GIRIŞ

Vaveyla Yazarı: Ayla sude Niyazoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: GIRIŞ
  1. 1 GIRIŞ1.373 kelime · Okuduğun bölüm

Bu kurgu, birkaç yıl önce heyecanla yazmaya başlayıp sonra rafa kaldırdığım bir hikâye. Bu yüzden içinde bolca "cringe" anlara ya da toy kalemimin izlerine rastlayabilirsiniz, şimdiden hazırlıklı olun!
Bölümler üzerinde, göze çarpan küçük yazım hataları dışında büyük bir kurgu düzenlemesi yapmayacağım. Çünkü ben bu hikâyeyi tamamen eğlenmek ve kafa dağıtmak için yazıyorum; sizin de aynı hafiflikle, sadece keyif almak için okumanızı isterim.
Size muazzam bir edebi eser garantisi vermiyorum, hatta bazı yerler mantık sınırlarını zorlayabilir. Yine de bu hikâyenin dünyasına bir şans vermenizi biraz "arsızca" öneriyorum. Kim bilir, belki de bu karmaşayı benim kadar seversiniz!

***

Karşımdaki gerçek bir şeytandan farksızdı; ben ise ruhunu tek bir mucize uğruna o şeytana satan kadındım.

Aslında her şey en başında trajik bir sadelikle başlamıştı. Sevmiştim. Kalbimdeki o berrak duygu için savaşmam gerektiğinde, yapabildiğim tek şey karanlıkla bir anlaşma imzalamak olmuştu. Claudius; uğruna büyük bir günaha ilk adımımı attığım adam... Onunla kütüphane rafları arasında, elimdeki kahve bardağıyla aceleyle yürürken çarpışmıştık. Ne kadar da klişe, değil mi? Belki de hayat, bizi en savunmasız anımızda yakalamak için önce en bayat senaryoları sunuyordu.

Claudius iyi bir adamdı. İnce düşünceli, cömert ve her genç kızın güven duygusunu yeşertecek türden bir huzura sahipti. Şehirdeki o kaosun içinde bana "normal" biriymişim gibi davranan tek kişiydi. Fakat o gün, beklediğim o teklifi yapacağı randevuya hiç gelemedi. Korkunç bir kaza, iki ay süren koma ve ardından gelen o yıkıcı teşhis... İyileşmek yerine günden güne eriyen o adamı kurtarmak için sadece paraya değil, yasaların ve tıbbın ötesinde bir mucizeye ihtiyacım vardı.

Hastanenin o steril, her köşesi ölüm kokan koridorlarında Claudius’un cihazlara bağlı bedenini izlerken, babamdan kalan en büyük mirası hatırladım. Babam bu şehrin güneş görmeyen, kanlı dişlilerinin içindeydi. Bana bıraktığı şey okul taksitlerim değil, yeraltı dünyasının tehlikeli haritasıydı. Şehrin en dibinde, kimsenin yüzüne bakmaya cesaret edemediği, adı olmayan o figürü düşündüm: Şeytan.

Bir tefeciye gitmek, canını masaya koymaktı. Şeytan’a gitmek ise ruhunu... Tefeciden korkuyordum çünkü onlar sadece yok etmeyi bilirdi. Şeytan’dan ise çekiniyordum; çünkü onun isteyeceği bedelin ucu bucağı yoktu. Ama Claudius’un her gün biraz daha solan yüzü, beni o intihara meyilli karara itti.

Ona ulaşmak için bir ofis yoktu. O istemezse gölgesini bile göremezdiniz. Bu yüzden şehrin en kirli duvarlarına çarpa çarpa, bir kütüphaneci kızın her şeyinden vazgeçerek onu sayıkladığını duymasını istedim. Son durağım, babamın eski bağlantılarından kalan, tütün dumanının oksijeni boğduğu o illegal kumarhane oldu.

Kapıdaki devasa adamlar, kıyafetlerime ve yüzümdeki o kütüphaneciden kalma ürkekliğe bakıp beni içeri almayacaklardı; ta ki avucumu açıp o gümüş mührü onlara gösterene kadar. Babamın gölgesi, ölümünden yıllar sonra bile bir anahtar gibi önümdeki o kanlı kapıları açıyordu.

Kumarhanenin kapısından içeri girdiğimde, ciğerlerime dolan yoğun puro dumanı ve ter kokusu midemi bulandırdı. Burası, kitap kokan sessiz kütüphanemin tam zıttıydı; burası günahın başkentiydi. İlk kat, alt tabaka suçluların ve paralarını hırsla harcayan kumarların bağırışlarıyla doluydu. Makinelerin mekanik sesleri ve havada uçuşan küfürler arasında kendimi bir kurban gibi hissettim. Ama benim hedefim burası değildi. Şeytan’ın gölgesini bile bu kalabalığın arasında bulamazdım.

Gözlerimi yukarıya, mekanın daha loş ve daha sessiz olan ikinci katına diktim. Oraya çıkan merdivenlerin başında duran korumalar, aşağıdakilerden daha derli toplu ama çok daha tehlikeli duruyorlardı. Hiç duraksamadan, sanki oraya aitmişim gibi merdivenlere yöneldim.

Merdivenlerin başındaki koruma, omzumdan tutup beni durdurduğunda kalbim boğazımda atıyordu ama bakışlarımı bir saniye bile kaçırmadım. Babam hep derdi; "Karanlıkta korktuğunu belli edersen, seni parçalarlar."

"En sondaki masaya, 13 numaraya gideceğim," dedim, sesimin titremesine izin vermeyerek. Babamın defterlerinde o masanın bir numarası yoktu; orası sadece "Göz ve Kulak" olarak kodlanmıştı. Ancak yıllar geçse de bu karanlık dünyada bazı alışkanlıklar değişmezdi. Güç sahibi olanlar, sırtlarını duvara verip tüm odayı görebilecekleri o en sondaki masayı asla terk etmezlerdi. O adamın orada olduğunu bilmek için kahin olmaya gerek yoktu; bu dünyanın kurallarını babamdan öğrenmiştim.

Koruma kaşlarını çatıp beni süzdü. "O masa sana göre değil küçük kız, geri dön."

"O masada oturan adama bunu göster," dedim ve çakmağı avucumda sıkıp sadece onun görebileceği şekilde araladım.

Adam çakmağa, sonra da gözlerimdeki o ne yaptığını bilen ifadeye baktı. Telsizine bir şeyler fısıldayıp yolu açtı. Merdivenleri çıkarken dizlerim titriyordu ama durmadım.

İkinci kat, aşağıdakinden çok farklıydı. Halılar o kadar kalındı ki kendi ayak sesimi bile duyamıyordum. Loş ışığın altında, sigara dumanı masaların üzerinde birer hayalet gibi süzülüyordu. Tam babamın anlattığı gibiydi; en sondaki masa, duvarın dibinde, kapıyı ve tüm salonu tam karşıdan görecek şekilde konumlanmıştı. 13 numara... Babam, bu adamların uğursuzluğa inanmayacak kadar rasyonel ve tehlikeli olduğunu, bu yüzden o numarayı bilerek en güçlü kişiye ayırdıklarını söylerdi. "En güçlü olan, uğursuzluktan korkmaz," derdi.

Masaya yaklaştığımda üç adamın da bakışları bana döndü. Ortada devasa bir para yığını, ellerinde ise Texas Hold'em kağıtları vardı. Dağıtıcı kartları fırlatırken tam masanın başında durdum. Yanındaki koruma elini beline attığında, masadaki yaşlıca adam bir el hareketiyle onu durdurdu.

Masanın etrafındaki üç adam da şehrin farklı bölgelerini yöneten, yüzleri yara bere içinde veya ruhsuz birer mermer kadar donuk figürlerdi. Masanın ortasındaki çanakta, bir insanın ömrü boyunca kazanamayacağı kadar büyük bir servet, kağıtların arasında birer pul gibi duruyordu.

Neden bu masayı seçmiştim? Çünkü babamın anlattığına göre, bu kumarhanedeki her masa bir piyon, 13 numara ise doğrudan Şeytan’a açılan tek kapıydı. Orada oturan adam, babamın eski notlarında "Şeytan’ın kulakları" diye geçen figürdü. Yıllar geçmiş, rejimler değişmiş ama bu adamın o loş köşedeki yeri milim oynamamıştı. Eğer bir mesaj gidecekse, o kulaktan girmeliydi.

Ve o adamın bakışları buz gibiydi. Hiçbir şey söylemedim. Babamın gümüş çakmağını, o pürüzsüz yeşil çuhanın üzerine, tam ortadaki bahislerin arasına ağır ağır bıraktım.

"Ona ulaştırın," dedim, sesim beklediğimden daha sabit çıktı. "Şeytan’a söyleyin; eski bir dostun kızı kapısında bekliyor. Onun ödeyemediği bir borç var ve tez vakitte ödemeli."

Kumarhanedeki o ağır sessizlik, bir fırtına öncesi sessizliğiydi. Şeytan’ın birine borçlu kalması imkansızdı; bu apaçık bir yalandı. Ama onun sarsılmaz otoritesine atılan bu küçük, küstah çizik, dikkatini çekmenin tek yoluydu. Ölümü göze almıştım, çünkü Claudius’un ölümü benim için zaten yaşayan bir sondu.

Masadaki o yaşlı adam, kartlarını yavaşça kapattı. Çakmağın üzerindeki aile mührünü gördüğü an, gözlerindeki alaycı ifade yerini derin bir ciddiyete bıraktı. Kumarhanedeki o sessizlik artık daha ağırdı. Şeytan’ın birine borçlu kalması imkansızdı; bu bir hakaretti. Ama bu hakaret, onun kapalı kapılarını kırmanın tek yoluydu.

"Küçük kız," dedi adam, sesi bir hırıltı gibiydi. "Şeytan’ı çağırmak için cehennemi yakmaya niyetlisin galiba."

"Zaten yanıyorum," dedim, Claudius’un hastane odasındaki halini düşünerek. "Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan birinden daha tehlikeli kim var bu masada?"

Adam, çakmağı masadan alıp ceketinin iç cebine koydu ve yanındaki korumaya işaret verdi.
Tekrar bana döndüğünde bakışlarındaki buzun altından çıkan o babacan ama tekinsiz tavır, içimi ürpertti. Çakmağı cebine koyuşuna ses etmesem de istemsizce kaşlarım çatılmıştı; o mühür babamdan kalan tek gerçek emanetti ve şimdi yabancı bir adamın karanlık ceketine hapsolmuştu.

Adam, sandalyesinde hafifçe arkasına yaslanarak beni tepeden tırnağa süzdü. "Babanı tanıyordum," dedi, sesi eski bir kuyu kadar derinden geliyordu. "Eğer gerçekten onun kızıysan... Bu kadar cesur bir kızının olduğunu görememesi üzücü."

Boğazımda bir yumru oluştu. Babam hayatta olsaydı, bu yanımı muhtemelen hiçbir zaman göremeyecekti. Kendi küçük dünyamda, kitapların arasında güvenli bir hayat sürecektim. Claudius ile tanışmayacak, onun için kendimi böyle bir ateşin içine atmayacaktım. Babamı hiç sevmezdim; çocukken bana bu karanlık dünyanın haritasını, hangi köşe başında kimin beklediğini neden bir masalmış gibi anlattığını hiç anlamazdım. Ondan nefret ederdim. Ama şimdi, o masadan aldığım her bir nefesi onun o tuhaf mirasına borçlu olduğumu bilmek canımı yakıyordu. İyi ki anlattı, diye geçirdim içimden. İyi ki beni bir kurban değil, bir oyuncu olarak yetiştirdi.

Cevap vermediğimi, sadece dik bir duruşla ona baktığımı görünce adamın dudakları hayaletimsi bir tebessümle kıvrıldı. Sanki karşısında bir kütüphaneci değil de eski bir dostunun ruhunu görüyordu.

"Şimdi evine dön küçük kız," dedi, elindeki kartları masaya bırakıp bir sonraki el için dağıtıcıya işaret verirken. "Şeytan, gürültüyü sever ama küstahlığı asla karşılıksız bırakmaz. Eğer mesajın yerine ulaştıysa... Şeytan isterse seni bulur. Ve inan bana, o bulduğunda evinde olmayı tercih edersin."

Bu bir tavsiye değil, açık bir uyarıydı. Arkamı döndüğümde, ikinci katın o ağır ve sessiz havası üzerime çöktü. Merdivenlerden inerken korumaların bakışlarını ensemde hissediyordum. Aşağıdaki karmaşaya, o gürültülü kumarhaneye tekrar girdiğimde, birkaç dakika önceki Edna olmadığımı biliyordum.

Dışarı çıktığımda gecenin soğuk havası yüzüme çarptı. Ciğerlerimdeki o ağır dumanı dışarı verip derin bir nefes aldım. Arabama binip ellerimi direksiyona koyduğumda, parmaklarımın zangır zangır titrediğini fark ettim. Çakmağım yoktu, güvencem yoktu; sadece karanlığın içine bıraktığım zehirli bir fısıltım vardı.

Eve gidip bekleyecektim. Claudius’un yaşaması için ruhumu bir kağıda sarmış, kumar masasına bırakmıştım. Şimdi Şeytan'ın gelip o kağıdı imzalamasını beklemekten başka çarem kalmamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

12okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18