2. bölüm · Sen benim dünyam
Uçurum
Uçurumun kenarında dizlerimin bağı çözülmüştü.
Kendi karanlığımda boğuluyordum.
Yağmur, amaçsızca yağıyor; sesi kafamın içinde yankılanıyordu.
Yüzüme düşen damlaları sayıyordum.
Bir… iki… üç…
“Aaaa!” diye bağırdım, başımı göğe kaldırarak.
Sesim boşlukta kayboldu.
Annemin sesi kulaklarımda çınladı:
“Defol evimden! Defol!”
O gün…
Beni evden kovduğu gün…
Evi yakacakmışım gibi baktığı gündü.
“Neden?” diye haykırdım.
“Allah’ım, beni böyle yarattın!”
Dizlerimin üzerine çöktüm.
Gözyaşlarım yağmurla karıştı.
Sesim yükseldikçe içimdeki boşluk daha da büyüdü.
O kazadan sonrası bulanık.
Hatırladığım kadarıyla biliyorum.
Görmüyorum.
Ama işitiyorum.
Dokunuyorum.
“Abi, yapma!”
Serhat’ın sesi titriyordu.
“Kalk ayağa abi!”
“Yaklaşma, Serhat,” dedim.
Sesim sandığımdan daha soğuktu.
Yaklaştı.
Yüzümü okşadı.
Nefesini hissettim; huzursuzdu.
“Abi, bunu kendine yapma…”
Bir adım geri çekildi.
Öfkem kontrolden çıkmıştı.
Bir araba gibi… freni patlamış.
Tam kendimi boşluğa bırakacakken bir taksi önümüzde durdu.
“Biri var Güzce!” dedi şoför aynadan bakarak.
“Durdur!” diye bağırdı biri.
Sarı taksi uçurumun kenarında durdu.
Ada koşarak geldi, kolumdan çekti.
“Yine mi sen?” dedim sertçe.
“Beni mi takip ediyorsun?”
“Ne münasebet!” dedi.
“Hayatını iki kere kurtardım, bir teşekkür çok mu?”
“Her yere karışıyorsun,” dedim öfkeyle.
“Gıcık!” diye söylendi.
“Duymadım,” dedi ve yüzüme kadar yaklaştı.
“Duymuşsundur,” dedim.
Bir an durdu.
Ellerini kaldırdı.
Yüzüme dokundu.
Elim titredi.
“Ne oldu?” dedi.
“Fark ettin değil mi…”
“Görmüyorum.”
“Evet,” dedi kısaca.
Yağmur durmadı.
Ama zaman durdu.
O an…
Sadece ikimiz vardık.
“Benim dünyam,” dedi.
“Senin dünyan senin olsun,” dedim gülümseyerek.
