GİRİŞ

Vaveyla Yazarı: ★Nuryass★ ...

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: GİRİŞ

Sevmek neydi? İnsan gerçekten sevilebilir miydi? İnsan gerçekten sevebilir miydi?

Her gün uyandığımda ilk bu üç soruya yanıt arardım. Annem bir soruyu anlamadan yanıtını bulamazsın derdi. Soruyu anlamış fakat yanıtını bulamamıştım. Öyle bir yüktü ki bu sorular bana sanki bulamazsam yok olacakmışım gibi.

Saat 6'ya geliyordu. Herkes uyuyordu. Sabah sporu için muhteşemdi. En azından bir doktor olarak neden bu kadar spor yaptığım sorulmuyordu.

Günün ilk ışıkları pencereden içeri süzülüyor odayı aydınlatıyordu. Daha fazla yatakta beklemedim. Ayaklarım soğuk zeminle buluştuğunda bir daha uzun bir süre bu odada olmayacağım aklıma geldi.

Bu gün Mardin'de son günümdü. Bundan sonra bir süre Rize'deydim. Gerçi orayı pek seveceğimi sanmıyordum. Fazla yağış alan bir bölgeydi ve ben fazla yağışlı bölgelerden haz etmezdim.

Oyalanmayı kesip banyoya ilerledim. Her sabah ki rutinimi gerçekleştirmek için ilk adım soğuk duştu. Soğuk su aklımdaki düşünce karmaşasını bir nebze de olsa azaltıyordu. Gün içerisinde aynı anda pek şey düşünürdüm. Aynı anda birden fazla şeyi düşünmeyi dedemden öğrenmiştim.

Soğuk suyu ayarladıktan sonra üzerimdeki kıyafetlerden kurtuldum. Suyun altına geçtiğimde hafif bir irkilme yaşadım. Soğuk suya alışkındım fakat bu gün garipti. Duş aldıktan sonra bir süre daha soğuk suyun altında bekleyip düşüncelerimi topladım.

Bir insan neden gün içerisinde bu kadar çok düşünürdü. Ben hâla neden Rize'ye gittiğimi bile bilmiyordum. Bu gün soğuk duş işe yaşamamıştı. Duştan çıkıp havluyu vücuduma sardım. Banyodan çıkıp giyinme odama ilerledim.

Büyük bir giyinme odam vardı. Kıyafetlerim,çantalarım ve ayakkabılarım için ayrı dolaplar bulunuyordu. Çanta ve ayakkabı dolaplarımda ışıklandırmalar bulunmaktaydı. Bu sayede olduklarından daha ihtişamlıydılar. Gerçi benim zevkimden dolayı bu kadar müthiştiler. Bu odayı kendim tasarlamıştım. Dizaynı bana aitti.

Abartısız ve uygun bir şeyler seçmek en makul olanıydı. Üzerime bordo rengi, satenimsi bir dokuyla vücudumu zarifçe saran bir bluz seçmiştim. Yaka kısmı derince açılmış, belinden incecik bir kurdeleyle bağlanmıştı; bu detay, bel kıvrımımı daha da belirgin hale getiriyordu. Kolları hafif balon kesimli, bileklere doğru daralarak zarif bir geçiş yapıyordu. Altımda ise yüksek belli, bol paçalı siyah kumaş pantolon, duruşuma güçlü bir asil durgunluk katıyordu.

Ayağımda ki siyah rugan stiletto topuklular göz kamaştırıyordu. Sivri uçları, zarafetle tehlike arasında gidip gelen bir mesaj gibiydi. Sade ama iddialı YSL logolu çanta, kombinin lüks detayını tamamlıyor; her adımımda şıklığı haykırıyordu.

Makyaj masama geçtim. Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım. Dudaklarıma kırmızı bir ruj ve biraz maskarayla makyajım tamamdı. Parfüm sıkmazdım kendi kokum çok hoş geliyordu bana. Doğal ve beni anımsatan. En güzeli.

Nihayet hazırdım. Normalde spor yapacaktım ama saat 08.00'a geliyordu. Bugün fazla oyalanmıştım. Kahvaltı vaktiydi. Bu kadar çok mu oyalanmıştım. Neyse bir günden sorun olmazdı. Dedem öğrenmezse tabii.

Avluya indiğimde her sabah ki
gibi masa özenle kurulmuştu. Dedem en başa,sol yanına babaannem,sağ tarafında babam,annem,abim ve yengem. "Günaydın!" Annem her zaman ki zarif gülümsemesiyle "Günaydın,nergis çiçeğim." dedi. Kendi yerime yani babaannemin yanına oturdum.

Baran ortada yoktu. Yine ne haltlar yediğini düşünmek dahi istemiyordum ki zaten soramazdım. Babaannemin kurallarından biri de yemek yerken konuşulmaması gerektiğiydi. Ama Rusya'dayken çok eğlenirdik yemek yerken. Anneannem sürekli dedemin anılarını anlatır ne kadar inatçı olduğunu söylerdi. Karadeniz damarı vardı adamda. Benimse dedemin kopyası olduğumu.

Aydın dedem ise babaanneme benzediğimi söylerdi. Onun gibi sinsi ve kurnaz zekalıymışım. Bir bakıma öyleydim. Ama asla sadece ikisine benzemezdim. Ben Eflâl'dim. Eflâl Vêznedâr. Vêznedâr aşiretinin tek kız torunu. Yani halamın kızı da vardı ama o bizimle aynı soy adı taşımıyordu. Bu da benim tek olduğumu gösterirdi.

Pek iştahım yoktu. "Müsaadenizle,size afiyet olsun. Benim pek iştahım yok. Zaten çok işim var." Ayağa kalktım ama babaannem kolumdan tutunca durdum. "Git beni odamda bekle. Birkaç şey vereceğim." Kafamı salladım. "Tamam babaanne." Babaanne. Keşke bunu öz babaanneme diyebilseydim.

○○○

Babaannem odaya girince duruşumu dikleştirdim. Yavaşça yanıma geldi. Derin bir iç çekti. Hayır. Uzun bir konuşma beni bekliyordu. "Senin gideceğin yolları ben bilemem kızım. Ama şunu bilirim bizim kanımız kolay yoldan yürümez. Gittiğin yerde zor duruma düşersen... önce kalbini dinle. Ama unutma, kalp bazen susar. O zaman gözlerinle gör,aklınla konuş. Başını eğme, hep dik tut." Yanılmamıştım.

Gözleri dolmuştu. Babaannemin ağladığını nadiren görürdüm. Hep güçlü olduğunu belli eden bir duruşu vardı. Bu yönümle ona benziyordum. Odanın köşesinde bulunan eskimeye yüz tutmuş sandığa doğru yürüdü. Yavaşça eski kilidi açtı. "Gel yanıma." Ağır adımlarla yanına gittim. Bir ayna uzattı. Küçük ve gümüş bir aynaydı. Baya eskiydi. Üzerinde çeşitli motifler bulunuyordu. Aynanın kenarında Osmanlıca bir söz bulunuyordu. 'Sükût kelamın gölgesidir.' Ne demekti bu?

"Bu ayna?" Nilüfer Vêznedâr'ın aynası. Babaannemin. Hafifçe tebessüm etti. "Kendini en çok unuttuğunda,bu ayna hatırlatsın. Kendini bulmana yardım etsin." Ben bu aynaya baktığımda hangi kendimi görecektim. Eflâl Vêznedâr mı? Liliana Volkova mı? Zîfreza mı? Ya da başka bir kimliğimi mi? Bu ayna kimi bulmama yardım edecekti?

Bu ayna gerektiğinde ortaya çıkan seni gösterecek. Sen yeri geldiğinde Eflâl'i göreceksin. Yeri geldiğinde Liliana'yı. Yeri geldiğinde Zîfreza'yı. Sen bu aynaya her baktığında olmak istediğini göreceksin.

Ben bu aynaya her baktığımda olmak istediğimi göreceğim.

Sandıktan başka bir kutu çıkardı. Eski ahşaptan yapılmıştı. Bana uzattığı kutuyu açtığımda içinde aile yadigarı yakut yüzüğü gördüm. "Bu yüzük artık senin,torunum." Neden verdiğini anlamıştım fakat anlamamazlıktan geldim. "Bu yüzük neden artık benim?"

"Sen Vêznedâr aşiretinin bu soyadı taşıyan tek kız torunusun. Bu yüzük benim idi. Lakin bu yüzüğü taşımak sana düşer." Yalan söylüyordu. Bu yüzük öz babaannemindi. Amcam ve babamın annesi. Nilüfer Vêznedâr. Onu hiç görmemiştim. Babam melek gibi bir kadın olduğunu söylerdi. Artık gerçekten melekti.

Kutunun kapağını kapattım. "Başka bir şey yoksa toparlanmam gerek." Sandıktan bir fotoğraf çıkardı. Bu fotoğraf henüz ben üç yaşındayken çekilmişti. "Bunu götürmek istersin diye düşündüm." İşine duygularınıkarıştırma,Liliana. Bu fotoğrafı almam sorun çıkarmazdı. Belki.

"Son bir sözüm var kızım," derince bir iç çekti. Elimdekileri yatağın üzerine bıraktı. Ellerimi yaşlı ellerinin arasına aldı. "Beni dinle Eflâl... İnsan bazen ne olduğunu unutup sadece kim olduğunu hatırlarsa kurtulur." Ama ben... Hem kim olduğumu,hem de ne olduğumu unutmayacaktım. O zaman beni kimse yenemezdi. Bana böyle söylenmişti.

Yataktaki eşyaları alıp odadan çıktım. Kendi odama geldiğimde annemin bavullarımı topladığını gördüm. "Lili,babaannen nasıl nasihatler etti?" Annem tek olduğumuzda Rus asıllı adımı kullanırdı. Çünkü babaannem, O Vêznedâr torunu. Ona sadece Eflâl diyebilirsin,diye anneme kızmıştı."Bana gümüş bir ayna,yakut bir yüzük,aile fotoğrafımız ve bolca nasihat verdi."

Annem gece gibi kara saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı. Yaşıtlarına taş çıkartacak derecede genç görünüyordu. İyi ki güzelliğimi annemden almıştım. "Kafanı bulandırmaya ve iyi bir babaanne imaji vermeye çalışmış belli ki." Arkasına geçip sıkıca sarıldım. "Maalesef başaramadı,Elizaveta Vêznedâr."

Yapmacık bir sinirle "Anneye ismiyle hitap edilmez,Lili." dediğinde sıkıca sardığım kollarımı çözüp anneme yardım etmeye başladım. "Ayrıca sakın yüzük ve alman gereken belgeleri unutma." Doğru ya. Belgeler ve yüzüğünmü almalıydım.

Hemen kitaplığın önüne geldim. Lacivert,deri kaplama kitabı çıkartıp tarayıcıya gözümü okuttum. Gizli oda açılınca içeri girdim. Bu gizli odayı annemin isteği üzerine babam yaptırmıştı. Belgelerin olduğu çekmeceyi açıp belgeleri aldım. Hemen ardından gizli kasayı açıp yüzüğü aldım.

Bu yüzükte takan kişinin kişisel bilgileri yazıyordu. Askeri künyenin kamufle edilmiş haliydi. Malum gizli bir askerin künye takması saçma olurdu. Benim yüzüğümün üzerinde nilüfer çiçeği bulunuyordu. Babaanneme ithafendi. Yüzüğü sol yüzük parmağıma taktım. Belgeleri anneme verip halletmem gerek işler için konakta çıktım.

○○○

Arabamla şirkete doğru ilerliyordum. Aniden önümde duran araba acil fren yapmama sebep olmuştu. Koltuğun altında bulunan silahı çıkardım. Arabadan inen tanıdık sima ile yüzümü ekşittim. Arabama doğru gelen kişi Mârân Zelxân'dı. Takıntılı psikopat. Kapıyı açıp arabadan indim.

"Hayırdır Mârân ağa,yolcu etmeye mi geldin?" İnsanın midesini bulandıracak seviyede iğrenç bir gülümseme sundu. "Ah,Eflâl ah. Ne diye bu zahmet? Gel karım ol,çalışma." Küçümser bir bakış attım. Sanırım sürekli çalışmama engel olmaya çalıştığı için ona ayrı bir nefret duyuyordum. "Sakın tekrar şu zırvalıklarına başlama Mârân ağa. Ben Eflâl Vêznedâr'ım. Bir erkeğin gölgesinde yaşamak bana göre değil. Ben töreye kurban gitmiş diğer kadınlar gibi söz dinlemem. Ayrıca evlisin. Kuma olarakta gelmem."

Tekrar arabama binmeye yeltendim ancak kolumdan tutarak engel oldu. "En sonunda karım olacaksın Eflâl. Kuma geleceksin. Buna mecbur kalacaksın." Bunu kaçıncı deyişiydi. Artık saymaya üşeniyordum. Ama sonuç olarak hâla karısı değildim. Ve o konağa kuma olarak gitmemiştim. "Boş konuşacağına arabanı çek Mârân ağa. Oyalıyorsun sadece. Degerli vaktimi çalma hadi." Vakit nakittir, öyle değil mi?

○○○

"Baran,"odasının kapısını tıklama gereği duymamış direkt içeri girmiştim. "Neden sabah kahvaltıda yoktun? Konuşmak için beni şirkete kadar yordun." İkiz olabilirdik ama ortak noktamız sadece görünüşümüzdü. Ben ciddi ve soğuk o ise rahat ve sıcak kanlıydı. Anneanneme benziyordu huyları. "Telefon diye bir şey var Eflâl. Arayıp konuşabilirdin." Hiç şaşırmamıştım bu cevaba. Bunu her dediğinde yüzüne çakasım geliyordu.

"Baran dedem toplantı yapmak istedi ama sen yoktun." Sertçe yutkundu. "Dedem toplantı mı yapmak istedi?" Oturduğu koltuğa ilerledim. "Evet ve kalk koltuğumdan biliyorsun 35 dakika farkla senden büyüğüm. Bu nedenle ben buradayken o koltuğa ben otururum. Sen değil. " Elimle kışkışlar gibi yaptım. Koltuktan kalktığında koltuğa kuruldum.

"Bu günlük oturabilirsin. Nasıl olsa artık yoksun." Gitmemi kolluyordu. Köpek. "Baran daimi olarak gitmiyorum. Ayrıca seni Demir abime söyleyeceğim." Kapı tıklatıldı. Büyük ihtimal asistanlardan biriydi. "Gel." dedim sakince. Kapı açılınca Demir abimi gördüm.

"Neyi söyleyeceksin Eflâl'im?" Sanırım o da toplantı için Baran'ı uyarmaya gelmişti. Yüzüme sahte bir hüzün yerleştirdim. "Abicim Baran benim gitmemi kolluyormuş. Ben gidince yerime kurulacakmış. Ve bana iyi ki gidiyorsun dedi." Baran yalancı der gibi baktı. İçinden bana sövdüğüne emindim. Ki bunun için hislerime gerek yoktu. "Demek öyle ha Baran. Demek sen benim Eflâl'ime iyi ki gidiyorsun dedin ha?"

"Abi şimdi o öyle değil. Eflâl yalan söylüy-" Demir abim Baran'ın sözünü böldü. "Merak etme Baran,senin yerin hep aynı kalacak. Bu kötülüğü sana yapmayacağım. Ne yükselecek ne de düşeceksin." Bu üç cümle ile abimin Baran'a benim yerimi bırakmayacağını anladım. "Ama abi!"

"Sus Baran. Demir abi toplantı vakti yaklaşıyor." Abim kafasını salladı. Birkaç ayarlama yaptıktan sonra odada dedemin görüntüsü oluştu. "Zîfiri İz askerleri. Mîrvaz,Zîfreza ve Kûtna. Bu gün sizinle Zîfreza'nın yeni görevi hakkında konuşacağız. Zîfreza bu sefer sahaya tek inecek. Görevin kırmızı bir defteri bulmak,Zîfreza."

Kırmızı bir defter mi? Bu kadar mı yani? "Zîfreza,o defter normal değil. O deftere ihtiyacımız var. Defter eski bir eczacının elinde. O defterde önemli isimler,kodlanmış bilgiler ve adresler var. Eczacı şu anda yaşlı ve konuşamaz halde Rize'de bulunuyor."

"Harika,hasta bakıcılığı mı yapacağım?" Dedem kararlı bakışlar atmaya devam etti. "Hayır,orada bulunup bütün evlere rutin kontrol yapan bir doktorsun. Ama ona daha bir ilgili davranmanı istiyorum. Mîrvaz ve Kûtna,kardeşinizi hava limanına götürün. Gitme vaktin geldi Zîfreza. " Konuşmamıza fırsat vermeden toplantıyı sonlandırdı.

"Gidelim mi kardeşim?" Biraz zor olacaktı Mardin'i bırakıp gitmek. Normalde de görevlere giderdim. Ama epeydir sahada değildim. Aileme baya bağlanmıştım. "Gidelim abi."

Ben Eflâl Vêznedâr. Hayır,Liliana Volkova. Hayır,Zîfreza. Ben asıl benliğinden uzakta bir kadındım. Kim olduğum bilinmezdi. Biri gerçek beni bulana kadar.

○○○

Umarım beğenmişsinizdirrr. Bu kalpler sizee.💗💗💗

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

38okunma 0beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18