaman ve Akif ablamın başından ayrılmayın ve demirle konuşmasını engelleyin"
Ablam boğazını temizliyor gibi yaptı ona bakınca anladım
-Salak mısın efsun çocukları emzirmesi gerekir
"Yani odanın kapısından ayrılmayın"
Ablama gülümsedim ve çıktım karan peşimden geldi
Şehrin ışıkları aşağıda yanıp sönüyordu. Hastane terasının soğuğu tenime iyi gelmişti. İçimdeki yangını biraz olsun bastırıyordu.
Karan yanımda duruyordu. Ne çok yakın ne çok uzak. Hep o ayarda.
“Yavrum…”
“Efendim.”
“Bana her şeyi anlatsana. Neden bu işe girdin? Neden çıkmıyorsun?”
Gülümsedim ama o gülümseme yumuşak değildi.
“Çıkmak?” dedim. “Market kuyruğundan mı çıkıyorum Karan?”
Sustu. Ciddiydim çünkü.
"On yaşıma kadar hayatım normal'di yani şuanki hayatıma göre annem çok mükemmelliyetic bir kadındı yani ablam veya ben fazladan bir kilo alsak bizi bir depoya kitler yaşımızın sayısı kadar orda kalırdık doğum günlerimiz kutlanmazdı ablam okula gider gelir sonra ben gider gelirdim dışarıdan bakıldığında normal içeriden bakıldığında şiddetden başka hiçbir şey yok"
Derin bir nefes aldım
"On bir yaşımdayken babamın odasına gittim Bodrum kattında olduğu için hep merak ederdim babam evde yok sandım ve aşağı indim girildiğinde normal doyasyalar falan var ama bir kapı vardı çocuk merakı oraya girdim babamı ve adamlarını gördüm bir adamın organlarını çıkarıyorlardı babam beni fark etti dövmedi bağırmadı o depoya koymadı sadece gülümsedi bana sadece yirmi gün boyunca güzel davrandı on iki yaşıma girdim o gün ilk defa doğum günüm kutlandı ilk defa hediye aldım"
Karana döndüm tek kelime etmeden beni dinliyordu
"Babam bana silah almış o gece beni ormana götürdü önüme canlı kuşlar koydu elime silahı verdi ve tek bir şey dedi
"Silahı kaldırıyorsan, tetiği çekmekten korkmuycaksın" ardından benim kafama silah dayadı o an nasıl yaptığımı bilmiyorum ama üç kuşuda vurmuştum o günden sonra babam hem beni tehdit ederek iş yaptırdı"
Önümde duran suyu içtim çünkü yıllar geçsede o anı unutamıyordum
"Yaşım kaç bilmiyorum ama Zeynep doğmuş bir yaşındaydı olayların hiçbirini görmedi annemi gözlerim önünde vurdular ama ben artık kandan korkmuyordum ablam yere çökmüş annemin bedenine sarılıp ağlıyorlardı sonra bir adam gelip ablamı bir köşeye itti o an bana nolduğunu bilmiyordum yerde gördügüm silahı alıp ablamı iten adamı vurdum o günden sonra olanlar belli zaten hem ablamı ve Zeynepi korumam gerekiyor diye düşündüm babam mafya işlerini falan öğretti"
Karan bir an bile sözümü kesmedi.
Rüzgâr sertti ama anlattıklarım ondan daha sertti.
Sessizlik uzadı. O bildiğim güçlü, lafı hazır adam gitmişti. Yerine çenesi kilitli, gözleri kararmış biri gelmişti.
Yavaşça yanıma yaklaştı.
“On yaşında bir çocuk… depoya kilitlenmemeli,” dedi önce. Sesi çok sakin ama içinde fırtına vardı.
“On bir yaşında bir çocuk… böyle bir şey görmemeli.”
Bir adım daha yaklaştı.
“On iki yaşında bir çocuğun eline silah verilmemeli.”
Gözlerime baktı.
“Sen mafya olmadın Efsun. Sen istismar edildin.”
O kelime içime oturdu.
İstismar.
Ben buna eğitim diyordum. Mecburiyet diyordum. Güçlenmek diyordum.
Ama o başka bir isim koydu.
Başımı çevirdim. “Acıma bana.”
“Acımıyorum,” dedi net. “Öfkeleniyorum.”
Çenesi gerilmişti. Yumrukları sıkılıydı.
“Bir baba çocuğuna silah dayamaz. Bir baba çocuğunu tehdit ederek adam yapmaz.”
Yutkundum.
“Ben adam oldum ama,” dedim.
“Hayır,” dedi. “Sen hayatta kaldın.”
O farkı ilk defa biri bu kadar net söyledi.
Gözlerim doldu ama bu sefer ağlamadım. Bu başka bir histi. Sanki yıllardır sırtımda taşıdığım bir yükün adı konmuştu.
“Annem öldüğünde korkmadım,” dedim. “O adamı vurduğumda da korkmadım. Sadece bir şey hissettim… rahatlama.”
“Çünkü ablanı kurtardın.”
Başımı salladım.
“Evet.”
Karan yavaşça ellerimi tuttu. Bu sefer izin verdim.
“Sen kötü değilsin,” dedi. “Sen travma ile büyütülmüş bir çocuksun.”
“Ben çocuk değilim.”
“İçindeki o on iki yaşındaki kız hâlâ orada.”
Cevap veremedim.
Bir süre şehrin sesini dinledik.
“Peki neden çıkmıyorsun?” dedi tekrar ama bu sefer yargılamadan. Sadece merakla.
“Çünkü babam hâlâ yaşıyor,” dedim.
Gözleri bir an dondu.
“Ve ben çekilirsem… yerime ya beni ezer ya da Damla’yı.”
“Ben varken kimse Damla’ya dokunamaz,” dedi.
“Babam senden korkmaz.”
“Benden korkmasına gerek yok,” dedi sakin bir sesle. “Planımdan korkar.”
Bu cümle beni durdurdu.
“Ne planı?”
“Sen en önde görünüyorsun. Herkes seni hedef alıyor. Gücü merkezde topladığın için her kurşun sana dönüyor. Eğer gücü dağıtırsak… seni görünmez yaparsak…”
"Hayır karan çok fazla düşmanım var olmaz"
"Hepsini öldürürüz"
Yutkundum benim için her şeyi yapmaya hazırdı.
Aşağıdan bir araba sesi geldi. Farlar hastane duvarına vurdu.
“Demir,” dedim.
Karan bakışlarını aşağı çevirdi.
“Şimdi ne yapacaksın?”
Derin bir nefes aldım.
“Onu içeri sokmayacağım. Damla’yı doğumdan çıkmışken o adamla yüzleştirmem.”
“Ve sonra?”
Gözlerimi kapattım.
"Babalık nasıl olur öğreteceğim"
Karanın ellerini yavaşca bıraktım
"Arkandayım"
"Biliyorum"
-Galiba bu adamdan hoşlanmaya başladım
Kes sesini
Hastanenin çıkışına gelince demiri gördüm
"Bune baldız çocuklarımı görmek istiyorum ben polisi ararım"
"Durma ara demir ama yasaklı bir bara gidip orda eğlendiğin için çocuklarını göremiyceğini söyliyceksin"
Demiri far görmüş tavşan gibi suratıma baktı
"Sarhoşken dilini tutamıyorsun"
Ayağıma eğildi
"Baldan tatlı baldızım lütfen çocukları mı göreyim"
Karan boğazını temizledi ona dönmedim kıskanıyordu. Yavaşça demirin yanına eğildim
"Eğer şuan gitmezsen bir yolunu bulur ablam ve Akif'i evlendiririm"
Hemen ayağa kalktı ve arabasına binip gitti
Demir’in arabası hastane çıkışından kaybolana kadar gözümü kırpmadım.
Motor sesi uzaklaştı. Ama içimdeki öfke hâlâ oradaydı.
Karan yanımda duruyordu. Sessiz. Ama gerilmiş.
“Baldan tatlı baldızım ha?” dedi sonunda, sesi düz ama altı kıvılcım.
Göz devirdim.
“Ciddiye mi aldın?”
“Almadım,” dedi.
Durdu.
“Sevmedim.”
O kıskançlık tonunu saklamıyordu artık.
“Diz çöktü önümde,” dedim alayla. “Aşkından değil korkusundan.”
Karan bir adım yaklaştı.
“Kimsenin önünde diz çöktürülmenden hoşlanmıyorum.”
Kaşımı kaldırdım.
“Beni mi savunuyorsun yoksa egonu mu?”
“İkisini de,” dedi hiç düşünmeden.
İstemeden gülümsedim.
—
Ama gülüşüm uzun sürmedi.
“Akif’i evlendiririm dedin,” dedi ciddi bir sesle. “Gerçekten yapar mısın?”
Bir an sustum.
"Damla demirle mutlu değil gerekirse yaparım"
"Damla hâlâ Akifi seviyor mümkünse yap"
Karan başını hafif yana eğdi.
“Babalık öğreteceğim dedin. Nasıl?”
Hastanenin ışıkları yüzüme vuruyordu.
“Çocuklarını görmek istiyorsa sorumluluk alacak. İçkiyi bırakacak. Ortadan kaybolmayacak. Damla’ya saygı duyacak. Ve en önemlisi…”
Gözlerimi kıstım.
“Benden korkmayacak ama beni ciddiye alacak.”
Karan hafifçe güldü.
“Zor kombinasyon.”
“Ben zor kadınım.”
“Biliyorum.”
Bir an göz göze kaldık.
Ve o an… az önce terasta anlattıklarım, içimdeki on iki yaşındaki kız, silah, kan… hepsi bir saniyeliğine uzaklaştı.
Yerine başka bir his geldi.
Güven.
Ama hemen toparlandım.
“Hadi,” dedim. “İçeri dönelim. Damla uyanırsa Demir’i sorar.”
Yürümeye başladım. Karan koluma hafifçe dokundu.
“Efsun.”
“Ne?”
“Az önce ‘arkandayım’ dedim ya.”
“Evet.”
“Bu tehdit değil. Söz.”
Bu adam tehdit etmiyordu. Söz veriyordu.
İçeri girerken Akif kapıda dikiliyordu.
“Gitti mi?” dedi.
“Gitti.”
Akif’in omuzları hafif düştü.
“Damla sorarsa?”
“Gerçeği söyleme,” dedim. “Ama yalan da söyleme. ‘Gelemedi’ de. Gerisini ben hallederim.”
Akif başını salladı ama gözlerinde bir şey vardı.
O sırada bir hemşire çıktı.
“Damla Hanım bebeğini emzirmek istiyor,” dedi.
İçimde bir şey yumuşadı.
Ablam anne olmuştu.
Ben… hâlâ savaşçıydım.
Ama belki ilk defa ikisi aynı anda olabiliyordu.
Karan yanıma yaklaştı.
“Bir gün,” dedi alçak sesle, “sen de böyle yumuşayacaksın.”
“Hayal kurma.”
“Hayal değil. Sabır.”
Gözlerimi devirdim ama içimdeki o ses yine konuştu.
— Galiba gerçekten hoşlanıyorsun.
“Kes sesini,” diye mırıldandım.
Karan duydu.
“Ne dedin?”
“Hiç.”
Ama yüzümdeki o küçük gülümsemeyi saklayamadım.
Ablam çocukları emziyordu bende yandaki koltukda uzanıyordum
"Ablacım"
"Efendim"
"Karanı seviyor musun"
"Bilmiyorum"
"Anlat ablacım"
Yattığım yerden kalktım ben ablamın yanınada özüme dönüyordum o korkutucu halim değil yumuşak halim oluyordum
"Ya abla şimdi şöyle evet içimde ona karşı bir şeyler oluyor ama babam beni ona sattı beni gerçekten seviyor mu sevmiyor mu bilmiyorum"
"Hayır ablacım satmadı"
"Ne"
"Karan babamı tehdit etti duydum hepsini seni çok sevdiğini eğer bir yalan söyleyip Efsunla evlenmemi sağlamazsan seni kölem yaparım gibi şeyler dedi"
"Yani karan cidden beni seviyor mu"
"Evet ama sen onu seviyor musun"
"Bilmiyorum içimde ona karşı birşeyler var ama tam olarak ne olduğunu kestiremiyorum"
Ablam buğlemi yavaşca yatağına yatırdı ve Kemal'i aldı
"Ablacım umarım içindeki hisleri bir an önce öğrenir ve gerçek bir düğün yaparsınız"
Ablam Karanla cidden evlenmemi mi istiyordu geri yatağa uzandım iyide neden ben karan hakkında hiçbir şey bilmiyorum ki karan hakkında hemen bilgi öğrenmeliydim
KARAN YILDIRIM
"Karan"
Damlanın sesini duyduğum gibi içeriye girdim, efsunu koltukta uyuduğunu gördüm
"Efendim damla"
"Şey karan doktor dediki çocukları emzirdikden sonra çıka bilirsiniz efsunda uyuya kaldı"
Kafamı salladım
"Yaman Akif çocukları alın damla bende bir hemşire gönderirim üstünü falan değiştirirsiniz"
Efsunun yanına doğru gittim üstümdeki ceketi cıkarıp üstüne örttüm kucağıma aldığımda kolunu boynuma doladı
"Zeynep.."
Ağzından öyle kısık sesle çıkmıştıki dibimde olmasa duymazdım.
Hastane çıkışına doğru gittik şoförlere söylediğim gibi arabaları hazılamıştılar
"Hoşgeldiniz karan bey, nereye"
"Alkan konağına"
Kafasını salladı ve sürücü koltuğuna gitti efsun hâlâ kollarım uyuyordu
EFSUN
Arabada hafifçe sallandığımı hissediyordum. Uykunun içindeydim ama tamamen kopuk değildim.
Sıcak bir göğse yaslanmıştım.
“Zeynep…” diye mırıldanmışım galiba.
Boynumun yanında bir nefes hissettim.
“Zeynep evde. Güvende,” diye fısıldadı Karan.
Sesi uykumun içine kadar indi. Refleksle kolumu biraz daha doladım boynuna. O an savaş yoktu. Plan yoktu. Sadece yorgunluk vardı.
Gözlerimi yarım araladım.
“Damla?”
“İyi.”
“Bebekler?”
“İkisi de aslan gibi.”
Tekrar kapattım gözlerimi.
“Demir gelirse içeri alma…”
“Almam.”
Hiç tartışmadı. Hiç itiraz etmedi.
Araba konağın önünde durduğunda beni hâlâ kucağında taşıyordu. Uyanmam gerektiğini biliyordum ama… o güven hissi ağır bastı.
Kapı açıldı. Gece serindi.
Yaman’ın sesi uzaktan geldi:
“Abi ben alayım.”
“Gerek yok,” dedi Karan.
Beni bırakmak istemiyordu.
—
KARAN
Konağın kapısından içeri girdiğimde herkes yol verdi. Kimse bir şey sormadı.
Efsun başını göğsüme gömmüştü. Bu hali… kimsenin görmediği haliydi.
O güçlü, sert, emir veren kadın gitmişti. Yerine sadece yorgun bir kız kalmıştı.
Odası açıktı. Işık loştu.
Yatağına yaklaştım. Yavaşça yatıracaktım ki elini daha sıkı doladı boynuma.
“Gitme…”
Fısıltıydı. Ama netti.
Kalbim bir saniyeliğine durdu.
“Gitmiyorum,” dedim alçak sesle.
Yatağın kenarına oturdum. Elini yavaşça çözdüm ama parmaklarını bırakmadım.
Saçlarını yüzünden çektim.
“Ben seni satılık bir anlaşma için almadım,” diye fısıldadım. “Seni seçtim.”
Uyuyordu ama sanki duyuyormuş gibi kaşları hafifçe gevşedi.
Bir süre öyle oturdum.
Sonra telefonum titredi.
Bilinmeyen numara.
Açtım.
“Yıldırım,” dedi o soğuk ses. “Düğün hazırlıkları nasıl gidiyor?”
Gözlerim karardı.
“Yanlış zaman,” dedim.
“Tam zamanı. Kaynanan sabırsız. Kızını kaybetmek istemez.”
Bakışlarım Efsun’a kaydı.
“Bir daha onu tehdit edersen…” dedim sakin ama ölüm gibi.
Adam güldü.
“Ben tehdit etmiyorum. Hatırlatıyorum. Bu savaş sadece efsunun değil.”
Telefon kapandı.
Bir saniye boyunca hareketsiz kaldım.
Sonra Efsun’un elini daha sıkı tuttum.
“Bu savaşı birlikte bitireceğiz,” dedim.
Bu sefer söz sadece ona değildi.
Kendimeydi.
—
EFSUN
Sabaha karşı uyandım.
Elim hâlâ birinin elindeydi.
Gözlerimi açtım.
Karan sandalyede oturmuş, başı yatağın kenarına düşmüş şekilde uyuyakalmıştı.
Elimi bırakmamıştı.
Yavaşça doğruldum.
Bu adam… gerçekten mi?
İçimdeki o ses yine konuştu.
— Seviliyorsun
Bu sefer susturmadım.
Sadece baktım.
Ve ilk defa korkmadım.
