5. bölüm · Rüzgarın Adı Sensin

Bölüm 3-Mesafe Ve Yakınlık

Mavii Denizimsii

Sabah kalkar kalkmaz kendimi Selin teyzenin kapısının önünde buldum. Çok heyecanlıydım, dayanamadım ve Defne'ye şimdi söylemeye karar verdim. Kapıyı çaldım ve beklemeye başladım. Açıldığında gördüğüm kişi ile şaşırdım; Selin teyze açar sanıyordum ama şu an karşımda Doruk vardı.

"Şey, ben Defne için gelmiştim, evde mi acaba?"

"Evde, bekle çağırayım."

Kapının önünde beklemeye başladım. Bir dakika sonra Defne gelmişti, beni görünce gülümsedi ve sarıldı. Kalbim hızlı hızlı çarpıyordu.

"Hoşgeldin Mira, hadi içeri geç."

"Bahçede oturalım mı? Bugün hava çok güzel. Hem sana şaşıracağın bir şey anlatacağım."

"Ayyy, dedikodu mu yoksa bayılırım, gel salıncağa geçelim."

Salıncağa oturduk. Defne konuşmaya başladı hemen, gözleri parlıyordu.

"Ay çok heyecanlandım, anlat hadi ne oldu. Birine mi aşıksın yoksa fikir mi almak istiyorsun?"

"Yok öyle bir şey değil. Dün gece uyuyamayınca salona indim. Sonra Bodrum'u merak ettim ve aşağı indim. Aşağı indiğimde yerde kanlar gördüm, korktum ama merakım baskın gelince geri dönmedim. Orada iki kapı vardı, biri ardiyeydi ama diğerini görünce resmen şaşırdım."

Bir süre bekledim, sakince beni dinliyordu. Ama kan kısmını duyunca gözleri büyüdü.

"Ne kanı? Ne var orada? Düzgünce anlat hadi."

"Kapıyı açtım, karanlık olunca zorda olsa ışığı buldum. Açtığımda ise eski püskü bir dövüş salonu buldum. Ortada bir ring vardı, kenarlarda boks torbaları, koşu bandı, barfiks yeri filan... Bizden önce kim yaşıyordu orada?"

"Ohaa, ciddimisin, gerçek mi bu?"

"Evet, görünce ben de şaşırdım. Orayı temizleyebilir miyiz onu sormak için gelmiştim, yardımın lazım. Hatta abinde gelirse iyi olur çünkü çok pis."

"Olur tabi, abim gelir mi bilmiyorum ama ben yardım ederim. Eski ev sahibi ise... Onu çok görmezdik. Genelde gece yarısı evden çıkardı, akşam eve gelirdi."

"Anladım."

"Hadi gidelim, bir an önce temizlemeye başlayalım, çok merak ettim şimdi orayı."

"Şey, abini sen çağırır mısın? Ben biraz çekiniyorum da. Yanlış anlama ama, abin biraz soğuk ve ters biri. İster istemez geriliyor insan."

"Önceden böyle değildi aslında..." dedi Defne, gözleri hafif uzaklara dalmış gibi. "Bir olaydan sonra değişti..."

Ben titrek bir nefes aldım, kalbim sıkıştı. "Ne yaşadı ki..." dedim, merak ve endişe karışık.

"Onu bu kadar soğuk biri yaptıysa çok ağır şeyler yaşamış olmalı," diye devam ettim.

"Öyle, ama bunu benim sana anlatmam doğru olmaz. Abim anlatmak isterse anlatır. Biraz... Anlatması zor bir şey, hatta o günden sonra sadece Doruk ismini kullanmamıza izin veriyor."

Şaşkınlıkla sordum: "Doruk'un bir ismi daha mı vardı?"

"Evet, aslında Doruk ikinci adı, ilk adı Ayaz. Ama onu kullanmamıza izin yok. Sen de kullanma sakın, hatta bildiğini bile bilmesin. O ismi duyunca kendini kaybediyor."

"Tamam, merak etme, söylemem."

"Ben abimi çağırayım, ama geleceğini pek sanmıyorum."

Defne abisini çağırmaya gitti bende salıncakta beklemeye başladı. Umarım gelirdi, ne yaşadığını neden böyle olduğunu merak ediyordum ve onunla yakın olmak istiyordum. Defne evden abisi ile çıkınca heyecanlandım sanırım ikna etmişti, ayağa kalktım ve Defne'nin yüzüne baktım. Gülümseyerek kafa salladı, ikna etmişti. Mutlu bir şekilde eve doğru yürüdüm, Alperide çağırdım. Ona daha söylemiştim aşağı inince kendisi görürdü zaten.

Aşağı indik kapıyı açtık ve etrafa bakmaya başladık. Defne ve Alper şaşkındı, Doruk'un yüz ifadesi ise her zaman ki gibi düzdü.

"Vay be, bir haftadır burayı nasıl fark etmedik biz." Dedi Alper.

"Bizim evde de böyle bir şey varmıdır acaba?" Dedi Defne de.

"Olsa fark ederdik." Diye cevap verdi Dorukta.

Derin bir nefes aldım ve nerden başlamamız gerektiğini düşündüm. En pis yer ring di, etrafı toz içindeydi, ipleri eskimiş ve demirleri pas içindeydi, koşu bandının da artık kullanabileceğini pek sanmıyordum.

"Bence önce kenarları temizleyelim, en ringi hep beraber temizleriz." Dedi Doruk.

"Bence de en mantıklısı bu gibi duruyor." Dedim.

Dört bölgeye dağıldık ve temizlemeye başladık. Yanımda Doruk vardı, elinde bez ile Aynayı siliyordu. Odanın her tarafı ayna ile çevriliydi. Onunla konuşmak için iyi bir fırsattı.

"Bana neden bu kadar soğuk davranıyorsun." Dedim.

"Herkese karşı böyleyim, sana özel bir şey değil."

"Alper"e karşı böyle değilsin. Bana daha katı davranıyorsun."

Sustu, bir şey söylemedi ve boks torbasını silmeye başladı. Benden kaçıyordu ama neden. Bana normalden daha sert davranıyordu, bunun bir sebebi olmalıydı. Pes etmedim ve yanıma gittim, diğer boks torbasını silmeye başladım. Bana baktı ama bir şey demedi.

"Bana neden bu kadar soğuk davranıyorsun Doruk. Sana Bir şey mi yaptım, neden bana bir şans vermiyorsun." dedim, bezle tozu silmeye çalışırken.

Doruk durdu.

Elindeki bez hareketsiz kaldı. Öndeki aynaya bakıyordu ama aslında bana bakmadığını biliyordum.

"Çünkü insanlar yakınlaşınca kayboluyor."

Ses tonu ne yüksekti ne alçak. Düzdü. Ama içimde bir yere oturdu.

Ne demekti bu?

Bir an cevap veremedim. Boğazım düğümlendi. Sanki o cümle sadece bir cevap değil, bir uyarıydı.
Sessizlik uzadı.

Gözlerimi kaçırmak için ringe doğru baktım. İplerin arasında koyu bir leke gözüme çarptı.Toz sandım önce. Eğilip biraz daha yaklaştım.

"Sanırım eski bir leke," dedim kendi kendime.

Doruk yanıma geldi, kısa bir bakış attı.

"Yıllardır temizlenmemiş belli. Çok takılma."

Sesi sakindi. Ne merak vardı ne de huzursuzluk.

Başımı salladım. "Garip sadece... İnsan evinin altında böyle bir yer olduğunu bilmeyince tuhaf oluyor."

"Burası artık boş," dedi.

"Geçmişiyle uğraşmanın anlamı yok."

Bu cümleyi söylerken aynadaki yansımamıza baktı. Bir an göz göze geldik. Bakışlarını ilk kaçıran o oldu.

Uzaktan Alper seslendi.
"Burada sağlam eldivenler var, atmayalım bence!"

Defne de gülerek ona katıldı. Ortamın havası hafifledi.

Ben tekrar bezimi elime aldım.
Ama Doruk'un söylediği cümle kafamın içinde dönüp duruyordu.

İnsanlar yakınlaşınca kayboluyor.

Bu bir tehdit değildi. Bir korkuydu.

Ve ilk kez, bana soğuk davranmasının sebebinin ben olmadığından emin oldum.

Saat 17.30'a gelirken temizlik işini bitirmiştik. Dermanım kalmamıştı nerdeyse 5 saattir burayı temizlemeye çalışıyorduk ve sonunda bitmişti.

"Oh be sonunda." Dedi Defne. Ringin ortasında uzanıyorduk hepimiz.

"Bu kadar süreceğini bilseydim gitmezdim bu işe." Dedim.

"Deydi ama, güzel gözüküyor." Dedi Doruk.

Bana artık daha yumuşak davranıyor gibi geliyordu. O konuşmadan sonra biraz daha farklı davranıyordu, çabalarım işe yaramaya başlamıştı.

"Acıktım ben bir şeyler yemeye gidelim." Diye söylendi Alper.

"Bende acıktım, dışarı çıkalım hadi hem hava almış oluruz." Diyerek Alper'e katıldığını belli etti Defne.

Alper hemen ayağa fırladı. "Ben üstümü değiştirmeye gidiyorum, böyle toz toprakla çıkmam."

Defne de ona katıldı. "Beş dakikaya hazırız!"

İkisi merdivenlere doğru koşarken ringin ortasında bir an sessizlik kaldı. Sadece ben ve Doruk.

O hâlâ yerde uzanıyordu, kollarını başının altına koymuş tavana bakıyordu. Yüzü yorgundu ama ilk kez sert görünmüyordu.

"Güzel oldu," dedi tekrar, bu kez daha sakin bir sesle. "Eline sağlık."

Küçük bir cümleydi ama içimde beklenmedik bir sıcaklık bıraktı.

"Senin de," dedim. "Olmasaydın bu kadar hızlı bitmezdi."

Başını hafifçe bana çevirdi. Göz göze geldik. Bu kez bakışlarını hemen kaçırmadı.

"Her şeye bu kadar takılma," dedi yumuşak bir tonla. "Bazen mesafe... daha güvenlidir."

Kalbim yine hızlandı ama bu sefer canımı acıtmadı.

"Belki," dedim. "Ama ben mesafeleri pek sevmem."

Dudaklarının kenarı çok hafif kıpırdadı. Gülümseme miydi, emin olamadım.

Tam o sırada Defne'nin sesi yankılandı:

"Hadiii hazırız!"

Doruk ayağa kalktı ve elini bana uzattı.

Bir an tereddüt ettim. Sonra elini tuttum.

Güçlüydü. Sıcaktı.

Ve o an anladım.
Kaybolmaya niyetim yoktu.

🥊

Üzerimizi değiştirip evden çıktığımızda hava serinlemişti. Gün batımı gökyüzünü turuncuya boyamıştı. Beş saatlik temizlikten sonra yürümek bile lüks geliyordu.

Mahalledeki küçük bir hamburgerciye oturduk. Hepimizin üstünde hafif bir yorgunluk ama garip bir keyif vardı.

"Hayatımda ilk defa ring temizledim," dedi Defne gülerek.

"Bir daha da temizlemem," diye söylendi Alper. "Ben spor salonuna gitmeye razıyım ama temizlik kısmı bana göre değilmiş."

Gülüştük. Siparişler gelene kadar masada sohbet dönüyordu ama ben arada Doruk'a bakıyordum. O da sessizce oturmuş, bardaktaki suyla oynuyordu.

Alper bir anda bana döndü.
"Bu arada abla, sen baya cesursun ha. Gece tek başına bodruma inmek ne demek?"

"Merak işte," dedim omuz silkerek.

"Cesaret değil o, delilik," dedi Defne.

"Bence cesaret," dedi Alper ısrarla. "Ben olsam kaçardım."

Doruk ilk kez araya girdi. "Kaçmak bazen en mantıklısıdır."

Sesi sakindi ama bakışları bana dönüktü.

"Her zaman değil," dedim. "Bazı şeylerle yüzleşmek gerekir."

Aramızda görünmez bir şey vardı. Sanki konuşma Alper'le değil, onunlaydı.

Alper kahkaha attı. "Valla ablam korkusuz çıktı."

"Ben korkarım," dedim dürüstçe.

"Ama korkuyorum diye geri dönmem."

Doruk bir an durdu. Gözleri yüzümde gezindi. Bu kez kaçmadı.

"Bazen geri dönmemek daha çok kaybettirir," dedi yavaşça.

Masada kısa bir sessizlik oldu. Defne konuyu dağıtmak ister gibi menüyü kurcaladı.

"Ben ekstra patates söyledim bu arada, paylaşırız."

Siparişler geldiğinde ortam tekrar hafifledi. Ama masanın altında dizimin Doruk'un dizine değdiğini fark ettim.

Çekilmedim.

O da çekilmedi.

Kalbim hızlandı ama yüzüme yansıtmadım.

Alper bir şey anlatırken Doruk hafifçe bana doğru eğildi.

"Yorgun musun?" diye sordu alçak sesle.

"Biraz."

"Abarttın bugün," dedi. "Beş saat kolay değil, yarında devam edebilirdik."

Bu bir azarlama değildi. Endişeydi.

"Değdi," dedim. "Güzel oldu."

Başını hafifçe salladı. Bu kez gözlerinde o sertlik yoktu.
Belki hâlâ mesafeliydi. Ama artık duvarın arkasında biri olduğunu biliyordum.

Ve o duvar sandığım kadar sağlam değildi.

Akşam eve döndüğümüzde biraz film izledim ve yatmadan önce perdeyi örtmek için cama doğru ilerledim. Tam perdeyi çekecek iken Selin teyzenin bahçesinde bir hareketlilik gördüm, dikkatle baktığımda Doruk'un kafasına Kapşon geçirdiğini ve bir yere gittiğini gördüm.

Gecenin bu saatinde nereye gidebilirdi ki? Artık bir şeyler gizlediğinden daha da emin olmuştum, bu işin peşini bırakmayacaktım. Perdeyi çektim ve yatağıma geçip Doruk'un ne sakladığını ve geçmişte ne yaşamış olabileceğini düşünerek uykuya daldım.

🥊

Geceydi. Şehir sessiz, sokak lambaları puslu bir ışık yayıyordu. Doruk, odasının penceresinden dışarı baktı; ev sessizdi, ailesi artık uyumuştu. Derin bir nefes aldı, ayakkabılarını giydi ve sessizce kapıdan çıktı.

Adımlarını olabildiğince hafif attı. Sokağın taşları ayak seslerini yankılamıyor gibiydi. Rüzgar hafif esiyordu, tedirginliği ve heyecanı karışmıştı. Labirent'in bulunduğu eski depo, şehir merkezinden biraz uzaktaydı; karanlık sokaklar boyunca ilerledi.

Ara sokaklardan geçti, duvarlar graffitilerle kaplı, çöpler ve eski karton kutular yola saçılmıştı. Gözleri sürekli etrafı süzüyordu; kimse fark etmemeliydi. Labirent'in neon ışıkları uzaktan belirmeye başladığında kalbi hızlandı.

Kapıya vardığında kısa bir bakış attı, derin bir nefes aldı ve içeri girdi. İçerisi ter ve demir kokusu ile doluydu. Kalabalık uğultusu, metal çarpışmaları, nefesler... Hepsi Doruk'un dikkatini bir anda topladı.

Odasına gitti ve kıyafetlerini giyip Aras'ın onu çağırmasını beklemeye başladı. Kapı açıldı ve içeri Aras girdi, "maç başlıyor hadi gidelim."

Ayağa kalktım ve ringin olduğu bölgeye gitmeye başladım. Bir yandan da elime bandajımı sarıyordum. Adımın anons edilmesi ile ringe girdim ve rakibime baktım, kendinden emin duruyordu. Bu sefer ki rakibim Labirent'in dövüşçülerinden değildi, başka bir yerden geliyordu ve oranın en güçlüsüydi.

Anonscu'nun maçı başlatması ile maç başladı. Derin bir nefes aldım, bu sefer ki maç zorlu geçecekti anlaşılan.

Vee 3. Bölümünde sonuna geldik, iyi okumalar. Bir sonra ki bölümde görüşmek üzere.