SIRA SİZDE! kitap kapağı

1. bölüm / 1

SIRA SİZDE!

1.Bölüm =Karantina

Yazar: ❤️ ❤️ ❤️ ❤️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1.Bölüm =Karantina
  1. 1 1.Bölüm =Karantina3.194 kelime · Okuduğun bölüm

🌑 BÖLÜM BAŞI SÖZÜ
İnsan kalbi her seferinde kırılmaz.
Bazen sadece yorulur…
Ve en tehlikelisi de, yorulduğunu fark etmediğin anlardır.

İnsan kalbi her seferinde kırılmaz; bazen sadece yorulur. Ben bunu erken yaşta öğrendim.

Hayat acele etmez, bekler. En savunmasız anı seçer. Mutlu olduğunu sandığın bir anda, her şeyin yolunda gittiğine inandığında dokunur kalbine. Küçük bir eksiltmeyle başlar; bir güven, bir umut, bir inanç gider. Sonra insan kendine “idare ederim” demeyi öğrenir.

Ama biliyorum, eksilen şey bazen insanın kendisidir.

----

Yerleri de sildikten sonra işim bitmişti, patronun yanına gittim.

“Fırat Bey, işim bitti,” dedim. O sırada beni bir süzüp başını salladı.

O kadar sinir oluyorum ki buna, vitaminsiz göt.
Eğer bu işe ihtiyacım olmasaydı, o oturduğu masayı onun kafasında kırardım.

Gül gibi doktorluğu bıraktığım için ben de tam maldım.

Fırat Bey kısaca, “Çıkabilirsin,” dedikten sonra diğer çalışanlara da iyi akşamlar deyip kafeden çıktım. İlk önce karşıma çıkan ilk markete girdim.

Alışveriş yapmam lazım, yine aç kalmamam vallahi… ve hızlı olmam da lazım, yoksa Esma halam tekrar sinir krizi geçirir.

Gebersin.

Aldıklarımı kasaya gidip bıraktım. Daha sonra ücreti ödeyip çıktım. Eve doğru yürürken birden yanımdan biri hızla geçti. Tabii omzuma da sert bir şekilde çarptığı için aldıklarımın hepsi yere düştü. Sinirli bir şekilde giden kişiye bağırdım:

“Beyefendi, dikkatli olsanıza!”

Adam bir an durdu gibi oldu ama sonra tekrar yürümeye başladı.

Daha da sinirlendim.

“Beyefendi, hayvan mısınız? İnsan bir özür diler!” dedim bağırarak.

Adam durdu, sonra yavaş yavaş bana doğru dönmeye başladı.

Adamın yüzünü gördüğüm gibi irkildim.
Sol kaşından çenesine kadar derin bir yara izi vardı. Sorun o da değil; adamın bir gözü bembeyaz, diğer gözü de simsiyah’tı. En korkuncu da sırıtıyordu.

Adam, “Bana mı dediniz hanımefendi?” dedi. Sesi bile korkunçtu.

Kaşlarımı çatıp sinirle,

“Tabii size dedim beyefendi. Az önce bana çarptınız ve özür dilemeden arkanızı dönüp gidiyorsunuz,” dedim.

Adam sol kaşını kaldırıp,
“Umurumda değil,” dedi.

“Ne demek umurumda değil? Şu an hayvandan farkınız yok. Lütfen terbiyesizliğinizi özür dileyerek düzeltin,” dedim.

Adam öyle bir baktı ki… sıçsam tam zamanıydı. Biraz daha bana baktıktan sonra,
“Hayvan mı dediniz siz bana?” dedi.

Keşke demez olaydı. Altıma sıçacağım.
Adam dilimi koparıp götüme sokmadan uzaklaşmalıyım!

“Yok, size demedim…” dedim. O sırada yere düşen eşyalarımı da toplamaya başladım.

“O zaman kime dediniz?”

Eşyaları toplama işim bittiği gibi yavaş yavaş geri gidiyordum.

“Şey… ben… aslında SİZE DEDİM TABİ Kİ ORSPU ÇOCUĞU!” dedim bağırarak, sonra kahkaha atıp koşmaya başladım.

Allah’tan fazla eşya almamıştım, yoksa ebem sikilmişti.

O kadar hızlı koşuyordum ki ayaklarım götüme kadar geliyordu. Ara sıra arkama da bakıyordum, geliyor mu gelmiyor mu diye ama hiç kimse yoktu. Koşmayı bıraktım. O kadar hızlı nefes alıp veriyordum ki öleceğim sandım.

Tekrar arkama baktım, yine kimse yoktu. Tam rahatladım derken…

Önüme döndüğüm gibi çığlık atmam bir oldu.

ADAM ARKAMDAYDI! VE PİÇ GİBİ SIRITIYORDU!

“Ne oldu, korktun mu? Küfür ederken korkmuyordun ama,” dedi.Sırıtarak,“Yok ya, yanlış anladınız beyefendiciğim. Ben onu arkadaşıma söylemiştim,” dedim.

Adam anlamaz gözlerle bana baktıktan sonra,
“Sence ben yer miyim? Oradan bakınca hayvana mı benziyorum?” dedi.

“Evet.”

Hemen düzelterek,
“Yani yok, ben cidden arkadaşıma söylemiştim,” dedim.

Yalandan sağ tarafıma bakıp gülümsedim.
“Değil mi Cüneyt? Desene bir şey… Senin yüzünden adama mahcup oluyorum ama.”
Adam kaşlarını çatarak baktığım yere baktı, sonra tekrar bana baktı. Bunu bir süre daha yaptı.

En son kafasını sallayıp,
“Şizofren misin lan? Hiç kimse yok!” dedi.
Anlamaz gözlerle bu sefer ben sırıtarak adama döndüm.

“Aaaa, öyle demeyin. Üzülüyor… — o boşluğa bakarak — değil mi Cüneyt?” dedim.
Sonra elimi o boşluğa uzattım.

“Gelsene Cüneyt, çok ayıp. Zaten adama fazlasıyla saygısızlık yaptık. Böyle yapma bak, eve gidince diğer arkadaşlarımı çağırırım, onlarla oynarım. Haaaa?” dedim.

Adama doğru tekrar döndüm. Adam dehşetle gözlerini kocaman açmış, bir o tarafa bir bana bakıyordu. Gülmemek için kendimi zor tutuyordum.

En sonunda adam beni iterek,
“Ne arkadaşı, cinli şeytan!” dedi.

Cinli şeytan mı? Piç suratlı iguana.
Hiç bozuntuya vermeden,

“Lütfen öyle demeyin, kalbimiz kırılıyor,” dedim.

— O boşluğa bakarak —
“Değil mi Cüneyt?”

Adam bana bile bakmadan koşmaya başladı. Ben de onu kovalamaya başladım ve bağırdım:

“Nereye? Cüneyt’le daha tanışmadın!”
Bir süre sonra koşmayı bıraktım. Aklıma geldikçe kahkaha atıyordum. O sırada eve doğru yürümeye başladım.

Eve geldiğim zaman kapıyı açarak içeriye girdim. Poşetleri yere bırakıp ayakkabılarımı fırlattım. Kapı arkamdan gıcırdayarak kapandı. Esma halam salonda, kanepeye gömülmüş, televizyonu son ses açmıştı. Haber spikeri durmadan konuşuyordu:

“Karantina kararı iki gün içinde uygulanacak, tüm apartmanlar mühürlenecek.”

Dinliyordu ama yüzü taş gibiydi.

Beni görür görmez ayağa fırladı, parmağını bana doğrulttu.

Evet yine başladık

“Asel! Saat kaç oldu? Yine mi geciktin? Dedim sana erken gel diye! Apartman kapanacakmış, sen hâlâ sokaklardasın! Ben seni buraya aldım diye mi bu kadar sorumsuz oldun? Yetiştirme yurdunda da böyle miydin ha? Annen baban senden kurtulayım derken bana bıraktılar seni, şimdi de başımın belası oldun!”

Bağırdıkça boğazı çatlıyordu, gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Kollarımı kavuşturup kapıya yaslandım. Poşetlere hafifçe tekme attım.

“Hala, sakin ol,” dedim. “Marketten geldim. Alışveriş yaptım. Aç kalalım mı istiyorsun? Ekmek aldım, peynir aldım, sucuklu pide aldım. Senin sevdiğin o iğrenç zeytinleri de unuttum sanma.”

Bir adım attı. Parmağını burnuma kadar getirdi.

Parmağı da iğrenç

“Alışveriş mi? Senin alışverişin batsın! Saat on biri geçti, ben burada tek başıma oturuyorum! Haberlerde virüs diyorlar, apartmanlar kapanıyor diyorlar, sen hâlâ yoldasın! Dışarı da ne yaptığında belli değil zaten senin!”
İçimden bir şey koptu. Ben de bağırdım.

Yine beni orspu ilan etti yarabbi

“Tamam hala, sevmiyorsun ama bari belli etme bak kalbim kırılıyor - ki Ben de seni sevmiyorum. Ama sürekli dile getirmiyorum. Zaten yarın taşınıyorum. O yüzden sus da yat uyu. Yarın taşınma işini bitireyim.”

Bir an durdu. Dudakları titredi. Sonra homurdanarak kanepeye çöktü.

“Defol git başımdan nereye gidiyorsan git! Ve seni ben kurtardım, unutma! Git odandan çıkma bile bu gece. Gözüm görmesin seni. Yarın da erken kalk, kahvaltı hazırla, yoksa aç kalırım.”

Omuz silktim. Poşetlerden birini kaptım.
“Tamam hala. Sabah canım isterse yaparım. Hadi iyi geceler.”

Merdivenlere yöneldim ama aklım orada değildi. O sitedey di. İki gün sonra karantina başlayacaktı ve ben oraya taşınacaktım. Ev tutulmuştu, anahtar bende, her şey hazırdı. Boya badana yapılmış, mobilyalar yerleştirilmişti. Üst katı kendime göre ayarlamıştım. Halam isterse gelirdi, istemezse burada kalırdı. Umurumda değildi.

~~~~~~~

Ertesi sabah erkenden kalktım. Halam hâlâ uyuyordu. Poşetleri topladım, kalan eşyalarımı kutulara doldurdum. Eski kıyafetlerim, kitaplarım, o kırık ayna, birkaç tabak çanak… Uyanınca homurdandı ama bir şey demedi.

“Gidiyorum hala,” dedim. “İki gün sonra her yer kapanıyor, istersen gel.”

Cevap vermedi. Televizyona baktı sadece.
Bende son kez ona bakarak çıktım evden eşyalarımı arabaya yerleştirip sürdüm.

Site kapısından arabayla girdim. Güvenlikteki görevli kısa bir bakış attı, adımı listede buldu, bariyeri açtı. Bilerek seçmiştim siteyi çünkü her şekilde güvenli oluyordu.

Ortada düzenli bir peyzaj alanı vardı. Yürüyüş yolu, banklar, küçük ağaçlar. Kapalı otopark girişi tabelası göz kırpıyordu. Dışarıdan bakınca güvenli, temiz, problemsiz duruyordu.
Alt katlar kiralıktı. Üst katların çoğu doluydu. Ben alt kattaydım.

Arabayı park ettim. Bavulu bagajdan çıkardım. Omzumda çanta, elimde bavul, binaya doğru yürüdüm.

Tam kapıdan girecekken biriyle karşılaştım. Bir Kadındı.

Sanki beni bekliyormuş gibi kapının önünde duruyordu. Üzerinde hiç uymayan koyu renk bir palto vardı. Saçları özensizdi ama bakışları fazla netti. İnsanlara değil de onların hayatlarına bakıyormuş gibiydi.

“Taşındın,” dedi. Soru değildi.

“Evet,” dedim. “Bugün.”

Başını hafifçe salladı.

“Alt kat,” dedi. “Sessiz olur sanılır.”

“Öyle değil mi?”

Dudakları kıpırdadı. Gülümseme değildi.
“Zemin her şeyi duyar,” dedi. “Üst katlar saklar, alt katlar biriktirir.”

Anahtarı elimde sıktım.

“Siz… burada mı oturuyorsunuz?”

“Üçüncü blok,” dedi. “Uzun zamandır.”
“anladım” dedim. " neyse size iyi günler yerleşmem lazım da." dedim hemen.

Gözleri kısaca parladı.
“Biliyorum.”
“Neyi?”

“Çalışanlar belli olur,” dedi. “Gece gelenler, sabaha karşı çıkanlar. Yorgun bakanlar.” anlamaz gözlerle kadına baktıktan sonra hemen ordan uzaklaşmak istedim.

İçeri girmek istedim. Kadın bir adım geri çekildi.

“Site güvenlidir sanılır,” dedi. “Ama herkes her şeyi görür.”

Çok ama çok saçma biri zaten normeli de beni bulmaz şaşırmadım yani

Cevap vermeden asansöre doğru hızlı adımlarla ilerledim. Düğmeye bastıktan sonra bekledim. O sırada bir genç çocuğun poşetinden boya fırçası düşürmüştü. İlerleyip yerden aldım onu daha sonra adamın yanına gidererek seslendim " beyefendi bunu düşürdünüz." dedim.

Çocuk sanırım kısık bir şekilde "siktir."dedi tam anlamadım.

Çocuk durup bana döndü daha sonra elimde ki fırçayı alarak kısaca "Soğol." dedi. Yüzünü baya kapatmıştı.

Gerip. Hemde fazlasıyla garip.

Asansöre bindim. Daha sonra çıkacağım katın düğmesine bastıktan sonra tam kapı kapanacakken bir kadın daha girdi elinde ise bebeği vardı daha sonra bir çocuk bindi.

Birden kadın bana dönüp gülümsedi bende ona

Kadın " merhaba. Yeni taşındın dimi." dedi bende gülümseyerek kafamı salladım " merhaba. Evet yeni taşındım." dedim

Kadın kafasını sallayarak " ben Zeynep 4.blokt 'ta oturuyorum." dedi bende " tanıştığıma memnun oldum." dedim.

Tanımadığım insanlara asla ama asla ismimi söylemem.

Kadın gülümseyerek önüne döndü bende kucağındaki çocuğa bakmak için arkapa doğru eğildim. Ama fark ettiğim şeyle dondum çünkü kadının bebek diye tuttuğu şey oyuncak bebekti

İrkildim ve çocukla göz göze geldim daha sonra Zeynep denilen kadın çıktı çocuk bana dönerek " 2 yıl önce bebeğini merdivenlerden düşerek öldü ve akıl sağlığını kaybetti o günden beridir bu şekilde psikolojik tedavi alması için ikna ediyorlar ama hiç kabul etmiyor." diye açıklama yaptı.

Bende üzülerek " teşekkür ederim açıkladığınız için yoksa bayılıycaktım. " çocuk gülümseyerek başını salladı" rica ederim bende ilk öyle olmuştum. " dedi

Bulunduğum kata geldiğim zaman çocuğa tekrar teşekkür edip çıktım.

Kapımın önüne geldiğim zaman şifreye girerek içeri girdim. Kapıyı kapattım.

Artık buradaydım.

Bavulu içeri çektim, kapıyı kilitledim. Sırtımı kapıya yasladım. Sessizlik vardı. Halamın sesi yoktu. Nefret yoktu. Sadece ben.

Ev… tatlıydı.

Gerçekten tatlı bir evdi.
İki oda, bir salon. Salonla mutfak birleşikti. Açık mutfaklıydı. Duvarlar sıcak kırık beyazdı. Mutfak dolapları beyaz, tezgâh açık ahşap. Tezgâhın üstünde kahve makinesi, iki kupa. Biri hastaneden aldığım, üstünde silik bir logo olan kupa.

Salon küçük ama ferah görünüyordu. Açık renk koltuk, pastel yastıklar. Karşı duvarda büyük bir kitaplık vardı. Tıp kitapları, romanlar, polisiye kitaplar yan yana dizilmişti. Aralarına küçük süsler koymuştum. Tam bir genç kadın evi gibiydi. Çalışan, kazanan, kendi hayatını kuran birinin evi.

Pencere site içine bakıyordu. Ağaçlar, yürüyüş yolu, banklar. Gri tül perde hafifçe dalgalanıyordu. İçeri yumuşak bir ışık doluyordu.

Yatak odasına geçtim. Tek kişilik yatak, gri örtü. Bavulu yatağın üstüne açtım. Kotlar, tişörtler, birkaç elbise. Aynanın karşısında durdum. Yirmi yaşındaydım. Yorgundum. Ama ayaktaydım.

İkinci oda boştu. Belki çalışma odası olurdu. Belki de sadece susmak için bir oda.
Lavabo ve banyo ayrıydı. Fayanslar beyaz, detaylar griydi. Temizdi. Düzenliydi.

Salona geri döndüm. Ortada durdum.
Bu evi ben tutmuştum.
Kendi paramla.
Çalışarak.

Camdan siteye baktım. Spor salonunun ışıkları hâlâ yanıyordu. Market açıktı.
Güvende olmam gerekiyordu.
Ama kapının önündeki kadının sesi aklımdan çıkmıyordu.

Keşke tek garip o kadın olsaydı karşılaştığım en normel biri o asansörde ki çocuktu

Bavulunun kapağını açtım ve eşyaları yerleştirmeye başladım.

Bu site sandığım kadar sakin olmayabilirdi.
Sitenin ismi de cennet Sitesiy'di.

Neyse bütün eşyalarımı yerleştirdikten sonra yorgun bir şekilde kıyafetlerimi değiştirip pijamalarımı giydim daha sonra yatağa girip uyudum.

Gece (02:48)

Gece saat iki buçuk civarıydı. Alarm sesi beynimi yardı resmen. Öyle bildiğin apartman yangın alarmı da değil; daha sert, daha panik bir siren gibi. İlk anda rüya sandım. Sonra bir çığlık duydum.

Yataktan fırladım.

Kalbim deli gibi atıyordu. Dışarıdan bağrışmalar geliyordu; kapılar çarpılıyor, ayak sesleri koridorda yankılanıyordu.
“Hayırdır ya…” diye mırıldandım.

Üstümde gri crop top, altımda eşofman vardı. Saçlarımı toplamaya bile aklım gitmedi; uzun, dalgalı kahverengi saçlar yüzüme yapışmıştı. Aynaya hızlıca baktım. Çillerim daha koyu duruyordu, gözlerim uykusuzluktan kan çanağıydı daha fazla beklemeden kapıya doğru yürüyup açtım.

Koridor ışıkları yanıp sönüyordu. Alarm susmuyordu. Bir kadın ağlıyordu. Bir adam küfrediyordu.

Merdivenlere doğru koşmaya başladım. Asansörle uğraşamazdım. Aşağı inerken çıplak ayaklarım soğuk zemine bastı, ürperdim.

Aceleyle terliklerimi de giyemedim

Giriş holüne vardığımda kalabalık çoktan toplanmıştı. Yirmi-otuz kişi vardı. Panik yüzlerinden okunuyordu.

“Kapıyı açın!” diye biri demirlere vuruyordu.

“Çocuk var içeride!” diye bir kadın bağırıyordu.

“Lan karantina falan mı bu?!” diye başka biri.
Bir adam sinir krizi geçiriyordu resmen. Yumruklarını duvara vuruyordu.

“Beni burada tutamazsınız!” diye haykırıyordu.
Yanındaki yaşlı kadın ağlıyordu, elleri titriyordu.

“Allah’ım yardım et…” diye fısıldıyordu durmadan.

Herkes o kadar çaresizlerdi ki ne yapacaklarını bilmiyorlardı - ki normeldi çünkü her gün insan bir yere kapatılmıyor

Kalabalığın arasından sıyrıldım. Omuzlara çarptım, biri “dikkat etsene!” dedi ama durmadım.

En öne varmaya çalıştım bir şekilde öne vardıktan sonra öne baktım kalbim küt küt atmaya başladı kapıların önüne demir parmaklıklar inmişti. Kalın bir zincirle kilitlenmişti. Camın arkasında güvenlik yoktu. Sadece dışarıdaki sokak lambasının solgun ışığı.

Yanımda bir kız duruyordu. Çok tatlı bir kızdı. Gözleri kocaman açılmıştı, korkudan rengi atmıştı.

“Ne oluyor?” dedim.

“Bilmiyorum,” dedi hızlıca. “Alarm çaldı, indim. Kapı kilitli. Kimse bir şey söylemiyor.”
Bir adam öne atıldı.

“Allah aşkına biri açıklama yapsın!” diye bağırdı.
Bir başkası sinirle güldü.
“Açıklama mı? Bizi içeri kilitlemişler işte!”

O sırada kalabalığı yaran bir çocuk çıktı ortaya. Yirmili yaşlarında, kısa siyah saçlı, atletik yapılıydı.

“Bağırmakla çözülmez!” dedi yüksek sesle.
“Diğer çıkışlara bakalım. Arka kapı, otopark, yangın merdiveni.”

“Ya açılmazsa?”

“ebemiz sikildi o zaman,” dedi bir çocuk net bir şekilde.

Tam o sırada bir kadın ortaya çıktı. Ellilerinde, sarı boyalı kısa saçlı, sert bakışlı. Üzerinde pijama üstü vardı ama tavrı askeri disiplin gibiydi. Kollarını göğsünde birleştirdi.

“Kesin sesinizi!” diye bağırdı.

“Bu ne rezillik? Saat kaç farkında mısınız?”
Kalabalık bir an durdu. Sonra biri patladı:
“Bizi içeri kilitlemişler!”
Kadın göz devirdi.

“Abartmayın. Karantina emri geldi. Güvenliğiniz için.”

“Kapı neden kilitli?”

“Talimat öyle.”

“Kimden?”

“Yetkililerden.”

Kısa. Keskin. Soğuk cevaplar veriyordu resmen.
Yanımda ki kız fısıldadı:
“Bu kadın herkese böyle. Özellikle kiracılara.”

" site yöneticisi mi?"

Başını sallayarak onayladı

Bir kadın yüksek sesle bağırdı:
“Evde yiyeceğim yok!”

Başka biri:
“Su kesilirse ne yapacağız?!”

Yönetici kadın umursamaz bir şekilde " Bu beni ilgilendirmez." dedi.

Egoist orspu

O sırada kısa saçlı çocuk tekrar öne çıktı.
“Diğer çıkışlara bakıyoruz,” dedi.

Kadın omuz silkti.
“Bakın. Ama bir şey bulamazsanız sorumlusu ben değilim.”

Kalabalık ikiye bölündü. Kimileri ağlayarak merdivenlere çıktı, kimileri sinirle kapıya tekme attı.

“Belli değil mi? Az önce kadın ne dedi duymasın mı?"dedim. Daha sonra “Karantina.”dedim kısaca

“İki gün sonra değil miydi?”
“Öyleydi.”

Merdivenlere yöneldim.

Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi. Daireye çıktım, kapıyı kapattım, kilitledim. Arkama yaslandım. Bir saniye. Sadece bir saniye nefes aldım.

Sonra televizyonu açtım.
Haberler.
Ekran kırmızıydı.
Alt yazılar akıyordu.

“GENEL KARANTİNA”
“ŞEHİR ÇIKIŞLARI KAPATILDI”
“ASKERİ BİRLİKLER SAHADA”

Görüntüler…
İnsanlar koşuyordu.
Market rafları boştu.
Askerler. Barikatlar. Sirenler.Bu…
savaştı.

Mutfağa koştum. Dolabı açtım. Saymaya başladım.
“Su…”
Az.
“Yiyecek…”
Daha da az.

Çaresiz bir şekilde salona doğru gittim. Salona geldiğim zaman kendimi koltuğa attım ilk günden karantinaya alınmamız inanmıyorum.

Bari biraz bekleseydiler.

Hastalık baya kötü bir şey

Kıyım Virüsü...

İlk başta kimse ciddiye almamıştı. Haberlerde “hafif ateş, sinir hali, tahammülsüzlük” diye geçiyordu.

Grip gibi bir şey sanıyorlardı. Ölümcül olduğu belirtilmemişti. Hiçbir yerde “öldürür” kelimesi yoktu.

Ama sonra... sonra işler değişti.

İnsanlar birbirine saldırmaya başladı. Yumruklar, ısırıklar, boğazlamalar... Acı hissetmiyorlardı. Gözleri kızarıyor, damarları şişiyor, elleri titriyordu ama durmuyorlardı. Saldırdıkları kişi ya ölüyor ya da aynı hale geliyordu.

Ve en korkuncu: Isırılınca... o da hasta oluyordu.
Zombiler nasılsa – ısırıkla bulaşıyor, yavaş yavaş dönüşüyor – işte Kıyım Virüsü de onun başka bir versiyonu gibiydi. Ama zombiler gibi ağır ağır yürümezlerdi. Hızlıydılar. Çok hızlı. Öfkeli. Vahşi. İnsanlığını tamamen kaybedip sadece saldırmak isteyen yaratıklara dönüşüyorlardı.

Bir kez ısırıldı mı... geri dönüş yok.
Önce sinirlerin bozuluyor, sonra öfke patlıyor, en sonunda tamamen Kıyım'a dönüşüyorsun.
Ve Kıyım başladığında... kendini tanıyamıyorsun.
Sadece avlanmak istiyorsun.
Sadece öldürmek istiyorsun.

Kıyım Virüsü bulaştıktan sonra ilk belirtiler genellikle 1-2 saat içinde başlıyor. Önce hafif bir ateş yükseliyor, baş ağrısı yapıyor, ama asıl çarpıcı olan sinir hali – sanki içindeki tüm tahammül birden bitiyor. Küçük bir ses, bir bakış, bir söz bile insanı çıldırtıyor; eller titremeye başlıyor, damarlar belirginleşiyor, gözlerde hafif bir kızarıklık oluşuyor. İnsanlar “sinirlerim bozuk” diyor, ama aslında virüs çalışıyor.

3-6 saat arasında işler hızlanıyor. Öfke artık kontrol edilemiyor; kalp atışları hızlanıyor, ağızdan köpük çıkmaya başlıyor, gözler tamamen kırmızıya dönüyor. Acı hissetme duygusu kayboluyor – yaralansa bile umursamıyor, sadece saldırmak istiyor. Isırıyor, yumrukluyor, boğuyor; gördüğü herkese saldırıyor. Bu aşamada kişi hâlâ “insan” gibi görünebiliyor ama içindeki vahşi taraf tamamen ele geçiriyor.

Son aşamada, yani 6-12 saat içinde tam dönüşüm gerçekleşiyor. İnsanlık tamamen gidiyor; geriye kalan sadece hızlı, öfkeli, acımasız bir yaratık. Zombiler gibi ağır ağır yürümezler – çok hızlıdırlar, vahşidirler, durmaksızın avlanırlar. Isırıkla bulaşır, ısırılan da aynı belirtileri gösterir ve aynı hale gelir. Geri dönüş yok.

İlk başta ölümcül olduğu söylenmemişti.
Ama şimdi herkes biliyor: Kıyım Virüsü yakalanırsa… insanlığını kaybediyorsun.
Ve sadece öldürmek istiyorsun.

Ne zamandır boş boş telefizyona baktığımı bilmiyorum ama saat şuan 4:45 "di.

Ekrandaki kırmızı yazılar gözümün önünde dans ediyordu sanki. Kulaklarım uğulduyordu. O kadar dalmıştım ki birden bir çığlık sesiyle irkilmem bir oldu kalbim resmen yerinden çıkarcasına atıyordu.

Yerimden fırladım.
“Ne oluyor lan?!” dedim kendi kendime.
Kalbim deli gibi atıyordu ama düşünmedim. Düşünsem çıkamazdım zaten. Korku içinde kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açtım, koridora fırladım.

Ayaklarım zemine değdiği anda soğuk tüm vücuduma yayıldı. Koridorun ışıkları yanıp sönüyordu.

Kafamı sağ tarafa çevirdiğim zaman
Duvar kenarında çökmüş bir kız vardı.
Sırtını duvara dayamıştı, dizlerini karnına çekmişti. Ellerini kulaklarına bastırmıştı ama yine de ağlıyordu. Öyle sessiz sessiz değil; hıçkıra hıçkıra, nefesi kesilir gibi Ağlıyordu. Bu kız aşağıda ne oluyor diye sorduğum kızdı hatta baya tatlıydı ama şuan resmen ağlamaktan helak olmuştu.

“Hayır… hayır… hayır…” diye mırıldanıyordu.
Gözleri bana değil, biraz ilerideki bir noktaya kilitlenmiş. O tarafa doğru baktığım zaman yerde biri yatıyordu yavaş adımlarla o tarafa yürümeye başladım.

Biraz daha ilerlediği de her yerin kan içinde olduğunu gördüm.
Zemin… duvar… hatta kapılardan birinin altına kadar yayılmıştı. Koyu, yapışkan, gerçekti. Film gibi değildi. Daha ağırdı. Daha sessizdi.

Mideme bir yumruk yemiş gibi oldum. Boğazım yandı. Dizlerim titredi.
“ Hassiktir” dedim, sesim bana bile yabancı geldi.

O an başka ayak sesleri duyuldu.
Üç çocuk aynı anda koridora çıktı.
Birisi kapısının önünde durup kalmıştı. Gözleri kocaman açılmıştı, nefes almayı unutmuş gibiydi.
Diğeri bir adım atıp geri çekildi, eli ağzına gitti.
Üçüncüsü duvara yaslandı, sanki düşmemek için tutunuyordu.

Diğeri " ananı avradını sikim." dedi
Onun yanında ki ise " kuzey beni cimcikle sene sanırım rüyadayım." dedi.

Kuzey denilen çocuk kolunu cimcikle di ve sanırım biraz acımış olmalı ki küfür ederek ensesine vurup " piç cimcikle dedim kopar demedim." dedi diğeride gülerek orta parmağını gösterdi

Cidden mi? Şuan yerde bir cesed var ve bunlar gülüyor mu?

Daha sonra onlardan uzun çocuk ilerledi diğerleri de peşlerinden.

Hepimiz aynı şeye bakıyorduk.

Cesede.

Koridorda sadece ağlayan kızın hıçkırık sesi vardı diğer şekilde resmen ölüm sesizliği

Kızın yanına gitmek istedim ama ayaklarım gitmedi. Sanki yer beni tutuyordu.

Duvara baktım o an.
Ve kalbim duracak gibi oldu.
Kanla yazılmıştı.
Harflar yamuktu. Büyük değildi ama okunuyordu.

Birileri özellikle yazmıştı. Aceleyle değil… bilerek.

SIRA SİZDE!

Bir an için koridor daraldı. Duvarlar üstüme geliyormuş gibi hissettim. Kulaklarım uğuldadı. Nefesim kesildi.

O sırada başka bir kapı açıldı.
Bir kız daha çıktı. Anahtar hâlâ elindeydi. Daha sonra bize bakıp sonra sol tarafa baktı gözleri cesede takıldığı anda anahtar elinden düştü, metal sesi koridorda yankılandı.

“ Aman Allahım ” dedi kısık bir sesle.
Hepimiz aynı noktadaydık artık. Yarım daire şeklinde, istemeden oluşturulmuş bir çemberin içindeydik. Ortada bir ceset, etrafında korku.

Kimse dokunmuyordu.
Kimse yaklaşmıyordu.
Ama hepimiz inceliyorduk.
Yazı kimin elinden çıkmıştı.
Ve en korkuncu…

Sıranın bize gelmesi ne demekti?

Ağlayan kız duvar dibinde tekrar hıçkırmaya başladı.

O an anladım.
Bu site sadece karantina yüzünden kilitlenmemişti.
Birileri bizimle oynamaya başlamıştı.
Ve daha ilk geceden
bir kişi eksilmişti.

Ve anladım ki aslında güvenli diğe beklediğim site de bir katil var ve aynı avcı gibi avalarını avlamaya başlamıştı.

Sıradaki kim? Peki

🩸 BÖLÜM SONU SÖZÜ

Bazen kapılar güvenlik için değil,
kimin kaçamayacağını görmek için kilitlenir.
Ve bazı oyunlar…
ilk geceden başlar.

📌 OKUYUCU NOTU

✨ Bu benim ilk kitabım.
Eğer hikâye seni içine çektiyse,
beğenmeyi ve yorum bırakmayı unutma.
Çünkü sıradaki bölüm…
daha karanlık olacak.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…