1. bölüm · Sıranın Altındaki Not (Yarı Texting)

Belki Bazen Kalmak...

Tacolu Okuurr

Yine bir okul sabahına uyanmıştım. Hemde saat 07.30 da! İlk olarak her zaman ki gibi elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Ardından saçlarımla cebelleşmek üzere aynanın karşısına geçtim. Bir elime tarağımı, diğerine saç spreyimi, önüme ise düzleştiricimi koydum.

Özellikle kahküllerimi düzleştirmezsem olmuyordu çünkü çok dağılıyordu. Hergün de düzleştirsem her sabah uyandığımda yine birbirine karışmış, arada kıvırcık olmuş ve havaya dikilmiş birkaç tutam görüyordum. Birde sanki saçımın böyle olduğunu bilmiyormuş gibi gidip katlı kesim yaptırmıştım. En azından yakışmıştı. Ve evet, tek sıkıntısı her sabah düzleştirmekti. Saçımı böyle kestireli neredeyse üç hafta olmuştu ve ben yinede halimden gayet memnundum.

Her ne kadar hergün sabahın yedisinde uyansamda...

Önce kahküllerimi taradım, ardından düzleştirdim. Sonrasında haddinden fazla kıvırcık olan birkaç yeri tam düzleştiremesem de daha az kıvırcık hale getirdim. Kabarmaması için birkaç birşey sıktıktan sonra saçımla işim bitmişti. Sıra kıyafet ve makyajdaydı.

Aslında çok sık makyaj yapan biri değildim, eh okula giderkende yüzüme sürdüğüm tek şey olmazsa olmaz şeffaf rimelim, nemlediricim ve allığımdı.
Kıyafet konusunda da çok abarttığımı düşünmüyordum. Zaten liseye gidiyordum, maksimum ne giyebilirdim ki?

Her zamanki gibi dolabımdan sweatshirt çıkartacaktım ama aklıma havaların artık ısınmaya başladığı gelince durdum ve daha çok ince, kısa kollu kıyafetlerin olduğu rafın kapağını açtım. Planımda bugün kısa kollu giymek yoktu. Onun yerine siyah, uzun kollu bir badi ve üstüne kısa kollu pembe renkli bir tişört giydim. Altıma ise kot pantolon giydim. E tabiki normalde okul forması giyerek gidiyordum fakat bugün derslerimden biri bahçede, diğeri ise tiyatro odasında geçeceği için daha rahat giyinmeyi tercih etmiştim.

Ah bu arada, ben size kendimi tanıtmadım değil mi? Ben Hazal Öztürk. 17 yaşındayım ve 11. Sınıfa gidiyorum. O kadar olmasa da okulda tanınan biriyim, konuştuğum çok kişi var ama yinede... hepsinin beni sevdiği için bana yakın davrandığını düşünmüyorum. Notlarım iyi, ailem zengin, çoğu kişi güzel olduğumu söylüyor ve birçok etkinlikte yer alıyorum. Tanınmamın nedeni bence bu. Her neyse.

Benim için çok yakın diyebileceğim sadece dört kişi var. Sude, Masal, Kumsal ve Beste. Onlar benim en yakın arkadaşlarım. Kumsal ve Beste ile ilkokuldan beri beraberiz. Sude ve Masal ile ise ortaokulda tanışmıştık. Hepsini çok seviyorum. Her anımda yanımdalar ve bende aynı şekilde, her anlarında yanındayım. Bence benim hakkımda şuanlık bu kadar bilgi yeterli. Benim hakkımda olmayan son bir bilgi vereyim, okulum özel okul.

Şimdi geç kalmadan evden çıkmalıyım.
Geceden hazırladığım çantamı tek omzuma taktım ve evden çıktım. Kapının önünde araba beni bekliyordu. Eh, zengin bir aileye sahip olduğumu söylemiştim. Fakat okuldaki çoğu kişinin aksine bununla hava atan biri değildim. Mesela okulumuza burslu gelen bir kız vardı ilk yıl. Onunla çok dalga geçilmişti. Ben asla o tipler arasında olmadım. Ne partilere katıldım ne de paramla hava attım. Ben sadece akademik başarım için uğraştım. Hoş, annem ve babam buna gerek olmadığını zaten zengin olduğumuzu söylemişti tabii ama... paramla insanların çabalayarak hak ettiği okullara gitmek hiç bana göre değildi. Çok büyük bir saygısızlık ve haksızlıktı benim gözümde. Mesela okuldaki çoğu kişinin aksine hocalara para teklif ederek notlarımı yükselttirmemiştim. O notların hepsini kendi hakkımla almıştım. Ve evet, bunların hepsini düşünürken çoktan arabaya binmiş hatta yolu yarılamıştım.

Ayrıca bir diğer hobim de kitap okumak. Aynı zamanda şarkı söylemek küçüklüğümden beri en sevdiğim şey. Sesiminde güzel olması avantajım. Okulun önünde durmamızla daldığım hayallerden sıyrıldım ve arabadan indim. Okulun bahçe kapısından içeri girdim ve merdivenleri çıkmaya başladım.

Maalesef pazartesi sabahları ilk dersim resimdi ve kızlardan hiçbiri ile aynı sınıfta değildim. Üst kata çıktım ve koridorun sağ tarafına dönerek resim atölyesine geldim. Sınıftan içeri girdim ve her zamanki yerime geçtim. Resim yapmayı severdim fakat sabah ilk ders? Hayır. Onun yerine kitap okumak daha cazipti.

Çantamdan kitabımı aldım ve sıramın üstüne koydum. İlk dersi kitap okuyarak geçirmiştim. Zil çalar çalmaz ise hemen kızların yanına gitmek üzere sınıftan çıktım.

Teneffüste bahçede dolaşmış ve rastgele sohbet etmiştik. Ders zili çalınca kızların yanından ayrıldım ve tekrardan resim atölyesinin önüne geldim. Kapıdan içeri girdim ve sıramın yanından ayrılan birini gördüm. Bu kişi Bora'ydı. Okulun futbol takımının kaptanı. Derslerimiz aynı değildi halbuki ne işi vardı acaba burada?
Ve çok geçmeden ne işi olduğunu anladım. Arkadaşı Tolga'nın yanına gelmişti. Tolga hemen benim yan tarafımdaki masada oturuyordu. Ben kendi sırama giderken Bora'da yanımdan geçip gitti.

Sırama oturduğumdaysa çoktan öğretmen zili çalmış ve resim hocamız sınıfa girmişti. Bu derstede resim çizmeyip kitap okuyacaktım. Bu yüzden sıramın altına koyduğum kitabı aldım. Kitabı sıramın altından çıkarmamla beraber bir kağıt parçası da yere düştü. Sıranın altına geri koymayı düşündüm fakat sonra merakıma yenik düşüp okumaya karar verdim. Kitabı sıranın üzerine koyarken kağıdı açtım. Şöyle yazıyordu;

"Bazı insanlar hep geride kalmak için mi gelir dünyaya?"

Bu sözü içimden tekrar tekrar okudum. Niye bu kadar etkilemişti bu söz beni? Gözlerim sıramın altından düşen not kağıdında dolaşırken aklımda sadece bu kişiye itafen bir cevap yazmak vardı. Hiç düşünmeden direk aklıma gelen şeyi yazmak üzere kalemimi aldım ve yazmaya başladım.

"Belkide bazen kalmak, gitmekten daha iyidir."

Umarım bu notu yazan kişi sonradan eklediğim bu cümleyi okurdu. Ve bence okuyacaktı. Böyle hissediyordum.