1. bölüm / 1
Sessiz Tanık1- Gölgedeki Karanlık
Bölümler 1Şu an: 1- Gölgedeki Karanlık
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kuzey gözlerini açtığında alnından süzülen soğuk bir ter damlası yastığını ıslatıyordu.
Yatak odasındaki loş ışık, camdaki yansımasında çatık kaşlarını ve karmaşık yüz ifadesini ortaya çıkarıyordu.
Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki, göğsüne biri oturmuş gibi hissediyordu. Ellerine baktı; titriyorlardı. Tırnaklarının arasına yapışmış bir şeyler vardı…
Toprak mı? Yoksa kurumuş kan mı?
Dün geceye dair anıları bulanıktı. Birkaç saat önce neler olduğunu hatırlamaya çalıştığında zihninde kesik kesik görüntüler belirdi: bir bağırış, sert bir darbe sesi, yere düşen bir beden… Ama kimin?
Yatağının kenarına oturdu, elini saçlarının arasına geçirdi. Oda sessizdi, ama bu sessizlik, dışarıda bir fırtına koptuğunun habercisi gibiydi. Telefonu titreşiyordu; masanın üzerinde adeta sabrını test ediyordu. Arayan, sekreteri Sema’ydı. İş toplantısını hatırlatacağını biliyordu, ama bu sabah hiçbir şey, iş düşünecek kadar normal değildi.
Kuzey bir süre telefonu görmezden geldi. Aklında tek bir düşünce vardı:
"birini mi öldürdüm ?"
Birden bire elinin altında bir kağıt parçası hissetti. Yastığın altından çıkardığında siyah bir not kağıdı gördü. Üzerinde sadece bir cümle yazıyordu:
"Kaybolmuş sıralarla dolu Zihnin seni yutacak."
Hafif bir panik dalgası kalbine vurdu. Hızla yataktan kalktı ve banyoya gitti.
Aynadaki yüzüne baktı; çenesindeki hafif bir kesik ve boynundaki ince bir morluk dikkatini çekti.
"Ne oldu dün gece?" diye mırıldandı. Ama zihninde hiçbir şey yoktu,
Ellerini yıkarken aynadan uzaklaştı. Ama dikkatini çeken bir şey oldu:
Odanın köşesinde, siyah takım elbisesi düzensizce yere bırakılmıştı.Düğmeleri kopmuş, yakası yırtılmıştı. Odaya geri döndü, Gömleği eline aldı ve cebinde bir şeyin olduğunu hissetti: bir anahtar. Küçük, sade bir kasa anahtarı. Nereden geldiğini bilmiyordu, ama anahtarı avucunda sıkıca tuttu.
Odanın her köşesini dikkatle inceledi. Her şey yerli yerindeydi, ama sanki içinde bir boşluk hissi vardı. Bir şeyler eksikti, Hangi boşluk olduğunu bilmeden, gardırobuna yöneldi ve gizli bölmeyi açtı. İçindeki kasa hâlâ yerindeydi. Anahtarı kasaya soktu, ama kilit açılmadı.
"bu kasanın değil," diye mırıldandı.
Anahtara biraz daha baktı, zihninde kaybolan parçaları arıyordu, anahtarı avucunda sıkarak ayağa kalktı.
Dün geceye dair bir şeyler hatırlamak için, gergin bir şekilde Aşağı kata indi ,
villanın boş olduğunu fark etti. Sabahın erken saatleriydi ve çalışanlar henüz gelmemişti. Ama bu sessizlik, bugün ona huzurdan çok tedirginlik veriyordu. Her adımında ayak sesleri yankılanıyordu.
Salondaki masanın üzerinde, yarısı içilmiş bir viski şişesi ve kırık bir bardak vardı. Yanında kanlı bir mendil duruyordu. Mendili eline aldı ve derin bir nefes aldı. Hatırlamak için kısmıştı gözlerini, Mendilin üzerindeki kan kendisine mi aitti, yoksa bir başkasına mı?
Masadaki izleri takip ettiğinde, hiç bir şey bulamayıp masanın kenarına yaslandı, arka bahçesine açılan büyük kapıdan, salona yansıyan ay ışığını seyretti, her gece burada oturup ay'ı izlediğini hatırlıyordu.
Zihnindeki karanlığın yavaş yavaş renkleneceğini biliyordu, ama bekelyecek ne sabrı ne de zaman vardı, güçlü nefes sesleri bütün evde yankılanıyordu, oturmaya karar verdi.
Rahatlamaya ihtiyacı vardı, masanın hemen yanına, yere oturarak başını sandalyeye yasladı.
Bulmak zorundaydı. Ay ışığının evinin içindeki dansını izliyordu. Gözleriyle ışığı takip ederek halıya odaklandı.
salondaki halının üzerinde hafif bir sürüklenme izi fark etti. İzi dikkatle inceledi bir şekilde izler silinmişti fakat yansımada izler duruyordu. Parke'nin üzerindeki izlerin verandaya doğru uzandığını gördü. Ama verandaya çıktığında, her şey kusursuz bir şekilde temizlenmişti. Hiçbir ipucu yoktu. Herşey yerli yerinde olması gerektiği gibiydi.
“Ben kimim?” diye sordu kendine. Cinayet onun için bir yaşam biçimiydi; iş dünyasında rakiplerini susturmak veya itaat ettirmek için bunu defalarca yapmıştı. Ama bu sefer... Bu sefer bir şey farklıydı. "Ben yapmadım... Bunu ben yapmadıysam, kim yaptı?” dedi gergindi aklı karışmıştı
Üst kata yönelerek Çalışma odasına döndü. Bilgisayarını açıp güvenlik kameralarını kontrol etmeye çalıştı. Ama gece saat 11’den sonra tüm kayıtların eksik olduğunu fark etti. Dosyalar ya silinmiş ya da hiç kaydedilmemişti. "Kim yapabilir bunu?" diye düşündü
Bilgisayarın başında otururken masanın köşesindeki çekmeceyi açtı. Çekmecenin içinde bir zarf buldu. Zarfta sadece bir adres yazıyordu: şehrin güzel semtlerinden bir yer. Kuzey bu adresi tanımıyordu, ama oraya gitmesi gerektiğini hissediyordu. Bir an olsun kağıdı elinden bırakmamıştı.
gece boyunca hiçbir ipucu bulamadan ofiste oturdu. Gözleri karşıdaki boş duvarda bir noktaya kilitlenmişti. Zihnindeki boşluk onu yutuyordu. Bir şey yapmış olmalıydı, ama ne? Ve neden hiçbir şey hatırlamıyordu?
Saat sabahın altısını gösterdiğinde, Hakan içeri girdi. Kuzey’in durumunu hemen fark etti, ama soru sormaya cesaret edemedi.
konuşmadan onu izliyordu.
“Gece bir kaç defa aradım dönmedin,” dedi Hakan.
Kuzey cevap vermedi, sadece ağır adımlarla masanın başına geçti.
Hakan, Kuzey’in gergin olduğunu fark etmişti.
“Pekii. İstersen geceyi konuşmayalım,” diye ekledi.
Ama Kuzey'in gözleri kısıldı. “Soru sorma,” dedi sertçe. Biraz bekleyen hakan Merakla sordu “Bir sorun mu var?”
Kuzey, Hakan’a sert bir bakış attı, o'na kızacakken vaazgeçti, ve tek bir cümle söyledi: "Geceye dair hiçbir şeyi hatırlamıyorum."
Hakan, Kuzey’in mafyadaki sert liderliğini iyi bilirdi. İş dünyasındaki karizmasıyla farklı bir yüz sergilese de, geceleri Kuzey’in başka birine dönüştüğünü herkes biliyordu. Ama bu gece, o bile Kuzey'in farklı bir şeyle mücadele ettiğini hissediyordu.
Hakan şaşkınlıkla; "Nasıl hatırlamıyosun? Çok mu içtin" diye sordu.
Kuzey umutsuzluk ile, gözlerini kapatarak ekledi; "Bilmiyorum. bilmiyorum.. bir şeyler eksik. Bulmak zorundayım"
Hakan şaşkınlığını gizlemeden merakla; "hatırladığın kısımları ne? İstersen senin için araştırabilirim" dedi.
Kuzey Hakan'ın gözlerinde kanıt ararcasına onunla göz teması kurdu, fakat aradığı şeyi bulamayınca, kararlılıkla "ben hallederim, sen karışma" dedi hakana güvenmiyordu, her ne kadar onun sağ kolu olsa da bu evde dönen olaylar kolaylıkla hakan tarafından yapılabilirdi.
Herkesten şüphe duymak zorundaydı. Kendisinden bile...
Kuzey hakanı başından savmak için şirkette halletmesi için bir görev verdi, hakan Kuzey'in ona olan tavrından birşeyler olduğunu anlamıştı. Yakında öğreneceğine emindi.
Onaylayarak Kuzey'in yanından uzaklaştı. Kuzey, hakan çıkınca elindeki zarfa odaklandı, adrese baktı, o adrese gitmesi gerektiğini biliyordu. Çalışma masasının etrafında düşünerek, biraz gezindikten sonra. Sandalyesine oturdu hâlâ bir şeyler hatırlamaya çalışıyordu. Gözlerini tam çalışma masasının karşısına dikince. Gözlerinin önündeki tablo dikkatini çekti.
Tabloda ; bir çift kadın gözü vardı. Siyah badem gözler, muntazam kaşlar ile tamamlanmış kadına büyüleyici bir hava katıyordu sadece gözleri görünüyordu. İnsanı Baktıkça içine çeken gözler,
Kuzey bu tablonun neden burada olduğunu, ayrıca neden tam gözlerinin karşısında olduğunu anlamaya çalışıyordu. Oturduğu yerden detaylıca izledi tabloyu, bu tabloyu daha sonra hakan'a soracaktı.
Gözlerini tablodan ayırmadan elindeki kağıdı kurcalamaya başladı kağıdı eline alınca gözlerini tablodan ayırdı. adresin yazılı olduğu kağıdı elinde tuttu. kendinden biraz uzaklaştırdı, inceledi, arkada yazan yazılar güneş ışığı ile açığa çıkmıştı. Merakla arkasını çevirdi
Kağıdın arkasını çevirdiğinde, kendi el yazısıyla yazılmış bir isim gördü: "Uzm. Psk. Ela Dirhem." Kuzey bu isme dair hiçbir şey hatırlamıyordu, ancak bir şekilde bu kadının önemli bir bağlantı olduğunu hissediyordu.
Zarftaki adres ve cebindeki anahtar ona bir yol gösteriyordu. Ancak hâlâ zihnindeki eksik parçalar, içindeki boşluğu büyütüyordu. "Zihnim bana ihanet ediyor," diye mırıldandı. Bu durum, Kuzey Karan’ın alışık olduğu bir şey değildi.
Zihninde bu isme dair kalıntılar aramaya çalıştı, karşılaştığı ise, yine hiçlik. Asıl merak ettiği; bu yazı neden kendisine ait. sebepsizce yapmayacağını biliyordu, bunu kendisinden başkası yapmış olamazdı, çenesini okşarken, odanında içinde bir sağa bir sola ağır, ağır adımlıyor, zihninin çöplüğünde boğulan bir bedenin yapması gereken şeyleri yapıyordu.
Zihnin çöplüğü, unutulmayanların, belkide hiç hatırlanmayanların yüküyle dolup taşar ve insanı derine çeker.
bu kadın her kimse önemli detaylara sahipti.
Elindeki kağıdı birkaç saniye izledi "Ela Dirhem" son kez baktığı ismi hafızasına kazınmıştı.
Aklındaki soruların onu karanlığa boğmasından korkuyordu, belliydi, gözlerinde ilk defa bir tedirginlik hakimdi, elleri titriyordu,
Kuzey Karan, ilk defa tatmıştı başarısızlığı, ancak biliyordu, şimdiden tattıysa bu acı tadı, devamı zehirden de beter olacaktı.
Masanın, Diğer kenarına bıraktığı anahtar, tekrar dikkatini çekti. İlk işi bu anahtarın hangi sırları araladığını bulmak olacaktı.
isim yazılı kağıdı masaya bıraktı, yan tarafına da anahtar bulunuyordu, gözleri anahtar ile kağıt arasında mekik dokuyordu, ikisi arasındaki bağı bağdaştırma Hâliydi bu,
anahtarı cebine attı. Adres kağıdı ile birlikte ofisinden dışarı çıktı. Geç bile kalmıştı. Odasına yönelerek, arbasının anahtarını aramaya koyuldu, komodin'in üzerinde duran anahtarı fark edip ona doğru gitti, almak üzereyken, aynadaki yansıması ile bakıştı, rezalet bir haldeydi. Gömleğin düğmeleri kopmuş, üzerinde kime ait olduğunu bilmediği kan lekeri sıçramıştı, saçları dağılmış, kaliteli görüntüsü zedelenmişti, hoş böyle bile göz ardı edilemeyecek kadar yakışıklıydı.
"Bu halde çıkacak kadar delirdim mi"
Diye sordu kendi, aldığı cevap evetti. Ama Kuzey Karan, bir imaja sahipti yer altı mafyasının gözde adamlarından birinin, dışarıda dayak yemiş bir halde görülmesi pek hoş olmazdı. Üzerindeki kıyafetleri parçalar biçimde indirip atmıştı bir duşa ihtiyacı vardı.
hiç ayarlamadan, soğuk suyun teninde akıp yol almasına izin verdi. Çok sürmemişti sadece birkaç dakika, hemen kurulanarak giyinmeye başladı. Gardırobunun önüne geçip, klasik şık takımlarından birini gözüne kestirdi.
Siyah, kaliteli bir o kadar zarif,
çoktan giyinmiş, saçlarını kurulamıştı. Son kez görünüşünü izleyip anahtarı ile birlikte odasından çıktı, alt kata yöneldi, çalışanları çoktan gelmişti, "günaydın efendim" diyen seslerin, hiç birini umursamadan. Çattığı kaşlarıyla kendini dışarı atmıştı. Arabasına varır varmaz adamlarından biri komut bekler biçimde
"Kuzey bey, yapmamız gereken bir şey var mı?" Diye sordu.
Geceyi düşünmekten kendini alıkoyamayan kuzey; kimsenin onu daldığı düşüncelerden uynadırmasını istemiyordu. Agresif ses tonu, sabırsızlığını çağrıştırıyordu. Adama bakmadan. "siz burda kalın, haber veririm" diyerek arabası ile son hız evinin bahçesinden çıkmıştı.
Kuzey, karanlık geceyi ve arabanın hüzünlü gürültüsünü arkasında bırakırken, bir an bile düşüncelerinden sıyrılamadı. Gözleri, her zamanki sert ve keskin bakışlarla yola odaklanmıştı; ama zihninde farklı düşünceler birbiriyle çatışıyordu. O kadar derin düşüncelere dalmıştı ki, arabayı bir an için sanki doğru düzgün sürmüyormuş gibi hissetti. Bir yanda geceyi aydınlatan farlar, diğer yanda, hem ruhunu hem de bedenini yoran karanlık bir geçmiş vardı.
Desteğe, ona yardımcı olacak, zihninin çöplüğünden çıkaracak birilerine ihtiyacı vardı. Kimleri araması gerektiğini biliyordu. Hemen telefonunu eline aldı ve numarayı çevirdi. Arsla'ı arıyordu. Ekrandaki isme bakarken, yılların getirdiği güveni hissetti. Arslan ve Murat her zaman onun yanında olmuşlardı, birbirlerine doğru yolu göstermişlerdi. Kuzey, onlardan her zaman arkadaşlık değil, kardeşlik görmüştü. Arslan’ın ve Murat'ın varlığı, Kuzey’in hayatta sahip olduğu en değerli şeydi. Bu düşüncelerle, telefonun diğer ucundan gelen ilk sesi duydu: "Vay kardaşımm!"
Yüzündeki buruk tebessümü gizleyen kuzey. İfadesiz bir şekilde "kardeşim" dedi
Kuzeyde bir şeyler olduğunu fark etmesi için arslan'a tek kelime yeterli gelmişti. Samimi tavrını sertleştirerek.
"Söyle kardaşım Problem ne?" dedi
Kuzey, kendini samimi bir şekilde ifade edemediği çok nadir anlardan birine adım attı. Yüzündeki sert ifadeyi gevşeterek, yardıma muhtaç biçimde; "Bana yardım etmeniz lazım," dedi, kelimeler dudaklarından zorla dökülüyordu. "Konuşmamız gerek," diye ekledi, ama sesindeki incelik, kendini başka birine açmanın verdiği huzurla karışmıştı.
Arslan Her ne kadar kontrolü sağlamaya çalışsa da ilk defa Kuzey'i böyle görmüştü. Kaşlarını çatmış kardeşinin başına ne gelmiş olabileceği düşüncesi ile kavrulup duruyordu. Çok geçmeden yanıtladı;
"Adres ver. Ben Murat'a haber veririm"
Kuzey Gittiği adresin konumunu tarif edip, telefonu kapatırken, hafif bir tebessüm yüzüne yerleşti.
Arslan, sorgulamadan ona olan inancını bir kez daha göstermişti. Bu tür bir güven, Kuzey'in içinde neredeyse kaybolmuştu ama Arslan ona, bir kardeşin gösterdiği sadakatle hep bunu hatırlatıyordu.
Kuzey, konumun gösterdiği adrese doğru ilerlerken, yollar bir an için hafızasında canlanmaya başladı. Her biri, zamanında yaşadığı bir anıyı hatırlatan, tanıdık virajlar ve geçitlerdi. Kafasında ise karanlık düşünceler birbirine giriyor, geçmişin anıları, unutulmuş yüzler ve kaybolan zamanlarla doluyordu. Araba, bir an için sanki ona ait değilmiş gibi hissettirdi. Yavaşça ilerlerken, deniz kenarındaki o tanıdık yerin silueti yaklaşıyordu.
İşletmenin karşısına geldiğinde, Kuzey arabasını deniz kıyısına çekti. Önünde, Bebek sahilinin zarif atmosferini yansıtan. Şık ve bir o kadar da modern bir mekan beliriyordu.
Büyük cam pencereler, deniz manzarasını içeriye nazikçe alıyordu. Açık renk tonlarıyla 3 katlı zarif bina, oldukça yalın duruyordu. Bu yalınlık aynı zamanda güçlü bir ihtişam'da yaratıyordu. Düz cam korkuluklar ve teras katındaki taze çiçekler, mekana şıklık katıyordu. Hafif beyaz tüller, rüzgarla havalanarak içeriye farklı bir atmosfer katıyordu. Sessiz bir bölge, sadece deniz dalgalarının uzaklardan duyulabileceği kadar huzurluydu.
Burası, insanın içini huzurla dolduracak bir yerdi.
Kuzey, gözlerini tabelada "Uzm. Psk. Ela Dirhem" yazan isme odaklayarak dikkatle izledi. Tablodaki yazı, sanki ona bir mesaj veriyordu. Ya da kuzey öyle olmasını istiyordu. Bir kaç saniye izlediğimde, uzun camların arasından bir kadının ayakta biriyle el sıkıştığını fark etti. Kadının yüzünü tam olarak görememek, Kuzey’i huzursuz etti. Kim olduğunu bilmeden, bir tür tehdit olduğunu düşündü. Bütün bunların, hafızasının kaybolmasında büyük bir payı olabileceğini düşünüyordu. Aynı zamanda, Murat ve Arslan’ın gelmelerini bekledi.
Bir kaç dakika geçti, gözleri hala Ela Dirhem tabelasındaydı. Gözünü ondan ayırmayan Kuzey, bir araç sesi duydu. KRN plakalı bir araç hızla ona doğru yaklaşıyordu. Gözlerini kıstı ve aracın geldiğini gördü. Bu, Arslan’dı.
Arslan arabadan endişeyle inerek Kuzey’e doğru yaklaştı oldukça tedirgin görünüyordu kuzeye destekler biçimde sarıldı. Kuzey, Arslan'ın yanında göremediği Murat’ı sorarken, Arslan, "Gelir şimdi, deli Murat," diyerek gülümsedi. Ardından, Kuzey’e, "Hayırdır, niye buradayız?" diye sordu.
Kuzey, iç çekerek, "Murat gelsin, konuşacağız," dedi.
Bir süre sessizce denizin kıyısında durdular. Ancak sessiz semtte aniden yoğun araç sesleri yükselmeye başladı. Kuzey ve Arslan kafalarını seslere doğru çevirdi ve dört, beş araçlık bir konvoyun onlara doğru geldiğini fark ettiler. Araçlar etraflarını sardı. Kuzey, bir suikast olduğunu biliyordu hemen silahına sarıldı. Arslan, onun yanına geçti, birbirlerini koruyarak pozisyon aldılar. Silahlar hazır. Tetikler çekilmek için can atıyordu. Konvoydan inenleri gördüklerinde, silahlarını doğrulttular. En önde, baltasıyla, onlara doğru gelen adama odaklandılar. bu Murat’tı.
Murat, elindeki baltayı sallayarak, "hepinizin belasını sikmezsem şerefisizim" diyerek haykırıyordu. "Hani lan, nerdeler oğlum?" diye ekeldi. Baltasına rağmen gayet şık bir takım elbise giymişti, bu durum Arslan ve Kuzey’i şaşırtmıştı.
"Ne oluyor burada?" diye birbirlerine bakarak silahlarını ceplerine koydular. Murat, yüksek sesle, "Oğlum, beni beklemediniz mi lan, yazıklar olsun, bensiz mi dövdünüz adamları?" diyerek, iki adama feryat ediyordu.
Kuzey ve Arslan, Murat’ın deliliklerine alışmışlardı. Sessizce, sorgular biçimde susmasını beklediler. Murat, sinirli bir şekilde, "Ne susuyorsunuz, konuşsanıza!" dedi.
İlk çemkiren Arslan oldu. Hızla Murat’ın yakasına yapıştı. "Oğlum, kafayı mı yedin lan, bu konvoy ne?" dedi.
Murat, baltasını sallayarak şaşkın bir şekilde, "ne var lan. Sen demedin mi, Kuzey'in yardıma ihtiyacı var diye?" diyerek kendince haklı bir serzenişte bulundu.
Kuzey, ellerini cebine koyarak, her iki arkadaşın arasında durdu, onları izledi. "Ne oluyor lan, ne oluyor?" dercesine bakıyordu.
Arslan, "Lan gerizekalı, psikolojik yardımı kastettik herhalde!" diyerek Murat’ı bırakıp, biraz daha uzaklaştı.
Murat ise, "Erkek adamın psikolojik yardıma ihtiyacı mı olurmuş, karımıyız mı lan biz?" diyerek biraz daha sinirlendi.
Arslan, "Hadi adamları geçtim, bu balta ne lan?" diyerek gözlerini baltadan ayırmadı.
Murat, baltasını sallayarak, "Ne var oğlum, erkek adam hazırlıklı olmalı, meyve bıçağıyla mı geleyim?" diyerek tepki gösterdi.
Arslan, baltayı ve adamları göstererek, "Gönder lan şunları, gerizekalı" dedi.
Murat, istediği kaosa ulaşamayacağını fark edince, baltayı adamına uzatarak, "Oğlum, siz gidin," diyerek adamlarını gönderdi.
Hiç bir şey olmamış gibi kuzey'e doğru yaklaşıp sarıldı. "Kardeşim, hayırdır inşallah?" dedi.
Murat'ın deliliklerine alışmış olan arslan ve kuzey, Murat'a gülerek, "harbi deli lan" diyerek iç çektiler
Kısa bir sessizliğin ardından Kuzey, "Dua et kardeşimsin, yoksa o kafanı dağıtırdım, manyak mısın oğlum sen?" dedi.
Murat ise, hüzünlü bir şekilde, "O değil de, beklediğim verimi alamadım, adam dövmem lazım, yoksa başım tutar" dedi.
Kuzey ve Arslan şaşkın bir şekilde bakarken, Murat, feci bir ciddiyetle "Hayırdır, anlat bakalım neler oluyor?" dedi.
Kuzey, murat'a hâlâ alışamadığını fark etmişti. Bu adamın deliliği çok vahim yerlere doğru gidiyordu.
Derin bir iç çekerek olan biteni anlatmaya başladı. Sonunda ise Bu adresi kendi el yazısıyla yazdığını, bu kadının, Kuzey’in hafızasındaki eksiklere dair bir bağlantısi olabileceğini düşündüğünü belirtti.
Murat ve Arslan şaşkınlıkla, "Nasıl hatırlamazsın oğlum? Elin Psikolog kadınının seninle ne alakası olabilir?" dediler.
Kuzey, kaşları çatık bir şekilde, "İşte onu öğrenmek için geldim," dedi.
Murat, "Böyle olmaz, öğrenemezsin. Bir ilgisi varsa dahi söylemez," diyerek itiraz etti.
Arslan, "tabi lan. Başka bir şekilde öğrenmeliyiz," dedi.
Kuzey, "Başka türlü nasıl öğrenebilirim ki? Bir cinayet yaşanıyor, ben mi yaptım başkası mı, bilmiyorum. Bu adresi ve ismi ben yazmışım, ama hatırlamıyorum. Tek bildiğim, sebepsiz yere yapmış olamam," dedi.
Murat ve Arslan birbirlerine bakarak düşünmeye başladılar.
Murat, sonunda, "o zaman gidelim alalım kadını, bir seansta biz onun psikolojisinin derinlerine inelim bakalım" diyerek Kuzey’i ikna etmeye çalıştı.
Arslan; "saçmalama lan kadına el mi kaldıralım birde, bu senin adamlık kitabının neresinde yazıyo" diye çıkıştı
Murat ise " ne el kaldırması oğlum, korkutur öğrenir, bırakırız o kadar" dedi bu cevap arslan'ı sinirlendirmişti
Arslan, "Kardeşim, yapacağın tek şey bekleyip görmek. Elimizde kadına dair hiç bir şey yokken, hele ki el yazısı sana aitken, kadından şüphelenemeyiz," dedi.
Kuzey, kararlı bir şekilde, "Bekleyecek vaktim yok, bir cinayet yaşanıyor. Kim olduğunu bilmiyorum, ama bu kadının bağlantısı olabilir," dedi.
Arslan ve Murat birbirlerine bakıp derin bir nefes aldılar.
Murat, son bir kez, "Böyle gitmez, ama başka çaresi yok," diyerek başını sallayarak beklemeleri gerektiğini söyledi.
Kuzey, düşüncelerinden sıyrılarak Ela Dirhem'in yazılı tabelaya bakarak derin bir boşluk hissiyle iç çekti. O an içindeki huzursuzluk, kalbinin bir yerlerinde kaybolan bir parçayı aramak gibiydi. Her şey garipti, ama bu kadının üzerinde hissettiği şüpheler daha da derindi
Bütün bunlar, kaybolan hafızasının neden olduğu boşluklardan mıydı, yoksa gerçek bir tehlikenin habercisi miydi?
Arslan ve Murat, Kuzey'in yanına yaklaşarak onu ikna etmeye çalışıyorlardı. Arslan, Kuzey'in sadece bir psikolojik savaş vermediğini, bir cinayetle yüzleştiğini ve bunun altında ne olduğunu bulmaya çalıştığını görüyordu. Murat, Kuzey'in içindeki gerilimi hissederek, daha önce gördükleri bu tür duygusal karmaşanın ne kadar tehlikeli olduğunu biliyordu.
Murat’ın önerisi olan, "Araştırdın mı kadını?" sorusu Kuzey’i düşündürmüştü. kliniğe doğru bakarak "Hayır, direk çıktım buraya geldim," diye cevap verdi Kuzey. Arslan ise biraz da kızarak, "Araştırsaydın, belki mafya ile bağlantısı vardır, nereden biliyoruz?" dedi. Bu soru, Kuzey'i daha da şüpheye düşürdü. Kadının bağlantıları, şüpheleri daha da büyütüyordu.
Murat, "İstersen o işi ben halledeyim," diyerek öneride bulundu. Kuzey başını onaylar biçimde sallayarak, bu işi başka bir şekilde çözebileceğini kabul etti. Arslan ve Murat, birbirlerine bakarak sinyalleri paylaşmışlardı.
Bu bakışlar, Kuzey'in büyük bir tehdit altında olduğunu fark ettikleri anı simgeliyordu. Çocukluktan beri birbirlerini tanıyan 35 yaşındaki üç adam, Kuzey’i ilk defa bu kadar çaresiz görmüşlerdi. Bu, onları hem şaşırtmış hem sinirlendirmişti. Ama aynı zamanda derinden üzülmelerine de sebep olmuştu. Birbirlerini anlamak için tek bir bakış bile yeterdi.
Arslan, Murat'ın omzuna hafifçe vurup, "Bu olay çözülene kadar Kuzey’de kalıyoruz, yürü," dedi ve arkadaşını hafifçe itti. Kuzey, eski alışkanlıklarıyla alaycı bir şekilde gülümseyerek, "Ne gerek var oğlum, geceleri tek başıma uyumak beni korkutmuyor," diye takıldı.
Murat, "Aşk olsun, kovuyorsan gelmeyiz," diye karşılık verdi. Kuzey, "Onu mu kastettim oğlum?" diyerek gülerek geçiştirdi. Murat, "O zaman hadi," diyerek Kuzey’in arabasına doğru ilerledi.
Kuzey, arabaya geçerken bir kez daha ELA DİRHEM yazılı tabelaya baktı. İçindeki boşluk hissi, bir zamanlar kaybolmuş bir hatıra gibi gelip geçiyordu.
Onlar arabaya binerken, Kuzey’in kafasında Ela’nın adı, yaşadığı hafıza kaybı ve neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında daha fazla soru işareti vardı. Bu belirsizlik, her geçen dakika daha da derinleşiyordu.
-------------------------------------------------------
Selamlar
sevgili okurlarım, sessiz tanık kitabımızın ilk bölümü ile karşınızdayız.
Oy vermeyi unutmayın lütfen.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın ❤️
Bölüm etkileşimi
