SAKLI YARALAR kitap kapağı

2. bölüm / 1

SAKLI YARALAR

0|SAKLI YARALAR

Vaveyla Yazarı: Loral's 🕯️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 0|SAKLI YARALAR
  1. 1 0|SAKLI YARALAR4.315 kelime · Okuduğun bölüm

જ⁀➴

15 EYLÜL 2014

YAŞ ALTI

Küçük Laren'in içinde ayrı bir heyecan vardı.

Bugün okulun ilk günüydü. Artık birinci sınıftı.

Sabah, babasının ona aldığı çalar saat sayesinde kalkmıştı. Dün gece heyecanla babasından öğrendiği saate göre kurmuştu. Hemen çalar saatin tiz sesini duyduğu gibi gözlerini açmıştı.

Yatakta hızlıca doğrulmuş ve elini küçük yatağının yanındaki komodinin üzerinde duran saate uzatmıştı. Kapattığı gibi onu yerine koydu ve ayaklarını yataktan sarkıttı.

Beyaz, tahta oda kapısına baktı. Anne veya babasının gelmesini bekledi. Ama babasının gelemeyeceğini biliyordu. Yaz tatilinde onu sadece dört gün görebilmişti. Babası büyük bir denizciydi. O küçük yaşta dört günün, doksan altı saatin ne kadar önemli olduğunu biliyordu.

Annesini görmek istedi. Gelip onun yanaklarından öpüp uyandırmasını bekledi. Uyuya kaldığını düşündü. Yoksa annesi onu bu özel günde unutmazdı. Yani öyle düşünüyordu. Gidip o annesini öpüp uyandırabilirdi. Evet, annesini uyandıracaktı.

Hemen ayaklarını sert, soğuk parkeye bastırdı. İçindeki heyecan o soğukluğu unutturdu, hemen. Metal kapı kolunu çekip hemen karşısındaki yatak odasına girdi. O an ki şeyle kapıyı çalmayı unutmuştu. Ama annesi bu kurala çok önem veriyordu. Lakin umursamadı.

İçeriye daldığı an tahmin ettiği gibi annesi uyuyordu. Sırtı ona dönüktü. Yüzünü görmek için yatağın diğer tarafına doğru adımladı. Hemen bir ayağını atıp kendini yatağa attı. Gülümseyerek dizlerinin üzerine oturdu. Yorganı açmak için bir elini attığında annesinin üzerine attığında boynunda birkaç iz gördü.

Annesinin onun gibi düştüğünü düşündü. Ve öpmek istedi. Babası onun yaralarından öpünce hemen geçiyordu. Öpmek için tekrar annesinin yüzüne baktı. Duyduğu kadarıyla makyaj eşyaları gözlerinden akmıştı.

Ağlamış mı? diye geçirdi içinden.

Annesinin bir eli başının altında, diğeri ise yorganın üzerindeydi. Bu yüzden uyandırmadan öpebilirdi. Eğilip küçük dudaklarını annesinin köprücük kemiğinin kısmındaki yeri öpecekti ki tam o sırada annesinin gözleri pat diye açıldı.

Laren, şirinlikle gülümsedi. O öpmeden uyanmıştı. Annesi onu görünce hemen etrafına baktı ve yorganını iyice kendine çekti. Bunu yaparken Laren kendini geriye çekmişti. Kaşları çatılmıştı hemen annesinin.

"Günaydın, anne!" diye bağırarak kollarını iki yana açtı, Laren. Annesi yüksek sesini duyunca hemen yüzünü buruşturup, gözlerini ovaladı. "Odadan çık, Laren." Mırıldandı kadın.

Laren es geçti. "Bugün okula gidiyoruz, anne. Hadi kalk," İnce parmaklarıyla annesinin çıplak omzuna dokundu, sinirli olan kadın hemen kızının ellerini omzundan itti. Laren'in yüzü düştü ama önemsemedi. Babası ona demişti, sabah insanlar sinirle olabilir.

"Sen gidiyorsun, ben değil."

"Sen götürmeyecek misin?" İçinde bir şey kırılmıştı sanki Laren'in.

"Git başımdan, Laren!" Annesi ona uzun zaman sonra ilk defa bastırmıştı. İrkildi, geri çekildi. Sadece "Tamam." diye mırıldandı ve odadan sessiz adımlarla çıktı. Odasına girdi, geç kalmak istemiyordu. Pembe pijama takımını çıkardı. Babasıyla beraber aldığı okul formasını dolabından çıkarmıştı.

Minik, toprak renginde bir eteği ve beyaz forması vardı. İlk çekmecesinden beyaz ve kırmızı kalpler bulunan külotlu çorabını çıkardı ve giymeye çalıştı. Biraz zorlandı, arada düşer gibi oldu ama hemen toparladı. Sonra ise eteğini giydi, en sonda beyaz tişörtü giydi. Dolabının büyük aynasından kendine baktı.

Turuncu, kıvırcık saçları kabarmıştı. Dün tek başına banyo yapmaya çalışmıştı. Annesi artık tek başına bir şeyler yapmasını söylemişti. Eh, tam da yıkanmış sayılmazdı. Saçlarının arasında fark etmesede şampuan kalmış olması normaldi.

Saçlarını bugün örmek istiyordu ama o örmeyi bilmiyordu. Annem yapar diye düşündü. Sokaktaki çoğu kızların saçları iki yandan örülüydü. Kızlara nasıl yaptıklarını sorduğunda annelerinin ördüklerini söylemişti. Babasının ona hediye olarak aldığı renkli, lastik tokalardan sayamayacağı kadar aldı. Hemen pembe tarağınıda eline aldı ve toz pembe renkteki duvarlı odasından çıktı.

Mutfaktan tabak sesleri duyunca yüzünde büyük bir gülümseme belirdi. Annesi kahvaltı hazırlıyordu! Çoğunlukla kahvaltıda kendisinin yapmaya çalıştığı gevreklerden yerdi. Annesi sabah erkenden çıkardı giderdi. Evde çoğu zaman tek kalırdı.

"Anne," diye mutfağa ayak bastı. Annesinin arkası dönüktü. Annesi ona bakmadı, omzunun üzerinden bile. Tekrar seslendi. "Anne."

"Ne var?" Annesinin sesini duyunca emin adımlarla yanına gitti. Annesi uzun boylu bir kadındı. Laren ise annesinin dizine kadar geliyordu. Laren bir şey demedi. Dolu olan iki elinide öne uzattı. Annesi kendi için hazırladığı tabağı nefes vererek masaya bıraktı. Başını eğip babasına benzeyen turunç kafa kızına baktı.

Öylece baktı. Sonra gözlerini Laren'e çevirdi. 'ne var' dercesine baktı. Laren, yutkundu. "Saçlarımı örer misin?"

Kadın gözlerini devirip ofladı. "Boş işlerle uğraştırma beni, Laren."

"Anne, lütfen örer misin saçlarımı?" Yumruk yaptığı ellerini çenesinin altında birleştirdi. Çok istiyordu. "Hiç bozmayacağım söz, anne." Gözlerini art arda kapatıp açtı. Kadın elindeki bıçağı bıraktı sertçe, aşağısında duran kızına baktı.

"Geç salona," Laren, hemen ellerini çırpıp annesinin bacaklarına sarıldı. Ellerini bacaklarının arkasında birleştir. Kafasını yan çevirdi. "Teşekkürler, annecim." dedi büyük bir sevinçle. Kadın ise sessiz kaldı, kızı hariç her yere baktı. Sonra bir elini beline koydu.

"Tamam, hadi." Ellerini kızının omuzlarına koyup kendisinden uzaklaştırdı. Laren, başını hızlıca sallayıp salona koştu. Koltuğun dibine oturdu. Annesinin gelmesini bekledi.

Çok mutluydu. Saçlarını yeni arkadaşlarına bile gösterebilirdi. Bir sürü arkadaşı olacaktı, çok dışarı çıkan sosyal bir çocuk değildi. Ama şimdi bir sürü arkadaşı olacaktı. Annesini görünce gülüp dizlerinin üzerine oturdu.

Annesi arkasına geçip koltuğa oturdu. Derin bir nefes alıp parmaklarını kızının turuncu, kıvırcık saçlarına uzattı. İlk önce tarayacaktı. Laren, tarağı annesine uzattı.

"Taramayacağım," dedi annesi. Babası hep tarardı, açılması için. Bir şey demedi, sadece annesinin örmesini bekledi. Kadın, kıvırcık tutamları üçe ayırdı. Bu işlemi yaparken Laren'in canı biraz acımıştı ama ses çıkarmadı. Sonu güzel olacaktı.

Kadın, hiç iki at kuyruklu örükle uğraşmayıp düz bir tane örük örmeye başladı. Laren, "İki tane olunca çok güzel oluyorlar," Annesinin gözlerine bakıp onay almak istedi ama dönemedi. "Di mi anne?"

Sorusu cevapsız kaldı. Annesi sessizce işine devam etti. O da küçük avucundaki lastik tokaları saymaya başladı. Babası ona okul öncesi bir sürü resimli eğitici kitaplar almıştı. Ve ona kadar saymayı öğrenmişti.

"Bir, iki, üç hım... Dört ve beş!" Avucunu arkaya doğru annesine uzattı. "Beş tane var anne." dedi büyük bir zafer kazanmış gibi.

Annesinin ona 'aferin' demesini bekledi.

Ama duymadı.

Omuz silker gibi yaptı. Annesi avucunun içinden bir tane lastik toka aldı ve yaptığı dağınık, tek örüğün ucunu bağladı. "Bitti," dediğinde Laren'in küçük parmakları hemen örgüsüne gitti. Tek örük yapmıştı annesi.Yüzü düştü ama gülümsemesini silmedi. Olsun, tek örükte olurdu. Ona yakışırdı. Annesinin yapması bile ayrı bir şeydi...

Annesi hemen ayaklanıp odasına gitti. Yavaş yavaş okul saati geliyordu. Gidip daha küçük kızı okula bırakacaktı. Laren, bir eli saçında kalktı ve aynadan bakmak için odasına girdi.

Onu dinleyen tozpembe duvarlı odasına adım attı.

Geceleri yatmadan önce kendi kendine masal anlatır, duvarları dinlerdi.

Boy aynasının karşısında kendine baktı, eli hâlâ saçlarındaydı. Kafasının üzeri dağınık görünüyordu çünkü taranmamıştı. Taramaya kalkışsa örüğü bozulurdu bu yüzden ellemedi. Saçının ucunu tutarak kendi etrafında döndü. Mutluydu... Dönerken gülüş sesleri odanın duvarlarına çarptı.

Ondan mutlusu bulunmazdı.

"Laren! Çık hadi," Annesinin sesini duyunca hemen durdu, aynadan son kez bakıp odanın bir köşesinde olan animasyon karakterleri pembe çantasına koştu. Sevdiği çizgi film karakteri vardı üzerinde, hatta suluğu bile vardı!

İçinde sadece küçük pembe bir defter olan çantasını sırtına takmaya çalıştı. Sonra beslenme çantasını eline aldı. İçi boştu. Odadan çıktı. Annesini kapının ağzında hazırlanmış gördü. Hemen annesinin yanına gidip ayakkabılarını giymeye çalıştı ama sırtındaki çanta onu zorladı. Ona rağmen spor ayakkabısını giydi.

"Ben, hazırım." Şirin şirin annesine baktı. Kadında elindeki telefonu kapatıp askıdan kabanını alıp kapıyı açtı. Laren hemen evden çıktı. Annesinin de peşinden geldiğini bildiği için apartmanın uzun merdivenlerinden dikkat ederek indi.

Eski bir apartmanın üçüncü katında oturuyorlardı. Apartmanda daha çok yaşlı aileler oturuyordu. Apartmandan çıkıp kendini sokağa attı, Laren. Annesinin topuklu sesini duydu. Hemen annesinin yanına gidip elini tuttu ama o saniyede kadın elini geri çekti.

Laren, kaşlarını çatarak annesine baktı. Kadın ise etrafa bakıyordu. "Elim terliyor," diye küçük bir açıklamada bulunmuştu. Laren anlamamıştı. Küçük eli düşmüştü. Annesi onu beklemeden bildiği sokağa doğru yürüdü. Laren de sırtında çantası, elinde beslenme çantası ile annesini bir adım geri de takip etti.

Etrafına dikkatle bakarak yürüdü. Mahalledeki birkaç tanıdığı çocuk annesinin bazılarında babasının elini tutup konuşarak heyecanlı olduklarını gördü. O da heyecanlıydı.

Babasının yanında olmasını istedi. Ama gelemeyeceğini çok iyi biliyordu. Annesi ve babası ile beraber okula gittiğini hayal etti. Bir eli babasının, diğer elide annesinin avucundaydı. Sohbet ederek okula gidiyorlardı. Laren heyecanla babasına sorular soruyor, babası da hiç sıkılmadan bütün sorularını cevaplıyordu. Annesi ise onu uyandırmış, saçlarını yapmış ve onu durmadan öpüyordu.

Ama hepsi bir hayaldi. Adı üstünde hayal...

Annesi adımlarını daha da hızlandırınca yetişmeye çalıştı. "Anne," diye yavaşlasın diye seslendi ama duymadı annesi. Bir anda görmediği taşa takılınca kendini yerde buldu.

Laren, dizlerinin üzerine sertçe düştü. Elindeki beslenme çantası birkaç adım öteye savrulurken pembe çantası sırtından kaydı. Birkaç saniye ne olduğunu anlayamadı. Sonra dizindeki sızıyı hissedince yüzü buruştu. Gözleri hemen doldu ama ağlamadı. Çünkü annesi ilerlemeye devam ediyordu.

"Anne..."

Sesi bu kez daha küçüktü.
Kadın birkaç adım daha attıktan sonra durdu. Arkasına dönüp kızına baktı. Laren yerde oturuyordu. Bir eliyle dizini tutmuş, diğer eliyle yerdeki çantasına ulaşmaya çalışıyordu.

"Ne oldu yine?"

Laren dudağını büzdü. "Düştüm."
Annesi derin bir nefes verdi. Geri dönmek yerine olduğu yerde bekledi. Laren bunu görünce hemen ayağa kalkmaya çalıştı. Dizindeki acı yüzünden yüzü tekrar buruştu ama bu kez sesini çıkarmadı. Çantasını sırtına taktı, beslenme çantasını aldı ve annesine yetişti.

'Acıyor mu?'diye sormasını bekledi.

Sormadı.

Laren de söylemedi. Bir süre sessizce yürüdüler. Laren arada dizine bakıyordu. Çorabının üzerinde küçücük bir toz lekesi vardı. Eliyle silmeye çalıştı ama çıkmadı. Sonra aklına okula vardığında arkadaşlarının olacağı geldi ve yüzündeki hüzün yeniden dağıldı.

"Anne?"

"Ne var?"

"Okulda arkadaşım olacak, değil mi?"
Annesi cevap vermedi.
Laren birkaç saniye bekledi.
"Çok arkadaşım olur mu?"
Kadın bu kez başını hafifçe çevirip ona baktı. "Bilmem." Laren bunu kötü bir cevap olarak görmedi. Çünkü kafasında cevabı çoktan belliydi. Olacaktı. Hem de bir sürü.

Okulun bulunduğu sokağa yaklaştıklarında kalabalık artmaya başladı. Küçük çocuklar, ellerinden tutan anneler, babalar, renkli çantalar... Herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Laren'in gözleri büyüdü. Birkaç adım sonra annesinin eline yeniden uzanmak istedi ama az önce geri çekildiğini hatırlayınca vazgeçti.

Küçük parmaklarını beslenme çantasının sapına geçirdi.
Sonra okulun kapısını gördü.

Kalbi hızlandı.

İşte burasıydı.

Yeni hayatının başlayacağı yer.
Laren başını kaldırıp kocaman binaya baktı. Pencerelerde çocuklar vardı. Bazıları gülüyor, bazıları ağlıyor, bazıları da anne babalarının ellerine sıkı sıkı tutunuyordu.

O ise annesinin bir adım gerisindeydi. Onu öpecek miydi? İyi dersler diyecek miydi?

Başını kaldırıp annesine baktı. Annesinin sadece etrafı kolaçan ettiğini görünce anladı. "Ben gideyim mi, anne?" dedi bir annesine bir de okula bakarken. Kadın başını eğdi ve kızının bir yeşil bir de mavi gözlerinr baktı.

Evet, Laren'in iki gözü de farklıydı.

"Git," dedi sadece. Ne 'iyi dersler', ne de 'görüşürüz' dedi. Laren acıyan bacağını unutup başını hemen gülümseyerek salladı ve annesine el salladı. Annesi ise dümdüz baktı. "Görüşüz, anne!" El sallayıp kapıdan içeri girdi, Laren.

Laren kapıdan içeri girince bir kere daha arkasına baktı. Annesi hâlâ orada mıydı diye merak etti. Belki ona el sallardı. Belki de birazdan gelip yanağından öperdi.

Ama annesi yoktu.

Laren birkaç saniye olduğu yerde durdu. Sonra küçük başını yana eğip etrafına baktı. Belki yanlış yere bakmıştı. Ama annesi gerçekten gitmişti. Dudaklarını birbirine bastırdı. Ağlamak istemedi. Çünkü bugün ağlanacak bir gün değildi. Bugün okula başlıyordu. Hem babası ona, "Sen artık büyüdün," demişti.

Büyük çocuklar ağlamazdı.

Öyle değil miydi?

Çantasının askısını iki eliyle sıkıca tuttu ve koridora doğru yürüdü.
Her yer çok büyüktü.

Duvarlar bile ona kocaman görünüyordu. Çocuklar sağa sola koşuyor, bazıları annelerinin bacaklarına sarılıyor, bazıları da ağlıyordu. Bir çocuk yerde oturmuş ayakkabısını çıkarmaya çalışıyordu.
Laren ona bakıp kıkırdadı.
Sonra hemen kendi ayakkabılarına baktı.

Biraz önce düştüğü aklına gelince dizine baktı. Çorabının altında hâlâ acıyordu.

Sonra etrafındaki çocukları inceledi. Bir köşede üç kız çocuğu gördü. Laren'in boylarındaydılar. Kızlar kendi etraflarında dönüp konuşuyorlardı. Her kızın saçları farklıydı. Bazıları iki örüklü, bazıları açıktı, bazıları ise topuz şeklindeydi. Elini saçına götürdü. Örgüsü hâlâ duruyordu.

Biraz yamuktu ama güzeldi.

Annesi yapmıştı.

Laren'in yüzünde yeniden küçücük bir gülümseme oluştu. Sınıfının kapısına geldiğinde üzerinde yazan harflere baktı. Harflerin hepsini okuyamıyordu. Bir kısmını biliyordu, bir kısmını bilmiyordu. Yine de kapının önünde durup uzun uzun baktı.

Sonra içeriden çocuk sesleri geldi.
Laren'in gözleri parladı. İçeride bir sürü çocuk vardı. Belki biri onunla konuşurdu. Belki birlikte otururlardı.
Belki birinin saçını beğenirdi, o da Laren'in örgüsünü beğenirdi. Laren küçük bir nefes aldı. Sonra kapıyı itip içeri girdi.

Bazı çocuklar etrafta koşuşturuyordu. Laren'de koşuşturacaktı, ebelemece oynayacaklardı. Her yeri birbirine katacaklardı, arkadaşlarıyla.

Elini çantasının kulbuna geçirip küçük adımlar attı sınıfa. Bazı çocuklar merakla sınıfa giren kıza bakıyor, bazıları ise konuşmaya ve oyunlara devam ediyordu. Laren, iki renkli gözleriyle sınıfa baktı. Boş bir sıra aradı. Kapı tarafında olan bir kız gördü. Hem yanıda boştu. Oraya oturabilirdi.

Gülümseyerek sıraya doğru yürüdü. Ama oturmak için ilk izin almalıydı. Belki de yanına birisi oturacaktı. "Şey... Buraya oturabilir miyim?" dedi içine kaçan sesiyle. Heyecanlıydı... Hem de çok.

Sırada oturan esmer kız başını kaldırdı ve ayakta duran Laren'e baktı. Gözleri çok dikkatini çekmişti ama değişik duruyordu. Esmer kız içinden 'korkunç' diye geçirdi. Başını iki yana salladı hemen. "Hayır," dedi ve hemen önüne geri döndü. Hatta çantasını boş yere bile koydu.

Laren'in yüzü düşer gibi oldu. Ama belki arkadaşı oturacağı için böyle demiş olabilir diye düşündü. Yutkundu, sadece başını sallayabildi. Gözlerini etrafta gezdirdiğinde aynı sıra yani kapı tarafı sıranın en arkasının boş olduğunu gördü.

Oraya oturacaktı. Birkaç adım içerisinde sıraya oturdu. Çantasını duvar tarafına koydu. Ellerini tahta yazı sırasına koydu. Ayakları yere tam değmiyordu. Bu yüzden ayaklarını sallıyordu. Sınıftaki her çocuğa baktı, tanışmak için can atıyordu.

On dakika boyunca gülümseyerek etrafı izledi sırasında. Yanına kimse oturmamıştı. Bazı kızlarla göz göze gelmişti. Bazılarına el bile sallamıştı ama geri dönüş almamıştı.

Kızların tek yaptığı ona korkutucu bir şekilde bakıp arkaları dönmeleriydi. Ama Laren bu davranışları daha anlayacak zamanda değildi.

Çok ileride acısını hissedecek ve anlayacaktı.

Sınıfa genç, kadın öğretmenin girmesiyle küçük çocuklar hemen sıralarına geçmişti. Bazılarından sesler kesilmişti. Laren, babasından öğrendiği kadarıyla ayağa kalktı. Saygı için öğretmen sınıfa girince öğrenciler ayağa kalkarmış.

Bazı çocuklar da onun gibi ayaktaydı. Güzel ve alımlı sınıf öğretmeni küçük ve yeni öğrencilerini görünce daha da mutlu olmuştu. Sınıfın tam ortasında durdu ve büyük bir gülümseme bahşetti. İki elini de havaya kaldırdı.

"Oturabilirsiniz, miniklerim." dediğinde çocuklar gülerek oturdu. Sınıfta büyük bir ses karmaşası vardı. Öğretmen bu sese çok uzun zamandır alışmıştı. Bu yüzden sadece gülümseyebiliyordu.
Kadın öğretmen ilk olarak kendini tanıtmıştı, şimdi ise bütün çocuklar sırayla kendini tanıtıyordu. Sadece isimlerini söylüyorlardı, memleketini bilenler ise arada onu da söylüyordu. En son Laren'in sırasıydı. Laren, bütün sınıf arkadaşlarını dinlemiş, adlarını unutmamak için can atıyordu.

Artık sıra Laren'deydi. "Evet güzelim, sıra sende." Öğretmen bu sefer onun sırasının tarafındaydı. İnanılmaz gözleriyle öğretmenine baktı. "Benim adım, Laren," dedi nereli olduğunu biliyordu. "Ben, Kayseriliyim." Sesi titriyordu ama heyecandandı.

Sınıf öğretmeni gözlerini Laren'den çekmemişti. İçinden 'çok güzel' diye geçirdi. Kadının gözleri Laren'in gözlerinde kalmıştı. Sadece, "Gözlerin çok güzel, canım." diyebilmişti. Laren'in içindeki kelebekler hemen havalandı.

"Teşekkürler," Mırıldandı, Laren.

Laren... Çok güzel bir kızdı. Turuncu, kıvırcık saçları, birbirinden farklı gözleri. Sanki bir sanatçının elinden çıkmış gibiydi. Babası hep kızına bakarken 'ileride çok uğraşacağız, minik hanım seninle' demişti.

"Öğretmenim gözleri çok korkunç!" O sırada bu güzel anı bozan ön sıralardan bir kız bağırdı. Sırasında hafif kalkmış, işaret parmağıyla Laren'i işaret ediyordu.

Ona bir kız daha katıldı. "Evet! Aynı masallardaki canavarlara benziyor!"

İşte o an da Laren'in içindeki kelebekler uçmayı bıraktı. Kanatları sanki birileri tarafından kırılmış gibi düştüler.

Laren, canavar değildi.

O prensesti. Evet, babası ona masaldaki prenses olduğunu söylemişti. Merida'ydı o.

Laren başını yavaşça eğdi. Birkaç saniye önce yüzünde duran kocaman gülümseme artık yoktu. Ellerini sıranın üzerinde birbirine doladı. Parmaklarıyla oynarken gözlerini ayakkabılarına çevirdi.

Canavar değildi ki.

Hem babası da öyle söylememişti.

Babası ona hep güzel olduğunu söylerdi. Bazen saçlarını karıştırır, burnunun ucuna küçük bir öpücük kondururdu. Laren o günden sonra bunu gerçekten doğru sanmıştı.

Prensesler çirkin olmazdı.

Prenseslerden kimse korkmazdı.

Öyle değil miydi?

Başını kaldırıp öğretmenine baktı. Öğretmeni hâlâ ona bakıyordu. Yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.

"Laren canavar değil," dedi öğretmen, sınıfa dönerek. "Herkesin gözleri farklı olabilir. Farklı olması kötü olduğu anlamına gelmez." Laren öğretmeninin söylediklerini dinledi ama tam anlayamadı.

Farklı olmak kötü değildi.

Bunu biliyordu.

Ama o kız neden korkunç demişti?

Başını tekrar önüne eğdi.

Arka sıralardan bir çocuk kıkırdadı. Sonra başka biri. Laren onları duymamış gibi yaptı. Duymazsa belki gerçekten söylememiş olurlardı.

Öğretmen başka bir çocuğa söz verdiğinde Laren küçük ellerini dizlerinin üzerine koydu. İçinden babasının sesini hatırlamaya çalıştı. "Sen prensesimsin," Dudaklarının kenarı çok az yukarı kıvrıldı.

Evet.

O prensesti.

Hem de Merida gibi.

Saçları da onunki kadar turuncuydu.

Belki Merida'nın da gözleri farklı olsaydı, insanlar ona da böyle söylerdi. Laren bunu düşününce biraz rahatladı.

Teneffüs zili çaldığında bütün sınıf bir anda hareketlendi. Çocuklar yerlerinden kalkıp birbirlerinin yanına koştu. Bazıları oyun oynamak için kapıya çıktı.

Laren de yerinden kalktı. Belki şimdi biri onunla konuşurdu. Çantasının yanındaki küçük defteri aldı ve sınıftan çıkan çocukların peşinden birkaç adım attı.

Bir kızın yanına yaklaşacakken kız, Laren'i görüp yanındaki arkadaşının kulağına bir şey fısıldadı.

İkisi birden güldü.

Laren durdu. Ne söylediklerini duyamamıştı. Ama gülmelerini görmüştü.

Hissetmek için yaş fark etmezdi. Altı yaşındaki bir çocukta hissederdi, daha bir aylık çocukta.

Elindeki defteri göğsüne bastırdı. Sonra kimseye belli etmeden geri dönüp sırasına oturdu.

Ayakları yine yere değmiyordu. Bu yüzden onları sallamaya başladı.

Bir ileri.

Bir geri.

Bir ileri.

Bir geri.

Bütün günü o sırada oturmakla geçmişti. Daha ilk gün olduğu için öğretmen çocuklara boyama dağıtmıştı. Boyalarını çantasından çıkarmış ve boyamaya başlamıştı. Boyamayı çok seviyordu ve sadece oturduğu için utanarak öğretmeninden bir tane daha boyama kağıdı almıştı.

Son derste öğretmen çocukları bahçeye çıkarmıştı. Oyun oynayacaklardı. Hoca herkesi ilk olarak sıraya dizdi ve beş tane grup kurdu. Laren'in grubu bir kenara çekilmişti ve aralarında ilk kimi yarışacak diye konuşuyorlardı. Laren de sessizce onları dinliyordu.

Laren'de arada katılıp konuşmak istemişti ama sözü hep yarıda kesilmişti. O da yarışmak istiyordu. İlk olarak yarışabilirdi. "Ben yarışırım!" diye ortaya atıldı. Kızlı ve erkekli karışık olan gruptaki çocuklar ona göz ucuyla baktı.

Laren birkaç saniye bekledi. Belki birisi ona cevap verirdi. Belki de onun da yarışmasını isterlerdi.

Ama kimse bir şey söylemedi.

İçlerinden bir çocuk başka bir çocuğa dönüp, "Sen koş," dedi. Diğeri de hemen kabul etti. Laren'in söylediği söz sanki hiç duyulmamış gibi aralarında konuşmaya devam ettiler.

Laren'in yüzündeki heyecan yavaşça söndü. Başını eğip ayakkabılarının ucuna baktı. Biraz önce yarışacağını düşününce kalbi hızlı hızlı atmıştı.

Yine de kızmadı.

Belki duymamışlardı.

Evet, kesin duymamışlardı.

Laren böyle düşününce kendini biraz daha iyi hissetti. Ellerini arkasında birleştirip grubun yanında beklemeye devam etti. Koşacak çocuklar seçildikçe onları alkışladı. Herkes bağırıyor, gülüyor, birbirini çağırıyordu.

Laren de birkaç kez alkışladı.

Ama kimse onun adını söylemedi.

Bir süre sonra öğretmen düdüğü çaldı. Çocuklar koşmaya başladı. Laren onları izlerken yerinde hafifçe zıplıyordu. O da koşmak istiyordu. Hem çok hızlı koşabilirdi. Babasıyla evde yarıştığı zamanlarda babası bazen yavaşlardı ama Laren bunu fark etmiyormuş gibi yapardı.

Belki bir dahaki yarışta onu da seçerlerdi. Laren bunu düşünürken öğretmen yanına geldi.

"Sen neden yarışmıyorsun, canım?"

Laren başını kaldırdı. Bir an ne diyeceğini bilemedi.

"Ben... Yarışırım demiştim."

Öğretmen kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Öyle mi?" Laren küçükçe başını salladı. "Evet. Ama beni duymadılar galiba."

Öğretmen etrafındaki çocuklara baktı. Sonra Laren'in saçlarına ilişmiş küçük, dağılmış örgüyü düzeltti.

"O zaman bir sonraki yarışta sen varsın."

Laren'in gözleri bir anda parladı.

"Gerçekten mi?"

"Gerçekten."

Laren gülümsedi. Hem çok büyük gülümsedi. Dişleri bile belli olmuştu. Öğretmenin sayesinde öne atıldı. Kazanan bu yarıştan sonra belli olacaktı. Oyunun kazanını Laren belli edecekti. Öğretmenin düdüğüyle koştu. Belli bir çizgiye kadar koşmaya çalıştı ama o varamadan rakibi çizgiyi aşmıştı.

Kaybetmişti.

Ama koşmuştu. Hem de çok hızlı konuşmuştu. Diğer grup heyecanla bağırıp birbirlerine sarılmıştı. Laren'in grubu ise sinirle ona bakıyordu.

"Senin yüzünden kaybettik!" Gruptaki erkek çocuk Laren'e bağırdı. Ama Laren elinden geldiğince koşmuştu.

Laren'in gülümsemesi yavaşça kayboldu. Çocuğun neden kızdığını anlamamıştı. O elinden geleni yapmıştı. Bacakları şimdi bile biraz ağrıyordu.

"Ben... Hızlı koştum," dedi küçük bir sesle.

"Koşamadın işte!" diye karşılık verdi çocuk. "Sen olmasaydın kazanırdık."

Laren'in gözleri yere indi. Her zamanki gibi ayakkabılarının ucuna baktı. Hep durulduğunda ayakkabısının ucuna bakardı. Biraz önce yarışırken ne kadar güzel hissettiğini hatırladı. Öğretmeni ona güvenmişti. O da kazanacağını düşünmüştü.

Diğer çocuklar konuşmaya devam ederken Laren sessizce grubun arkasına geçti. Kimseye bakmadı. Ellerini birbirine kenetledi.

Belki gerçekten kötü koşmuştu.

Belki bir daha yarışmamalıydı.

Öğretmen çocukları tekrar yanına çağırdığında Laren hemen yanına gitti. Öğretmen onun yüzündeki düşüklüğü fark etmişti.

"Laren, üzülme. Her yarış kazanılacak diye bir şey yok."

Laren başını kaldırdı. "Ama onlar bana kızdı."

"Çünkü kaybettiler. Bu senin suçun değil." Gülümsedi. "Herkes elinden geldiğini yaptı." Laren öğretmeninin söylediklerini anlamaya çalıştı. Sonra küçükçe başını salladı.

Artık çıkış saati gelmişti. Bugün tam da Laren'in tahmin ettiği gibi geçmemişti ama biraz da olsa mutluydu. Bütün iklkokullar kendi sınıfın olduğu bölgesine geçmişti bahçede. Okulun büyük demir kapısını açtıklarında içerisi büyük bir karmaşaya dönmüştü.

Bütün veliler çocuklarını bulmaya çalışıyordu. Laren de güzel gözlerini etrafta durmadan gezdirdi. Annesini bekledi. Annesinin o siyah saçlarını ve aynı siyah gözleri gibi olan siyah gôzlerini aradı. Ama birkaç dakika boyunca bulamadı.

Kendi sınıfından kimse kalmamıştı. Öğretmeni bir köşede bir veliyle konuşuyordu. Sadece o kalmıştı. Etrafına baktığında okul bahçesinin boşaldığını gördü. Efek tufak veli ve öğretmen kalmıştı.

Aradan on dakika geçmişti, öğretmeni konudan konuya atlayan veliyle sonunda konuşmasını bitirmişti. Ayakta hâlâ sırada bekleyen öğrencisi olan Laren'i gördü. Sabah velisini görmediği için ne numarası vardı, ne de bir şeyi.

"Ah galiba annen trafiğe takıldı, Laren." Endişeli ve üzgün olan Laren başını kaldırıp öğretmenine baktı. Sadece başını sallayabildi. Evet, trafiğe takılmış olabilirdi.

"Annenin numarası var mı yanında?" dedi öğretmeni. Laren başını iki yana salladı. "Hayır," diyebildi.

Öğretmeni kısa bir süre düşündü. Sonra Laren'in omzuna hafifçe dokundu. "Tamam güzelim, biraz daha bekleyelim. Annen mutlaka gelir."

Laren yine başını salladı. İçinde küçücük bir umut oluşmuştu. Belki annesi birazdan gelecekti. Koşarak gelip, 'Laren, özür dilerim,' diyecekti. Belki de onu eve götürürken elinden tutacaktı.

Dakikalar geçti.

Bahçedeki sesler giderek azaldı. Öğretmen birkaç kez okulun kapısına bakıp saatini kontrol etti. Laren ise çantasının askısını iki eliyle tutmuş, bankın kenarında oturuyordu.

Bir süre sonra okulun içinden bir görevli çıkıp öğretmene seslendi.

"Hocam, müdür bey sizi çağırıyor."

Öğretmen Laren'e döndü. "Laren, sen burada bekle olur mu? Ben hemen geleceğim."

Laren'in kaşları hafifçe çatıldı. "Ne kadar hemen?"

Öğretmeni küçük bir gülümsemeyle, "Çok kısa," dedi. "Sen sakın bir yere gitme." Laren başını salladı.

Öğretmeni içeri doğru yürürken Laren arkasından birkaç saniye baktı. Sonra yeniden kapıya çevirdi yüzünü.Belki de gelmişti ama onu görememişti.

Laren yerinden kalktı. Çantasını sırtına taktı ve okulun çıkış kapısına doğru küçük adımlarla ilerlemeye başladı. Ayakkabılarının sesi boşalan bahçede duyuluyordu.

Kapıya yaklaştıkça dışarıdaki yolu daha iyi görebiliyordu. İnsanlar hâlâ gelip geçiyordu. Laren gözlerini kısarak hepsine baktı. Siyah saçlı bir kadın gördüğünde kalbi bir anda hızlandı.

Ama o annesi değildi.

Biraz daha ilerledi.

Başka bir kadın...

O da değildi.

Laren dudaklarını büzdü. Yine de geri dönmedi. Belki annesi köşedeydi. Belki onu görür görmez el sallardı.
Laren kapının önünde durup sokağa baktı. "Anne?" diye fısıldadı. Cevap gelmedi.

Laren bir süre daha kapının önünde bekledi. Öğretmeninin geleceğini söylemişti ama annesi hâlâ ortalarda yoktu. Belki dışarıdaydı. Belki okulun arka tarafında bekliyordu.

Küçük elleriyle çantasının askılarını tuttu. Sonra aklına bir şey geldi.

Annesi onu almaya gelmiş ama bulamayınca eve dönmüş olabilirdi. Laren bunu düşününce hiç beklemeden kapıdan çıktı.

Okulun önündeki yol, sabah gördüğü yoldan daha farklı görünüyordu. Sabah annesinin yanında yürümüştü. Şimdi ise yanında kimse yoktu. Birkaç adım attıktan sonra durdu.

Evin yolunu biliyor muydu?

Laren kaşlarını çattı. Başını kaldırıp etrafına baktı. Bir bina... Bir ağaç... Bir dükkân...

Hiçbiri tanıdık gelmiyordu. Ama biraz düşünürse hatırlayabilirdi.

Sabah annesiyle yürürken hangi taraftan gelmişlerdi?

Laren başını sağa çevirdi. Sonra sola. "Şuradan mıydı?" diye kendi kendine mırıldandı. Bir sokağa baktı. Sanki tanıdık gibiydi.

Evet.

Bu yol olabilirdi.

Küçük adımlarla o sokağa girdi. Birkaç metre ilerledikten sonra durup arkasına baktı. Okul artık biraz uzakta kalmıştı. Laren'in içine ilk kez küçücük bir korku düştü. Ama devam etti.

Çocuk aklıyla devam etti. Yürüdü, yürüdü ama varamadı. Bu sokakları hayatında hiç görmemişti. Yanlış yola girmişti. Duvarlarda sprey boya ile yazılmış yazılar vardı. Etrafta tek tük gecekondular bulunuyordu. Hiç kendi yaşadığı yere benzemiyordu. Geri dönüp diğer yola girebilirdi. Evet onu da deneyecekti.

Bir yandan da çok yorulmuştu. Hem açtı da. Yemek yememiş, su bile içmemişti. Belki biraz dinlenebilirdi. Oturacak yer aradı ama bank gibi bir şey bulamadı. Kaldırıma oturdu. Beslenme çantasını da yanına bıraktı. İçinin boş olduğunu bilse de bir daha açıp baktı. Ama yine boştu.

"Of," Bir elini çenesinin altına koydu. "Neredesin, anne?" dedi kendi kendine.

Annesinin sesini duymak isterdi ama onun yerine yabancı bir adamın sesini duydu.

"Vay, vay. Beyler yeni bir kurban geldi ayağımıza."

Adamın sesiyle Laren'in başı hızla kalktı. Karşısında birkaç kişi vardı. Kıyafetleri dağınıktı ve birbirlerine bakarak gülüşüyorlardı.

Laren onları görünce hemen ayağa kalktı. Beslenme çantasını eline aldı.

"Ben... Eve gideceğim," dedi.

Adamlardan biri önüne doğru bir adım attı.

"Evin nerede bakalım, küçük kız?"

Laren cevap vermedi. Bir adım geriledi.

"Annem beni bekliyor."

Adam gülerek diğerlerine baktı.

"Duydunuz mu? Annesi bekliyormuş."

Laren'in kalbi hızlı hızlı çarpmaya başladı. Sabahki okul yolu gözünün önüne geldi. Öğretmeni ona beklemesini söylemişti.

Beklemeliydi.

Ama artık okul çok uzaktaydı.

Adam koluna uzandığında Laren hemen geri çekildi.

"Hayır!"

Küçük elleriyle kolunu kurtarmaya çalıştı. Adam bu kez bileğinden tuttu.

"Bırak!"

Laren bağırmaya başladı. Sesi sokağın duvarlarına çarpıp geri dönüyordu.

"Öğretmenim! Anne!"

Kimse gelmedi.

Laren ağlayarak tekmelemeye çalıştı ama adam onu kendine doğru çekiyordu.

"Bırakın beni! Annemi istiyorum!"

Gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Bir yandan da etrafa bakıyordu. Belki biri onu görürdü. Belki bir yetişkin gelir, onu bu adamlardan kurtarırdı.

Belki... Belki. Ah, her şey belki.

Ama sokak neredeyse bomboştu.

Adamlar onu götürmeye çalışırken Laren bütün gücüyle bağırdı.

"Yardım edin!"

Sesi bu kez daha da yükseldi. Ama bir fayda etmedi.

Laren'in sesi sokakta yankılandı.
"Anne!"

Küçük bedeni titriyordu. Kurtulmak için uğraştı ama gücü yetmedi. Adamlar onu sokaktan uzaklaştırırken okul, öğretmeni giderek geride kaldı.

Geride kalan şey bir beslenme ve okul çantasıydı.

Laren ağlamaktan konuşamaz hâle geldi.

O gün, eve kendi başına dönmeye çalışırken yanlış bir sokağa girmişti.

Ve o sokakta, çocukların masumiyetinden faydalanan insanların eline düşmüştü.

Sonrasını Laren yıllarca hatırlamak istemeyecekti.

O gün eve dönemedi.

O gün bir çocuğun hayatında hiç bilmemesi gereken şeylerle karşılaştı.

Ve Laren, daha altı yaşındayken, başkalarının karanlığına kurban edilen çocuklardan biri oldu.

જ⁀➴

Merhaba yeni gelen ve daha önceden beri takip eden güzellerim.

Ne diyeceğimi bilmiyorum... Bundan sonra Laren'in acısını bir tek ben değil, sizde biliyorsunuz.

Girişten bile ağır bir bölüm oldu benim için. Çok zorlandım bazı yerlerde. Laren seni seviyorum minik bebişim😭🥺 Ağır bir başlangıç yaptık.

Medyada bebeğim laren var nasıl göründüğünü merak edenler varsa bakabilir. Hatta tüm karakterleri merak eden varsa Pinterest hesabımı takip edebilir bütün hesaplarımın linki hakkında kısmımda bulunuyor canlar.

Sonda aklınıza neler geldi çok merak ettim. Sizce ne oldu? Şunu diyeyim (tecv) gibi bir şey değil merak etmeyin. Aslında hikayenin açıklama kısmını hatırlayanlar fikir yürütebilir.

Yeni bölümün ne zaman geleceğini bende bilmiyorum. Bölümlerden ve diğer kitaplarımdan haberdar olmak isterseniz WP kanalıma gelebilirsini. Profilimde bütün hesaplarımın olduğu bir link var.

Beni yorumlarınızla buluşturun lütfen

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

123okunma 9beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18