2. bölüm / 11
Sarışın Lacivert -Azıcık Texting-𝟘𝟙°Aşık Civciv
Bölümler 11Şu an: 𝟘𝟙°Aşık Civciv
- 1 💛Bilgilendirme 💙64 kelime
- 2 𝟘𝟙°Aşık Civciv2.061 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 𝟘𝟚° Rezil Olduk Baba2.048 kelime
- 4 𝟘𝟛° Cep Telefonu1.312 kelime
- 5 𝟘𝟜° Polis Amca1.175 kelime
- 6 𝟘𝟝° Kardeş Kardeş1.413 kelime
- 7 𝟘𝟞° Mafyacılık1.640 kelime
- 8 𝟘𝟟° Naneyi Yedim!1.228 kelime
- 9 𝟘𝟠° Oh1.829 kelime
- 10 𝟘𝟡° Yüzleşemeye Son Bir Kala1.383 kelime
- 11 𝟙𝟘° Alma Mazlumun Ahını1.021 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Oy verip yorum yap seni üst tabaka insan 🙏🏿💅🏻
Derin bir iç çektim, "Fenerbahçe... İnşallah bu sene şampiyon olursun." diye kendi kendime mırıldandım. Bu gün Fenerbahçe - Başakşehir Spor karşılaşması vardı, kardeşimin doğum günü olduğu için babam hepimizi maça götürüyordu.
Aslında ben halimden çokta memnun değildim elbette, hava buz gibiydi! Bu kutuplar soğuğunda kim maç izlemeye giderdi ki? Biz tabii ki.
Olumsuz düşüncelerin hepsini reddettim ve evrene güzel mesajlar göndermeye devam ederken lacivert farımı göz kapaklarımın katlanma bölgelerine uyguladım, iç kısmınada sarı ışıltılı bir far daha sürdüm, maça gidiyorsak tam hazırlanmalıydık değil mi?
Altıma çok dar olmayan lacivert bir pantolon, üzerimede 07 numaralı ismimin yazdığı formamı giyindim, hem memleketimin hemde doğduğum ayın bu formanın üzerinde yazan sayıda büyük bir etkisi vardı.
Civciv sarısı saçlarıma sardığım bigudileri çözüp saçlarımı düzelttim, aynanın karşısına geçip son defa kombinimi süzdükten sonra çalışma masamın çekmecesinden yüz boyalarını alıp odamdan çıktım, "İrfan! Arif!" diye kardeşlerime seslendim, yüzlerini boyamam için sabah kahvaltısında bana çok yalvarmışlardı.
Gerçi Arif, benden bir yaş büyüktü. Ama ona asla abi demezdim, dedirttiremezlerdi. Abi dediğin benden en az iki - üç yaş büyük olmalıydı, hem zaten ona abi demediğim için kavga etmezsek tartışabileceğimiz başka konu kalmazdı, biz böyle mutluyduk. Yani galiba.
Arif ona abi demediğim için odasında öfkeyle çıkıp L şeklindeki holde hızlı adımlar atarak yanıma gelip kafama elinde tuttuğu yastıkla vurunca çığlık attım. "baba! Arif beni dövüyor! Kafama vuruyor!" hemen iki adım geriye çıktı, "yalan söylüyor baba!" diyerek kendini savundu, İrfan da odasından çıkıp yanımıza geldi, aynı zamanda annem "dövüşmeyin!" diye bizi uyardı.
Babam anahtarı almış çoktan aşağı inmiş olmalıydı, bunu şu anda arabanın kornasına defalarca basmasından ablayabiliyorduk. Daha üzerimizi giyinmeden arabaya inmesi onun suçuydu. Kavgayı sonlandırıp İrfan'ın elini tuttum. "gel İrfan, yüzünü boyayalım." tripli bir şekilde Arife yandan yandan bakıp kardeşimle birlikte oturma odasına geçtik.
Bir koltuğa oturduk ve yüzünün yarısını sarıya diğer yarısınıda laciverte boyadım, sol yanağına fenerbahçe arması çizerken Arif odaya geldi, televizyonun siyah ekranından jöle ile şekillendirdiği saçlarını düzeltip bana döndü, sarı boyayı alınca "ya!" diye çıkıştım. "o lazım bana, alma!"
Koltukta ki küçük yastıklardan birini ona fırlatınca ustalıkla kaçıp odadan çıktı, aslında sarı boya bana lazım değildi, gıcıklığına söylemiştim.
İrfanın işi bitince ikimizde odadan çıktık, Arif portmanto'nun aynasına bakarak 1907 yazmaya çalışıyordu, diğer boyayı ona verip elindeki boyayı aldım, bende yüzüme 1907 yazdım, annem bize sabahtan beri söyleniyor keyfimizi fazlaca kaçırıyordu.
Babam kapının ziline basıp, "eğer hemen aşağı inmezseniz tek başıma basar giderim!" diye bizi tehdit ederken ben maskaramı sürüyordum. Maça daha iki saat vardı.
İşimiz bitince hep beraber aşağı indik, babamın küfürleri eşliğinde ön koltuğa kim binecek kavgasını da edip annem tarafından üçümüzde arkaya gönderildiğimizde Kadıköye olan 15 dakikalık yolculuğumuz başladı.
Benim birde evli bir ablam vardı, annem hemen onu görüntülü arayıp durum güncellemesi yaparken bende instagram'a girdim.
Fenerbahçe için açtığım 300 bin takipçili bir fan hesabım vardı, magazinci arkadaşımla ortaklaşa bir şekilde burada Fenerbahçe hakkında topladığımız tüm dedikodu, magazin, maçlar, istatistikler, mak kritikleri, editler ve birkaç işbirliği içerikleri paylaşıyorduk.
Sadece arkadaş dediğime bakmayın, en yakın arkadaşımdır Aleyna, ama o Antalya'da yaşıyordu ben ise İstanbulda. Sanal arkadaşız desem daha doğru olurdu. Ortaokulda Antalyaya taşımasına rağmen aramızdan su sızmazdı.
Hesapta paylaşmam gereken şeyleri hızlıca paylaşıp bir story'de attıktan sonra telefonumu kapattım, stada geldiğimizde gözlerime inanamadım, buranın büyüsüne kapıldım da denilebilirdi.
Arabadan inip başımı şöyle bir kaldırıp hayranlıkla etrafı süzdüm, bir çok vidosunu ve fotoğrafını defalarca - hatta her dakika başı - görsem de gerçekte görmek daha güzeldi, daha büyüleyici, daha ilham vericiydi.
Bagajdan Fenerbahçe bayrak ve bandanalarını alıp ailecek girişe gittik, öyle kalabalıktı ki ekim ayının yağmuruna çamuruna aldırış etmeden bir dünya insan buraya doluşmuştu.
Telefonumu çıkarıp video çekmeyi ihmal etmedim elbette.
Bir buçuk saatlik hangamenin ardından yine ve yine babamın ufuk açıcı küfürleriyle birlikte içeriye girip tribünlere gelmeyi başardık, ben video çekebilmek için bir kaç aylık - sosyal medyadan kazandığım - maaşımı feda ederek önden bir sıra almıştım ama birde ne göreyim! Bir angut herif benim yerime geçmiş! Sinirlerim anında zıpladı.
Kalabalığı yararak oturmam gereken yere vardım. Adamın koluna dokundum, burası o kadar sesliydi ki bağırmak zorunda kaldım. "beyefendi, burası benim yerim!" adam arkasını dönüp kahverengi gözlerini bana dikti. "hadi ya! Nereden bileceğim?" mala bakar gibi baktım, biletimi kabanımı cebinde çıkarıp gösterdim. Sonrasında yeniden cebime sıkıştırdım, hatıra olarak değil çok para verdiğim için bu biletin hayatımın her anında bana kol kanar germesin gerekiyordu. "bakın burası benim yerim!"
Adam cıkladı. "kalkmıyorum kardeş, naaaaparsın?" diye gevşeyince sağ yanağına yumruğu indirdim. Tabii baklemiyordu benden bu hareketi, afalladı. Sonra sinirle ayağa kalktı, arkadaşı koluna girip onu sakinleştirmek için çabalarken o köpek gibi bana saldırmaya çalışıyordu. "seni varya-!" diye bağırınca "polis!" diye çığlık attım, kalabalığın arasında biz pek dikkat çekmiyordu aslında, fakat babamlar çığlığımı duyunca hemen yanıma geldi, onlar yanıma gelmeden bir kere daha bağırdım. "imdat! Bu adam bana vurdu!" dediğimde bir sessizlik çöktü tribünlere.
Yirmiden fazla adam ayağa kalkıp arkama geçmeye başlayınca karşımda ki iki adamda şok içinde baka kaldı. Elimi yanağıma yaslayıp sulu göz taklidi yaptım, "yerimden kalkarmısınız dedim bana vurdu!" deyince babam ile Arif adamın yakasına yapışırken diğer kişilerde babamın ardından yürüyüp o angut herifi ve masum arkadaşını hırpalayıp kovaladı.
Zafer çingenelerindir aşklar. Erkeklerin hakkettiği en yüksek değer ben tarafından net bir şekilde sergilendiğinde içim asla huzursuz olmadı.
Bir sürü insandan "iyi misin bacım?" Sorusunu aldım, hepsine büründüğüm rol gereği teşekkür edip iyi olduğumu söyledim. Babam ve Arifi'de iyi olduğuma ikna ettiğimde maçın başlamasına beş dakika kalmıştı.
Tahtıma kurulup şaftım düzelttim. Bir video daha çektim, heyecanlı bekleyiş sürüyordu, Fenerbahçeli oyuncular tek tek çıkarken gözlerim onu aradı. Ve en son o çıktığında heyecandan kalbim tekledi.
19 numaralı Tuğra Galip Akça.
İsmine bile ölüp bittiğim bir beydi kendisi, midemde ki kelebekler uçuşmaya başladı, yüzüme bir tebessüm yayıldı, onunda videosunu çektim. Ellerim titriyordu.
Kendisi 25 yaşında, Türk Futbolu tarihinin belkide en başarılı oyuncularındandı, Trabzonlu ve yakışıklıydı, esmer tenli, kara kaşlı, yeşil gözlü, dalgalı saçlı, 1.83 boyunda ve elbette hayallerimin adamıydı.
Tek sıkıntı beni tanımamasıydı.
Fakat bu bizim için bir engel sayılmazdı, tanışırsak gerisi çorap söküğü gibi gelecekti, buna emindim.
Ufak bir ayrıntı daha verecek olursak takım arkadaşlarından birinin kız kardeşiyle sevgili olma iddiaları vardı. Ama ufak bir sorundu bu, yani 'sevgili değiliz!' diye açıklama yapmıştı adam, daha ne desin değil mi?
Hepsi yerlerini alırken gözlerimi ona dikmiş mahmur mahmur Tuğra Gelibimi izliyordum, kalbim neredeyse yerinden fırlayabilirdi.
Maç başladığında bir kaç yudum su içtim, hararet yapmak isteyeceğim son şeydi. Heyecan ve stres anında bolca suya ihtiyacım olurdu.
💛💙
Yarım saattir bir topun peşinde koşan adamları izlemek artık sıkıcı gelmeye başlamıştı, karşı takım sürekli yere yatıp zaman doldurmaya çalışıyordu. Bir defa gol atmıştık ama benimkinin arkadaşı karşı takımın ceza sahasında korkuluk gibi dikildiği için ofsayta düşmüş golümüz iptal edilmişti.
Tüm tribün ona sayıp söverken kendisi yakışıklı ve karizmatik görünmekle meşguldü. Genç kızların gözdesi bir beydi o da. Ama şükürler olsun ki şimdi bu hatasından vazgeçip sağ kanattan baskı yapıyordu.
Tuğra'ma top gidince yine video çekmeye başladım, nasılda güzel çalım atıyordu... Bir anda yanımda ki amca "GOL!" diye bağırınca yerimden sıçradım, sonradan durumu idrak edip diğer taraftarlarla kol kola girip bende bağırdım. "GOL!"
Tuğra'm gol atmıştı, bizim tribüne doğru koşunca ben bir çığlık daha attım, annesinin yanına gidip ona havadan öpücük yolladı, çok karizmatik göründüğünden hiç haberi yoktu... Ve arkadaşının aksine zahmetsizce, sadece var olarak beni kendisine bağlıyordu.
Beni de görsün istedim, dinleyen herkese saçma gelecek türden bir aşk beslediğim adam bana baksın istedim, ama o arkadaşlarına sarılıp yeniden yerine geçince mecburen bende yerime oturdum.
Bir müddet kaleyi koruduktan sonra 45+3. Dakikada ilk yarı arası verilince herkes kulübüne çekildi. İrfan koşarak yanıma geldiğinde annemin zor bela içeriye soktuğu kuru yemişlerden bana da getirdi.
Telefonumu açıp hemen gerekli şeyleri paylaşırken birazda atıştırdım. Bana mesaj atanlara cevap verdim.
Ara bitince yedek oyuncular sahadan çekildi ve asıl oyuncular yer değiştirerek hazırlandılar. Bizimkilerin oyunu başlatmasıyla maç devam etti.
70. Dakikada karşı takım topu kalmizin tavanına asınca hep beraber tribünce kaleciye küfür ettik. 1-1 olan bu maç sıkmaya başlamıştı, ta ki top yeniden hayallerimin adamına geçene kadar. Fakat gol atamadı, orta yapma hakkı kazandık, ama şansımız yine yaver gitmiyordu, olmadı, gol atamadık.
Maçın bitmesine son dört dakika kala hepimiz ümidi kesmiştik, bir topluluk gitmiş ortalık biraz açılmıştı. Suyumdan içerken Tuğra kalemize girmek üzere olan topu kafasıyla uzaklaştırınca tüm tribün "oaaaahhhh" diyerek yüreğine ineceğini belirtti.
Yanımda ki amcayla çok samimi olmuştum, ben one kuru yemişlerimden veriyordum o da bana bir bardak limonata ikram etmişti. "sence gol atarmıyız?" diye sorunca hemen "yok," dedi. "gençlik bitmiş."
Gençliğin bitmesiyle ne alakası vardı anlamasamda susmayı tercih ettim. Video çekerken biraz yakınlaştırıp Tuğrayı kadraja aldığımda yardıra yardıra gol atmaya koştuğunu gördüm, sol ayağı ile sağında ki adama pas verip kaleye doğru koştu, topu süren kişi belli bir noktaya kadar koşup orta yaptı. Tuğra rövaşata ile golü çakınca bir anda coşkuyla ayağa fırlayıp "GOLLLL!" diye bağırdık.
Yağmur yağıyor sevincimize sevinç katıyordu. Yanımızda oturan insanlarla kol kola girip tezahürat yaptık. Tuğra Galip annesine doğru koşarken mucizevi bir şey oldu.
Göz göze geldik.
Kalbim boğazımda atarken ona baka kaldım, yanaklarımın kızardığını iliklerime kadar hissettim, tam yedi saniye boyunca bakıştık. Sol yanağında ki gamze beni dahada büyüledi. Sonra benimle olan göz temasını kesip yine annesinin yanına gitti.
Yavaşça yerime oturdum, kalbim depara koşuyordu. Maç, doksan dakika dolsada beş dakika uzatma sebebiyle ancak şu an bitmişti. Herkes ayağa kalkıp giderken ben yerime mıhlanmış gibiydim. Bu bakışmanın etkisi yıllarca sürecek cinstendi.
Öylece beni görmeyen Tuğra Galip'e bakıyordum. Arif gelip kafama hafifiçe vurarak beni kolumdan çekip sürükleyince mecburen buradan ayrılmak zorunda kaldım.
Arabaya bindiğimizde titreyen ellerim yüzünden hiç bir paylaşım yapamıyordum. Öylece sırıtarak gecenin karanlığında, evlerinin ışıklarını açarak İstanbulu süsleyen insanların binalarını izledim yol boyunca.
Babam, Arif ve İrfan ile maç kritiği yaparken annemde bana teyzemlerin ara tatilde bize geleceğinden bahsediyordu.
Eve vardığımızda hemen yukarıya çıkıp kendimi banyoya attım, stresten vıcık vıcık terlemiştim. Duşumu alıp odama geçtim, pijamalarımı giyinip Aleyna'yı görüntülü aradım. İkinci çalışta açtı, mutfağının balkonunda sigara içiyordu.
Yatağıma uzanırken "Aleyna!" diye yükseldim sonda ki 'a' yı uzatarak. Sigarasının dumanını üfleyip sırıtarak bana baktı "ne oldi Müjde?" diyerek Trabzonlu aşkıma atıfta bulundu.
"göz göze geldik!" kahkaha attı. "hey Allahım ya!" diye coşkulandı. "sonra ne oldu?"
Ellerimi heyecanla çırptım. "yedi saniye bakıştık!"
Şaşkınlıkla kaşlarını havaya kaldırdı. "vay anasını sayın seyirciler vay!" gibi bir cevap aldım. Sonra da ona arada öğrendiğim tüm dedikoduları aktarırken bir yandan da paylaşmam gerekenleri instagrama attım.
Aylık cilt bakımımı yaparken konu bir anda onun aşk hayatına geldi, eski sevgilisine söverken bulduk kendimizi, gece 3 e kadar sohbet ettik. Babam su içmeye kalkınca hızlıca aramayı sonlandırıp yatağıma girdim, gece lambamı kapatıp babamın yeniden yatmasını beklediğim sırada uyuya kaldım.
💛💙
Sabah sıçrayarak uyandım. Sonra ise güneş yüzünden zorla gözlerimi aralayıp elimle ovuşturdum. Bir müddet halıyla bakıştık tan sonra telefonumu alıp saate baktım.
12:43
Mesajlara girip Aleyna'ya 'günaydın' mesajı attıktan sonra gündelik rutinlerimi hallettim. Kahvaltımı ettikten sonra hiç bir işe gitmediğim için annemle birlikte evi temizledim.
Normalde meslek lisesi mezunuydum, hemşire olabiliridim ama bazı insanlar çalışmak falan istemezdi. Çalışarak kendimi yıpratmayı hiç istemiyordum, buda bir seçimdi.
İşim bitince telefonumu elime alıp gözlüğümü taktım. Çok telefona baktığım için takıyordum, dinlendirme gözlüğüydü.
Beni etiketleyip paylaşım yapanların videolarına yorum yaptım, mesajlar kutusuna girip mesaj isteklerini kontrol ederken gördüğüm bir mesajla birlikte telefon elimden kayıp düştü.
İlk şoku atlatınca hemen telefonumu yerden alıp yeniden yatağıma oturdum. 19 aydır ısrarla mesaj attığım Tuğra Galip Akça bana şöyle bir mesaj atmıştı.
"sapık mısın?"
Çok romantik bir başlangıçtı... Gerçekten. Titreyen parmaklarım yüzünden ekran görüntüsünü zor aldım, Alyna'ya atacaktım ama yanlışlıkla ona atınca evrenden silinmek istedim.
Yazıyor... Bildirimini görünce sessiz bir çığlık attım, ter dökerek Aleyna'yı aradım ama meşgule attığına göre yine eski ve pislik sevgilisiyle kavga ediyordu.
Gelen mesaja bakamadım. Heyecandan kusacaktım galiba. Telefonu yatağın üzerine bırakıp kendimi tokatladım, bu kesinlikle bir kabustu, uyandığımda bitecekti, gözlerimi sıkıca yumdum. Telefonum çalınca hemen açtım.
"Aleyna, yandım ben, bittim ben, için yanıyor Aleyna, bana sapık mısın yazmış, Aleyna kes beni! Bu bir emirdir."
"Adım Tuğra Galip Akça, Aleyna değil."
Korkudan gözlerim büyürken telefonu kulağımdan uzaklaştırıp görüş açıma getirdim, instagramdan gelen arama Alyna'ya değil ona aitti.
Yine akran görüntüsü aldım, hemde görüntülü çağrıyı cevaplamıştım! Ekranda ki adamla bakıştık. Kitlenip kaldığım için telefonu kapatamadım bile.
"aylardır mesaj atıyorsun sapık gibi, kim olduğunu merak ettim, polise şikayet etmeme az bir şey kaldı, eğer taciz eder gibi her gün bana aşk şiirleri atmaya devam edersen-"
Yüzüne kapattım. Telefonu kapattığım gibi kendime okkalı bir tokat attım." n'aptım ben! "diye kahrolurken telefonum yeniden çalmaya başladı, ağlıyordum işte. Açmayacaktım o telefonu.
Fenerli civciv peluşuma sarılarak ağlamaya devam ettim.
Helloooo
Ben gedldiiiimmmmm
Bölüm neredeyse 1907 kelime oldu;)
Çabuk doğum günümü bu satırda kutlayın hangi günde olduğumuz hiç fark etmez.
Nasıldı beğendinizmiiiiiiiiiii
Oy ve yorumlarınıza muhtaçziiiiiii
Hoşça kalın fenerli kalın 💋💛💙🤲🏿🧕🌹🎀
Bölüm etkileşimi
