4. bölüm / 4
𝖠ş𝗄ı𝗇 𝖣üğü𝗆𝗅𝖾𝗋𝗂Bölüm-4
Bölümler 4Şu an: Bölüm-4
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dört yıl önce
Pazar yerinin girişinde durduğumuzda etrafa bakıp sonra Ateş'e döndüm. "Senin 'seni harika bir yere götüreceğim' dediğin yer burası mıydı?" Ateş gözlerini kısıp bana baktı. "Kızım, burası güzel yerlerin kralı." Kıkırdadım. "Hadi ya, öyle miymiş." Gözlerini yüzümde birkaç saniye gezdirdikten sonra bakışlarını elime indirdi. "Ama buranın bir kuralı var." Meraklı ona baktım. "Ne kuralı?"
"Kaybolmamak için elimi tutman gerekiyormuş." Bir iki atıp adım ona yaklaştım. Gözlerimi gözlerine dikip hafifçe gülümsedim. "Kim söyledi?" Omuzlarını silkti. Ardından bana biraz daha yaklaşıp elimi tuttu. "Kural kuraldır. Sorma." Ele de pazarın içine girerken gülerek başımı salladım. "Dediğin gibi olsun."
İçeri girdikçe etrafımızdaki kalabalık arttı. Tezgahlardan yükselen sesler birbirine karışıyor, satıcılar müşterilerini kendi tezgahlarına çekmeye çalışıyorlardı. Bir yanda rengarenk sebzeler, diğer yanda meyveler sıralanmıştı. Baharatların kokusu havaya karışıyor, arada taze ekmek ve simit kokusu burnuma geliyordu. İnsanlar elindeki poşetlerle bir tezgahtan diğerine geçiyor, çocuk sesleri kalabalığın arasında kaybolup gidiyordu. Ateş elimden tutmaya devam ederken etrafı merakla izliyordum. Bir süre sonra gözlerimi büyütüp ona döndüm. "Ay, inanmıyorum ya!" Ateş güldü. "Neye inanmıyorsun? Sakın bana daha önce pazar yeri gezmedim deme." Yutkundum. "Gezdim ama..." Ateş durup bana baktı. Devam ettim. "Küçükken evimizde çalışan görevlilerden biriyle gelmiştim. Naciye, Rukiye ve Melahat ablalar vardı. Naciye abla ile gelmiştim. O da beni kaybetmişti." Ateşin kaşları havaya kalktı. "Ne?"
"Sonra buldu beni tabii ama annem bir daha pazara gitmemi yasakladı. O zamandan beri de gelmiyorum açıkçası." Ateş birkaç saniye yüzüme baktı Sonra kahkayı bastı.
"Komik mi, Ateş?"
"Komik, Lalin."
Gülmeye devam ediyordu gözlerimi devirdim. "Domates, patates yok mu burada? Kıracağım o kafanı." Etrafına bakmaya başladığımda Ateş yeniden güldü. Sonra beni kendine doğru çekti. "Tamam, tamam. Bak, gülmüyorum." Saçlarımı savurup nazlı bir şekilde tekrar devirdim gözlerimi. "İyi." Ateş'in yüzündeki gülümseme yeniden belirdi. Cebini eline alıp iki elma çıkardı. "İster misin?" Dedi birini bana uzatarak. Elmalara şaşkınlıkla baktım. "Nereden buldun bunları?"
"Kasadan aldım." Koluna hafifçe vurdum. "Ateş!" Sesimi biraz alçalttım. "İzin almadan mı aldın ya?" Ateş kısa ve samimi bir kahkaha attı. "Hakan abinin tezgahı. Bir şey demez bize." Elmayı tekrar bana uzattı. Elmayı alıp bir ısırık aldım ardından elim hâlâ onun omzundayken başımı ona çevirdim. "Biliyor musun, çok severim elmayı. Ha, bir de üzüm." Yürümeye devam ederken Ateş bana gülümseyerek bakıyordu. "O zaman sana sözüm," dedi. "Bir gün sana elma ve üzüm bahçesi alacağım." Gülerek başımı iki yana salladım. "Ya, dalga geçme." Ateş cevap vermedi. Sadece gülerek yanımda yürümeye devam etti.
Günümüz-
Elmayı havucumun içinde tutarken olduğum yerde kaldım. Dört yıl önceki o pazar yeri, Ateş'in elimden tutuşuyor, kahkahası ve verdiği söz gözümün önünden geçti. O zaman bunun yalnızca güzel bir söz olduğunu sanmıştım. Bazı sözlerin insanların hafızasında yıllarca yaşayabileceğini bilmiyordum. Bakışlarımı elmaya çevirdim. Rüzgar'ın az önce bana uzattı elmaydı. İçimde garip bir sızı hissettim. Ateş'in yıllar önce söylediği o cümleyi tekrar hatırladım. "Bir gün sana elma ve üzüm bahçesi alacağım."
Dudaklarımda buruk bir gülümseme oluştu. Eğer uyumazsanız üzerine bıraktım. Bazı şeyler ne kadar tesadüf olabilirdi ki? Aynı meyve bambaşka bir elden gelmişti ama bana yine aynı kişiyi hatırlatmıştı.
Derin bir nefes alıp ayağa kalktım. Yeni taşındığım için evin her kafası darmadağınıktı. Koliler hâlâ salonun ortasında duruyor, bazı eşyalar nereye ait olduğunu bilmeden sağa sola bırakılmış gibi gözüküyordu. Üstelik bir de her yerde ince bir toz tabakası vardı.
Toz.
Nefret ettiğim birkaç şey varsa biri de kesinlikle tozdu. Temizlik konusunda biraz fazla hassas olduğumu kabul ediyorum. Hatta bazen kendine bile bu konuda kızıyorum. Ama elimde değil. Bir yere yerleşmeden önce oranın temiz olması benim için bir seçenek değil, resmen hayatta kalma şartıydı. Salona göz ucuyla baktım. "Tamam," diye mırıldandım. "Önce temizlik mi, yerleşmek mi?" Birkaç saniye düşündüm. "İkisi de." Kollarımı sıvadım. Önce dolapların içini sildim ardından kolileri tek tek açıp eşyaları yerlerine yerleştirdim. Kitaplarımı raflara, mutfak eşyalarımı dolaplara, kıyafetlerim gardırobuma girdi. Her şeyi yerleştirdikçe ev biraz daha bana ait görünmeye başladı. Ama iş bununla bitmiyordu tabii ki de eşyaların yerleşmesi ile birlikte asıl mücadele başlamıştı. Elime bezi alıp masayı sildim. Sonra bir daha sildim durup masaya baktım. "Temiz." Bir iki saniye sonra tekrar sildim. "İşte şimdi gerçekten temiz." Kendi kendime gülerek başımı salladım. Muhtemelen benimle yaşamak zor olurdu. Hatta benimle yaşamak için önce sabır, sonra güçlü bir psikoloji gerekiyordu.
Saatler geçtik çeviri içindeki dağınıklık yavaş yavaş ortadan kayboldu. Süpürdüm bir gösteridim, rafları temizledim, mutfağı düzenledim. En sonunda banyoyu temizleyip ellerimi yıkadığımda saate baktım. Akşam olmuş.
"Ben bütün günü temizlik yaparak mı geçirdim?" Kendi kendime güldüm son kez salonun ortasında durup etrafa baktım. Az önce kolilerle dolu olan eve artık bambaşka görünüyordu. Perdeler yerlerine takılmış bir gül kitaplar raflara dizilmiş, eşyalar yerli yerine oturmuştu. Camın kenarına koydum Küçük çiçeklerin kokusu yavaş yavaş burnuna yayılmaya başlamıştı. Derin bir nefes aldım. Çiçek kokusu içimi garip bir huzurla doldurdu. Kendimi koltuğa bıraktım ayaklarımı uzatıp başımı koltuğun arkasına yasladım. "İşte oldu." Gözlerimi kapattım. Bugünlük Her şey bir kenara bırakmak istiyordum. Yeni bir evdi burası. Beni bir şehir değildi belki ama benim için yeni bir başlangıçtı. Belki de geçmişin bütün ağırlığını sırtımdan indirip yalnızca önüme bakmayı öğrenmem gerekiyordu. Derin bir nefes aldım. Evin içindeki çiçek kokusu, sessizlik ve günün yoğunluğu beni Yavaş yavaş gevşetirken yüzümde küçük bir gülümseme oluştu. "Hoş geldin, Lalin Soyhan," diye fısıldadım kendi kendime.
Bölüm etkileşimi
