7. bölüm · Şah ve Mat

Cam Kırığı Sessizliği

n g

Lale, holdingin aynalı koridorunda yürürken kendi yansımasına bakmıyordu. Çünkü bakarsa, o kusursuz Soykan maskesinin altındaki çatlakları göreceğinden korkuyordu. İçinde bir yerlerde, Londra’daki o terk edilmiş kız çocuğu avazı çıktığı kadar bağırıyordu: "Ona dokunmasına izin verme!" Ama Lale, o çığlığı boğazına gömdü ve kapıyı çaldı.

Efsun’un ofisindeki hava bir anda buz kesti. Lale, her zamanki mağrur tavrıyla bir koltuğa yerleşti. Kalbi göğüs kafesine sığmıyordu ama sesi, donmuş bir göl kadar pürüzsüzdü.

"Dün geceyi diyorum Efsun..." dedi Lale, ellerini dizlerinin üzerinde kenetleyerek. "Karan’ın ofisindeki o tabloyu gördüm. Açıkçası, seçimlerin her zaman beni şaşırtmıştır ama Karan... O gerçekten senin liginin çok üstünde bir hamle."

Efsun, bu beklenmedik sakinlik karşısında sendeledi. "Lale, ben sadece... Aramızdaki çekim o kadar güçlüydü ki."

Tam o sırada kapı açıldı. Karan içeri girdiğinde, bakışları doğrudan Lale’ye saplandı. Lale ona bakmadı bile. Bakarsa, o dipsiz karanlıkta boğulacağını biliyordu.

"Karan Bey," dedi Lale, başını hafifçe yana eğerek. "Efsun’a az önce söylüyordum. Sizin gibi kontrol tutkunu bir adamın, Efsun’un o enerjisine kapılması stratejik açıdan ilginç. En yakın arkadaşımın sizinle vakit geçirmesi içimi rahatlatıyor. Belki ona... benim bilmediğim bazı şeyleri öğretirsiniz."

Karan’ın içi titredi. Lale’nin onu bir eşya gibi Efsun’un kollarına fırlatışı, uyuşturucu krizlerinden daha çok canını yakmıştı. Karan, Lale’nin canını yakmak için son kozunu oynadı; Efsun’un yanına gidip elini masaya, Efsun’un elinin hemen yanına koydu.

"Lale Hanım her zamanki gibi çok profesyonel," dedi Karan, sesi bir bıçak kadar keskin. "Efsun ile birbirimizi... iyi anlıyoruz. Bazen insanın ihtiyacı olan şey, karmaşık geçmişler değil, sade ve net bir bugündür."

Lale’nin midesine bir yumruk yemiş gibi oldu ama sadece hafifçe gülümsedi. "Kesinlikle. Sade olan her zaman daha az yorar. Bu kadar yoğun iş hayatımız varken de en son isteyeceğimiz şey yorulmaktır değil mi? Çok iyi seçim o yüzden, tebrik ederim."

Yüzündeki sahte, sadece Karan’ın anlayacağı alaycı gülümsemeyle odadan çıktı ve koridorda ilerledi.

[GECE / BAR]
Lale, geceyi şehrin en kuytu barında, ağır bir alkol kokusunun içinde karşılıyordu. Gündüzki o dik duruşu, şimdi masanın üzerinde dağılmış bir cam kırığı gibiydi. Tam o sırada masasına yanaşan o tekinsiz adamın elindeki paketi gördüğünde, Lale’nin zihni o karanlık sığınağa, Londra’daki o ilk "unutuşa" kaçtı. Parmakları pakete uzandığı an, kolunda hissettiği o yakıcı kavrayışla irkildi. Karan oradaydı. Soluk soluğaydı.

"Buna dokunmayacaksın," dedi Karan, sesi fırtına öncesi sessizliği gibi boğuktu.

Bu nerden çıktı diye düşünürken Lale, hırsla kolunu çekmeye çalıştı. "Sana ne Karan? Git ve o sade hayatının tadını çıkar. Benim neyle kendimi uyuşturduğum artık seni ilgilendirmez. Sende kendini uyuştıracak bişey bul. Ama dur aramana gerek yok, Efsun var. Uyumamıştır daha, aramamı ister misin? Eminim sana hep müsaittir."

Karan sessizce ”Sarhoşsun sen” diye homurdandı. Lale’yi sarsarak kendine çekti ve barın arka sokağına, soğuk yağmurun altına sürükledi. Onu duvara yasladığında, ikisi de sırılsıklam olmuştu. Karan’ın elleri Lale’nin kollarını öyle sıkı tutuyordu ki, parmak izleri orada birer mühür gibi kalacaktı.

"Beni cezalandırmak için mi buradasın?" diye sordu Karan, yüzü Lale’nin yüzüne milimler kala. "O paketi alarak benden intikam mı alacaksın? Kendini yok ederek beni de mi yok etmek istiyorsun?"

"Sen beni çoktan yok ettin Karan!" diye fısıldadı Lale. Gözyaşları yağmura karışıyordu ama sesi hala gururluydu. "Efsun’un gözlerinin içine o şekilde bakarken, benim kim olduğumu bile unuttun. Şimdi gelip beni kurtarmaya çalışma. Ben senin kurtarılacak piyonun değilim."

Karan, alnını Lale’nin alnına yasladı. "Sen benim hiçbir şeyim değilsin Lale... Ama her şeyimsin. Efsun’a o şekilde bakmamın tek sebebi sendin. Ama sen öyle bir duvarsın ki, sana ulaşmak için dünyayı yakmam gerekiyor."

Lale, Karan’ın ıslak gömleğine tutundu. İkisi de "seni seviyorum" ya da "seni kıskandım" demedi. Sadece birbirlerinin acısını soludular. Karan, Lale’nin dudağının kenarındaki yağmur damlasını başparmağıyla sildi.

"O zehir senin zihnini uyutur Lale," dedi Karan, sesi bir yemin gibiydi. "Ama ben seni uyandırmak için buradayım. Gitmene izin vermem. Kendine ihanet etmene izin vermem."

Lale yaşlarla dolu gözlerini kaldırdı. Karan’ın kahve gözlerine geldiğinde durdu, bakışlarının oraya bir ömür hapsolmasını dilerdi o an.

”Beni görmemeliydin. O zayıf kızı bilmemeliydin” diye mırıldanıyordu sarhoş sesiyle.

Sokağın başında Aras’ın arabasının farları göründüğünde, her ikisi de bir anlığına donup kaldı. Aras, yağmurun altında birbirine nefesi kadar yakın duran o iki insanı gördüğünde, içindeki son şüphe kırıntısı da büyük bir nefrete dönüştü. Aras, sessizce vitese taktı ve gaza bastı.

Karan ve Lale hala birbirlerine bakarken, asıl fırtınanın holdingdeki yönetim odalarında değil, bu dar sokakta başladığını biliyorlardı.