18. bölüm / 23
Sessizliğin Ardındaki KaranlıkBölüm 18 - İki Hamle
Bölümler 23Şu an: Bölüm 18 - İki Hamle
- 1 Bölüm 1 - İlk bakış1.867 kelime
- 2 Bölüm 2 - Çınlama1.602 kelime
- 3 Bölüm 3 - Sessizlik2.053 kelime
- 4 Bölüm 4: Yol2.843 kelime
- 5 Bölüm 5: Aren2.326 kelime
- 6 Bölüm 6: Uyarı3.316 kelime
- 7 Bölüm 7: Küçük Şeyler1.100 kelime
- 8 Bölüm 8: Geriye Kalanlar1.383 kelime
- 9 Bölüm 9: Dördüncü İsim1.594 kelime
- 10 Bölüm 10: Yarın da Gel1.666 kelime
- 11 Bölüm 11: Geldim1.619 kelime
- 12 Bölüm 12: Hatıra1.621 kelime
- 13 Bölüm 13: Üç Kalın Şey2.793 kelime
- 14 Bölüm 14: Biraz Fazla Hızlı2.784 kelime
- 15 Bölüm 15: Geciken Misafir4.051 kelime
- 16 Bölüm 16: Cevapsız Sorular4.850 kelime
- 17 Bölüm 17: Üç Vuruş4.375 kelime
- 18 Bölüm 18 - İki Hamle2.833 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 Bölüm 19 - Eski Bir Dost2.732 kelime
- 20 Bölüm 20 - Uzun Bir Yol5.941 kelime
- 21 Bölüm 21 - Görünmeyen Sınır7.471 kelime
- 22 Bölüm 22 - İlk İz1.577 kelime
- 23 Bölüm 23 - Geri Dönemeyeceksin3.662 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
### Ralph'ın Bakış Açısı
Uzunkol, sol tarafımda bıraktığım açıklığa doğru fırladı.
İki uzun kolunu ileri uzatmıştı.
Tam da beklediğim gibi.
Sağ ayağımla yana çekilip gövdemi çevirdim.
Yaratık artık havadaydı. Bütün ağırlığını saldırısına vermişti ve yönünü değiştirmesi için çok geçti.
Kılıcımı tek bir hareketle savurdum.
İleri uzattığı iki kolu aynı darbeyle kestim.
Uzunkol, sıçrayışının hızıyla ilerlemeye devam etti. Yere düştüğünde arka bacaklarıyla toparlanmaya çalıştı.
Ama ona fırsat vermedim.
Bir adımda yanına ulaştım.
Kılıcımı ikinci kez, bu defa boynuna indirdim.
Yaratık bir daha hareket etmedi.
Birkaç saniye önce üzerimize atılmaya hazırlanan uzunkol, şimdi yerde hareketsiz yatıyordu.
Bir süre onu gözlemledim.
Ardından çevreme baktım.
Kayaların arasında başka bir hareket görünmüyordu. Yine de yalnızca birini öldürmüş olmamız, yakınlarda başka uzunkolların bulunmadığı anlamına gelmiyordu.
Kılıcımı indirip Tarin'e döndüm.
— Tarin, Lenn'in durumu nasıl?
Tarin, büyük kayanın dibinde çömelmişti. Lenn ise sırtını kayaya yaslamış, yaralı omzunu tutuyordu.
— Bilinci yerinde. Ama omzuna bakılması gerekiyor.
Yanlarına yürüdüm.
Lenn başını kaldırdı.
Önce bana, ardından arkamda yerde yatan uzunkola baktı.
— Onu... iki hamlede mi öldürdünüz?
— Evet.
Genç muhafız bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.
Tarin, Lenn'in omzundaki yarayı kontrol etmeyi sürdürüyordu.
— Şanslısın, dedi. Biraz daha geç kalsaydık durumun çok daha kötü olabilirdi.
Lenn gözlerini yere indirdi.
— Özür dilerim. İzi incelerken...
— Çevreni kontrol etmeyi unuttun, dedim.
Başını salladı.
— Evet.
— İzleri takip etmek önemli. Ama bir yaratığın izini sürerken yalnızca yere bakarsan, kendini savunamazsın.
Lenn bu kez doğrudan yüzüme baktı.
— Bir daha olmayacak.
— Olmamasını umuyorum.
Tarin ayağa kalktı.
— Yürüyebilir. Ama şifacının yarasına bakması iyi olur.
— O hâlde geri dönelim.
Kılıcımı kınına yerleştirdim.
Lenn ayağa kalkarken bir kez daha uzunkola baktı.
Ben ise geldiğimiz geçide yöneldim.
Önceliğimiz artık kervana dönmekti.
Kayalık geçitten ayrılıp yamaçtan aşağı inmeye başladık.
Çıkarken dikkatle takip ettiğimiz izlere bu kez fazla zaman ayırmadık. Yalnızca çevremizi kontrol ederek ilerliyorduk.
Lenn'in yaralanması hızımızı biraz düşürmüştü.
Genç muhafız yürüyebiliyordu ancak sağ kolunu fazla hareket ettirmemeye çalışıyordu. Tarin de onun birkaç adım gerisinden geliyordu.
— Omzun nasıl? diye sordum.
— Hareket ettirmediğim sürece pek acımıyor.
— Şifacıya gösterene kadar zorlama.
— Tamam.
Bir süre sessizce yürüdük.
Yamacın alt kısmına yaklaştığımızda Tarin yanıma geldi.
— Sence yakınlarda başka uzunkollar da var mıdır?
— Olabilir. Ama şu ana kadar başka bir iz görmedik.
— Yine de çevreyi kontrol ettirmek gerekecek.
— Edric'e söyleriz.
Ağaçların arasından yol görünmeye başladığında aşağıdan insan sesleri duyuldu.
Kervanın bulunduğu yere döndüğümüzde, ortalık ilk geldiğimiz zamana göre biraz daha düzenli görünüyordu.
Yaralıları taşımak için getirdiğimiz araba artık orada değildi.
Birkaç adam yere saçılmış çuvalları topluyor, sağlam kalanları yolun kenarında biriktiriyordu. Bir başkası ise devrilmiş arabanın yanında diz çökmüş, tekerlek bağlantılarını inceliyordu.
Edric, kervan çalışanlarından biriyle konuşuyordu. Bizi görünce konuşmasını bitirip yanımıza geldi.
— Ne buldunuz?
— Uzunkolu bulduk. Artık tehlike oluşturmayacak.
Edric başını salladı.
— Tek miydi?
— Biz yalnızca bir tanesiyle karşılaştık. Genç bir bireydi. Yakınlarda başka uzunkollar olduğuna dair bir iz görmedik ama kesin konuşamam.
— Anladım.
Bakışları Lenn'e kaydı.
— Omzuna ne oldu?
Lenn biraz doğruldu.
— Dikkatsiz davrandım, komutanım. İzleri incelerken yaratık üzerime atladı.
Edric yaralı omzuna baktı.
— Yürüyebiliyor musun?
— Evet, komutanım.
— Güzel. Kasabaya döndüğümüzde şifacıya göstereceksin. Şimdilik kolunu zorlama.
— Emredersiniz.
Edric bana döndü.
— Yaralıları bir süre önce gönderdim. Şifacı da onlarla gitti.
— Durumları nasıl?
— İlk müdahaleleri yapıldı. Kasabaya vardıklarında daha iyi ilgilenebilecekler.
Başımı salladım.
— Peki, mallar ne olacak?
Edric sağlam kalan arabayı gösterdi.
— Kurtarabildiklerimizin çoğunu topladık. Bir kısmını da arabaya yükledik. Ama bu üç arabadan yalnızca biri kullanılabilecek durumda.
Devrilmiş arabaya baktım.
— Onu doğrultmayı denediniz mi?
— Deneyeceğiz. Ancak tekerleklerinden biri de zarar görmüş. Burada onarmak zaman alabilir.
— Kasabadan yeni araba mı getirteceksin?
— Yaralıları gönderirken arabacıya iki boş yük arabası daha yollamalarını söyledim. Buraya ulaşmaları biraz sürecek ama bugün içinde işleri bitirebiliriz.
Yolun kenarında biriktirilen çuvallara baktım.
— Akşama yetişir mi?
— Büyük bir sorun çıkmazsa yetişir. Kasabaya fazla uzak değiliz sonuçta.
Bu sırada adamlardan biri yırtılmış bir çuvalı kaldırmaya çalışırken içindeki tahıllar yere döküldü.
Edric ona seslendi.
— Onu diğerlerinin yanına koyma! Önce sağlam olanları ayırın.
Adam başını sallayıp çuvalı kenara çekti.
Edric yeniden bize döndü.
— Zarar gören mallar da var. Hepsini kurtaramayacağız ama mümkün olduğunca fazlasını götüreceğiz.
— Kervandakiler ne durumda?
— Çoğu çalışabilecek durumda. Yalnızca herkesin biraz dinlenmeye ihtiyacı var.
Bir an durdu.
— Ölen üç kişiyi de burada bırakmayacağız. Onları da kasabaya götüreceğiz.
Başımı salladım.
Edric'in bakışları yeniden kayalık tepelere yöneldi.
— Yolun güvenliğini de düşünmemiz gerekiyor. Bir uzunkolun öldürülmüş olması, başka tehlikelerin bulunmadığı anlamına gelmez.
— Bizim karşılaştığımız genç olanlardandı. Muhtemelen sürüsünden ayrılmıştı.
— Umarım öyledir.
Tarin konuşmaya katıldı.
— Dönüşte de çevreyi kontrol edebiliriz. En azından bu yol üzerindeki kayalıkları gözlemlemiş oluruz.
— İyi olur, dedi Edric. Zaten sizden biraz daha yardım isteyecektim.
— Ne yapmamızı istiyorsun? diye sordum.
— Arabalar gelene kadar burada kalacağım. Siz de çevrenin güvenliğine dikkat edin. Malları yüklemeye başladığımızda yardıma ihtiyacımız olabilir.
— Tamam.
Edric, Lenn'e döndü.
— Sen de bir kenara oturup dinlen. Yardım etmeye kalkışma.
Lenn itiraz edecek gibi oldu ama Edric'in yüzüne bakınca vazgeçti.
— Emredersiniz.
Tarin genç muhafızın yanına gidip oturabileceği bir yer gösterdi.
Ben ise yolun karşı tarafına geçerek kayalık tepelere baktım.
Az önce uzunkolla karşılaştığımız yer, buradan görünmüyordu.
Rüzgâr ağaçların arasından esiyordu.
Şimdilik çevrede başka bir hareket yoktu.
Kasabadan gelecek arabaları beklerken gözümüzü yoldan ayırmamamız gerekiyordu.
Beklediğimiz arabalar henüz gelmemişti.
Yolun kenarındaki büyük bir kayanın üzerine çıkıp çevreyi gözden geçirdim.
Bulunduğum yerden hem kasabaya uzanan yolu hem de saldırının gerçekleştiği kayalık yamacı görebiliyordum.
Tepelerde herhangi bir hareket yoktu.
Bir süre sonra aşağıdan Edric'in sesi duyuldu.
— Ralph!
Ona döndüm.
— Ne oldu?
— Bir şey gördün mü?
— Hayır. Şimdilik her şey sakin.
— Güzel. Arabalar gelene kadar burada kalabilir misin?
— Tabii.
Edric yeniden adamların yanına döndü.
Aşağıda çalışmalar devam ediyordu. Kurtarılabilecek çuvallar bir araya getirilmiş, zarar görenler ise ayrı bir yere konmuştu.
Bir ara kervandaki adamlardan biri, sağlam görünen bir çuvalı kaldırdı. Fakat altından tahıllar dökülmeye başlayınca onu tekrar yere bıraktı.
Yanındaki adamla birkaç kelime konuşup çuvalın ağzını bağlamaya çalıştılar.
Bu saldırı yalnızca insanların hayatına mal olmamıştı.
Kervanın taşıdığı malların bir kısmı da kullanılamaz hâle gelmişti.
Bir süre daha çevreyi gözledim.
Sonunda kasaba yönünden gelen tekerlek seslerini duydum.
Başımı çevirdiğimde, yolun ilerisinde iki boş yük arabası göründü.
Her birini birer adam kullanıyordu. Yanlarında da silahlı iki kasabalı at üzerinde ilerliyordu.
Arabalardan biri yanımıza yaklaştığında Edric onları karşılamak için öne çıktı.
— İyi, geldiniz. Arabaları şuraya çekin.
Adamlar söyleneni yaptı.
Ben de kayadan inip yanlarına gittim.
— Yol nasıldı? diye sordum.
Arabalardan birini süren adam cevap verdi.
— Sakindi. Kasabadan çıkarken bizi uyaranlar oldu ama yolda bir şey görmedik.
— Güzel.
Edric, yerde biriktirilen çuvalları gösterdi.
— Önce sağlam malları yükleyeceğiz. Ağır olanları alta yerleştirin. Zarar görenleri de ayrıca kontrol edeceğiz.
Herkes işe koyuldu.
Ben de bir süre çuvalların taşınmasına yardım ettim.
Tarin, sağlam kalan kervan arabasının yanındaydı. Yükün düzgün yerleştirilmesini kontrol ediyor, gerektiğinde adamlara yardım ediyordu.
Lenn ise yolun kenarındaki bir taşın üzerinde oturuyordu.
Bir ara ayağa kalkıp bize doğru gelmeye çalıştı.
Edric onu fark etti.
— Lenn, nereye?
Genç muhafız durdu.
— Yardım edebileceğimi düşündüm, komutanım.
— Omzun iyileşti mi?
— Hayır ama diğer kolumu kullanabilirim.
— O kolunu da yaralamadan oturmanı tercih ederim.
Lenn bir an tereddüt etti.
Sonra yeniden yerine oturdu.
Tarin ona bakıp hafifçe gülümsedi.
— Merak etme. Senin payına düşen çuvalları da taşırız.
Lenn cevap vermedi ama yüzündeki ifadeden pek memnun olmadığı anlaşılıyordu.
Çalışmalar ilerledikçe yolun kenarındaki çuval yığınları küçüldü.
Yükün büyük kısmı arabalara yerleştirildiğinde Edric, kervanın çalışanlarından birini yanına çağırdı.
— Eksik olanları sayabildiniz mi?
— Tam olarak değil. Ama hangi çuvalların zarar gördüğünü ayırdık. Kasabaya varınca hepsini yeniden sayabiliriz.
— Öyle yapalım.
Adam başını salladı.
Ardından bakışları biraz ileride, üzerleri örtülü hâlde bekleyen üç kişiye kaydı.
Yüzündeki ifade değişti.
— Onları da götüreceksiniz, değil mi?
Edric hiç tereddüt etmedi.
— Elbette. Bunun için de yer ayırdık.
Adam sessizce başını eğdi.
Bir süre sonra Tarin yanıma geldi.
— Yüklerin çoğu tamamlandı.
— Fazla sürmedi.
— Edric adamları iyi organize etti.
Sağlam kalan kervan arabasına baktım.
Onun da yükü yerleştirilmişti. Hayvanların koşumları kontrol ediliyor, son hazırlıklar yapılıyordu.
Edric bizi yanına çağırdı.
— Hazırız sayılır. Yalnızca son birkaç işi bitireceğiz.
— Yol boyunca nasıl ilerleyelim? diye sordum.
— Ben önden gideceğim. Tarin arabaların yanında kalsın. Ralph, sen de arkadan gel. Lenn ise arabalardan birine binsin.
Lenn hemen başını kaldırdı.
— Komutanım, yürüyebilirim.
— Biliyorum. Ama binmeni istiyorum.
Bu kez itiraz etmedi.
Hazırlıkların son kısmında hayatını kaybeden üç kişi de dikkatlice arabalardan birine yerleştirildi.
Kervandaki adamlar bir süre sessizce bekledi.
Edric herkesin hazır olduğunu görünce atına bindi.
— Yola çıkıyoruz!
Arabalar birer birer hareket etmeye başladı.
Ben de atıma binip en arkadaki yerimi aldım.
Son kez kayalık tepelere baktım.
Sabah yaşananların ardından şimdi her şey sakin görünüyordu.
Ama yolun üzerinde hâlâ kırılmış tahta parçaları ve dağılmış tahıllar vardı.
Bunları toplamak için daha sonra birilerini göndermek gerekecekti.
Atımı harekete geçirdim.
Önümüzde kasabaya uzanan yol vardı.
Bu kez acelemiz yoktu.
Yine de herkesin bir an önce eve dönmek istediğinden emindim.
### Lucas'ın Bakış Açısı
Gareth'in tahta kılıcı bir kez daha omzuma dokundu.
— Yine sol tarafını açık bıraktın.
Kılıcımı indirdim.
— Ama bu kez büyüyü kullanırken saldırmayı unutmadım.
— Doğru. Yalnızca savunmayı unuttun.
İtiraz etmek için ağzımı açtım ama söyleyecek bir şey bulamadım.
Gareth gülümsedi.
— Bugünlük yeterince çalıştık, ne dersin?
Bahçenin ortasına baktım.
Toprak Eli'yle oluşturduğum çıkıntıların izleri hâlâ duruyordu. Birkaç tanesi düzgün yükselmişti ama diğerleri oldukça biçimsizdi.
Sabah başladığımızda Gareth'in savunmasını aşmanın kolay olacağını düşünmüştüm.
Şimdi ise onu yalnızca bir kez geri adım atmaya zorlayabilmiştim.
Üstelik o da bana karşı saldırmıyordu.
— Biraz daha çalışsak?
— Yarın da buradayım, Luke.
— Söz mü?
— Söz.
Tahta kılıcımı bahçenin kenarına bıraktım.
Gareth de kendi kılıcını yanına koyup masaya oturdu.
Ben ise oturmak yerine evin ön tarafına yürüdüm.
Güneş artık sabahki kadar yüksekte değildi.
Babam gideli uzun zaman olmuştu.
Öğle yemeğinde de dönmemişti. Annem bunun üzerine fazla konuşmamış ama birkaç kez pencereden dışarı bakmıştı.
Ben de merak ediyordum.
Kasabanın çanı sabah üç kez çalmıştı. Babam bunun acil bir yardım çağrısı olduğunu söylemişti.
Ama neden yardım istendiğini hâlâ bilmiyordum.
Bahçe kapısının yanına geldiğimde sokaktan geçen iki adamın konuşmasını duydum.
— Arabaları getirmişler mi?
— Birkaçını gördüm. Diğerleri de geliyormuş.
— Yaralılar?
— Şifacının yanına götürmüşler.
Adamlar yürüyüp uzaklaştı.
Arabalardan mı söz ediyorlardı?
Daha fazlasını duymak için kapıya yaklaştım ama çoktan köşeyi dönmüşlerdi.
— Luke?
Arkamdan Gareth'in sesi geldi.
— Ne yapıyorsun?
— Sokaktan geçenler yaralılardan bahsediyordu.
Gareth'in yüzündeki gülümseme biraz silindi.
— Demek yardım çağrısı bunun içinmiş.
— Babam da orada olabilir mi?
— Muhtemelen.
Bir süre sokağa baktıktan sonra bana döndü.
— Gel, içeri geçelim. Döndüğünde anlatır.
Tam o sırada sokağın ilerisinde tanıdık birini gördüm.
Babamdı.
Atının üzerinde evimize doğru geliyordu. Üzerinde sabah evden çıkarken giydiği kıyafetler vardı. Kılıcı da belindeydi.
— Baba!
Elimi kaldırıp ona seslendim.
Babam başını çevirdi.
Beni görünce hafifçe gülümsedi ve atını yavaşlatarak bahçe kapısının önünde durdurdu.
— Luke!
Atından indiğinde bahçe kapısından çıkıp yanına koştum.
— Geldin!
— Gördüğün gibi.
Yanıma geldiğinde biraz yorgun görünüyordu. Ama herhangi bir yerinde yara göremedim.
— Ne oldu? Nereye gittin? Kasabada herkes bir şeyler konuşuyor.
Babam bir an durdu.
— Hepsini birden mi soracaksın?
— Önce ne olduğunu anlat.
Babam hafifçe güldü.
— Yolda bir ticaret kervanına saldırılmış. Yardım etmek için gittik.
— Kim saldırmış?
— Bir uzunkol.
Bu ismi daha önce duymuştum.
Uzun kollarıyla kayalık arazilerde hareket eden tehlikeli bir yaratık olduğunu biliyordum. Ama hiç görmemiştim.
— Gerçekten mi?
Babam başını salladı.
— Evet. Neyse ki artık tehlike oluşturmuyor.
— Sen mi yendin?
— Tarin ve Lenn'le birlikte izini sürdük. Sonunda karşılaştık.
— Sonra?
Babamın cevabını bekliyordum.
— Sonra onu öldürdüm.
Bunu, sabah ne yediğini anlatır gibi sakin bir sesle söylemişti.
— Nasıl?
— Daha sonra anlatırım. Önce içeri girelim.
Tam o sırada Gareth bahçe kapısından çıktı.
— Ralph! Döndün demek.
— Biraz önce geldim.
Gareth yanımıza yaklaştı.
— Yardım çağrısı neymiş?
— Rotass yolunda bir kervana uzunkol saldırmış. Genç bir bireydi. Onu hallettik.
Gareth başını salladı.
— Yaralı var mı?
Babamın yüzü ciddileşti.
— Üç kişi hayatını kaybetmiş. Birkaç kişi de yaralanmış. Yaralıları biz dönmeden kasabaya göndermişlerdi.
Bir an sessizlik oldu.
Üç kişi ölmüştü.
Sabah evden çıkarken babamın neyle karşılaşacağını merak etmiştim. Ama böyle bir şey beklemiyordum.
— Peki, diğerleri? diye sordum.
— Onlar kasabaya döndüler. Yaralılarla şifacı ilgileniyor.
— Sen yaralanmadın, değil mi?
Babam bana baktı.
— Hayır, Luke. Ben iyiyim.
Sonra başımı okşadı.
— Sen ne yaptın bakalım bugün?
Bu soruyu bekliyordum.
— Gareth'le çalıştık! Kılıç ve büyüyü birlikte kullanmayı öğrendim!
— Öyle mi?
— Toprak Eli'ni kullanırken saldırmayı da başardım. Gareth'i geri çekilmek zorunda bıraktım!
Gareth hemen araya girdi.
— Bunu söylerken sonrasında kaç kez yakalandığını da anlatmalısın.
— Onları anlatmama gerek yok ki!
Babam güldü.
— Anlaşılan epey çalışmışsınız.
— İstersen gösterebilirim!
Babam bahçenin ortasına baktı.
— Gösterirsin. Ama önce biraz dinlenmeme izin ver.
— Tamam.
Babam atını bahçe kapısının yanındaki çite bağladı.
Üçümüz eve doğru yürüdük.
Kapıyı açtığımızda annem bizi gördü.
— Ralph!
Yanımıza geldi.
— Sonunda döndün. Nasıl geçti?
— Anlatacak birkaç şey var. Ama merak etme, ben iyiyim.
Annem bir an onu süzdü.
Ardından rahatlamış gibi nefes verdi.
— Önce üstünü değiştir. Milia'yla yemek hazırladık.
— Kulağa güzel geliyor.
Babam içeri ilerlerken ben de peşinden gittim.
Sabah Gareth'le ne kadar çalışırsam çalışayım, babam döndüğünde ona göstereceğim ilk şeyi düşünüyordum.
Şimdi ise onu hemen bahçeye çıkarmak için acele etmiyordum.
Nasıl olsa eve dönmüştü.
Babam üstünü değiştirdikten sonra hepimiz yemek masasında toplandık.
Milia'nın hazırladığı yemekler oldukça güzel kokuyordu.
Sabah aceleyle evden çıkan babamın şimdi karşımızda oturuyor olması içimi rahatlatmıştı.
— Bugün Gareth'le epey çalışmışsınız, dedi babam.
— Evet! Hem kılıç hem de büyü kullandık.
Gareth ekmeğinden bir parça kopardı.
— Özellikle ikisini aynı anda kullanmayı denedik. Birkaç güzel hamlesi vardı.
Babam bana baktı.
— Öyle mi? Hangi büyüleri kullandın?
— Önce Fısıldayan Rüzgâr'ı denedim. Sonra Toprak Eli'ni.
— Sonuç?
— İlkinde kaybettim.
Gareth araya girdi.
— İkincisinde de kaybetti.
— Ama bu kez seni geri çekilmeye zorladım!
Babam güldü.
— Demek ilerleme var.
— Var tabii!
Annem gülümseyerek tabağıma biraz daha yemek koydu.
— O zaman yarın da bu kadar çalışacaksan iyi beslenmen gerekiyor.
İtiraz etmedim.
Yemeğe devam ederken babama baktım.
Sabah ne kadar aceleyle evden çıktığını hatırlıyordum.
— Baba, yarın da göreve gidecek misin?
— Şimdilik öyle bir planım yok. Neden sordun?
— Gareth'le öğrendiklerimi sana göstermek istiyorum.
— Bunun için yarını beklemene gerek yok. Biraz dinlendikten sonra da gösterebilirsin.
Gareth başını iki yana salladı.
— Önce dinlensin, Ralph. Bugün yeterince çalıştı.
— Daha çalışabilirim!
— Elbette çalışabilirsin. Ama dinlenmeyi de öğrenmen gerekiyor.
Babam bana baktı.
— Bu konuda Gareth'e katılıyorum.
İkisine sırayla baktım.
Biraz önce birbirleriyle uğraşıyorlardı. Şimdi ise bana karşı anlaşmışlardı.
— Hiç adil değil.
Annem gülerek konuştu.
— İtirazını yarına saklayabilirsin, Luke.
Yapacak bir şey yoktu.
Yemeğin geri kalanında daha çok Gareth'in eskiden babamla yaptığı antrenmanlardan konuştuk. Gareth, babamın gençliğinde de pek söz dinlemediğini söyleyince annem oldukça eğlendi.
Babam ise anlatılanların biraz abartıldığını iddia ediyordu.
Hangisine inanacağımı bilmiyordum.
Ama Gareth'in anlattıkları çok daha eğlenceliydi.
Bir süre sonra yemek bitti.
Annem uyku saatimin geldiğini söylediğinde fazla itiraz etmedim. Bütün gün yaptığımız antrenmanlar sonunda kendini hissettirmeye başlamıştı.
Babamla Gareth'e iyi geceler diledim.
— Yarın devam edeceğiz, değil mi? diye sordum.
Gareth başını salladı.
— Söz vermiştim.
Gülümseyerek yukarı çıktım.
Yatağıma uzandığımda gün boyunca öğrendiğim hareketleri düşündüm.
Yarın Gareth'in savunmasını aşmak için başka ne deneyebilirdim?
Belki Su Topu'nu kullanabilirdim.
Ama önce saldırırken sol tarafımı açık bırakmamayı öğrenmeliydim.
Bunu düşünürken gözlerim ağırlaşmaya başladı.
### Ralph'ın Bakış Açısı
Lucas odasına çıktıktan sonra Gareth'le bir süre daha oturduk.
Günün yorgunluğu artık kendini hissettiriyordu.
Gareth bardağındaki son yudumu içti.
— Bugün beklediğinden uzun sürdü galiba.
— Biraz. Kervanın yüklerini toparlamak zaman aldı.
— Yaratık gençmiş, öyle mi?
— Evet. Sürüsünden ayrılmış gibi görünüyordu.
— Yakınlarda başka iz var mıydı?
— Bulamadık. Ama Edric yolu bir süre daha kontrol ettirecek.
Gareth başını salladı.
Bir süre sonra ona döndüm.
— Bu arada, bugün deftere bakmaya fırsat bulabildin mi?
— Pek sayılmaz. Lucas'la çalıştıktan sonra da fırsat olmadı.
— Ben de bütün günü dışarıda geçirdim.
— Bu gece biraz bakmak ister misin?
Bir an düşündüm.
Yorulmuştum ama henüz uyuyacak kadar değildi.
— Olur. Dün bıraktığımız yere bir daha bakalım.
Birlikte kütüphaneye geçtik.
Aren'in defteri masanın üzerinde duruyordu.
Gareth sandalyelerden birini çekip oturdu.
Ben de karşısına geçtim.
— Dün bazı notları karşılaştıracaktık, dedim.
— Hatırlıyorum. Özellikle birbirini tutmayan birkaç ifade vardı.
Defteri önüme çektim.
Aren'in aceleyle yazdığı satırlar yine karşımdaydı. Bazı kelimelerin üzeri çizilmiş, yanlarına başka açıklamalar eklenmişti.
Gareth masadaki diğer kâğıtlardan birini aldı.
— Şuna da bakalım. Belki neden farklı yazdığını anlayabiliriz.
Kâğıdı yanımıza koydum.
Bir süre notları karşılaştırdık.
Ancak Aren'in neyi kastettiğinden hâlâ emin değildik.
Gareth sandalyesine yaslandı.
— Bazen keşke bunları yazarken yanında olsaydım diyorum.
Elimdeki deftere baktım.
— Yanında olsaydın bile her şeyi anlatır mıydı, emin değilim.
Gareth hafifçe gülümsedi.
— Muhtemelen önce anlamamı beklerdi.
— Sonra da anlamadığın için seninle dalga geçerdi.
— Kesinlikle.
Bir süre sessiz kaldık.
Gareth sonunda kâğıtları toparlamaya başladı.
— Bugünlük bu kadar yeter. Yarın daha dinçken devam ederiz.
Karşı çıkmadım.
Defteri kapatıp diğerlerinin yanına bıraktım.
Bugün elimizdekilere yeni bir cevap ekleyememiştik.
Ama en azından nerede kaldığımızı biliyorduk.
Masanın üzerindeki lambayı söndürmeden önce bir kez daha deftere baktım.
Sonra Gareth'le birlikte kütüphaneden çıktık.
Bölüm etkileşimi
