1. bölüm / 1
Sert ve GüzelSert ve Güzel: Bölüm 1
Bölümler 1Şu an: Sert ve Güzel: Bölüm 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneşin dağınık ışınları perdeler arasından odaya sızdığında, ben hala o siyah koltukta çocuklarımı düşünüyordum.
Eski kocam, çocuklarımı benden almış son iki gündür seslerini bile duymama izin vermemişti. Dün dayanamayıp Hamza'nın evine gittiğimde ise çocuklarımın orada olmadıklarını öğrenmiştim ve kendime hakim olamayıp Hamza'ya ağzıma geleni söylemiştim. Lanet olasıca adam iki oğlumu da haberim bile olmadan almıştı elimden. Tüm bedenim öfke ile doluydu, kalbim ise nefretle çarpıyordu ona karşı.
"Pislik!" diye tısladım ağzımın içinden. Hamza her zaman kendi bildiğini okur, beni delirtirdi. İki ay önce ondan ayrılmama rağmen peşimi hiç bir zaman bırakmamıştı. Her daim çocukları bahane edip karşıma çıkıyordu. Ancak ikimiz de çok iyi biliyorduk ki derdi çocuklar değildi, onları istediği her an görebiliyordu. Derdi benimleydi. Kendi düşen ağlamaz dedim içimden. Yıllar önce onunla evlenmeseydim belki de hala içimdeki neşemi yitirmemiş olurdum. ‘Ama o zaman da seni ayakta tutan çocuklarını hiçbir zaman kucağına alamazdın’ dedi içimden bir ses. ‘Hamza’nın her şeye rağmen sana yaşattığı o güzel anları hiç yaşamamış olurdun.’
Derin bir of çektim, gözaltlarım uykusuzluktan mor halkalara dönüşmüştü. Gözlerimin içindeki kırmızı hareler ise ben buradayım diye bağıran bir yorgunluktan ibaretti. Önümde duran sehpanın üstündeki kupaya uzanıp elime aldım ve dumanı tüten kahveyi dudaklarıma götürüp bir yudum içtim. Kahve bana iyi geliyor, bulanan beynimi biraz da olsa rahatlatıyordu. Gözlerimi tekrar camdan dışarıya çevirdim. Oturduğum koltuk boydan boya tüm caddeyi görüyordu. Bir kaç saat önce sessizliğiyle beni büyüleyen cadde şimdi yavaş yavaş insan kalabalığına dönüşmüş, telaşlı bir koşuşturmanın sinyallerini vermeye başlamıştı.
Aklımdan bir saniye bile çıkmayan minik yavrularım yeniden doluştu zihnime. Çocuklarımın her sabah yanıma gelip yanağıma bir öpücük kondurmasıyla uyanırdım. İki günde çok özlemiştim onları. Hamza son kararını vermişti, her türlü alacaktı onları benden.
Yüzümü sıkıntıyla buruşturup yeşil gözlerimi acıyla kıstım. Bana bunları neden yaşattığının elbette ki farkındaydım. Ona geri dönmemi ve yeniden evlenip yuva kurmamızı istiyordu. Ancak onun o karmaşık hayatına daha fazla dayanabileceğimi sanmıyordum, üstelik artık yalnız da değildim. Hayatı tehlikelerle dolu bir adamdı Hamza, bu durum evliliğimizin ilk yıllarında beni rahatsız etmemişti. Fakat Yiğit ve Eymen dünyaya geldiğinde içimde zamansız büyüyen bir endişe alevi yanmaya başlamış, gün geçtikçe daha da büyür hale gelmişti. Üç ay önce evimize yapılan silahlı saldırıdan sonra her şey patlak vermişti. Hamza’ya defalarca işlerine ailesini bulaştırmamasını söylesem de onun kontrolü dışında gerçekleşen olaylar bu evliliği bitirme kararımı devreye sokmama sebep olmuştu. Ben bir anneydim ve ne pahasına olursa olsun çocuklarımı korumak zorundaydı.
Kapı zili çaldığında kafamı çevirip duvarda asılı olan ahşap saate baktım. Sabahın yedisini gösteriyordu. Meraklı ve istekli adımlarım bir an önce kapıya ulaşmak istiyor, Hamza’nın çocuklarımı geri getirmiş olabileceği gerçeği içimde çocuksu bir heyecanın uyanmasına neden oluyordu. Belki çocuklar benim için ağlamışlardı, belki de o insafa gelmişti.
Kalbim küt küt atmaya devam ederken adımlarımı hızlandırıp kapıya ulaştım ve kapıyı açtım. Fakat çocuklarımın boynuma atılmasını beklerken karşımda gördüğüm kadın ile yüzüm düştü. Dudaklarımı büzdüm ağlamamak için. Karşımdaki kadın söylene söylene içeriye girerken ben de kapıyı kapattım. İşte bu histen nefret ediyordum, acı bile hayal kırıklığının yanında muazzam bir duygu gibiydi.
"Neredesin kızım sen iki gündür?” diye sordu Özge içeriye girerken. “Ne telefonlara bakıyorsun, ne de bir haber veriyorsun.” Sitemle kaşlarını çatıp ona sarılmamı bekledi. Özge, benim can dostumdu. Gerçek bir kızıldı, masmavi gözleri ve ona aşağıdan bakmamı sağlayan , bir boyu vardı. Bana yıllardır hem dost hem de aile olmuştu. O olmadan boşanma sürecini daha sancılı geçireceğimi biliyordum ve bunun için Allah'a binlerce kez şükrediyordum. Özge’yle beraber içeriye yürüdüm ama ona sarılmadım. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu. Özge ise ona sarılmadığım için çoktan içerlenmişe benziyordu.
"Ne oldu sana böyle Betül?" diye çıkıştı. Tedirgin olmuştu ve bu belirgin mimiklerinden oldukça belli oluyordu. İki gündür bana ulaşamayınca soluğu benim evimde aldığı belliydi. Endişeli gözleri hala üzerimdeyken montunu çıkartıp kenara bıraktı. Bitik bir halde koltuğa attım kendimi, Özge ise oturduğum koltuğun hemen karşısındaki büyük koltuğa çöktü.
"O adam," dedi zor çıkan sesi ile. "Sana bir şey mi yaptı yoksa?" diye bağırdı yüksek sesle. Dişi bir kaplan edası ile ellerini koltuğa dayamış bedenini ileriye savurmuştu. Gözlerimi oynadığım ellerimden kaldırıp ona bakınca gardımı indirmişçesine ağlamaya başladım. Güçlü bir kadındım, olur olmadık şeylere ağlamayı sevmesem de artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Özge ne yapacağını şaşırmış bir şekilde oturduğu koltuğa çakıldı kaldı. Ağzı beş karış açık karşında ağlayan beni izledi bir süre.
Bekledi…
Ben karşında için için ağlarken sakinleşmemi bekledi. Beni teselli etmekle uğraşmadı, çünkü bu ağlama krizlerime o da alışmıştı. "Çocuklarım," diye fısıldadım ağlamaya devam ederken. Hızla ayağa kalkıp yanıma geldi. "Çocuklara bir şey mi oldu?" diye telaşla sordu. Sonra etrafına bakıp çocukları aradı gözleri.
İnanamadığı her halinden anlaşılıyordu.
"O adam çocukları mı aldı yoksa?" diye tısladı.
Söyledikleriyle daha çok ağlamaya başladım. Sinirlerim boşalmış gibi hissediyordum. Özge yüzünü hüzün ile buruşturup kollarını açarak bana sıkı sıkı sarılıp acımı almak istercesine başımı okşadı. Sakinleşene kadar ağladıktan sonra kendime gelmeyi başardım. "Ne olacak?" diye yakındı Özge. Hamza'yı en iyi tanıyanlardan birisiydi. Ne kadar güçlü, ne kadar gözü kara olduğunu o da herkes gibi biliyordu. Fakat bunların hiçbiri bana sökmezdi. Hırsla ayaklanırken, "Benim gitmem gerek," dedim. Hafif sendeleyince dünden beri doğru düzgün bir şey yemediğim aklıma geldi, ama önemi yoktu. Odaya girmeden önce Özge’nin "Nereye?" diye çıkıştığını duydum ama ona cevap verecek halde bile değildim.
***
Kurulduğum koltukta bir saattir bekliyordum. Ne gelen vardı ne de giden. Köşede oturan kadına baktım göz ucuyla. "Hamza Bey şu anda toplantıda Betül Hanım," diyeli tam bir saat olmuştu. Ve bir saattir şu lanet olası koltuğa çakılıp kalmıştım. Bir kere daha ayaklandım ve hızlı adımlarla sekreterin yanına varıp tekrar sordum.
"Toplantı ne zaman biter?" Sekreter kadın başını yaptığı işten kaldırıp gözlüklerini aşağıya çekti. Sekreterin içinden, patronunun eski karısının hala neden şirkete geldiğini sorguladığını biliyordum. Üstelik belli etmese bile sıkıldığı da anlaşılıyordu.
"Bilmiyorum Betül Hanım," dedi düz bir ses ile. "Hamza Bey'in işi bitince sizi içeriye alacaktır. Beklemenizi istedi."
Saat henüz sabahın 10'uydu ve yukarıdaki deli adam toplantı mı yapıyordu sahi? Kimi kandırıyordu bu kadın, Hamza'nın bu saatte toplantı yapmayı sevmediğini ikimizde biliyorduk. Ufak bir baş hareketiyle arkamı dönüp oturduğum koltuğa tekrar ilerledim. Fakat kaşla göz arasında sekreterin masasından üst kata çıkabileceği kartı almayı başardım. Eğilip minik dergilerle kaplı masadan çantasını aldığım gibi asansöre ilerledim. Sekreter dönüp bakmamıştı bile. Asansöre binip yirmi beşinci katın düğmesine bastım. Onay verilince asansör hızla yükselmeye başladı.
Asansör durup kapılar açıldığında büyük bir lobi karşıladı beni. Adımlarımı hızlandırıp kimse fark etmeden mavi kapıya ilerledim. Geçen sefer sekreter ile yürüdüğüm yolları şimdi tek başıma arşınlıyordum. Kalbim gümbür gümbür atarken göğsümden fırlayacakmış gibi hissettim, Hamza'nın içeride bulunduğu kapıya geldiğimde ise bayılmak üzereydim. Tıklatmadım kapıyı. Hışımla açıp geriye doğru savurdum. Ve eski kocam tekrar karşımdaydı.
Hamza kapının o şekilde açılması ile kafasını sinirle kaldırdı. Tabi ki gelenin kim olduğunu biliyordu, bunu gözlerinden bile anlayabilirdim. Ben ona doğru gelirken elindeki kalemi sıkıntıyla masaya bıraktı ve önündeki dizüstü bilgisayarı kapattı. O bilgisayardan beni izlediğini bilecek kadar tanıyordum onu. Bütün binanın kameraları kendi özel bilgisayarından takip ettiriliyordu.
O ne kadar sakin duruyorsa ben onun aksine bir o kadar öfkeli ve nefret doluydum. Hızla çantama uzanıp buruşuk bir kağıt çıkardım ve Hamza'ya fırlattı. "Çocuklarımı görmek istiyorum," dedim aynı anda. Hamza masasının üzerine gelişi güzel düşen kağıda bakmadı bile. Usulca sandalyeyi geriye itti ve ayağa kalkıp kısılmış bakışlarıyla karşısındaki bana baktı.
"Görmeyeceksin," dedi meydan okuyan bir ses ile.
Onu dinlemedim bile.
"İmzaladım," dedim yerdeki kağıdı gösterirken. "Hemen şimdi çocuklarımın yanına götüreceksin beni!" Hamza kısık gözlerini daha fazla kısıp deliye dönen beni süzdü baştan aşağı. Bir süre durakladı ve bir kaç dakika düşündü. Sonra yüzüne çekici fakat oldukça sinsi bir gülümseme yerleştirdi. Geriye dönüp masanın üzerindeki kağıdı aldı ve tekrar yerine oturdu. Uzun uzun baktı kağıda. Sonra kafasını kaldırıp gözlerimin içine baktı.
"Hadi," dedim ayağımı yere vururken. Gülümsemesi yüzünde hala tazeliğini korurken bu beni daha da çileden çıkartıyordu. Tam ağzını açacaktı ki odanın içinde bulunan dosya odasının kapısı açıldı. İkimiz de aynı anda oraya döndük. İçeriden çıkan sarı saçlı, kırmızı dudaklı ve oldukça kısa olan eteğiyle bir kadın Hamza'nın oturduğu yere yürüyüp masanın birkaç adım ötesinde durdu. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüşcesine kaskatı kesildim bir an. Bu kadını tanıyor ve Hamza’ya olan ilgisini tüm şirket gibi bende biliyordum. Birçok kadının Hamza’ya ilgisi vardı evet fakat kimse karşımda duran kadın kadar bunu belli etmiyor, Hamza’ya yapışmıyordu.
"Dosyaları düzenledim Hamza Bey," dedi Hamza'ya doğru. Daha fazla tahammül edemediğim için kafamı çevirdim. Elimdeki çantayı sıkı sıkı tutup destek aldım. ‘Dosya ha,’ dedi içinden. ‘Dilerim o dosyalar kafandan aşağıya düşer de beyin kanaması geçirirsin’.
Hamza’yı izlemeye aldım. Önündeki kadına değil bakmak, gözünün ucunu bile değdirmedi. Bu durum istemsizce hoşuma gitmişti. Eski kocamın önümde başka kadınlarla flörtleşmesi hiçte hoşuma gitmezdi neticede.
"Tamam, çıkabilirsin," dedi kısa bir an kadına baktıktan sonra ve kendisine öldürücü bakışlar atan bana döndü tekrar. Önümdeki kadın ayağını yere vura vura kapıya ilerledi ve dışarıya çıktı. Tiksintiyle baktığım kadından gözlerimi ayırıp tekrar Hamza’ya döndüm.
"Çocuklarım!" diye tısladım ağzımın içinden. Hamza ise bir kere daha duymadı beni. Gösterişli kol saatine bakıp ayaklandı.
"Şimdi çıkmam gerekiyor," dedi. "Sonra konuşalım." Şaşkınlık damarlarımda gezerken öfkeyle harmanlanan gözlerimle onda adeta ateş edecektim. Ne demek çıkmam gerekiyor.
Arkasını dönüp siyah ceketini aldı. Tam koluna geçirmişti ki sinirli ve fazlaca gürültülü bir çığlık attım. Sabrım taşmış ve genzime kadar gelmişti. Lanet adam benimle resmen oyun oynuyordu. Hareketlerimi kontrol altına alamadan elimdeki deri çantayı arkası dönük Hamza’nın ayaklarının dibine fırlattım.
Hareket ani ve sertti. Hamza bana doğru usulca döndü ve tam gözlerimin içerisine bakarak çantayı ayağının ucuyla kenara fırlattı. Elindeki ceketi giymeden masanın önünde duran koltuğun üzerine gelişi güzel bırakıp bana bir adım yaklaştı. Bu hareketiyle bir adım geriye doğru attım. Ancak arkamda duran dosya dolu sehpaya çarpan bacağım yüzünden, dengemi kaybedip, geriye doğru düşeceğim sırada can havliyle karşımda ki adamın geniş omuzlarına tutundum. Hamza ise bu durumu fırsat bilerek belimden tutup beni kendine yapıştırdı. Bir süre yüzüme baktı, derinden ancak tehlikeli sularda yüzdüğünü anlayan mantığım bu durumdan rahatsız olarak beni uyardı. Ondan uzaklaşmak için göğsünden ittim fakat Hamza’nın beni bırakmaya niyeti yokmuşçasına belimi daha kuvvetli sıktı.
Bölüm etkileşimi
