Sana Rağmen kitap kapağı

1. bölüm / 1

Düşmanımın soyadı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: Düşmanımın soyadı
  1. 1 Düşmanımın soyadı886 kelime · Okuduğun bölüm

Bazı soyadları insanlara ailelerini hatırlatır. Bana ise kaybettiklerimi.

Saat 06.32.

Gözlerimi açtığımda odama dolan solgun gün ışığıyla karşılaştım.

Bir süre kıpırdamadan yattım. Dışarıda yağmur yağıyordu. Camlara vuran damlaların sesi, odamın sessizliğini dolduruyordu.

Yatağın kenarına oturup komodinin üzerindeki fotoğrafı elime aldım.

Annem ve babam...

Fotoğrafta ikisi de gülümsüyordu. Annemin başı babamın omzuna yaslanmış, babamın kolu annemin omuzlarına dolanmıştı.

Fotoğrafın arkasında babamın el yazısıyla yazılmış küçük bir not vardı.

Birbirimize sahip olduğumuz sürece hiçbir şeyden korkmayacağız.

Acı bir tebessüm belirdi dudaklarımda.

Ne kadar da yanılmışlardı.

Artık ikisi de yoktu.

Ve ben, onların yokluğunda yaşamayı öğrenmeye çalışıyordum.

Fotoğrafı yerine bıraktım.

"Bugün ağlamak yok Nazlı."

Kendi kendime söylediğim bu cümleye kendim bile inanmadım.

Tam o sırada kapım açıldı.

"Hanımefendi, uyanmış mıyız?"

Başımı kaldırdım.

Baran kapının önünde dikilmiş, elinde iki bardak çay tutuyordu.

"Kapı çalmak diye bir şey var."

"Var. Ama sen açana kadar yaşlanıyorum."

"Çık."

"Çayı da mı götüreyim?"

Elindeki bardaklardan birini bana uzattı.

İstemeden gülümsedim.

"Gel."

Baran yatağın kenarına oturdu. Bir süre beni izledi.

"Yine mi fotoğraf?"

Omuz silktim.

"Öyle."

"Onları özledin mi?"

Ona baktım.

"Bu nasıl soru Baran?"

"Ne bileyim. Belki özlememişsindir."

"Sen ciddi misin?"

Gülümsemesi kayboldu.

"Tamam, kızma. Şaka yaptım."

Çayımdan bir yudum aldım.

Baran bir süre sustuktan sonra konuştu.

"Bugün dışarı çıkacağız."

"Nereye?"

"Bir görüşmem var."

"Ben neden geliyorum?"

"Çünkü evde tek başına oturup duvarlarla kavga etmeni istemiyorum."

"Duvarlar en azından senin kadar konuşmuyor."

"Saygısız."

"Öğretmenim."

Baran güldü.

İşte benim ağabeyim buydu.

Bazen dünyanın en sinir bozucu insanı, bazen de sahip olduğum tek güvenli yer.

Annemle babam öldüğünden beri birbirimize tutunmuştuk.

Ama bir şeyi biliyordum.

Baran'ın da benden sakladığı şeyler vardı.

Özellikle de geçmişimizle ilgili.

Saat 14.20.

Baran'ın arabasında oturmuş, camdan dışarıyı izliyordum.

"Bir yere mi gidiyoruz, yoksa bütün gün böyle dolaşacak mıyız?"

"Sabret."

"İki saattir sabrediyorum."

"Biraz daha."

"Baran, sana bir şey söyleyeyim mi?"

"Söyle."

"Seninle bir daha hiçbir yere gelmeyeceğim."

"Tamam."

"Gerçekten gelmeyeceğim."

"İyi."

"Biraz ikna etmeye çalışsan?"

Baran kahkaha attı.

"Seninle uğraşacak hâlim yok."

Arabayı büyük bir konağın önünde durdurdu.

Kaşlarımı çattım.

"Burası neresi?"

Baran emniyet kemerini çıkardı.

"Karahanların evi."

İçimde bir şeylerin aniden durduğunu hissettim.

"Ne?"

"İndikten sonra konuşuruz."

Olduğum yerde kaldım.

"Baran, şaka yapıyorsun değil mi?"

"Hayır."

"Buraya neden geldik?"

Baran bana döndü.

"Bir işimiz var."

"Benim Karahanlarla hiçbir işim yok."

Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı.

Baran'ın yüzü ciddileşti.

"Nazlı, burada olay çıkarmayacaksın."

Güldüm.

"Sen beni buraya getiriyorsun, sonra da olay çıkarmamamı mı söylüyorsun?"

"İçeri giriyoruz."

"Ben girmiyorum."

Baran kapıyı açtı.

"İnecek misin?"

Başımı iki yana salladım.

"Hayır."

Birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra derin bir nefes aldı.

"Annemle babamı geri getiremeyiz Nazlı."

O cümleyle sustum.

Gözlerim istemsizce doldu.

Baran'ın yüzündeki ifade yumuşadı.

"Ben de onları özlüyorum. Her gün. Ama onların ardından yaşayacağız. Anladın mı?"

Başımı çevirdim.

"Onları öldüren insanların evine girerek mi?"

Baran cevap vermedi.

Kapıyı kapatıp arabadan indi.

Ben de birkaç saniye sonra indim.

Çünkü bazı şeyleri anlamak için kaçmamak gerekiyordu.

Konağın kapısı açıldığında bizi karşılayan adam orta yaşlı, sert bakışlı biriydi.

"Baran Bey, hoş geldiniz."

Baran başıyla selam verdi.

"Mesut nerede?"

"Çalışma odasında."

Tam içeri girecekken merdivenlerden inen adamı gördüm.

Mesut Karahan.

Siyah gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Telefonunu cebine koyarken başını kaldırdı.

Önce Baran'a baktı.

Ardından bana.

Bakışları yüzümde birkaç saniye kaldı.

"Demirhan."

Soyadımı söylerken sesindeki soğukluğu fark etmemek mümkün değildi.

"Karahan."

Benim sesim de onunkinden farklı değildi.

Baran aramıza girdi.

"Mesut, konuşmamız gerekiyor."

Mesut gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.

"Konuşalım."

Sonra bakışları yeniden bana kaydı.

"Senin burada ne işin var?"

Gülümsedim ama bu gülümsemenin içinde zerre sıcaklık yoktu.

"Merak etme. Seninle görüşmek için gelmedim."

"İyi. Çünkü benim de seni görmek gibi bir isteğim yok."

"Ne güzel. İlk kez aynı fikirdeyiz."

Mesut'un çenesi gerildi.

"Baran, kardeşini dışarıda beklet."

Baran sertçe karşılık verdi.

"Nazlı benimle geldi. Benimle de kalacak."

Mesut kısa bir kahkaha attı.

"Seninle ilgili bir sorunum yok."

Ona doğru bir adım attım.

"Benim var."

Baran kolumdan tuttu.

"Nazlı."

Kolumu kurtardım.

"Ne? Gerçekleri söylememi istemiyor musun?"

Mesut'un yüzü tamamen ifadesizleşmişti.

"Gerçeklerden bahsedecek son kişi sensin."

İçimde biriken öfke boğazıma kadar yükseldi.

"Benim ailemi tanımadan onlar hakkında konuşma."

Mesut'un bakışları sertleşti.

"Sen de benim ailemi tanımıyorsun."

Gözlerimi gözlerine diktim.

"Ben senin aileni çok iyi tanıyorum."

Bir anlığına sessizlik oldu.

"Annemle babamın ölümünden sonra soyadınızı hiç unutmadım."

Mesut'un yüzündeki ifade değişmedi.

Ama gözlerinde bir şey kıpırdadı.

"Öyleyse bilmen gereken başka şeyler de var."

"Ne gibi?"

"Her hikâyeyi tek bir taraftan dinleme."

Acı acı güldüm.

"Ben annemi babamı toprağa verdim, Mesut Karahan. Sence hangi hikâyeyi dinlemeliyim?"

Bu kez cevap vermedi.

Çünkü ikimiz de biliyorduk.

Aramızdaki düşmanlık birkaç sert cümleden ibaret değildi.

İki aileyi birbirinden koparan şey, geçmişte yaşanmış korkunç bir olaydı.

Ve ben, o olayın ardından geriye kalan bir kız çocuğuydum.

Mesut ise düşmanımın soyadını taşıyan adam.

O gün konağın kapısından çıkarken Mesut arkamızdan seslendi.

"Nazlı."

Dönüp baktım.

"Ne?"

"Bir gün bana söylediklerin için pişman olacaksın."

Birkaç saniye yüzüne baktım.

Sonra başımı hafifçe yana eğdim.

"Benim pişmanlıklarımın başında zaten sizin soyadınız var."

Arabama doğru yürüdüm.

Baran yanıma geldiğinde kolumu tuttu.

"Biraz sakin olsaydın keşke."

"Sen ciddi misin? Adamın söylediklerini duymadın mı?"

"Duydum."

"Öyleyse neden hâlâ onlarla iş yapıyorsun?"

Baran cevap vermedi.

Arabanın kapısını açıp içeri girdim.

Camdan konağa son kez baktım.

Mesut hâlâ kapının önünde duruyordu.

Bana bakıyordu.

Gözlerimi kaçırmadım.

O an tek bir şeyden emindim.

Mesut Karahan'dan nefret ediyordum.

Ve bir gün, ailemin yaşadıklarının hesabını soracaktım.

Henüz bilmediğim şey ise şuydu:

Bir gün, hayatımda en çok sevdiğim insanı benden alacak olan kişi, tam da o kapının önünde duruyordu.

Mesut Karahan.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…