Simurg kitap kapağı

1. bölüm / 2

Simurg

Bahçe

Yazar: Nur Ss

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Bahçe

☀️☀️☀️☀️☀️
21.05.1990

ŞEVİN ARDEHİ.

Dışarısı çok sıcaktı, öyle ki daha duştan çıkmadan insan terliyordu. Bu yüzden ben pek dışarıya çıkmazdım, zira çıkmama da gerek yoktu.

Arada keyfi olsun diye çarşıya giderdim.

Beyaz, dizlerime kadar gelen elbisemin omuz kısımlarını çekiştirdim ve odamdan çıktım.

Güneş tepedeyken annem ise çardağın altında oturuyordu. Bir nevi çalışan abla olan ancak kırklı yaşlarına gelmiş Beritan abla ona çay getirmişti. Konak yine her zamanki hareketliliğindeydi.

Annemin yanına oturduğumda gölgeden dolayı hafif bir serinlik hissi sardı içimi ancak buranın rüzgârı bile sıcak estiği için serinlik hissi kısa sürmüştü.

Annemin suratında hâlâ tek bir kırışıklık bile yoktu. Halbuki çoktan kırk beş yaşını geçmişti bile. Çenesinde siyah kınadan yapılmış bir güneş benzeri işaret vardı, şakağında ise dalgalı bir çizgi benzeri işaret vardı.

Tabii ben bu işaretlerin anlamlarını hiçbir zaman anlamazdım ancak o simgelerin annem için oldukça değerli olduğu belliydi.

Kafasındaki beyaz yazmanın beyaz boncuklarına dokunmak istedim bir an.

— Babam ne zaman gelecek?

Çayından bir yudum daha alıp bana yargılayıcı bir ifadeyle baktı. Gerçi annem herkese böyle bakardı, babama bile. Bir nevi suçluyu gözden geçiren hâkim misali.

Sanki babamı daha birkaç saat önce görmemiş gibi ona özlem duyuyordum, küçük bir kız çocuğu gibi.

Ancak bu benim hatam olabilir miydi? Çocukken onu pek görme fırsatım olmazdı, öyle ki gençliğinde sürekli "İşlerim var." deyip giderdi. İşinin ne olduğunu da bize asla söylemezdi.

— Karakolda.

Annemin çayını yudumlarkenki sakin ifadesiyle babamın bulunduğu yer oldukça zıttı. Babamın karakolda ne işi vardı? Gerçi komutanla hep yakındılar ancak pek uğramazlardı birbirlerine, sadece telefon görüşmeleri yaparlardı.

— Karakolda ne işi var anne?

— Ne bileyim, işim var dedi.

— Duyanda sanacak istihbarattır, ne işi var onun karakolda?

İç çektim. Annemin sakinliği sinirlerimin zıplamasına neden oluyordu. Sanki kocası hep karakola gidiyormuş gibi çay içiyor ve çardakta gölgenin altında oturup keyif çatıyordu.

Ben ise onun tersine oldukça gergindim ki bu, kaşlarımı çatmamdan da belli oluyordu. Öyle ki başım ağrımaya başlamıştı bile.

— Komutanı görmeye gitmiştir, keyfi yerindeydi. Sen de git biraz bahçede dolaş, hep evdesin. Yalnız gitme, giderken kuzenin Esma'yla git. Zaten o da gidecekti.

Ona daha önce hiç görmediği bir varlığı görmüş bir insan gibi baktım, biraz geriye çekilerek ardından da tepedeki güneşi işaret ettim isyan edercesine.

— Gelo ez di vê germahiyê de derkevim baxçeyê û mêjiyê min bişewite? (Bu sıcaklıkta bahçeye gideyim de beynim mi yansın?)

Fakat daha da itiraz etmedim. Bana kaşlarını çatınca kalktım yerimden, fırlayarak. O babama kaşlarını çatsaydı babam bile ona itiraz edemezdi, bir aşiret yönetmesine rağmen.

Ayakkabılarımı giyip konaktan çıktım ve bahçeye doğru giderken etrafa bakınıyordum.

Esma'yı çağırmak için amcamların evine gitmedim çünkü Esma bu saatlerde hep bahçede oluyordu zaten ancak en uzak ve dağa yakın bahçede oluyordu, zira Esma bahçeyi ve yeşillikleri seven biriydi.

Ancak o bahçe istemsizce bana ürkütücü geliyordu çünkü bahçenin sol tarafında ve iki kilometre ötesinde bir orman vardı.

Babam da o bahçeye gitmemden pek hoşlanmazdı.

Oradaki yüksek dağda devlete karşı silahlanmış adamların olabilme ve aynı zamanda yabani hayvanların da olabilme ihtimallerinin yüksek olduğunu söylerdi ancak ısrarla gitmek isteseydim benimle birlikte koruma niyetli silahlı bir adam gönderirdi.

Taşlı, yokuş yerlerden geçerken hep rahatsız olmuşumdur. Hele ki diz boyu olan ve güneşten dolayı uçları yanmış olan çimenlerden daha da ürkerdim.

Sanki aralarında yılan sürünüyormuş gibi hissederdim her bacağıma sürtündüklerinde. Bu yüzden de ellerimi sert uçlarında gezdirirdim, bacağıma sürtünme hissinden gerilmemek için.

Çıplak mavi gökyüzünde süzülen bir şahin vardı, gaklıyordu sanki gökyüzünün hâkimiymiş gibi.

Sonunda etrafı tellerle çevrili olan ancak kapısı açık olan bahçeye vardığımda bayılacakmışım gibi hissediyordum sıcaktan dolayı.

Tam da tahmin ettiğim gibi Esma bahçedeydi. Etrafta ikimiz ve gökyüzünde süzülen şahin dışında hiçbir mahlukat yoktu.

Bahçenin kenarlarından yürüyordum, Esma ise eğilmiş, narin parmaklarını domates yapraklarının arasından gezdiriyordu ancak toplamıyordu.

— Ne zamandır buradasın?

— Saat dokuzda geldim.

— Ee, sıkılmadın mı? Bir de bu sıcağa rağmen hâlâ buradasın.

— Abim cevabını bekliyor...

Dediğinde ise suratımdaki tebessüm sönmeye başladı yavaşça. Zehirlenmiş gibi hissettim, kısa bir an felç olmuş gibi donuklaştım yanıt vermeden önce.

— Ben cevabımı çoktan verdim, Esma. Abine varmayacağımı söyledim.

O ise bana yaklaştı. Suratında önceden tatlı bulduğum tebessüm şimdi sinsi bir gülümseme gibi geliyordu gözüme.

— Aman, abimden daha iyisini mi bulacaksın? Hem uzağa da kız vermemiş olur baban. Ne olacak sanki abimle evlensen? Vallahi sen de biliyorsun sana iyi bakacağını.

Elimi yanmış gibi geri çektim onun ellerinin arasından ve yarım adım geri attım. Ondan tiksinmeye başladım. Hele ki ısrarla abisini reddetmeme rağmen onun ve abisinin daha ısrarcı olması ise midemi bulandırıyordu.

— İstersem dünyanın öbür ucunda olan başka bir adamla evlenirim ancak yine abine varmam, Esma. Abinin nasıl bir adam olduğunu tüm Diyarbakır biliyor. Kimse abine varmaz diye zorlama beni. Ben asla varmam, abine benden size gelin olmaz.

Tek nefeste konuştum. Sözler ağzımdan yaralamaya yemin etmiş bir bıçak misali çıkarken Esma'nın suratının buruşmasından sözlerimin hedefe ulaştığının kanısına vardım.

Güneş tepeden vururken dilim damağıma yapışmış gibi hissettim.

— Ew ku xêra dotmama me ji me re tune ye, wê xêra xelkê ji me re hebe? (Daha kuzenimizin hayrı yoktur bize, başkalarının mı hayrı dokunacak?)

Alt dudağımı yalayıp sabır çektim. Sorunlu abisini istemiyorum diye suçlu da mı ben oluyordum? Abisi düzgün bir insan olsaydı da evlenseydi, ne yapabilirdim ben?

— Ez hêdî dimeşim bela digihê min, ez zû dimeşim ez digihêm bela. (Yavaş yürüyorum, bela bana yetişiyor; hızlı ilerliyorum, ben belaya yetişiyorum.)

Abisinin de beladan farkı yoktu. Söylediklerimde de pek bir yanlışlık olduğu söylenemezdi.

Elime batan dikeni kesmek gibi bir adetim vardı.

Alınan da alınsın, yapacak bir şeyim yoktu bu saatten sonra.

On sekiz yaşıma girdiğimden beri ailesi abisi için beni istiyordu ki bu sene yirmi yaşıma girmiştim ve her istediklerinde red ediyordum.

Abisinin namı kendisinden önce geliyordu, öyle ki aşiretteki hiçbir adam da onunla iş tutmazdı.

Beyaz bir elbiseye bulaşan bir leke gibiydi. Onu inatla hayatımdan söküp atmaya çalışıyordum, o da inatla çıkmıyordu hayatımdan, hatta daha da çok karışıyordu bana.

Esma bir an konuşacakmış gibi dudaklarını araladı ve ardından da diyecek bir şey bulamamış gibi tekrar ağzını kapadı, kıyıya vurmuş balık gibi.

Ardından ise tavırlıymış gibi bana arkasını döndü ve tırnaklarını avucuna bastırıp gidince ben de bahçedeki çileklere yaklaştım.

Güneşi görmelerinden dolayı oldukça kırmızıydılar. Bolca suluyorduk da, oldukça tatlı da olmalılardı.

Bir çileğe uzanırken kendi kendime söylendim.

— Akıllısı da beni bulmaz ki.

Çileği ısırırken duymamak için Allah'a dualar ettiğim ses kulağıma ilişti.

— Tatlı mı çilekler, Şevin?

Çömeldiğim yerden avucuma birkaç tane çilek sıkıştırmışken kalktım.

Gitmeliydim. Onunla fazla aynı ortamda yalnız kalmamalıydım, aksi hâlde mahalledeki teyzelere dedikodu çıkardı.

— Babam bahçeyi sulamanı söyledi, Şervan.

Yalan dudaklarımın arasından öyle rahatça kaymıştı ki bir an ben bile şaşırdım buna. Pek yalan söylemezdim çünkü. Gerçi Şervan'la aynı yerde kaldığım her dakikada yalan söyleyebilirdim ondan kurtulmak için.

— Gerek kalmadı, hem yağmur yağacak birazdan.

— Öyle mi?

Kafamı gökyüzüne kaldırdım. Artık ne süzülen şahin vardı ne de temiz bir gökyüzü.

Aksine, karalar bağlamış gibi olan kara bulutlarla çevriliydi gökyüzü.

— İyi, ben de eve gideyim ıslanmadan.

Bahçenin çıkışına doğru ilerlerken büyük büyük adımlar atıyordum, ona bakmadan ancak o da bana yetişecek kadar büyük adımlar attı.

— Sana eşlik edeyim, dünyanın binbir hâli vardır ne de olsa.

Bakışlarım onun suratına kaydı. Bıyıkları altında iğrenç bir gülümseme takınmıştı ve iyi bir niyeti olmadığı da belliydi.

Oldukça yakınımda yürüyordu, öyle ki uylukları benimkilere çarpıyordu bazen. Ben aramıza mesafe koyarken o ise o mesafeyi her seferinde kapatıyordu.

Bahçenin kapısına gelmişken sonunda niyetini belli edercesine konuştu.

— Esma'yı yoldayken gördüm gelmeden önce, bana varmayacağını demişsin ona.

Onaylayarak kafamı salladım. Ne de olsa sözlerimin arkasında durmalıydım, değil mi?

Babam hep, 'Ağzından çıkana dikkat etmelisin kızım, öyle ki sözcüklerinin seni sarayda da yaşatabileceği gibi kafandan da edebileceğini unutma.' derdi ve ben ise hiçbir zaman dilimi tutamazdım.

Bugün de o günlerdendi, zira o elini uyluğuma koyup bacağımı sıktığında geri çekilmek istedim.

— Ancak hamile kalırsan mecbur bana varırsın.

Dediğinde ise kanım donmuş gibi hissettim ve yutkundum. Geriye doğru bir adım atmışken bahçe kapısından fırlayıp tel kapıyı onun üzerine ittim.

Panikten hangi tarafa gittiğimi bile bilmiyordum ancak etrafımda uzun ve geniş ağaç gövdelerini görünce ormana girdiğimi fark edebildim.

Yağmur yağmaya başladı, bardaktan boşanırcasına. Ben ise ormanda amansızca koşmaya devam ettim. Yabancı bir şehre gitmiş gibi hissediyordum, korkuyordum ve yolu bulamıyordum.

Yağmur daha da şiddetlenirken toprak çamurlaşmaya başlamıştı bile ve ayakkabılarım kaymaya başladı. Yere düşmemek için çabaladım. Büyük bir meşe ağacını gördüm ve ona doğru ilerledim. Aynı zamanda kolumda bir başkasının elini hissedince çığlık atmak için ağzımı açtım ancak elini ağzıma bastırmışken fısıldadı kulağıma.

— Korkma, Şevinim. Sonunda birbirimize kavuşacağız.

Şervan'ın sıcak nefesi kulağımdayken yanaklarımda yağmur damlalarından bağımsız ıslaklıklar olmaya başladı, ağlıyordum. O bunu fark edemese bile.

Onu hiçbir zaman istemiyordum, o ise hep sanki kavuşamayan âşıklarmışız gibi lanse ediyordu bunu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

46okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…