Siyah Kadife kitap kapağı

1. bölüm / 2

Siyah Kadife

1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Ravza Tekin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm

İyi okumalar🖤

"En büyük tehlike, karanlıkta sana uzatılan elin kime ait olduğunu bilmemektir."
— Leo Tolstoy

Rusya'nın dondurucu şehri Moskova'ya sonunda ayak basabilmiştim. Havaalanının yüksek camlı kapılarından süzülen gri ışık, şehre dair il soğuk hissi üzerime çökertmişti. Cebimden telefonumu çıkartıp mesajlara girdim; ajansın önceden attığı konuma kısa bir göz attıktan sonra hızlı adımlarla çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Önceden de geldiğim bu havaalanı ve terminale yabancı değildim. Dışarı adımımı attığım an Rusya'nın dondurucu rüzgarı keskin bir bıçak gibi yüzüme çarptı. Ciğerlerime dolan hava o kadar soğuktu ki, aldığım her nefes boğazımda sızlayan bir iz bırakıyordu.

Telefon ekranından çağırdım taksinin plakasına baktım; gelmiş olması gerekiyordu. Etrafa bakınarak ilerlerken siyah aracı fark edip arka koltuğa geçtim. Şoföre ekrandaki konumu gösterdim, aramızda bir diyalog geçmedi. Zaten bu şehirde kimse durduk yere konuşmazdı; sessizlik, gri sokakların hazılmamış dili gibiydi. Yaklaşık bir saatlik yolculuğun sonunda Basmanny'nin ana caddesinden sapıp karanlık bir iç avluya girmiştik ve şehir ışıkları kaybolmuştu.

Arabadan indim. Konumun gösterdiği binaya göz attım. Fena değildi. Yılların yıprattığı, devasa beton bloklardan oluşan kasvetli bir yapının tam önündeydim. Binanın önünde beklerken ajansın bana verdiği numarayı aradım. Hat açıldı ve kırık Rusçamla konuştum.

"Merhaba. Attığınız konumdayım. Binaya gireceğim fakat anahtar falan yok. Herhangi birisi yardımcı olacak mı?" Karşı taraftan ilgisiz bir kadın sesi geldi. "Binanın kapı kodu 4582. Daire dördüncü katta,numara 12. Anahtar paspasın altında. Binanın ışığı otomatik söner,hızlı yürü Vera. Bir sorun olursa yarın konuşuruz." ve kapattı. Derin bir iç çekip binaya girdim. Asansör yoktu. Ağır rutubet ve geçmişin tozu kokan merdivenleri çıkmaya başladım. Rusya'ya gelme sebebim çevremdekilerin iltifatlar arasında söylediği ve küçüklük hayalim olan modellik mesleğini yapmaktı. İstanbul'da yaşarken Moskova'daki bağımsız moda ajanslarına mailler atmıştım. Annem Rus'tu ve ben de Rusya'da doğup üç yaşıma kadar burada büyümüştüm. Dolayısıyla çifte vatandaşlığım vardı ve bu Rusya'ya gelmemi kolaylaştırmıştı. Aidiyetsizlik, gittiğin her şehri bavulun kadar küçültürdü. Bende bavuluma bir kaç kıyafetle tüm köksüzlüğümü sığdırıp gelmiştim.

Paspasın altından çıkarttığım anahtarı kullanarak eve girdim. Oldukça ruhsuz küçük bir evdi. Kapıdan ilk girdiğim gibi bir koridor ve koridorun ilerisinde de salon vardı. Salonun sağında ise bir hol ve birkaç oda. Bavulumu kenara bıraktım. Mutfak amerikandı. Eşyalara baktım;oldukça temiz gözüküyorlardı ve bu durum beni şaşırttı. Bavulumu dolaba yerleştirdim ve üstüme kalın bir eşofman ve sweatshirt geçirdim. Yatacağım yatağın nevresimleri temiz gözükse de kendi getirdiğim temiz nevresimlerler değiştirdim. Yorganın altına girdim. Saat gece 11'e geliyordu ve ben bugün oldukça yorulmuştum. Ajans numarasından bir mesaj gelmişti.

Yarın sabah saat 7.00 de bizi ara.

Telefonu yastığımın altına koydum. Sıcak yorganımın altında yatıyor olmak bana inanılmaz bir tatmin duygusu veriyordu ve şu an tek istediğim uyumaktı. Böylece gözlerimi kapatıp uykuya daldım.

Sabah gece kurduğum alarm ile uyandım. Saat 6.45'ti. Güneş hala doğmamıştı hava,hava karanlıktı. Erken uyanmaya oldukça alışık biriydim ve hiç zorlanmazdım. Kalkıp elimi yüzümü yıkadım ve ajansı aradım.

"Günaydın. Sizi aramamı istemiştiniz." Rusça konuşmuştum. Aynı kadının sesi hattın diğer tarafından yükseldi.

"Günaydın Vera. Adresine bir taksi gönderdik. 15 dakika içerisinde adresine gelmiş olur. Çekim konsepti için yüzün makyajsız kalacak. Hazırlan ve gecikme."
Hat kapandı. Telefonu yatağa attım ve dolabımı açtım. Hava hem kış ayından hem de Rusya'nın sabah ayazından dolayı çok soğuk olmalıydı. Her ne kadar Rusya'nın soğuğuna alışkın olsam da Türkiye'de büyümüştüm. Kalın bir eşofman, bir body, sweatshirt aldım. Her şeyi hızlıca üstüme geçirdim, kalın çoraplar giydim. Hızlıca banyoya girdim ve aynanın karşısına geçtim. Yüzüme nemlendirici sürdüm ve açık kumral saçlarımı taradım. Çantama bir şeyler atıp evden çıktım.

Buraya geldiğimden beri annem hiç aramamıştı. Muhtemelen benim onu aramamı beklemişti. Genelde bir yere gittiğimde veya herhangi bir işim olduğunda arayıp soran taraf ben olurdum. fakat şu an onu aramaya vaktim yoktu ve istemiyordum. Ona bir mesaj attım.

"Anne Rusya'dayım. Bana bir ev kiralamışlar. Şimdi ajansla görüşmeye gidiyorum."

Hızla merdivenlerden indim. Danışmanın önünde bir adam hızlı ve sert bir Rusça ile danışmana bir şeyler söylüyordu. Oldukça uzun boylu ve heybetliydi. Siyah bir sweatshirt giymiş ve kapüşonunu başına geçirmişti, altında da siyah bir eşofman vardı. Pitbull cinsi köpek, yanında oturuyordu ve gözlerini bana dikmişti. Adamın yüzünü göremeden binadan çıktım.
Taksi gelmişti,arka koltuğa geçtim. Şoförle hiç konuşmadık. Ajansın önünde durduk. Arabadan indim ve hızla ajans binasına girdim. İçeride bir kaç kişi vardı fakat burası benim katım değildi. Asansöre binip 3. Kata çıktım. Asansör açıldığı an sesli bir ortama giriş yaptım. Sıralanmış kızlar, bağırıp çağıran asistanlar, Rusça ve İngilizce karışık konuşmalar. Elinde bir tableti olan ve suratsız bir şekilde kızları sıraya sokan kadının yanına ilerledim. Kırmızı saçlıydı ve beyaz bir tene sahipti. Üstünde dar bir pantolon ve siyah bir gömlek vardı. Kadına doğru konuştum.

"Merhaba yeni geldim. Ne yapmam gerekiyor?"

Hafif telaşlı fakat soğuk bir Rusça ile cevap verdi.

"Deneme kabinlerine git orada üstündekileri çıkart. Fiziğini görebileceğimiz şeyler giy."

Onu dinleyip deneme kabinlerine gittim. Kızlar donuk yüzlerle kıyafet deniyorlar, modacılar, asistanlar ölçülerini alıyordu. Kabine girdim perdeyi çektim, üstümdekileri çıkartıp yanımda getirdiğim taytı giydim. Üstümde zaten dar olan bir body vardı. Sesli ve insanların donuk olduğu bir ortamdı. Sanki kimse kimseye yardım bile etmeyecek bir moddaydı. Herkes birbirine rakip, herkes birbirine yabancıydı.Genel olarak Rusların veya böyle donuk olmak zorunda bırakınlan insanlara alışıktım. Bu durum beni zora sokmazdı. Her şeye uyum sağlamaya alışkın bir kızdım. Alıştığım şeylerden de çabucak kopabilmeye alıştırılmış biriydim.

Kimseyle konuşmadan kabinlerden ayrıldım ve az önce konuştuğum kadının yanına gittim. Pratik bir şekilde beni süzdü.

"Tamam. Sıraya geç."

Yaklaşık on kızın olduğu sıraya girdim. Herkes arka arkayaydı ve kimse birbiriyle konuşmuyordu. Görebildiğim kadarıyla kızlar gerçekten güzeldi ve nerdeyse hemen hemen hepsiyle aynı boydaydım. Gözlerindeki o hırslı ve bir o kadar da yorgun ifadeyi tanıyordum; hepsi bu şehirde bir yer edinebilmeye çalışıyordu. Tıpkı benim gibi.
Yaklaşık on dakika sonra sıra bana geldi. Kırklı yaşlarında gösteren koyu sarı saçlı, bronz tenli, yargılayıcı bakışları olan bir kadın masanın arkasından eliyle küçük daire şeklindeki podyumu gösterdi. Ayakkabılarımı çıkartıp podyuma çıktım. Renkli bir tarzı olan, gözlüklü, bileğinde iğnelik ve elinde mezura olan bir adam yanıma geldi. Samimi birine benziyordu. Aynı zamanda Rus olduğunu sanmıyordum.

"Kollarını kaldır lütfen." Adam İngilizce konuşmuştu ve tahminlerim doğru çıkmıştı.
Kollarımı kaldırdım ve adam konuşarak elindeki mezurayı göğüs etrafıma sardı.

"Adım Julian. Vücut ölçülerini alacağım canım." Hafif bir gülümsemeyle devam etti.

Adama hafifçe gülümsedim. Bronz sayılabilecek bir teni vardı ve saçları kısa kesilmişti. Uzun boylu ince bir adamdı.

"Göğüs 81." Dedi Julian yüksek sesle. Masadaki kadın başını kaldırmadan nota döktü.

Julian belimi ölçmeye geçerken gözlerim masanın arkasından beni inceleyen kadına döndü.Yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Beni bir insan olarak değil, kağıt üzerindeki rakamlardan ibaret bir malmışım gibi süzüyordu.

"Bel 62. Kalça 84"

Julian mezurayı kaldırdı. Masanın arkasındaki kadın ölçülerimi not almıştı.

"Postürün oldukça iyi. Hangi sporla uğraştın."

Hafifçe gülümsedim.

"Bir zamanlar bale yapıyordum."

Beni baştan aşağı süzdü.

"Bir de boyunu ölçelim canım."

Podyumdan inip boyumun ölçüleceği yere geçtim. Julian boyumu ölçtü.

"Boy 1.77"

Julian beni masanın arkasında oturan kadına yönlendirdi. Masanın karşısına geçtim.

"Bir gram bile alma. Boyun da iyi sayılır."

Yüzümü inceledi. Yüzünde hiç bir duygu belirtisi yoktu. Beni beğendi mi beğenmedi mi anlayamıyordum.

"Güzelsin. Neyse ki buradaki herkes güzel. Önemli olan nasıl parlayacağın."

Sessiz kaldım.

"Yan odadaki Olga'ya geç. Test çekim tarihlerini ve sözleşme detaylarını o verecek."

Oradan ayrıldım ve Olga denen kadının odasına doğru ilerlemeye başladım. Koridordaki bazı kızlar ağlarken bazıları da kendilerinden oldukça emin şekilde başkalarını süzüyordu. Ben muhtemelen kabul edilmiştim; yani benimle iş yapacaklarını umuyordum. Az önceki konuşmadan çıkarımım buydu. Olga'nın odasını tıklatıp içeri girdim.

"Merhaba." İngilizce konuşmuştum. Kadının bana hangi dil cevap vereceğine göre sonraki konuşmalarım da o dili kullanacaktım.

Olga bir evrak uzattı.

"Ben booker'ınım, yani genel olarak her şeyle ben ilgileniyorum. Test çekimleri için ödeme almayacaksın. Konaklama ücretin ajans hesabına borç yazıldı. Haftalık 150 dolar harçlığın olacak. Cuma günleri paran hesabına yatar. Asıl paranı çekimlerden, kataloglardan ve podyum işlerinden alacaksın."

Klavyede hızlıca bir şeyler tuşladı.

"Yüzde otuzu ajans komisyonu kesilir. Kabul ediyorsan imzala. Çalışma saatlerini daha sonra veririm."

Çok düşünmeden imzaladım. Geleceğimi, tanımadığım insanların iki dudağı arasına bıraktığımı biliyordum ama başka çarem yoktu.

Bir kaç saat sonra ajansın taksisiyle eve gelmiştim. Binanın bir kaç metre ötesinde inmiştim. Binaya doğru yürürken bugün danışmada gördüğüm adam binanın önündeki bankta oturuyordu. O adam olduğunu bankta yanında oturan pitbull cinsi köpekten tahmin ediyordum. Rusça bir şeyler söyleyerek köpeğin yanaklarını sıkıp seviyor, öpüyordu. Kapüşonlusunu indirmişti. Saçları koyu kumral ve buzz cut şeklindeydi, ona oldukça yakışmıştı. Sabah gördüğüm kıyafetleriyleydi. Binaya doğru ilerlerken gözleri bana kaydı. Başımla hafifçe selam verdim fakat o karşılık vermeden köpeğine döndü.

Aptal.

Eve girdim. Bir daha da kimseye selam vermezdim. Sweatshirt' ümü çıkarttım dar bir body ve eşofmanla mutfağa ilerledim. Dolabı açtım kendime pratik bir şekilde salata hazırladım. Koltuğuma geçtim ve telefonumdan YOU dizisinin son sezonundan bir bölüm açtım ve izlemeye başladım.

Bir kaç saat sonra yerimden kalktım. Annem mesajıma dönmemişti. Kötü bir haldeydi zaten. Onu anlamaya çalışıyordum. Pencerenin karşısına geçip aşağı göz attığımda az önce kapıda gördüğüm ve dikkatimi çeken o adamı gördüm. Köpeğiyle tempolu bir koşu yapıyordu. Derin bir nefes vererek kendimi koltuğa bıraktım.

Sert kapı sesiyle aniden uyandım. Uyuya kalmıştım. Hızla ayağa kalktım; anlık bir korku dalgası içimi kaplamıştı. Kendimi toparlayıp kapıya ilerledim ve açtım.

Yaşlı gözlüklü bir adam karşımda duruyordu.

"Kimsiniz?"

Hırıltılı bir ses ve anlamakta güçlük çektiğim bir Rusça'yla konuştu yaşlı adam.

"Bu binanın yöneticisiyim. Bu evi sana ajans kiraladı değil mi?"

Cevap veremeden konuşmasına devam etti.

"Kira gecikirse bu evde fazladan bir gün dahi kalamazsın!"

Yaşlı adam konuşurken arkadasından pitbull ile o adam gözüktü. Kafasını bana çevirdi ve ve göz göze geldik. Yaşlı adam konuşmaya devam ederken çocuk gözlerini kıstı ve sonunda göz temasını kesip merdivenlere yöneldi. Bense yaşlı adamı susturmaya çalıştım.

"Tamam. Gecikmeyecek!"

Kapıyı kapattım.

Deminki çocuk oldukça yakışıklıydı. Fakat aşağıda ona selam verdiğimde bana karşılık vermeyen kaba biriydi. Muhtemelen şimdi de bina yöneticisinin sözleri yüzünden kendi kendine benimle dalga geçiyordu. Veya umursamıyorda olabilirdi.

Herneyse. Şu an bununla ilgilenebilecek bir modda değildim. Çantamdan bir sigara paketi çıkardım. Evim kapkaranlıktı. Aslında saat geç değildi ama Rusya'nın malum havasından dolayı etraf karanlıktı. Şikayetçi değildim tabii ki. Sigaramı yaktım.

Sigaramı içerken ayna karşısında kendime baktım. Derin bir nefes verdim.

Çok yalnızdım. Türkiyede pek arkadaşım yoktu. Üç yaşıma kadar Rusya da büyümüştüm fakat Türkiye ye geldikten sonrada sürekli Türkiye içerisinde yer değiştirmekten ve Rusya'ya gelgit yapmaktan arkadaş edinemiyordum. Çabucak açılan biri de olmadığımdan bu durum daha da zor oluyordu. Kardeşim yoktu çünkü annem Rusya da babamdan hamile kaldıktan sonra babam Türkiye'ye dönmüştü. Babamın başka kadın dan çocukları vardı. Anneminde başka bir adamdan çocuğu vardı. Hiç birine kardeşim diyemiyordum çünkü onlarla büyümemiştim ve aramızda o tarz bir bağ olduğunu sanmıyordum hiç. Herkes kendi hayatının peşindeydi, bense kimsenin tam olarak sığdıramadığı o ara boşlukta kalmış gibiydim. Öz annem ve babam için bile.

Saat gece yarısına gelirken canım çok sıkıldığı için evden çıktım. Sokağın ilerisinde bir bakkal vardı. Oraya gidecektim. Sokaklar karanlık ve hava soğuktu. Bakkala gidip kendime iki paket sigara ve bir sandviç almıştım burada hazır satılıyordu. Aldıklarımla birlikte avlu denen yere geldim. Avluyu benim ve başkalarının binaları sarıyordu, daire şeklindeydi.Banka oturdum. Bankın yanında sarı ışık yayan bir sokak lambası vardı.

Bir kaç dakika sonra bir hareketlilik hissedip kafamı kaldırdım. O adam ve köpeği bana doğru geliyordu. Adımları sessiz ama özgüvenliydi. Adam sessizce gelip yanıma oturdu. İri pitbull u nefesini bacaklarıma doğru bırakarak bankın dibine çöktü. Bir kaç dakika sessizce oturduk. Dışarıdaki soğuk rüzgar yüzümüzü yalayıp geçerken ikimizde kendi karanlığımıza çekilmiş gibiydik.

"Gündüzleri selam almayıp geceleri yanıma mı geliyorsun?"

"Bana her selam verene geri selam veren birine mi benziyorum?" Burnunu kırıştırdı."Sanmam."

Sert ve boğazdan gelen bir sesi vardı.

"Bu gecenin bir yarısı özellikle gelip benim yanıma oturduğun gerçeğini değiştirmez."

Alaycı bir sesle konuştu. "Bu bank benim. Sen gelip gecenin bir yarısı benim bankıma oturdun."

Gözlerimi devirdim. Tapulu malıydı ya.

"Adın ne?"

"Ilya. Senin?"

"Vera"

Hafifçe başını salladı.

"Köpeğinin adı ne?"Köpeğe baktım.

"Chucky."

Hafifçe kaşlarımı kaldırdım. "Filmdeki kadar vahşi değildir umarım." Köpeğin kafasını sevmek için elimi uzattım.

Ilya göz ucuyla elime baktı, ardından soğuk bir sesle konuştu. "Yabancıları pek sevmez."

Elimi çektim.

"Ben de pek yabancı canlısı sayılmam zaten."

İkimiz de sessizliğe gömüldük. Sarı sokak lambası cızırdıyordu. Ilya bakışlarını tekrar karşıdaki pencereye dikti. Benim gözlerim de onun elindeki dövmelere kaydı. Çeşitli dövmeler vardı, bir kaç tanesini seçebiliyordum. Parmaklarında birkaç harf ve karmaşık rakamlar vardı. Bakışlarım yere döndü. Bu şehirde kimse kimseye gereksiz yere yakın davranmıyordu ve bu dürüstlük hoşuma gitmişti.

Sigaramı söndürüp ayağa kalktım.

"İyi geceler Ilya."

Chucky hareketlendi. Ilya'ya izin ister gibi baktı. Ilya başıyla hafifçe onaylayınca Chucky benim kalktığım yere yerleşti.

"İyi geceler Vera."

Ağır demir kapıyı itip binanın soğuk rutubet kokan merdivenlerini tırmandım. Daireme girip kapıyı kilitledim.

Yorganın altına girdiğimde gelen mesaja göz attım; yarın sabah 7.00'de ajansta olmam gerekiyordu. Göz devirerek telefonu kapattım. Tavana bakıp az önceki konuşmayı düşündüm. Moskova ve insanları sıcak bir karşılama sunmuyordu. En azından yersiz, yapmacık samimiyete de yer yoktu ve bu içimdeki yalnızlığa denk düşüyordu. Kimse gülümseyerek yalan söylemiyordu, dürüstlük tokat gibi çarpıyordu.

Buraya okuduğun için çok teşekkür ediyorum. Umarım beğenmişsindir🖤İyi okumalar🖤

"En büyük tehlike, karanlıkta sana uzatılan elin kime ait olduğunu bilmemektir."
— Leo Tolstoy

Rusya'nın dondurucu şehri Moskova'ya sonunda ayak basabilmiştim. Havaalanının yüksek camlı kapılarından süzülen gri ışık, şehre dair il soğuk hissi üzerime çökertmişti. Cebimden telefonumu çıkartıp mesajlara girdim; ajansın önceden attığı konuma kısa bir göz attıktan sonra hızlı adımlarla çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Önceden de geldiğim bu havaalanı ve terminale yabancı değildim. Dışarı adımımı attığım an Rusya'nın dondurucu rüzgarı keskin bir bıçak gibi yüzüme çarptı. Ciğerlerime dolan hava o kadar soğuktu ki, aldığım her nefes boğazımda sızlayan bir iz bırakıyordu.

Telefon ekranından çağırdım taksinin plakasına baktım; gelmiş olması gerekiyordu. Etrafa bakınarak ilerlerken siyah aracı fark edip arka koltuğa geçtim. Şoföre ekrandaki konumu gösterdim, aramızda bir diyalog geçmedi. Zaten bu şehirde kimse durduk yere konuşmazdı; sessizlik, gri sokakların hazılmamış dili gibiydi. Yaklaşık bir saatlik yolculuğun sonunda Basmanny'nin ana caddesinden sapıp karanlık bir iç avluya girmiştik ve şehir ışıkları kaybolmuştu.

Arabadan indim. Konumun gösterdiği binaya göz attım. Fena değildi. Yılların yıprattığı, devasa beton bloklardan oluşan kasvetli bir yapının tam önündeydim. Binanın önünde beklerken ajansın bana verdiği numarayı aradım. Hat açıldı ve kırık Rusçamla konuştum.

"Merhaba. Attığınız konumdayım. Binaya gireceğim fakat anahtar falan yok. Herhangi birisi yardımcı olacak mı?" Karşı taraftan ilgisiz bir kadın sesi geldi. "Binanın kapı kodu 4582. Daire dördüncü katta,numara 12. Anahtar paspasın altında. Binanın ışığı otomatik söner,hızlı yürü Vera. Bir sorun olursa yarın konuşuruz." ve kapattı. Derin bir iç çekip binaya girdim. Asansör yoktu. Ağır rutubet ve geçmişin tozu kokan merdivenleri çıkmaya başladım. Rusya'ya gelme sebebim çevremdekilerin iltifatlar arasında söylediği ve küçüklük hayalim olan modellik mesleğini yapmaktı. İstanbul'da yaşarken Moskova'daki bağımsız moda ajanslarına mailler atmıştım. Annem Rus'tu ve ben de Rusya'da doğup üç yaşıma kadar burada büyümüştüm. Dolayısıyla çifte vatandaşlığım vardı ve bu Rusya'ya gelmemi kolaylaştırmıştı. Aidiyetsizlik, gittiğin her şehri bavulun kadar küçültürdü. Bende bavuluma bir kaç kıyafetle tüm köksüzlüğümü sığdırıp gelmiştim.

Paspasın altından çıkarttığım anahtarı kullanarak eve girdim. Oldukça ruhsuz küçük bir evdi. Kapıdan ilk girdiğim gibi bir koridor ve koridorun ilerisinde de salon vardı. Salonun sağında ise bir hol ve birkaç oda. Bavulumu kenara bıraktım. Mutfak amerikandı. Eşyalara baktım;oldukça temiz gözüküyorlardı ve bu durum beni şaşırttı. Bavulumu dolaba yerleştirdim ve üstüme kalın bir eşofman ve sweatshirt geçirdim. Yatacağım yatağın nevresimleri temiz gözükse de kendi getirdiğim temiz nevresimlerler değiştirdim. Yorganın altına girdim. Saat gece 11'e geliyordu ve ben bugün oldukça yorulmuştum. Ajans numarasından bir mesaj gelmişti.

Yarın sabah saat 7.00 de bizi ara.

Telefonu yastığımın altına koydum. Sıcak yorganımın altında yatıyor olmak bana inanılmaz bir tatmin duygusu veriyordu ve şu an tek istediğim uyumaktı. Böylece gözlerimi kapatıp uykuya daldım.

Sabah gece kurduğum alarm ile uyandım. Saat 6.45'ti. Güneş hala doğmamıştı hava,hava karanlıktı. Erken uyanmaya oldukça alışık biriydim ve hiç zorlanmazdım. Kalkıp elimi yüzümü yıkadım ve ajansı aradım.

"Günaydın. Sizi aramamı istemiştiniz." Rusça konuşmuştum. Aynı kadının sesi hattın diğer tarafından yükseldi.

"Günaydın Vera. Adresine bir taksi gönderdik. 15 dakika içerisinde adresine gelmiş olur. Çekim konsepti için yüzün makyajsız kalacak. Hazırlan ve gecikme."
Hat kapandı. Telefonu yatağa attım ve dolabımı açtım. Hava hem kış ayından hem de Rusya'nın sabah ayazından dolayı çok soğuk olmalıydı. Her ne kadar Rusya'nın soğuğuna alışkın olsam da Türkiye'de büyümüştüm. Kalın bir eşofman, bir body, sweatshirt aldım. Her şeyi hızlıca üstüme geçirdim, kalın çoraplar giydim. Hızlıca banyoya girdim ve aynanın karşısına geçtim. Yüzüme nemlendirici sürdüm ve açık kumral saçlarımı taradım. Çantama bir şeyler atıp evden çıktım.

Buraya geldiğimden beri annem hiç aramamıştı. Muhtemelen benim onu aramamı beklemişti. Genelde bir yere gittiğimde veya herhangi bir işim olduğunda arayıp soran taraf ben olurdum. fakat şu an onu aramaya vaktim yoktu ve istemiyordum. Ona bir mesaj attım.

"Anne Rusya'dayım. Bana bir ev kiralamışlar. Şimdi ajansla görüşmeye gidiyorum."

Hızla merdivenlerden indim. Danışmanın önünde bir adam hızlı ve sert bir Rusça ile danışmana bir şeyler söylüyordu. Oldukça uzun boylu ve heybetliydi. Siyah bir sweatshirt giymiş ve kapüşonunu başına geçirmişti, altında da siyah bir eşofman vardı. Pitbull cinsi köpek, yanında oturuyordu ve gözlerini bana dikmişti. Adamın yüzünü göremeden binadan çıktım.
Taksi gelmişti,arka koltuğa geçtim. Şoförle hiç konuşmadık. Ajansın önünde durduk. Arabadan indim ve hızla ajans binasına girdim. İçeride bir kaç kişi vardı fakat burası benim katım değildi. Asansöre binip 3. Kata çıktım. Asansör açıldığı an sesli bir ortama giriş yaptım. Sıralanmış kızlar, bağırıp çağıran asistanlar, Rusça ve İngilizce karışık konuşmalar. Elinde bir tableti olan ve suratsız bir şekilde kızları sıraya sokan kadının yanına ilerledim. Kırmızı saçlıydı ve beyaz bir tene sahipti. Üstünde dar bir pantolon ve siyah bir gömlek vardı. Kadına doğru konuştum.

"Merhaba yeni geldim. Ne yapmam gerekiyor?"

Hafif telaşlı fakat soğuk bir Rusça ile cevap verdi.

"Deneme kabinlerine git orada üstündekileri çıkart. Fiziğini görebileceğimiz şeyler giy."

Onu dinleyip deneme kabinlerine gittim. Kızlar donuk yüzlerle kıyafet deniyorlar, modacılar, asistanlar ölçülerini alıyordu. Kabine girdim perdeyi çektim, üstümdekileri çıkartıp yanımda getirdiğim taytı giydim. Üstümde zaten dar olan bir body vardı. Sesli ve insanların donuk olduğu bir ortamdı. Sanki kimse kimseye yardım bile etmeyecek bir moddaydı. Herkes birbirine rakip, herkes birbirine yabancıydı.Genel olarak Rusların veya böyle donuk olmak zorunda bırakınlan insanlara alışıktım. Bu durum beni zora sokmazdı. Her şeye uyum sağlamaya alışkın bir kızdım. Alıştığım şeylerden de çabucak kopabilmeye alıştırılmış biriydim.

Kimseyle konuşmadan kabinlerden ayrıldım ve az önce konuştuğum kadının yanına gittim. Pratik bir şekilde beni süzdü.

"Tamam. Sıraya geç."

Yaklaşık on kızın olduğu sıraya girdim. Herkes arka arkayaydı ve kimse birbiriyle konuşmuyordu. Görebildiğim kadarıyla kızlar gerçekten güzeldi ve nerdeyse hemen hemen hepsiyle aynı boydaydım. Gözlerindeki o hırslı ve bir o kadar da yorgun ifadeyi tanıyordum; hepsi bu şehirde bir yer edinebilmeye çalışıyordu. Tıpkı benim gibi.
Yaklaşık on dakika sonra sıra bana geldi. Kırklı yaşlarında gösteren koyu sarı saçlı, bronz tenli, yargılayıcı bakışları olan bir kadın masanın arkasından eliyle küçük daire şeklindeki podyumu gösterdi. Ayakkabılarımı çıkartıp podyuma çıktım. Renkli bir tarzı olan, gözlüklü, bileğinde iğnelik ve elinde mezura olan bir adam yanıma geldi. Samimi birine benziyordu. Aynı zamanda Rus olduğunu sanmıyordum.

"Kollarını kaldır lütfen." Adam İngilizce konuşmuştu ve tahminlerim doğru çıkmıştı.
Kollarımı kaldırdım ve adam konuşarak elindeki mezurayı göğüs etrafıma sardı.

"Adım Julian. Vücut ölçülerini alacağım canım." Hafif bir gülümsemeyle devam etti.

Adama hafifçe gülümsedim. Bronz sayılabilecek bir teni vardı ve saçları kısa kesilmişti. Uzun boylu ince bir adamdı.

"Göğüs 81." Dedi Julian yüksek sesle. Masadaki kadın başını kaldırmadan nota döktü.

Julian belimi ölçmeye geçerken gözlerim masanın arkasından beni inceleyen kadına döndü.Yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu. Beni bir insan olarak değil, kağıt üzerindeki rakamlardan ibaret bir malmışım gibi süzüyordu.

"Bel 62. Kalça 84"

Julian mezurayı kaldırdı. Masanın arkasındaki kadın ölçülerimi not almıştı.

"Postürün oldukça iyi. Hangi sporla uğraştın."

Hafifçe gülümsedim.

"Bir zamanlar bale yapıyordum."

Beni baştan aşağı süzdü.

"Bir de boyunu ölçelim canım."

Podyumdan inip boyumun ölçüleceği yere geçtim. Julian boyumu ölçtü.

"Boy 1.77"

Julian beni masanın arkasında oturan kadına yönlendirdi. Masanın karşısına geçtim.

"Bir gram bile alma. Boyun da iyi sayılır."

Yüzümü inceledi. Yüzünde hiç bir duygu belirtisi yoktu. Beni beğendi mi beğenmedi mi anlayamıyordum.

"Güzelsin. Neyse ki buradaki herkes güzel. Önemli olan nasıl parlayacağın."

Sessiz kaldım.

"Yan odadaki Olga'ya geç. Test çekim tarihlerini ve sözleşme detaylarını o verecek."

Oradan ayrıldım ve Olga denen kadının odasına doğru ilerlemeye başladım. Koridordaki bazı kızlar ağlarken bazıları da kendilerinden oldukça emin şekilde başkalarını süzüyordu. Ben muhtemelen kabul edilmiştim; yani benimle iş yapacaklarını umuyordum. Az önceki konuşmadan çıkarımım buydu. Olga'nın odasını tıklatıp içeri girdim.

"Merhaba." İngilizce konuşmuştum. Kadının bana hangi dil cevap vereceğine göre sonraki konuşmalarım da o dili kullanacaktım.

Olga bir evrak uzattı.

"Ben booker'ınım, yani genel olarak her şeyle ben ilgileniyorum. Test çekimleri için ödeme almayacaksın. Konaklama ücretin ajans hesabına borç yazıldı. Haftalık 150 dolar harçlığın olacak. Cuma günleri paran hesabına yatar. Asıl paranı çekimlerden, kataloglardan ve podyum işlerinden alacaksın."

Klavyede hızlıca bir şeyler tuşladı.

"Yüzde otuzu ajans komisyonu kesilir. Kabul ediyorsan imzala. Çalışma saatlerini daha sonra veririm."

Çok düşünmeden imzaladım. Geleceğimi, tanımadığım insanların iki dudağı arasına bıraktığımı biliyordum ama başka çarem yoktu.

Bir kaç saat sonra ajansın taksisiyle eve gelmiştim. Binanın bir kaç metre ötesinde inmiştim. Binaya doğru yürürken bugün danışmada gördüğüm adam binanın önündeki bankta oturuyordu. O adam olduğunu bankta yanında oturan pitbull cinsi köpekten tahmin ediyordum. Rusça bir şeyler söyleyerek köpeğin yanaklarını sıkıp seviyor, öpüyordu. Kapüşonlusunu indirmişti. Saçları koyu kumral ve buzz cut şeklindeydi, ona oldukça yakışmıştı. Sabah gördüğüm kıyafetleriyleydi. Binaya doğru ilerlerken gözleri bana kaydı. Başımla hafifçe selam verdim fakat o karşılık vermeden köpeğine döndü.

Aptal.

Eve girdim. Bir daha da kimseye selam vermezdim. Sweatshirt' ümü çıkarttım dar bir body ve eşofmanla mutfağa ilerledim. Dolabı açtım kendime pratik bir şekilde salata hazırladım. Koltuğuma geçtim ve telefonumdan YOU dizisinin son sezonundan bir bölüm açtım ve izlemeye başladım.

Bir kaç saat sonra yerimden kalktım. Annem mesajıma dönmemişti. Kötü bir haldeydi zaten. Onu anlamaya çalışıyordum. Pencerenin karşısına geçip aşağı göz attığımda az önce kapıda gördüğüm ve dikkatimi çeken o adamı gördüm. Köpeğiyle tempolu bir koşu yapıyordu. Derin bir nefes vererek kendimi koltuğa bıraktım.

Sert kapı sesiyle aniden uyandım. Uyuya kalmıştım. Hızla ayağa kalktım; anlık bir korku dalgası içimi kaplamıştı. Kendimi toparlayıp kapıya ilerledim ve açtım.

Yaşlı gözlüklü bir adam karşımda duruyordu.

"Kimsiniz?"

Hırıltılı bir ses ve anlamakta güçlük çektiğim bir Rusça'yla konuştu yaşlı adam.

"Bu binanın yöneticisiyim. Bu evi sana ajans kiraladı değil mi?"

Cevap veremeden konuşmasına devam etti.

"Kira gecikirse bu evde fazladan bir gün dahi kalamazsın!"

Yaşlı adam konuşurken arkadasından pitbull ile o adam gözüktü. Kafasını bana çevirdi ve ve göz göze geldik. Yaşlı adam konuşmaya devam ederken çocuk gözlerini kıstı ve sonunda göz temasını kesip merdivenlere yöneldi. Bense yaşlı adamı susturmaya çalıştım.

"Tamam. Gecikmeyecek!"

Kapıyı kapattım.

Deminki çocuk oldukça yakışıklıydı. Fakat aşağıda ona selam verdiğimde bana karşılık vermeyen kaba biriydi. Muhtemelen şimdi de bina yöneticisinin sözleri yüzünden kendi kendine benimle dalga geçiyordu. Veya umursamıyorda olabilirdi.

Herneyse. Şu an bununla ilgilenebilecek bir modda değildim. Çantamdan bir sigara paketi çıkardım. Evim kapkaranlıktı. Aslında saat geç değildi ama Rusya'nın malum havasından dolayı etraf karanlıktı. Şikayetçi değildim tabii ki. Sigaramı yaktım.

Sigaramı içerken ayna karşısında kendime baktım. Derin bir nefes verdim.

Çok yalnızdım. Türkiyede pek arkadaşım yoktu. Üç yaşıma kadar Rusya da büyümüştüm fakat Türkiye ye geldikten sonrada sürekli Türkiye içerisinde yer değiştirmekten ve Rusya'ya gelgit yapmaktan arkadaş edinemiyordum. Çabucak açılan biri de olmadığımdan bu durum daha da zor oluyordu. Kardeşim yoktu çünkü annem Rusya da babamdan hamile kaldıktan sonra babam Türkiye'ye dönmüştü. Babamın başka kadın dan çocukları vardı. Anneminde başka bir adamdan çocuğu vardı. Hiç birine kardeşim diyemiyordum çünkü onlarla büyümemiştim ve aramızda o tarz bir bağ olduğunu sanmıyordum hiç. Herkes kendi hayatının peşindeydi, bense kimsenin tam olarak sığdıramadığı o ara boşlukta kalmış gibiydim. Öz annem ve babam için bile.

Saat gece yarısına gelirken canım çok sıkıldığı için evden çıktım. Sokağın ilerisinde bir bakkal vardı. Oraya gidecektim. Sokaklar karanlık ve hava soğuktu. Bakkala gidip kendime iki paket sigara ve bir sandviç almıştım burada hazır satılıyordu. Aldıklarımla birlikte avlu denen yere geldim. Avluyu benim ve başkalarının binaları sarıyordu, daire şeklindeydi.Banka oturdum. Bankın yanında sarı ışık yayan bir sokak lambası vardı.

Bir kaç dakika sonra bir hareketlilik hissedip kafamı kaldırdım. O adam ve köpeği bana doğru geliyordu. Adımları sessiz ama özgüvenliydi. Adam sessizce gelip yanıma oturdu. İri pitbull u nefesini bacaklarıma doğru bırakarak bankın dibine çöktü. Bir kaç dakika sessizce oturduk. Dışarıdaki soğuk rüzgar yüzümüzü yalayıp geçerken ikimizde kendi karanlığımıza çekilmiş gibiydik.

"Gündüzleri selam almayıp geceleri yanıma mı geliyorsun?"

"Bana her selam verene geri selam veren birine mi benziyorum?" Burnunu kırıştırdı."Sanmam."

Sert ve boğazdan gelen bir sesi vardı.

"Bu gecenin bir yarısı özellikle gelip benim yanıma oturduğun gerçeğini değiştirmez."

Alaycı bir sesle konuştu. "Bu bank benim. Sen gelip gecenin bir yarısı benim bankıma oturdun."

Gözlerimi devirdim. Tapulu malıydı ya.

"Adın ne?"

"Ilya. Senin?"

"Vera"

Hafifçe başını salladı.

"Köpeğinin adı ne?"Köpeğe baktım.

"Chucky."

Hafifçe kaşlarımı kaldırdım. "Filmdeki kadar vahşi değildir umarım." Köpeğin kafasını sevmek için elimi uzattım.

Ilya göz ucuyla elime baktı, ardından soğuk bir sesle konuştu. "Yabancıları pek sevmez."

Elimi çektim.

"Ben de pek yabancı canlısı sayılmam zaten."

İkimiz de sessizliğe gömüldük. Sarı sokak lambası cızırdıyordu. Ilya bakışlarını tekrar karşıdaki pencereye dikti. Benim gözlerim de onun elindeki dövmelere kaydı. Çeşitli dövmeler vardı, bir kaç tanesini seçebiliyordum. Parmaklarında birkaç harf ve karmaşık rakamlar vardı. Bakışlarım yere döndü. Bu şehirde kimse kimseye gereksiz yere yakın davranmıyordu ve bu dürüstlük hoşuma gitmişti.

Sigaramı söndürüp ayağa kalktım.

"İyi geceler Ilya."

Chucky hareketlendi. Ilya'ya izin ister gibi baktı. Ilya başıyla hafifçe onaylayınca Chucky benim kalktığım yere yerleşti.

"İyi geceler Vera."

Ağır demir kapıyı itip binanın soğuk rutubet kokan merdivenlerini tırmandım. Daireme girip kapıyı kilitledim.

Yorganın altına girdiğimde gelen mesaja göz attım; yarın sabah 7.00'de ajansta olmam gerekiyordu. Göz devirerek telefonu kapattım. Tavana bakıp az önceki konuşmayı düşündüm. Moskova ve insanları sıcak bir karşılama sunmuyordu. En azından yersiz, yapmacık samimiyete de yer yoktu ve bu içimdeki yalnızlığa denk düşüyordu. Kimse gülümseyerek yalan söylemiyordu, dürüstlük tokat gibi çarpıyordu.

Buraya okuduğun için çok teşekkür ediyorum. Umarım beğenmişsindir🖤

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18