Sınır İhlali kitap kapağı

1. bölüm / 1

Sınır İhlali

14 Aralık 2014

Vaveyla Yazarı: Bi Yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 14 Aralık 2014
  1. 1 14 Aralık 20143.105 kelime · Okuduğun bölüm

Bedenim soğuğun etkisiyle titrerken var gücümle direniyordum. Bağırmak yenilgiyi kabullenmek olurdu. Saçlarımın aniden çekilmesi ile başımın buz gibi suyla buluşması neredeyse saniyeler içinde gerçekleşmişti. Korku hissetmiyor, aksine bundan zevk duyuyor her gün kendi sınırlarımı yeniden keşfediyordum.
" Sana verilen şifre ne?!" Diye bağırdı yanı başımda ki adam. Ona bilgi vereceğimi düşünmesi ne komikti. Elimi varile ardına vurmamla şifreyi söyleyeceğimi düşünmüş olmalı ki başımı sudan çıkartmama izin verdi.
" Söyle!" Diye gürledi bu sefer. Sesinin desibeli kulağımı sikmişti! Bu adamlar bağırmadan konuşamıyor muydu?
Yüzümde oluşan saçma gülümseme ile konuştum. " Siz bağırmadan konuşamıyor musunuz Allah aşkına ya?"
Eğer işi dalgaya almazsam burada delirirdim!
Aldığı cevap onu daha da sinirlendirmiş olmalı ki kafamı hızla suya gömdü. Son anda aldığım derin nefes beni burada bir süre idare edebilirdi. Nefes kontrolüm fazlaca iyi düzeydeydi. Ciğerlerime su dolmadığı taktirde uzun süre dayanabilirdim.
Su altında durmak sıkıcı gelmeye başladığında elimi havaya kaldırıp durmalarını işaret ettim. Başımı sudan kaldırıp gözlerimin içine baktı cevap istercesine. Ona inat ellerimi çenemin altında birleştirip " Su işi çok sıkıcı olmaya ba-"
Cümlemi tamamlayamadan su ile buluşmam benim açımdan kötü olmuştu. Nefes almak için vakit bulamamıştım. Suyun altında geçen her saniye direnmek zorlaşırken kulaklarımın çınlaması zihnimde yankılanıyordu. Pekala, bu gerçekten bir işkenceydi. Ancak basit oynuyorlardı.
Kafamın sudan çıkması ile birlikte karşımda ki adam yeniden konuştu. " Şifre?" Bu sefer bağırmıyor aksine gayet sakin konuşuyordu.
" Dur bir düşüneyim." Bakışlarımı tavana çevirdikten kısa bir süre sonra ona döndüm yeniden. Ellerimi iki yana açıp. " Unuttum."
" Bana bak!" Diye bağırması ile birlikte sabrımın son demlerine ulaşmam eş zamanlı olmuştu. Bu adamın bana daha fazla bağırmasına izin verecek sabrım kalmamıştı.
Bulunduğum yerden hızla doğrulup adamın ensesini kavramam ile o ne olduğunu anlamadan başı varilin içinde ki buz gibi suyla buluşmuştu. En az bir saattir aynı şeyi yaşıyordum ve o adamın sesi yüzünden sağır olacaktım.
Her ne kadar başını çıkartmak için debelense bile var var gücümle ensesine uyguladığım baskı çıkmasına engel oluyordu.
Karanlık odanın kısa bir süre aydınlanması ile hızla gözlerimi kapattım. Bu seferde gözümü kör edeceklerdi!
" Vera! Sen onlara işkence uygulamayacaksın onlar uygulayacak. Kaç defa daha yapacaksın aynı şeyi?" Dedi üst düzeyden bir eğitmen.
" Efendim. Onlar bana işkence etmiyor bildiğiniz beni sağır etmeye çalışıyorlar." Dedim masumca. Kimse sağır bir ajan istemezdi.
" Vera, soru onlarda değil sende. Kulaklarının fazla iyi duyuyor olması onların suçu değil."
" Sessiz konuşabilirler."
" İşkence yapıyorlar."
" Sessiz bir şekilde yapsınlar. " Dedim soğuk bir tonda. Kimle neşe saçmamı bekleyemezdi nihayetinde. Yaklaşık iki yıldır her türlü işkenceye tabii tutulmuştum ve alacağımız eğitimin yarısında bile değildik.
Kısa bir süre sonra işkence odasından çıkmış koridorda yürüyorduk. Fakat üst düzey bir eğitmenin yanında onunla inatlaşan işkenceden yeni çıkmış bir kız olması her kesin bize bakmasına sebep oluyordu. Islak olduğum için utanacak değildim.
" Gerçekten esir olduğunda oradakilere de bunu söylersin o halde Vera." Dedi sinir bozucu bir sakinlikte. Bu adam nasıl bu kadar sabırlı olabiliyordu?
" Elbette, Efendim." Dedim yanında küçük adımlarla yürürken.
Bu üstte ki en küçüklerden birisiydim. Kimse beni pek takmasa bile hakkımda konuşulduğuna pek çok kez dahil olmuştum.
Şans Araz ve benim yıllar sonra ilk defa yüzümüze gülmüştü ve bu üste devlet himayesinde eğitim görmeye başlamıştık. Okul hayatımız ve ajanlık hakkında aldığımız eğitimler olarak iki farklı hayat yaşıyorduk. On altı yaşında ajanlık eğitimi almamın en büyük sebeplerinden biri ise şehit kızı olmamdı.
Araz ise zekasının verdiği güç ile burada bulunuyordu. O çocuk gerçekten tam bir dahiydi. Bu üste ki pek çok kişiden zeki olduğuna adım kadar emindim.
Neredeyse tüm koridorun odak noktası olduğumda yanımda ki eğitmene dönüp. " Hepsi bana bakıyor. Bir şey söyle. " Dedim normal bir tonda. Hepsinin duyması işime gelirdi.
Her şeyin beklediğim gibi olması ile koridorda ki sesler aniden kesilmişti. Her biri yanımda ki adamdan korkuyordu. Zira acıma duygusu ve merhamet ona gramla bile verilmemişti. Bu yüzden genellikle on sekiz ile yirmi yaş arasını eğitmek onun sorumluluğundaydı.
Ancak onun tarafından eğitilmeyi isterdim. Diğer eğitmenler tarafından çocuk yerine koyulmak fazla can sıkıcıydı. Eğer bu eğitimi almak istemesem çoktan beri buradan kaçıp giderdim.
Odamın kapısını gelmem ile birlikte eğitmen bakışlarını yüzüme odakladı. Aramızda ki boy farkı yüzünden epeyce yukarıya bakmak zorunda kalıyordum.
" Yarından itibaren sizin grubunuzu ben eğiteceğim Vera. Hepsine haber ver. Kaan' a söyle bir daha işkence sırasında eğitmenlerime hakaret etmesin." Dedi ve cevap vermemi beklemeden kendi odasına yöneldi.
Kaan yine ne yapmıştı?
Baş parmağımı kapının kilidine dokundurmam ile birlikte kapı aralanmıştı. Bu üssün koruma seviyesi gerçekten üst düzeydeydi.
Kapıyı itip içeriye girmem ile birlikte birisinin bağırdığını anlamak çok zor olmamıştı. O tıkaçları takmadığım taktirde sağır olmaktan neredeyse ucu ucuna kurtuluyordum.
Sesin geldiği odaya girmem ile birlikte yüzüme isabet eden yastık her birinin susmasına sebep olmuştu.
"Eğer susacaksanız yastığı görmezden gelebilirim" dedim onları dikkatle incelerken. Odanın köşesinde ki tekli koltuğa yayılmış ve başını arkaya atan Araz'ı görmezden gelmek zor olsa bile kısa bir süre sonra Kaan'a döndüm.
Bakışlarımı ona odaklamam ile birlikte elini salladı. Uzun boyu ve kumral saçları ile birlikte her zaman ki gibi çapkın duruyordu. Gerçek anlamda yavşağın tekiydi. Fakat konu Mila olunca onun için akan tüm sular tersine dönüyordu.
Mila'ya döndüm bu seferde. Her zaman ki gibi çiğneyip durduğu sakız ve elinde ki törpü ile Kaan'a katil bakışlarını atmakla meşguldü. Uzun siyah saçlar her zaman ki gibi düz ve kıyafeti fazlaca özenliydi. Bir pijamaya bu kadar özen göstermesi tuhaftı.
" Ne oluyor burada." Dedim sorgularcasına. Her akşam aynı sahne ile karşılaşsam bile konuları farklı oluyordu. Fakat ana başlık genelde hep Mila ve Kaan olurdu. Araz ise grubun sessiziydi. Fakat otorite sahibiydi. Her şeyden geri dursa bile fazla hırslıydı. Açıkçası geceleri uyumadığını düşünüyordum. Sahip olduğu vücut yapısı beni bu düşünceye itiyordu.
Her ikisinin de aynı anda konuşması ile birlikte yüzümü buruşturdum. Tıkaçlarımı takmadığım taktirde dehşet bir acı çekiyordum ve şuan tam olarak o anlardan birindeydim. Sese odaklanırsam desibel gittikçe artıyordu ve ben odak nokta mı değiştiremiyordum!
Ellerim ile kulaklarımı kapatmam ile birlikte Araz oturduğu yerden kalkıp yanıma adımlamıştı. Bir elini cebine götürüp tıkaçlardan bir çift çıkartması ile bakışlarımı gözlerine doğrulttum. Yanında tıkaçlarımdan mı taşıyordu?
Şuan maalesef ki bunu umursayacak durumda değildim. Gerçek anlamda sağır olmanın eşiğine gelmiştim. Tıkaçları hızlı bir şekilde kulağıma yerleştirdiğinde derin bir nefes aldım. Ona daha sonda teşekkür edecektim.
" İyi misin?" Dedi gözlerimi incelerken. Kuracağım cümlenin doğruluğundan emin olmak istiyordu.
" Evet." Dedim sadece. Konuşmayı ya da uzun uzadıya cümleler kurmayı tercih eden birisi değildi. Dinlemeyi sevmezdi çoğu zaman. Anlatmak ise ona tersti. Kısaca kendi işini halledip başkasına karışmayan birisiydi. Bizden fazlaca uzak olsa bile arada konuşmalarımıza katıldığı oluyordu.
Okulda en arka sırada otursa bile yalnız hissetmemesi adına yanına oturmuştum. Yetimhanede her zaman yan yana olmamızın değişmesini istemiyordum. Sanırım ömrüm boyunca onun peşinden ayrılmayacaktım. Konuşmayı sevmese bile onun sessizliğine uyum sağladığım oluyordu.
Uzun zamandır birlikte olsak bile hakkında pek bir şey bilmemem işin tuhaf yanıydı. Bir gün onunla gerçek anlamda konuşacaktım. Zira o ilk zamanlarda suskun bir çocuk değildi. Yetimhanenin en neşelilerinden birisiyken yurda iki yıl sonra geldiğinde durgunlaşmasının bir sebebi olmalıydı. Araz kendi kimliğini gerçek anlamda kaybetmişti. Özel Birim , aynı yıl içinde bizi himayesine aldığında onunda konuşma şansım olmamıştı. Aslında buna bolca şansım olmuştu fakat kendimde o cesareti hiç bir zaman bulamamıştım.
" Siz ikiniz yüzünden az daha sağır olacaktım!" Diye bağırdım yüksek sesle. Tıkaçlar buna olanak sağlıyordu.
Kaan, önce yüzünü buruşturup sonrasın da Araz' a döndü. " Şu tıkaçları taktığın gibi çıkartır mısın Araz. Eminim ki devlet bir ajan yerine geri kalan üç ajanı seçer. Bunun yüzünden biz sağır olacağız."
" Çok istiyorsan sen çıkart Kaan." Dedi Araz. Daha çok 'yiyorsa çıkart 'der gibiydi. Konuşma şeklinin her zaman ki gibi mesafeli ve soğuk olmasına kimse takılmamış ya da kırılmamıştı. Her birimiz alışmamamız gereken bir şeyi fazlaca kabullenmiştik.
Kaan ile bakışlarımız kesiştikten hemen sonra gülümsedim. Anıda bakışlarını kaçırıp Araz'a döndü.
" Kalsın kardeşim, kalsın."
Mila, koltuğa oturmuş tırnaklarını törpülerken istemsizce kendi tırnaklarıma kaydı bakışlarım. En az dört tırnağım olduğunca güzel bir şekilde kırılmıştı. Akşam her birini elden geçirmem gerekecekti.
Bakışlarımı oda da gezdirirken gittikçe çatılan kaşlarım her şeyin yerde olmasından kaynaklıydı. Duvar saati nasıl yere düşmüştü?
İşaret parmağım ile yerde ki saati işaret edip Araz'a döndüm. Bu odada aklı başında olan bir tek o kalmıştı sanırım.
"Bu odada ne oldu Araz?"
" Kaan ve Mila'nın klasik sevgili kavgalarından birisi yaşandı." Dedi
" Neden?" Dedim bakışlarımla ikisini incelerken.
" Kaan, okulda bir kızın çantasını taşımasına yardım etmiş." Dedi umursamazca. Dünya yansa saçını bile taramayacak gibi bir hali vardı.
" Allah belamı versin ki o iş öyle değildi. Lan benim kötü bir amacım bile yoktu!" Diye karşılık verdi Kaan.
Kendini savunmak hakkıydı fakat her ne olursa olsun haksızdı.
Araz'a dönüp " Haksız." Dedim sakince.
Kaan buna karşılık Araz'a beni savun dercesine bakmış olsa bile. " Haksızsın." Dedi Araz.
Bu çocuğu gerçekten seviyordum. Elimi saçına götürüp karıştırmamla sadece yüzünü buruşturdu. Saçına dokunmam konusunda bana laf etmeyeceğini bilsem bile bazen ters tarafına denk gelebiliyordum.
'Yapma' diye kaçtığı ya da katil bakışlarından birini attığı oluyordu.
" Lan çantasını tuttum sadece yardım etmek için !" Dedi Araz'a bakarak. Ondan yardım istiyordu. Fakat Araz'ın tavrı her zaman ki gibiydi.
" Işıl, haksız olduğunu savunuyor."
Bu seferde bakışlarını bana çevirdiğinde gözlerimle Mila'yı işaret ettim.
" Mila, haksız olduğunu düşünüyor." Dedim bu seferde. Onun sevgilisiyle arasında olan bir şeye karışmayacaktım. Aslına bakarsak her iki tarafta suçlu değildi. Mila, normal bir sevgili olarak Kaan'ı kıskanıyordu ve haklı haksız olarak ayrım yapmayacaktım. Kendi aralarında halledebilirlerdi.
Kapının aniden açılması ile birlikte her birimiz sessizce geleni bekledik. Sebepsizce sessizleşiyor ve ister istemez strese giriyorduk. Yapılan işkencelerin tek aşamalı olmaması bunun sebeplerinden birisiydi. Bir diğeri ise ayrılma korkusuydu. Yıllardır birbirimize fazlaca alışmışken aniden farklı üslere dağıtılmak son isteklerimizden birisi bile değildi.
" Çocuklar, yarın okuldan hemen sonra diğer üsse geçeceksiniz. Hafta sonu için göreviniz var. " Dedi otoriter bir sesle. Bu adamı ilk defa görüyordum. Birime yeni gelen bir yetkili olmalıydı.
Elinde ki çantayı kapının eşiğine bırakıp her birimizi dikkatle inceledi. Gözüne küçük gelmiş olmalıyız ki sıkıntı ile konuştu.
" Hayatınız dakikalar sonra baştan yazılacak çocuklar. Eğer bundan tereddüt duyan birisi varsa şimdi söylesin çünkü bunu söylemek şuandan itibaren sizin için imkansız olacak."
Biraz bekledikten sonra kimseden ses çıkmayacağını anlamış olmalı ki başını ufak bir eğimle eğip bizi onayladı.
"Çantada ihtiyacınız olan her şey var. Şahsi kimlikleriniz, görev için kullanacağınız kimlikler. Aktif ajan olduğunuz için verilen kimlik ve daha onlarcası. Şahsi kimlikleriniz hariç her birini yanınızda taşımak zorundasınız. İlk işiniz çantada ki telsizlerden birini aktif hale getirmek olsun." Yüz ifadelerimizi bir kez daha dikkatle inceleyip odadan çıktığı esnada, Kaan, derin bir nefes verdi.
" Yemin ederim bunaldım. Adam o kadar çok konuştu ki strese girdim." Dedi haklı olarak. Uzun konuşmalar onu fazlaca strese sokuyordu.
Araz ise bir pür dikkat Kaan'ı dinlerken çoktan telsizlerden birisini açıp masanın üzerine konumlandırmıştı.
Her birimiz dikkatle telsizden gelecek sesi bekliyorduk. İstediğimiz yere sonunda ulaşmıştık. Artık her birimiz ölü birer ajandık.
Hayatımız parçalara ayrılmıştı fakat bundan şikayetçi değildik. Aksine uğruna onlarca kişiye teşekkür edebilirdik. Bizi içinde kaybolduğumuz cehennemden çekip çıkartan onlardı. En azından gerçek anlamda yaşayacaktık. Boş yere işkence görüp aç kalmak aklımızın ucuna bile gelmeyecekti ama her birini yıllar önce yaşamıştık.
Telsizden yükselen cızırtı ile her birimiz ister istemez dikleşmiştik. Olabilirmişcesine daha da sessizleşmiş hatta düşünmeyi bile bırakmıştık.
Bundan sonra ne olacağı belliydi nihayetinde.
" Birim İki, Gölgeden çıkın. Saha sizindir." Dedi gür bir ses. Bağırmasa bile sesi fazlaca net ve dolgundu. Odada ki sessizliği delip geçmişti.
" Bu saatte sonra her biriniz ölüsünüz. Hayalet Birim, devlet adına yaptığınız her davranışı destekleyecek ve yanınızda olacaktır. Yolunuz açık olsun."
Hemen ardından gelen cızırtı ile ses kesilmiş, oda bir kez daha sessizliğin esiri olmuştu.
Fakat Kaan kısa bir süre içinde sessizliği bozup " Çantam da ne var yapalım. Sizin yüzünüzden stresten yerin dibine gireceğim." Dedi ve Araz'ın önünde ki çantaya yöneldi.
Bakışlarımı Araz' a çevirip onu inceledim kısa bir süre. Küllü kumral saçları, derin mavi gözleri ve kusursuz çehresi. Yıllardır yanında olmama rağmen gittiği iki yılın eksiğini kapatamıyorduk. Sadece ailesinin olduğunu biliyordum.
Zira, o yetimhaneden kaçarken bana söylediği tek cümle buydu.
'Benim ailem varmış ışıl. Söz, senide alacağım buradan.'
Bunu söyledikten iki yıl sonra bambaşka bir Araz olarak geri gelmişti. Ben Araz'ı ailesin yanına onu yok etmeleri için göndermemiştim oysa.
Girdiğim ruminasyondan çıkmam ile birlikte Araz'ın yanına adımladım. Bakışlarını yere dikmiş öylece düşünüyordu. Her birimizin yıllardır ulaşmak için çabaladığı pozisyona gelmiştik fakat kimse bunun için sevinç duymuyordu.
Neydi bunun sebebi?
Yeniden doğacak hatta kendimize yeni bir hayat kuracaktık. Şuan ki kişiliğimizden tamamen sıyrılmak bizim için büyük bir lütuf olmalıydı.
Öyle değildi aslında.
Kimse benliğini bir gecede değiştirmek istemezdi. Kendi hayatında ölü olarak yaşamak ise her insanın kabusu olurdu çoğu zaman.
Yapacağımız işi severek kabullensek bile bunu uyum sağlamak bizim için fazlaca zor olacaktı. Hiç birimiz on sekiz yaşına basmamıştık fakat yapmakla sorumlu olduğumuz şeyler vardı.
Hayat hiç birimiz için eşit değildi...
Nihayetinde bir çok genç bu yaşlarda ailesinin dizinin dibinde olur ya da geceleri sabaha kadar partilerdi. Bizimde öyle olmamız gerekirdi değil mi?
Hayatın tadını çıkartıp sabahlara kadar partilemek, sınavda kopya çekmek hatta hata yapmak gibi lükslerimiz olmalıydı.
Fakat, yaşamak insanlar için onlarca farklı başlığa ayrılmıştı.
Alışmamız gereken bir çok şey vardı artık. Zira her şeye sıfırdan başlamak bizleri yeni birer kişilik yaratmaya itecekti. Ya daha kötüsün ya da daha iyisini.
" Araz, kendi kimliğini al çantadan." Dedim onu aramıza döndürmek için.
Kısa bir süre sonra bakışları ile onaylayıp çantadan ona ait olan dosyayı almış ve tek bir kelime etmeden odasına çekilmişti. O iki yılda her ne yaşadıysa sanırım etkisi fazlaca büyük olmuştu.
Çantanın yanına ilerleyip kendime ait dosyayı aldıktan hemen sonra Bakışlarımı Mila'ya çevirdim önce " İyi geceler. Kavga etmeyin daha fazla gece uyuyamıyorum." Dedim espiriyle karışık bir tonda. Fakat cümlem Kaan'ın kiler kadar etkili olmamıştı.
Hepimiz uyum sağlayacağımız hayatın içine çoktan girmiştik bile.
Yüzüne yerleştirdiği ufak tebbüssüm eşliğinde başını eğerek onayladı cümlemi.
Kaan'a dönüp " Sana da iyi geceler. " Dedim ve cevap almayı beklemeden çıktım odadan. Saat geç olmuştu ve yarın fazlaca aktif olacağımız bir gündü.
Sağımda bulunan kapıyı tıklamam ile birlikte ses duymasam bile kapıyı açtım yavaşça. Camın karşısında dikilen Araz' ı görmemle içeriye girip hemen ardından kapıyı kapattım.
Bu oda gerçek anlamda fazla soğuk ve sessizdi. Bu adam üşümüyor muydu?
" Oda fazla soğuk değil mi?" Diye sordum sakince.
Bir eliyle kumandayı işaret edip. " İstersen klimayı çalıştırabilirsin." Dedi
"Gerek yok." Dedim sadece. Benim odam değildi. Onun odasına da karışacak değildim. Zira her ne kadar aramızda sıkı bir bağ olsa bile onunla pek fazla konuşmamış olmak strese girmeme sebep oluyordu.
Duygularım konusunda yetişkin bir birey gibi davranacak değildim. Araz'ı fazlasıyla güçlü bağlarla seviyordum ve yanında stres olmamdan doğal bir şey yoktu.
Yatağının karşısında ki koltuğa oturmam ile birlikte bana döndü. Gitmemi beklemiş olmalı ki şaşkınca sordu.
" Gitmeyecek misin?"
"Bu sefer, hayır." Dedim odasını incelerken. Motor koleksiyonu yaptığını bilmiyordum. Oysa bu odaya defalarca kez girmiştim.
" Neden?" Dedi pür dikkat yüzümü incelerken.
" Konuşmak istedim." Dedim sadece. Ellerimi birbirine kitlediğim de eş zamanlı olarak yanıma oturdu. İster istemez yerimde dikleştiğimde o tam tersi fazlasıyla rahattı. Benimle daha önce uzun uzadıya konuşmuş muydu hiç?
Bakışlarımı elimin çeşitli yerlerinde olan pembe çiçeklerde gezdirirken silinmeye yüz tutmuş olmaları gözüme çarpan ilk şeydi. Çiçekleri Araz'ın çizdiğini biliyordum fakat bunu ona söylemek aklıma gelse bile bir türlü yüzüne söyleyememiştim.
Aptal aşık falan değildim. Sadece onunla hiç adam akıllı konuşmamıştım. "Bu çiçekleri sen çiziyorsun değil mi?" Dedim onun ağzından doğrulamak için. Reddetse bile elinde ki pembe çizgiler onu fazla açık ediyordu. Çizerken kalemin ucuna mürekkep gelmemiş olmalı ki elini kağıt gibi kullanmıştı.
"Evet." Dedi sadece. İtiraz etme gereği duymamıştı. Açık sözlüydü.
Konuşmak için ağzımı açsam bile konuşacağımız bir şeyin olmadığını fark etmek yüzüme bir tokat gibi çarpmıştı. Sanırım birbirini tanıyan iki yabancıdan farkımız yoktu.
" Ne yaptılar bugün?" Dedi konu açmak adına.
"Buzlu su ile dolu bir varilde toplamda bir saat beş dakika ve kırk altı saniye geçirdim." Dedim hiç beklemeden. O ise bu cümleyi beklemiyor olmalı ki kaşlarını fazlasıyla orantılı olan kaşlarını kaldırdı.
" Sana ne yaptılar?" Dedim yüzünü incelerken. Psikolojik işkence görmüş olması büyük bir ihtimaldi.
" Buz gibi bir odada atış talimatı. Sıcaklığın -1 olduğunu söylüyorlar ama en az -10 dereceydi." Dedi sakince. Ya stres kontrolü fazla iyiydi ya da gerçekten benimle uzun uzadıya konuşmuşluğu vardı.
" Belgeleri inceledin mi?" Dedim odayı incelerken. Evrakların yerini arasam bile bulamamıştım. Gelir gelmez bir yere mi koymuştu?
" Hayır."
" Neden?" Dedim hızla.
Aramızda ki iletişim fazla hızlıydı.
" Sahte hayatımın neyini inceleyeceğim Işıl?" Dedi bu seferde. Sanırım farklı bir kimliğe bürünmeye pek de iyi bakmıyordu.
" Senin hayatın olacak ama?" Dedim olumlu yönünden bakarak. O karamsar diye fikrimi değiştirecek halim yoktu. Evet, hayat bize aitti değildi ama onu kendimize uydurabilirdik.
" Bana ait değil. Daha çok ben ona uyum sağlayacağım."
" Adını merak ediyorum." Dedim konuyu değiştirerek. Fakat gerçekten ona verilen ismi ve kod adadlarını merak ediyordum.
Ayağa kalkıp komodinin çekmesine yerleştirdiği evrakları aldığında her geçen saniye odanın ısısına alışıyordum. En azından eskisi kadar soğuk değildi.
Kısa bir süre sonra yeniden yanıma oturduğunda evrakları kucağıma bırakıp " Oku o zaman."
Onu dikkatle incelerken kısa bir süre sonra zaman kaybettiğimi anlamamla evraklara döndüm. Onunla laf dalaşına girmeyecektim. En azından bunu yapacak kadar yakın değildik.
" Ajan Araz Noyan. Kod adı; ARAL. Sahada kullanılacak Kod Adı;( Hayalet- 1) "
Belgelerde yazan yazıyı okuma ile Araz hırla konuştu.
" Adamlar hayatımdan kendi adımı çıkartmamı istiyor resmen." Aklına bir anda onlarca şey gelmiş olmalı ki çenesini sıktı var gücüyle. " Işıl, her ne olursa olsun bana kendi adımla seslenmekten vazgeçme."
" Araz, neden her şeye yeniden başlamak istemiyorsun?" Dedim merakla. Onu geçmişine bağlı tutan şey neydi? Araz, kendine yeni bir hayat kurmayı en çok isteyen kişilerden birisiydi fakat bunu reddediyordu. Onu yıllar boyunca yanlış mı tanımıştım yoksa geçmişinden sakladığı bir şey onu kendi hayatını kurmaktan uzak mı tutuyordu?
" Işıl ben yeni bir hayat istemiyordum. Aksine, yaşadığım her şeyi kabullenip onlarla yaşamak istiyorum. Ama bize dayatacakları şey bunun tam tersi." Eliyle kimlikleri gösterdi. " Bizim için yeni isimler ve kurmaca bir hayat bile bulmuşlar üstelik bizim bunlardan haberimiz bile yoktu." Dedi sinirle. " Bize yeni bir hayat vermiyorlar, Işıl. Sadece onlara ait birer parça olmamızı istiyorlar."
Araz, ona acı çektiren bir hayatı neden geride bırakmak istemiyordu? Kendi hayatını kurma şansı varken canını yakacak yoldan gitmek istemesinin sebebi neydi? Gerçekten kendi ismini kullandığı bir hayat mı istiyordu yoksa güzel bir kılıf uydurduğu bir yalan mıydı bunca cümle?
O kelimenin tam anlamıyla bir bulmacadan ibaretti.
Belki de her bir kelimesi doğruydu ama buna inanmak fazlaca zor ve bir o kadar da imkansızdı. Mesela onu tanımak değildi. Kimse kimseyi tam anlamıyla tanıyamazdı. Zira insan bir kalıba sığamayacak kadar belirsiz bir varlıktı.
Bu gece ertesi sabahın hayalini kurmayacaktı kimse. Artık hayali kurulacak bir hayatımız yoktu.. Her ne kadar itiraz etsek bile durum ortadaydı. Kimse devletin kararlarına karşı çıkamazdı. Cesaret meselesi değildi. Aksine bağlılığımızın bir kanıtıydı.
Yaşayacağımız yeni hayat bir kurmaca olacaktı. Doğduğumuzda bile bir yere ait değilken büyüdüğümüzde ise yaşadığımız bir çok kişi tarafından bilinmiyor olacaktı. Her zaman sürdürdüğümüz oyuna bürünecektik bu sefer.
Zira kimse ait olduğu cehennemden kaçamazdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18