11. bölüm · Sahne ve Siper
10.BÖLÜM
Nabersiniizzz
Biliyorum uzun zamandır bölüm atmadım ama kafam doluydu o yüzden aklıma bir şey gelmiyordu.
Aslında yazılı vardı ama beğenemedim ve tekrardan yazmaya başladım.
Bu bölüm Alara'nın küçüklük bölümü yani sekiz yaşındaki halii
Oy ve yorum yapanlar cansınız🌹
Bölüme başlayalım
_______♡
17 yıl önce…
Gece, evin üzerine ağır ağır çökmüştü; dışarıdan bakıldığında sıradan bir gece gibi görünüyordu belki, sokak lambalarının sarı ışığı pencereden içeri sızıyor, perdelerin kenarlarında ince gölgeler oluşturuyordu ama evin içindeki hava sıradan değildi, sanki görünmeyen bir şey bütün odalara yayılmış, duvarların arasına sinmiş ve nefes almayı bile zorlaştıracak kadar yoğunlaşmıştı. Küçük Alara yatağında sırt üstü yatıyordu, gözleri tavana sabitlenmişti ama aslında hiçbir şeye bakmıyordu; bakıyormuş gibi yaptığı şey, içindeki huzursuzluğu bastırmaya çalışmaktan başka bir şey değildi çünkü o yaştaki bir çocuk bile bazen hiçbir sebep yokken içinin daraldığını, kalbinin sebepsiz yere hızlı attığını ve bir şeylerin yanlış olduğunu hissedebilirdi.
Yorganını çenesine kadar çekmişti, sanki o ince kumaş parçası onu dış dünyadan koruyabilirmiş gibi ama ne kadar sıkı tutarsa tutsun, o his içeri sızmanın bir yolunu buluyordu; çünkü bu dışarıdan gelen bir tehlike değildi, bu his içerideydi, tam göğsünün ortasında, kalbinin hemen altında, adı konulamayan ama yok da sayılamayan bir ağırlık gibi duruyordu. Gözlerini kapatmayı denedi bir süre, belki uyursa geçer diye düşündü ama gözlerini kapattığında karanlık daha da büyüdü, sanki o huzursuzluk gözlerini kapatmasını fırsat bilip daha çok yayılıyordu ve bu yüzden tekrar açtı gözlerini, tavana baktı, sonra odanın köşesine, sonra kapıya… en çok da kapıya.Kapı kapalıydı.Ama o kapının arkasında bir şeyler vardı.Alara bunu hissediyordu.
Babası evde değildi.Bu detay, o gecenin en önemli parçasıydı aslında, çünkü babası evdeyken her şey farklı olurdu; sesler daha normal gelirdi, annesinin sesi daha yumuşak olurdu, evin içindeki hava daha hafif olurdu ama o gece… babası yoktu ve bu yokluk sadece bir kişinin eksikliği gibi değildi, sanki evin dengesi bozulmuştu, bir şey olması gerektiği yerde değildi ve bu da her şeyi etkiliyordu. Küçük Alara bunu tam olarak açıklayamazdı ama hissedebilirdi ve hissettiği şey… iyi değildi.
Yatağın içinde biraz daha kıpırdandı, yorganı düzeltti, başını yastığa gömdü ama hiçbir şey işe yaramıyordu çünkü içindeki o huzursuzluk gitmiyordu, aksine zaman geçtikçe daha da belirginleşiyordu, sanki bir şey yaklaşırken önce sessizlik olur, sonra o sessizlik insanın kulaklarında uğuldamaya başlar ya, işte öyle bir şeydi.Ve sonra…Geceyi bölen o ses geldi.Aniydi.Keskin.Beklenmedik.Sanki ağır bir şey yere düşmüştü.Alara’nın gözleri bir anda büyüdü, kalbi hızlandı, bütün bedeni gerildi ve birkaç saniye boyunca hiç kıpırdamadı çünkü o an verdiği ilk tepki korkudan donakalmak olmuştu; çocuk aklıyla o sesi anlamlandırmaya çalışıyordu ama bu sıradan bir ses değildi, gündüz olsa belki “bir şey düştü” deyip geçebilirdi ama gece… gece olunca her ses başka bir anlama bürünürdü ve bu ses de öyleydi.Nefesini tuttu.Dinledi.Sessizlik geri geldi.Ama bu sefer daha ağırdı.Tam “belki de bir şey değildir” diye düşünecekken…İkinci ses geldi.Ama bu bir eşya sesi değildi.Bu…Bir nefesti.Zor.Kesik kesik.Boğuluyormuş gibi.Alara’nın kalbi o an daha da hızlandı, o sesin ne olduğunu anlamak için çocuk olmasına gerek yoktu çünkü insan sesi, özellikle de böyle bir ses, kendini ele verirdi; bu birinin zor nefes aldığı bir sesti ve o ses evin içinden geliyordu.Korku artık netti.Yavaşça doğruldu.Yatağın kenarına oturdu.Ayaklarını yere indirdi.Soğuk.Zemin beklediğinden daha soğuktu ama bu onu durdurmadı çünkü o anda hissettiği şey soğuktan daha güçlüydü; merak ve korku, birlikte hareket eden iki şey gibiydi ve Alara’yı kapıya doğru çekiyordu.Ayağa kalktı.Yavaş adımlarla yürümeye başladı.Her adımda kalbi biraz daha hızlandı.Kapıya geldiğinde durdu.Elini kapının koluna götürdü.Ama hemen açmadı.Çünkü o kapının arkasında…Bir şeyler vardı.Ve belki de…Onu gördüğünde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.Yine de açtı.Ama tamamen değil.Sadece araladı.Kapının arasından koridora baktı.Koridor karanlıktı.Ama salonun ışığı açıktı.Ve o ışık…Sanki onu çağırıyordu.Alara kapıyı biraz daha açtı.Bir adım attı.O an…İçindeki his artık sadece huzursuzluk değildi.Bu…Başlangıçtı.
Kapının aralığından sızan ışık, karanlık koridorun içine ince bir çizgi gibi düşüyordu ve küçük Alara o ışığın içinde bir an duraksadı, sanki o çizgiyi geçerse geri dönemeyecekmiş gibi hissetti çünkü bazen insan, özellikle de bir çocuk, hiçbir şey görmeden bile bir şeylerin değişeceğini anlayabilirdi; o an da öyle bir andı, kalbi göğsüne sığmıyormuş gibi atıyor, nefesi fark etmeden hızlanıyordu ama yine de geri dönmedi çünkü o ses… o garip, kesik kesik nefes sesi hâlâ geliyordu ve bu ses onu ileri çekiyordu, korkutsa bile, durdurmuyordu.
Bir adım daha attı.Koridorun karanlığı arkasında kaldı.Salonun ışığı yüzüne vurdu.Ve sonra…Gördü.
Zaman o an yavaşladı.Gerçekten yavaşladı.Kardeşi yerdeydi.Ama bu sadece “yerde olmak” değildi; küçük bedeni normal durmuyordu, sanki kendi içinde bir şeylerle savaş veriyormuş gibi kasılıyor, nefes almak için çabalıyordu ama her nefes boğazında düğümleniyordu, göğsü düzensiz şekilde inip kalkıyor, arada bir çıkan o zayıf sesler gecenin sessizliğini delip geçiyordu ve Alara o görüntüyü gördüğü anda içindeki o belirsiz huzursuzluk net bir şeye dönüştü: korku, saf ve keskin bir korku.
Ayakları olduğu yere sabitlendi.Kımıldayamadı.“Bu… normal değil…”Bunu düşündü ama söyleyemedi.Çünkü sesi çıkmadı.Gözleri kardeşine kilitlenmişti.Başka hiçbir şeye bakamıyordu.Ama odada sadece kardeşi yoktu.Annesi de oradaydı.
Biraz ileride, koltuğun yanında duruyordu ve elinde telefon vardı, kulağına dayamıştı, yüzü gergindi ama bu gerginlik korkudan değil, sinirden geliyordu, kaşları çatılmış, dudakları sıkılmıştı ve konuştuğu kişiye karşı sabırsız bir tonla cevap veriyordu; “Abartıyorsunuz artık, her seferinde aynı şey…” diyordu ve bu cümle, o anki durumla o kadar uyumsuzdu ki Alara’nın zihni bir anlığına karıştı çünkü gözlerinin önünde olan şeyle annesinin söylediği şey birbirini tutmuyordu.“Anne…”
Bu kelime Alara’nın ağzından zar zor çıktı, o kadar kısıktı ki neredeyse duyulmayacaktı ama o yine de söylemişti çünkü o an dünyada çözebileceğini düşündüğü tek kişi annesiydi, annesi bakarsa, annesi gelirse, annesi bir şey yaparsa… her şey düzelebilirdi.
Ama annesi bakmadı.“Anne…”Bu sefer biraz daha yüksek söyledi ama yine de sesinde çekingenlik vardı, çünkü annesinin o anki hali… yaklaşılması kolay bir hal değildi.Annesi başını çevirdi sonunda.Ama sadece kısa bir bakış attı.O bakışta korku yoktu.Endişe yoktu.Sadece rahatsızlık vardı.
“Odana git Alara,” dedi sert bir şekilde, sesi keskin çıktı, sanki o an orada bulunması yanlış bir şeymiş gibi, sanki Alara bir problemmiş gibi. “Bir şey yok.”Bir şey yok mu?Alara tekrar kardeşine baktı.Nefesi hâlâ düzensizdi.Daha da kötüydü sanki.Bu “bir şey yok” değildi.
“Anne…” dedi bu sefer daha titrek bir sesle, ama bu sefer korku daha belirgindi, kelimenin içine saklanamıyordu artık, “iyi değil…”Annesi gözlerini devirdi.Gerçekten.“Dedim ya bir şey yok!” diye çıkıştı bu sefer, sesi yükseldi, sabrı taşmış gibiydi ama bu sabırsızlık yanlış kişiye yönelmişti çünkü ortada bir sorun vardı ve o sorun görmezden geliniyordu.Alara irkildi.Ama geri gitmedi.Gidemedi.Çünkü gözlerinin önündeki şey…İzin vermiyordu.Kardeşi bir anda daha sert bir nefes aldı.Boğulur gibi.O ses…Alara’nın içini parçaladı.Ve işte o an… Bir şey değişti.
Annesi de fark etti.Telefon elinden kaydı.Yere düştü.Yüzündeki ifade…Bir anda çözüldü.Sinir gitti.Yerine… Panik geldi.Ama o panik… Geç kalmıştı.
“Ne oldu bu?!” dedi bir anda, sesi yükseldi, aceleyle kardeşine doğru eğildi, elleri titriyordu ama bakışları bir anda Alara’ya kaydı ve söylediği şey o gecenin en keskin, en unutulmaz anı oldu.
“Ne yaptın sen?!”Alara’nın kalbi o an duracak gibi oldu.Gözleri büyüdü.Nefesi kesildi.Ne yapmıştı?Hiçbir şey.Ama o an…Suçlu oydu.Ve o düşünce…O yaşta bir çocuğun içine saplanabilecek en ağır şeylerden biriydi.
Annesinin “Ne yaptın sen?!” diye bağırdığı o an, Alara’nın içi bir anda boşalmış gibi oldu çünkü ne yapmış olabileceğini gerçekten bilmiyordu, sadece kardeşine bakıyordu, yerde nefes almaya çalışan o küçük bedene, her nefesin biraz daha zor çıktığını, göğsünün düzensiz şekilde inip kalktığını görüyordu ve bu görüntü korkusunu büyütürken annesinin ona bakışındaki suçlama her şeyi daha da ağırlaştırıyordu; oysa birkaç dakika önce Alara “iyi değil” dediğinde annesi onu susturmuş, “bir şey yok” diyerek ciddiye almumış, hatta sinirlenmişti ve şimdi bir anda panikle kardeşinin yanına diz çökmüş, ne yapacağını bilmeden onu sarsıyor, adını söyleyip duayordu ama bu panik çok geç gelmişti, çünkü durum zaten kötüydü ve bu kötüleşme, kimsenin fark etmediği bir anda değil, annesinin göz göre göre ertelediği bir anda olmuştu.
Alara o an hem korkuyor hem de anlamaya başlıyordu; annesi telefondayken, başka şeylerle ilgilenirken, onu sustururken zaman geçmişti ve o geçen zaman geri gelmiyordu, kardeşi her nefes almakta zorlandığında aslında o gecikmenin içinde kayboluyordu ve annesi şimdi ne kadar hızlı hareket etmeye çalışsa da, az önceki o umursamaz haliyle şimdiki panik hali arasındaki fark Alara’nın gözünde tek bir şeye dönüşüyordu: geç kalmışlık; annesi telefonu eline alıp ambulansı ararken elleri titriyor, sesi kırılıyordu ama Alara artık o sesi duyarken rahatlamıyordu, çünkü içten içe bunun en başta yapılması gereken şey olduğunu hissediyordu ve bu düşünce küçük bir çocuk için bile çok ağırdı.
Kardeşinin nefesi daha da zorlaştığında Alara bir adım atmak istedi ama durdu, çünkü ne yapacağını bilmiyordu, sadece izliyordu ve bu izlemek zorunda kalma hissi içini yakıyordu; annesi bir yandan “bir şey olmayacak” diyordu ama o cümle o kadar boş geliyordu ki Alara artık hiçbir şeye inanamıyordu, çünkü az önce de “bir şey yok” denmişti ve bu doğru çıkmamıştı, şimdi söylenenlerin de doğru olmayacağını hissediyordu, gözlerini annesinden ayıramadı bir an, o telaşlı, korkmuş haline baktı ama içinde oluşan duygu acıma değildi, sadece kırgınlıktı, çünkü o an Alara’nın zihninde tek bir şey vardı: eğer annesi başta dinleseydi, eğer onu susturmasaydı, eğer biraz daha erken fark etseydi… belki her şey böyle olmazdı.O an Alara hiçbir şey söylemedi ama içinde bir cümle çok net oluştu, sessiz ama keskin bir şekilde: “Senin yüzünden.”
Annesi telefonu kapattıktan sonra odanın içindeki panik daha da büyüdü, sanki her şey aynı anda hızlanmış ama hiçbir şey yetişmiyormuş gibiydi; kardeşi hâlâ yerdeydi, nefes almaya çalışıyordu ama her nefes daha zor çıkıyordu ve bu görüntü Alara’nın gözlerinin önünden gitmiyordu, annesi bir yandan onun adını söyleyip duruyor, bir yandan ne yapacağını bilmeden etrafa bakıyordu ama yaptığı hiçbir şey yeterli görünmüyordu, çünkü olması gereken şeyler en başta yapılmamıştı ve şimdi yapılan her şey geç kalmış gibi duruyordu.
Alara kapıya doğru baktı, sonra tekrar kardeşine, sonra annesine, sanki birinin bir şeyleri düzeltmesini bekliyordu ama kimse düzeltemiyordu, odanın içindeki hava ağırlaşmıştı, nefes almak bile zor geliyordu ve tam o sırada dışarıdan o ses geldi, önce uzak, sonra gittikçe yaklaşan, keskin ve rahatsız edici bir ses; siren.Alara’nın kalbi o sesi duyduğu anda daha hızlı atmaya başladı çünkü bu ses sadece yardım demek değildi, aynı zamanda durumun ne kadar kötü olduğunu da anlatıyordu, annesi de o sesi duydu, bir an durdu, gözleri kapıya kaydı, yüzünde bir umut belirdi ama bu umut bile korkuyla karışıktı, çünkü artık her şey onların elinden çıkmıştı; birkaç saniye sonra kapı sert bir şekilde çalındı, annesi hızla koştu, kapıyı açtı ve içeri giren insanlar hiç vakit kaybetmeden kardeşinin yanına yöneldi.
Onlar hızlıydı, ne yaptıklarını biliyorlardı, kısa kısa konuşuyor, elleriyle kontrol ediyor, bir şeyler söylüyorlardı ama Alara o an ne dediklerini tam duyamıyordu, sadece izliyordu, sanki bir film sahnesi gibi ama bu gerçekti ve o bu sahnenin içindeydi; kardeşini yerden kaldırdılar, sedyeye koydular, bir şeyler bağladılar, acele ediyorlardı ve bu acele Alara’nın içindeki korkuyu daha da büyütüyordu çünkü kimse sakin değildi, kimse “iyi” demiyordu.
Annesi onların yanında duruyor, bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama sesi titriyordu, cümleleri karışıktı, ne dediği tam anlaşılmıyordu ve Alara o an annesine baktığında içindeki o duygu tekrar yükseldi, çünkü biraz önce hiçbir şey yok diyen kişi şimdi her şeyi anlatmaya çalışıyordu ama bu anlatmak hiçbir şeyi değiştirmiyordu; kardeşini kapıya doğru götürdüklerinde Alara olduğu yerde kaldı, ilerleyemedi, sadece izledi, sedyenin geçişini, kapının açılışını, o anın hızla akıp gidişini izledi.Ambulansın kapısı açıldığında içerden gelen ışık geceyi aydınlattı, kardeşini içeri aldılar, kapıyı kapattılar ve o kapının kapanma sesi Alara’nın içinde yankılandı, sanki bir şey tamamen bitmiş gibi; annesi aceleyle onların arkasından çıktı ama Alara kapının eşiğinde kaldı, ne ileri gidebildi ne geri dönebildi, sadece baktı, ambulansın ışıkları yanıp sönmeye başladı, siren tekrar çaldı ve araç yavaşça hareket etti.
Alara o an hiçbir şey yapmadı, ağlamadı, bağırmadı, sadece izledi, ambulansın uzaklaşmasını, ışıkların küçülmesini, sesin yavaş yavaş kaybolmasını izledi ve içinde çok net bir şey hissetti, bu his korkudan daha ağırdı, üzüntüden daha keskin bir şeydi, çünkü o an sadece kardeşinin gittiğini değil, aynı zamanda bir şeyin geri gelmeyeceğini anladı ve bu düşünce, o geceyle birlikte onun içinde kalacak bir şeye dönüştü.
HASTANE
Hastanenin koridoru soğuktu, ışıklar çok parlaktı ama içi karanlık gibiydi ve Alara o koridorda otururken ayaklarını yere sabitlemiş gibi hissediyordu, sanki kalkarsa bir şeyler daha kötü olacakmış gibi, annesi bir ileri bir geri yürüyordu, elleri titriyordu ama bu titreme korkudan çok sinirle karışık gibiydi ve Alara onun yüzüne bakmaya cesaret edemiyordu, sadece bekliyordu, zaman geçmiyordu, saatler ilerliyor ama hiçbir şey değişmiyordu, her şey aynı yerde takılı kalmış gibiydi; sonunda doktor geldiğinde annesi bir anda durdu, nefesini tuttu, Alara da başını kaldırdı ama içinden bir ses kötü bir şey olacağını çoktan söylemişti.Doktor konuştu, ama kelimeler Alara’nın kulağına tam ulaşmadı, sadece birkaç parça duyabildi, “çok uğraştık… geç kalındı…” ve o an her şey sessizleşti, sanki hastanedeki bütün sesler bir anda kesildi, sadece o cümle kaldı, annesi bir anda çözüldü, ağlamaya başladı ama bu ağlama saf bir acı gibi gelmedi Alara’ya, içinde başka bir şey daha vardı, öfke gibi, suç atmak ister gibi bir şey ve birkaç saniye sonra annesi başını kaldırıp direkt Alara’ya baktı.
“Ona sen bakıyordun!” dedi, sesi yüksek çıktı, keskin çıktı, “Ben sana bırakmadım mı? Neden söylemedin?!”
Alara’nın kalbi o an bir kez daha sıkıştı, çünkü söylemişti, defalarca söylemişti ama o an bunları anlatacak gücü yoktu, sadece baktı, gözleri doldu ama ağlamadı, çünkü o an ağlamak bile zor geliyordu, annesi durmadı, “Benim işim vardı, sen ablasısın! Sen bakacaktın!” dedi ve bu sözler Alara’nın içine bıçak gibi saplandı çünkü o an artık sadece üzgün değildi, aynı zamanda haksızlığa uğradığını hissediyordu ama bunu söyleyemiyordu, sesi çıkmıyordu.
Tam o sırada koridordan hızlı adımlarla biri geldi, babasıydı, yüzü solgundu, gözleri telaşlıydı, direkt yanlarına geldi, “Ne oldu?” dedi ama cevabı yüzlerden anlamıştı bile, annesi ağlayarak ona döndü ama bu sefer söylediği şey her şeyi değiştirdi: “Alara yüzünden… bakamadı… söylemedi…”
O an babasının yüzü değişti.Bir anda.Net bir şekilde.Kaşları çatıldı, bakışları sertleşti ve hiç düşünmeden Alara’nın önüne geçti, sanki onu korur gibi, annesine döndü ve “Ne diyorsun sen?” dedi, sesi alçaktı ama içi doluydu, “O çocuk!” dedi, “Sorumluluk sende!”
Annesi bir şey demeye çalıştı ama babası durmadı, “Söylemiş!” dedi, “Görmemiş misin? Duymamış mısın?” ve o an Alara ilk defa birinin onun yerine konuştuğunu hissetti, ilk defa biri onun suçlu olmadığını söyledi, bu his içini hem rahatlattı hem de daha çok acıttı çünkü artık her şey çok netti; bu sadece bir kayıp değildi, bu aynı zamanda bir kırılmaydı.
Alara başını kaldırdı, babasına baktı, sonra annesine ve o an içindeki o son bağ da koptu, çünkü annesi hâlâ ona bakıyordu ama o bakışta sevgi yoktu, sadece suçlama vardı ve Alara o an anladı, bu sadece o gece bitmeyecek bir şeydi, bu onun içinde kalacak, büyüyecek ve her ambulans sesinde, her hastane kokusunda yeniden canlanacaktı.O gece Alara sadece kardeşini kaybetmedi.Annesini de kaybetti.
