3. bölüm · Sessiz Bırakılan
.
Soğuk bir kış akşamı… Tarih 1 Mart 1985. Dünyaya ilk kez o gün baktım. Gözlerimi açtığım anda kimsenin beni gerçekten beklemediğini, hatta pek de istenmediğimi yıllar sonra anlayacaktım. Tatlı bir çocuk değildim; kimse beni kucağına alıp sevmezdi. Yüzüme bakan herkes sahte bir tebessümle “Maşallah” deyip geçerdi. Kelimenin o sahte sıcaklığı bile üşüyen ruhuma değmezdi.
Çocukken insanların beni sevip sevmemesi içimi acıtırdı, ama yıllar geçtikçe bu duygu yavaşça köreldi. Artık ilgilenmiyorum. Yalnız kalmak, sessiz kalmak… belki de beni ayakta tutan tek şey buydu. İnsan konuşmasa bile gözleri konuşur; o bakışlardan ne kastettiklerini hep anladım. Zamanla suskunluğun da bir dil olduğunu öğrendim. Şimdi, beni ben yapan o yıllara, aklımın uyanmaya başladığı günlere dönelim.
— Mahsun, kalk artık! Saat kaç oldu? Hâlâ yatıyorsun!
— Mahsunn…
(…)
Sabahın henüz yedisi bile olmadan annemin sesi evin duvarlarında yankılanıyordu. Sanki büyük bir çiftliğin işçisiymişim gibi acele etmem gerektiğini sanırdı hep. Oysa o koca şehirde sabahın köründe ne yapacaktım? Yavaşça yataktan kalktım, yüzümü yıkadım ve salona doğru yürüdüm. Annem, babam için kahvaltıyı hazırlıyordu. Her zamanki gibi telaşlı, her zamanki gibi sinirli…
Babam erkenden işe giderdi, ama annemin gereksiz yere söylediği ağır sözler huzurumu kaçırırdı. Keşke o da çalışsa, dışarıya çıksa, hayatı başka bir pencereden görse… Belki evimiz biraz daha nefes alırdı. Ama fark etmiyordu; babam gibi o da yaptığım en küçük harekette gözlerini büyütüp içime işleyen bir öfkeyle bakardı.
Bu yüzden sabahları erkenden dışarı çıkardım. Sokak, evden daha çok benimdi. Şehrin o saatlerdeki sessizliği, insanlardan daha dosttu bana. Arkadaşlarım uyurdu; kimse dışarıda olmazdı. Ama ben alışmıştım yalnızlığa. Sokak köpeklerine, kedilere… Ne bulduysam onlara anlatırdım içimi. Konuşamazlardı ama beni anladıklarını hissederdim. Bazen bir köpeğin bakışı bile annemin bir cümlesinden daha çok iyileştirirdi ruhumu.
Genç yaşım sokaklarda geçti. Ev sadece yemek yemek ve uyumak için uğradığım bir durak gibiydi. Aileyle karşılaşmamak için zamanımı hep dışarıda tüketirdim. Belki kaçıyordum, belki korunuyordum… ama o sokaklar, o hayvanlar ve o sabahın erken saatleri, beni ben yapan her şeydi.
