1. bölüm / 2
RUHUN İZLERİGEÇMİŞİN İZLERİ
Bölümler 2Şu an: GEÇMİŞİN İZLERİ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İnsan bazen tek başına sessiz bomboş bir yerde doyasıya bağırıp çığlıklarının orayı doldurmasını , haykırarak içi sökülürcesine ağlamayı o kadar çok ister ki...
Tek ihtiyacı belki de içinde ona bir hançer misali batmış küçücük bedenine sığdıramadığı sözlerin daha fazla yüreğine batmasını engellemek hepsinden kurtulmaktır. Ağlayınca geçeceğini bağırınca da o sesleri susturacağını ve hepsinden kurtulacağını zanneder. Ama ağlayınca iyileşmez ne kadar bağırırsa bağırsın ne kadar çığlık atarsa atsın asla hiçbirinden kurtulamaz. Hepsi içine daha çok batmaya başlar ve anlar ki yapacağı hiçbir şey artık onu iyileştiremeyecektir. Çünkü yerinde ve zamanında yapmadığı şeyler içine hançer gibi saplanmıştır yani o çığlığı atması gereken yerde atmamıştır ve içini boşaltıp ağlamamıştır.
İşte insanın yerinde ve zamanında yapmadığı şeyler içinde birikir ve dolar taşar. Hiçbir yere sığamaz. Koskoca dünya küçücük geliverir birden ona. Küçücük bedenine ona yapılanları sığdıramaz. Söylenen ve söylenmeyen sözler içinde çığ gibi büyür ve sonra artık yapamaz insan. Ne yapsa olduramaz. Boşa koysa dolmaz doluya koysa taşar. Çözüm yolu arar durur. Kendini kurtarmak için her yolu dener. Ama başarısız olur. Kendini o düştüğü bataklıktan kurtaramaz. Onu oradan kurtarması için bir el arar. Ve kimse gelmeyip onu orada bırakınca o da daha fazla debelenip de kendini batırmak istemez. Onu orada ölüme terk edenlere inat yaşama tutunmaya çalışır ve tek başına o bataklıktan çıkar. Ancak onu koskoca bir bataklık bile öldüremezken tek bir insanın tek bir sözü , tek bir kalp atışı öldürür.
Günden güne biter. Her gün bir şeyini kaybeder. İlk kaybettiği şey özgüveni olur. Nereye gitse ağırlığını koyamaz kendini geri çeker ve kendinden taviz verir. Kabul etmeyeceği şeyleri kabul etmek zorunda kalır. İkinci kaybettiği şey kendi kararları olur. Hiçbir zaman ben bunu istiyorum , Bence böyle olsun ,Bunu yapalım diyemez. Çünkü artık o topluluğa uyum sağlayan azınlıktır ve eğer kabul etmediği takdirde o topluluktan uzaklaştırılacağını düşünür. Bu yüzden artık kendi fikirleri kalmamıştır. Onun fikirleri diğer insanların ona dayattığı fikirler arasında sesini duyuramamış , kaybolup gitmiştir.
Bu böyle devam eder ve insan yavaş yavaş kendi benliğinden çıkmaya kendini kaybetmeye başlar. Öyle ki her şeyi unutur. Neyi sevdiğini neyi sevmediğini , nelerden korktuğunu... En basitinden dün akşam ne yediğini bile unutur. Ona deseler ki sen dün akşam makarna yedin ancak o sarma yedim diye hatırlasa bile kendine değil onlara inanır. İşte böylece insanın kendine olan inancı , güvenci de kaybolmuş olur.
Sonra onun son kaybettiği şey de gururu olur ve gururunu kaybettiğinde kendini herkesin oyuncağı yapar. Kim ne derse onun önünde eğilir bükülür. Kendini onlardan alçakta görür ve onlar ne derse yapmak zorundaymış gibi hisseder. Ancak bu insan için bir dönüm noktası olur ve insan gururunu kaybettiğinde artık her şeyinin elinden gittiğini yaptıklarının ve yapmaya çalıştığı her şeyin aslında tamamen kendini bitirmeye yönelik şeyler olduğunu fark eder. Ancak artık çok geç olduğunu ve artık hiçbir şey yapamayacağını anlar. Çünkü sürekli bir kıyıdan başka bir kıyıya vuran oradan oraya sürüklenen insan gerçek anlamda gücünü , yaşabileceğine olan inancını ve yaşamın bütün o çakıl dolu yollardan yalınayak geçip hayatın zorluklarına karşı göğüs gerebileceğine olan inancı bitmiştir. İlk fırtınada yok olacağını bilir ve bu yok olmayı bir başkasının değil kendinin gerçekleştirmesini ister ve zaten ölü olan ruhunun üzerine toprak atıp bu dünyada tozunu bile bırakmaz.
"Şu binanın tepesindeki kız da kim?"
"Ayy canım pek de güzel bir kızmış kim acaba?"
"Bu kız doktor değil mi ? Ne işi var orada?"
"Polis çağırın kız atacak kendini acele edin."
"Ah yavrum bir de gencecik. Daha hayatının baharında."
"Birisi çıksın ve kızı tutsun. Ne duruyorsunuz hadi?"
"Polis gelmeden bir şey yapamayız."
Daha binlerce ses. Bundan yarım saat önce yanımda tek bir kişi bile yokken. Kendimi ölümün kıyılarına attığımda herkesin düşündüğü kişi olmak. Ne kadar da komik ve acınasıydı. İnsan kendine acır mıydı ? Ben şuan acıyordum. Kaybolan gençliğime , beni bura iten sebeplere , yapayalnızlığıma , birazdan öldükten sonra mezarımda ağlayacak kimsenin olmayışına... Ben başlı başına Aslı Çakır'a acıyordum.
Günlerden 23 Ağustos'du. Benim için derin bir yarası olan benden çok şey alan bir gündü. 2 yıl önce benim için zaman sadece tek bir saatte tek bir dakikada durmuştuve bir daha asla akıp gitmeye devam edememişti. Bileğimdeki saate baktığımda o uğursuz zaman dilimine 15 dakika kaldığını gördüm. Tam 15 dakika sonra kendimi sonsuzluğa bırakacaktım. Daha çok vardı ama beklerdim. Tek korkum polisin vaktin dolmadan önce gelmesiydi.
Aşağıda hala binlerce ses vardı. Kimisi sıkılmış olacak ki artık bitse de gitsek dercesine bakıyordu , kimisi umursamaz bir şekilde kendi aralarında konuşuyordu, kimisi ise sadece işin magazin kısmıyla ilgilendiği için dikkatle buraya bakarak ellerindeki telefonlarla beni çekiyorlardı. Ama hiçbirinde tek bir duygu kırıntısı yoktu. Çünkü kaybedecekleri bir şeyleri yoktu. İnsanlar sadece kaybedecekleri bir şey olduğunda hissederdi.
Tekrar saatine baktım. An itibarıyla 13 dakikam vardı. Epeyce uzun bir süre vardı zaman bir türlü geçmiyordu ve polis siren sesleri duyulmaya başlamıştı. Bu beni endişelendiriyordu ancak yapacak bir şeyim yoktu. Polis gelse bile onu oyalamam lazımdı. Bugün bu iş ya olacaktı ya olacaktı.
Dakikalardır burda oturuyor ve hiçbir yapmıyordum. Bu yüzden bir şey yapmak istedim ve aklıma gelen bir fikirle dünyada kalan son 13 dakikamı güzel bir hale çevirmek istedim ve oturduğum yerden ayağa kalktım.
Aşağıda bir kadının "Ayağa kalkıyor, atlayacak şu örtüyü biraz daha gerin ." Sesi duyuluyordu ve örtüye daha çok asılan insanlar da kafalarını bana çevirmişlerdi.
Ancak benim "Daha değil 13 dakika sonra." Şeklinde bağıran sesimle şaşırdılar. Yine de örtüyü bırakmadılar. Ne yapacağıma anlam veremiyor gibilerdi. Hiçbirini umursamadım ve görülecek son hesabımı görmek için konuşmaya başladım.
"Ben Doktor Aslı Çakır. Çok şaşırdınız değil mi? Bir doktor insanlara umut olan hayat kurtaran bir doktor nasıl olur da kendi hayatına son vermek ister ? Çok trajik değil mi? Belki de haber başlıklarına şunları geçersiniz : Genç bir doktorun dramı." Güldüm ancak bu mutluluktan uzak bir gülüştü ve insanların bana bakışı aklını kaçırmış birini görmüş gibidir diye düşündüm. Belki de öyleydi aklımı kaçırmıştım. Varsın öyle olsundu arkamdan deli doktor deseler ne yazardı?
"Hepiniz gördüklerinizi sadece olandan ibaret sanıyorsunuz değil mi? Doktorun biri kendini çatıdan atmış. Aman ne kadar üzüldük."Kısa bir süre duraksadım ve buradan belli olmayan ancak az çok seçilen yüz ifadelerine baktım.
Sözlerime devam ettim. "Gerçekten söylediklerinizin aksine ne kadar üzülürsünüz ? Hanginiz bunun altında yatan nedeni merak ediyorsunuz?"
Sorum karşısında herkesin sesi birbirine karışmış bir uğultu oluşuyordu ve hiç kimsenin sesi anlaşılmıyordu. Muhtemelen benim ne saçmaladığım hakkında bir şeyler söylüyorlardı. İnsanoğlu böyleydi işte. İşine geldiğini yapar işine gelmediğini de sorunu kendisinde aramaz karşısındakinin saçmaladığını düşünür ve kendisini aklar paklar vicdanını rahatlatırdı. Ancak bugün hepsine o vicdanlarını sorgulatacaktım.
"Hiçbiriniz , hiçbiriniz merak etmeyeceksiniz. Hiçbiriniz üzülmeyeceksiniz. Yazık insanlık sizin yaptığınız değil. İnsanlık başkasının üzüntüsüyle , acısıyla, hikayesiyle ilgilenmekken hepiniz köşenize çekilmiş bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyorsunuz. Söylesenize neden böylesiniz? Nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyorsunuz? Ne ara bu kadar kalbiniz taşlaştı sizin." Dediğimde yine kendi aralarında konuşuyor ama yine de umursamıyorlardı. Bende asıl can alıcı noktaya geldim.
"Hepinize bir soru soracağım ama bu soru öyle kolay bir soru değil. Bu yüzden can kulağıyla beni dinleyin." Dediğimde dikkatlerini tamamen bana verdiler ve bütün uğultu kesilip ortama sessizlik hakim oldu. Her biri yüz ifadeleri seçilmese de meraklı olduğunu düşündüğüm bir şekilde beni izliyordu.
Boğazımı temizledim ve yumruk gibi boğazıma oturmuş olan zehirli sözlerimi ağzımdan çıkarmak için çabaladım. Konuşmak için dudaklarımı araladım. Ancak tek bir söz bile dudaklarımın arasından çıkmadı. Yapamıyordum işte bir türlü kendimi toplayamıyordum. Yenemiyordum geçmişimi. Olmuyordu işte bazı şeyler geçmiyordu. Geçse de etkisi bitmiyordu. O sözler bir türlü ağzımdan çıkamıyordu. Zordu işte. İnsanın yaşadığı şeyleri söylemesi zordu. Ne kadar geçtiğini düşünse bile geçmiyordu işte. Konuşmak istediğinde bile konuşamıyordu. Anlatamıyordu ki kimseye derdini nasıl geçecekti?
Herkes konuşmamı bekler gibi istekli gözlerle bana bakıyordu. Ancak ben yine yapamamıştım. Yine gücümü kullanamamıştım. Her zamanki gibi yine boyun eğmiştim. Omuzlarım düştü ve yenilginin zehri içimi kor gibi kavururken gözlerimden ardı ardına yaşlar süzülmeye başladı.
Aşağıda uğultular yeniden başlamış ve "Hadi artık ne soracaksan sor." Diye umursamaz sesler hakimdi.
Yüzüm yaşlarla dolmuşken her birine iğrenircesine nefretle baktım ve "Allah hepinizin belasını versin. Hepiniz aynısınız işte. Biriniz de çıkıp bütün bu olanlara bir dur demiyorsunuz. Biriniz de çıkıp nasılsın demiyorsunuz. Duygusuzlar." Diye sitem ettim. Ancak konuşmakta güçlük çekiyordum ve sitemim aşağıdaki insanlara değildi. Sitemim beni buraya çıkaranlaraydı. Ancak ölmeden önce bir kez de olsa sesimi duyurabilmek istedim. Hepsi bundan ibaretti.
Gözyaşlarımı sildim ve sözlerime devam etmek için dudaklarımı aralamıştım ki bir tane son sürat gelen polis arabasıyla konuşamamıştım. Hemen saate baktım ve son 10 dakikamın kaldığını gördüm. Derin bir nefes verdim bu süre uzundu ancak onları oyalayabilirdim.
Polis arabası benim bulunduğum binanın önüne o kadar hızlı bir giriş yapmıştı ki birkaç kişi korkuyla geriye kaçmıştı ve aniden bastığı freninin sesi benim bile kulağımda bir yankı uyandırdı. Sonra içerisinden çıkan biri erkek biri kadın 2 kişi hemen binanın üzerindeki ben ile göz göze geldi ve koşarak insanların arasından geçip binanın önüne geldiler.
Kadın olan polis bağırarak "Bize zor kullandırmayın hanımefendi hemen aşağıya inin." Derken erkek polis binaya doğru yönelmişti. Bunu gördüğüm an "Sakın." Diye bağırdım.
"Sakın yukarıya gelmeyin yoksa atlarım." Bu repliği söylemek hoşuma gitmişti ve benim sesim polisi durdurmuştu.
Bu sefer erkek polis söze girdi. "Hanımefendi eğer oradan inmezseniz size adli ceza uygulamak zorunda kalırız ve inanın ki bu hoşunuza gitmeyecektir."
Bir kahkaha attım çünkü blöf yapıyordu. Ancak ona takılmadan sözlerinin saçmalığına değindim. "Ben öldükten sonra uyguladığınız cezanın kime ne faydası olacak memur bey söylesenize." Dediğimde sanki o da söylediklerinin saçmalığını anlamıştı.
Saate tekrar baktım ve tam 8 dakikam kaldığını gördüm. Bunun üzerine tekrar söze girdim. "Tam 8 dakika sonra buradan atlayacağım ve hepinizden tek bir isteğim var mezarımı kimsesizler mezarlığına gömün ve tek bir çiçek de dikmeyin. Mümkünse mezar taşı bile olmasın." Bu sanırım benim vasiyetim sayılırdı.
"Vasiyetini de dile getirdiğine göre in artık şuradan sıkıldım senin şu saçmalığından." Diyen sesle bir çığlık attım. Arkamdan bir ses geldi. Öte taraftan beni çağırmayacaklarına ve gaipten sesler duyacak kadar aklımı kaybetmediğime göre arkamda biri vardı. Kim olduğunu görmek için usulca başımı arkama doğru çevirdim.
20 li yaşlarının sonlarına yaklaşmış genç bir polisin sırtını çatının kapısına yaslamış elinde tuttuğu sigara ile beni izlediğini gördüm. Bu adam ne zamandırdan beri buradaydı ve ben nasıl buraya çıktığını fark edememiştim. Polislerin ikisi de aşağıda olduğuna göre bu adam ne zaman gelmişti. Neyin nesiydi şimdi bu ? Yönümü tamamen ona doğru döndüm ve "Sen ne yapıyorsun orada." Dedim şaşkın şaşkın.
Alaya vurarak "Hiç öyle oturuyorum valla sen napıyorsun?" Dediğinde sinirlerim bozuldu. Aptal adam benimle dalga geçiyordu.
Derin bir ya sabır çekerek karşımdaki adama bir parmağımı kaldırdım ve kaşlarımı çattım. Tehditkar olduğunu düşündüğüm bir sesle "Bana bak sakın yapacağım şeye engel olayım deme yoksa fena yaparım seni anladın mı?" Dedim.
Ancak başaramamış olmalıyım ki karşımdaki adam yapmacık bir şekilde korkmuş gibi yaparak "Aman çok korktum sen kimi tehdit ettiğini biliyorsun değil mi?" Diyerek ne kadar aptalca konuştuğumu belirtiyordu. Adam haklıydı o bir polisti ve ben ancak onun poposuna iğne yapardım.
Umursamayarak "Ne zamandan beri oradasın?" Dedim
"Vallahi insanlara ahlak dersi verdiğinden beri senin şu deli saçmalığını dinliyorum. Ama itiraf etmeliyim ki şu vasiyet ettiğin yerde bir kahkaha atmamak için kendimi zor tuttum." Dediğinde boğmak ister gibi ona baktım.
Nefretle yüzüne baktım. "Çok eğlenebildin mi bari ?" Dedim tükürürcesine.
Gevşek gevşek "Vallahi uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim. İş temposu malum. İlaç gibi geldin." Dediğinde.
Fısıldayarak "O ilaç senin malum yerlerine girsin emi." Dedim
Kulağını uzatarak "Ne dedin duyamadım." Dediğinde bende şarteller attı.
"Defol git diyorum defol git. Şurada rahat rahat öleceğim ona da izin vermiyorsunuz."
"Eee buyur seni tutan kim ? Ne yapıyorsan yap."
"O zaman aşağı in beni izleme."
Pis bir gülüşle "Bu keyfi kaçırır mıyım zannediyorsun ?" Dediğinden sinirden zangır zangır titriyordum. Kendime hakim olamadım.
Sinirle "Ne biçim bir şeysin sen be doğru düzgün konuş." Diye bağırdığım an dudaklarımı ısırdım. Bu da neydi böyle? Şuan dilime sövmek istedim. Ölerayak noluyordu bana niye çocuk gibi davranıyordum ? Adama ne biçim bir şeysin sen be demek de neyin nesiydi? Kendimi şuradan atmadan önce utançtan ölecektim herhalde.
Adam şaşkın şaşkın bana baktı ve "Sen kaç yaşındasın?" Dedi
Saf saf "28" Dediğimde ise "Yarı yaşınmış gibi davranıyorsun." Demişti.
Onu umursamadan saatime baktım ve 4 dakikamın kaldığını gördüm. "Yeter ölerayak seni çekemeyeceğim bana yaklaşma orada dur 4 dakikam var." Dediğimde tam tersini yaptı ve yaslandığı duvardan bana yaklaşmaya başladı. O yaklaşırken ben hiçbir şey yapamıyordum çünkü eğer geriye adımlarsam düşerdim. O yüzden geri çekilemezdim çünkü vaktinden önce bunu yapamazdım.
Bana yaklaştıkça yaklaştı ve burnumun dibine kadar girip buz mavisi gözlerini yüzüme dikti.
Kaşlarını kaldırarak takıldığı tek noktayı dile getirdi. "Neden ölmek için bir vakit belirledin. Hatta pardon bir saat ."
Yutkunurak "Seni ilgilendirmez . Çabuk yerine geç. Benim işlerime burnunu sokma." Dediğimde kahkaha attı.
"Bana sürekli emir verebileceğini mi düşünüyorsun sen?"
Çenemi havaya diktim. "Aynen öyle düşünüyorum . Var mı bir diyeceğin?" Dediğim an kolumdan tuttu ve hiç tahmin edemeyeceğim bir şey yaptı. Beni binadan dışarıya savurdu.
Dengemi kaybedip binadan düşeceğim esnada ağzımdan bir çığlık koptu ve kalbim korkuyla çarparken yere çakılacağıma kendimi hazırladım.
Ancak beni aşağıya savuran elin kolumdan beni tekrar kavradığını hissettim ve nefes nefese "Sen ne yaptığını sanıyorsun kaçık herif aklını mı kaçırdın?" Diye bağırdım.
Ancak bana tebessümle bakan adam "Sen hala ölmek istediğine emin misin doktor ?" Dedi.
Daha fazla bağırdım ve "Ya tutamasaydın sen nasıl insanların hayatıyla oynayabiliyorsun. Ya beni tutamasaydın ne olacaktı söylesene deli adam." Dediğimde güldü.
"Sen ölmek istemiyorsun doktor. Kimseyi kandırma? Korkuyorsun bir kere." Derken artık sinirlerimi bozuyordu.
"Ben ne diyorum sen ne diyorsun be adam. Beni deli etme pislik herif."
"Hala elimin ucunda olduğunu belirtmek isterim doktor. Yeri boylaman tek bir hareketime bakar o yüzden sözlerine dikkat etmeni isterim." Dediğinde şuanki bulunduğum konum aklıma geldi ve aşağıya doğru kafamı eğdiğimde korkarak başımı onun yüzüne çevirdim ve bu halime şaşırdım. Nasıl korkabilirdim ? Bir dakika öncesine kadar gözüm karayken her şeyi yapabilecekken şimdi neden böyle olmuştu? Bu korku da neyin nesiydi?
Benim bu halimi eğlenerek izleyen gözleriyle bana bakarak "Korktun mu yoksa doktor ?" Dedi
Sinirle "Korkmadım akıl hastası korkmadım." Diye bağırdım.
Ancak o saatine baktı ve "O halde senin o dediğin dakikaya tam şuan bastık doktor korkmadığına göre de seni buradan bırakmamda bir sakınca yok." Diyerek ellerini gevşettiğinde korkarak bir çığlık attım. Ancak geri adım atmadan "Elinden geleni ardına koyma. Bırak beni." Dedim ve gözlerimi kapattım. Kendimi ölümün kanlı pençesine bırakmışken tekrar onun düşünceli sesi geldi.
"Doktor hem ölümden bu kadar korkarken hem de kendini ölümün kollarına atmakta bu kadar istekli olmanın sebebi nedir?" Dediğinde gözlerimi açtım ve yutkunarak yüzüne baktım.
"Ben bunu daha kendime anlatamamışken sana nasıl anlatacağım komiser?"
"Başka bir yolu yok mu doktor? Sen herkese şifa olurken kendine niye zehir oluyorsun?" Dediğinde derin bir düşünceye daldım. Haklıydı. Ben hiçbir zaman kendime derman olamamıştım.
"Bilmem ama başka da yolu yok komiser ölü olan bir ruhu canlandırmanın bir yolunu biliyorsan buyur çek beni yukarıya ancak ruha ölmüşse zaten beden yaşasa ne yazar?"
Gülümsedi. "Doktor iyileşmeyecek tek şey nedir biliyor musun?"
Şaşkınca yüzüne baktım. Şuan bunun ne alakası vardı. Ancak sorgulayacak durumda değildim. "Ne?" Dedim güçsüzce.
"İzler." Gülümsedi. "Doktor iyileşmeyecek tek şey nedir biliyor musun?"
Şaşkınca yüzüne baktım. Şuan bunun ne alakası vardı. Ancak sorgulayacak durumda değildim. "Ne?" Dedim güçsüzce.
"İzler."
"Ne demek istiyorsun komiser?"
"Yanılıyorsun diyorum doktor. Ruh hiçbir zaman ölmez. Belki çok ama çok derin yaralar alır ancak her zaman iyileşecek bir yol bulur. Tek iyileşmeyen tarafı o yaraların ardında kalan izlerdir ve insan bu izleri gördüğünde hep izlerin oluştuğu zamana gider. Bu yüzden kendini tüketir ve ruhunun ışığını susturur. Ancak asıl yapması gereken şey nedir biliyor musun?"
Düşünceli bir şekilde "Nedir?" Dedim
"O izleri olduğu gibi kabul etmeli ve sevmelidir ki o izler ona acı vermesin. Sen izlerini sevmeyi denememişsin ki doktor. Korkakça onlardan kaçmışsın." Dediğine utanarak gözlerimin temasını ondan koparıp başımı eğdim.
"Nasıl sevebilirim komiser bu izlerin sorumlusu da benim."
"O zaman ilk önce kendini sevmeyi dene doktor. Korkakça kaçacak mısın gerçekten? Bunu sadece suçlular yapar sen suçlu musun?"
"Tam da üzerine bastın komiser ben suça batmış bir mahkumum."
"O zaman boyun eğmek yerine o hapishaneden kurtulmayı dene doktor. Senin yaptığın suçlarını kabul etmek ve kendi dalını kendin kesmek oluyor."
Merakli ancak kısık bir sesle "Nasıl yapacağım bunu komiser?" Dedim
Bende yaşamın ışığını görmüş gibi gülümsedi. "Buradan çıktıktan sonra ilk adımını çoktan atmış olacaksın doktor."
"O zaman çek kurtar beni komiser. "Dediğimde güçlü kolları ile hemen beni yanına çekti ve aşağıdan alkışlar yükselmeye başladı. Herkes ona övgüler yağdırıyordu.
Onunla yüz yüze geldim ve "Teşekkür ederim komiser ." Dedim
Umursamazca "Ne için?" Dedi
Gülümseyerek "Hem beni hem ruhumu kurtardığın için. "Dedim.
Kafasını sallayarak beni onayladı ve sessizce o hayatıma son vermek için emin adımlarla çıktığım merdivenleri yeni bir hayata başlamak için kararlı adımlarla indim.
Hayat böyleydi işte güzel şeyler hep beklenmedik anlarda gelir ve insan öleceği zaman bile yeniden ona hayatın kapıları açılabilirdi.
~SON~
Bölüm etkileşimi
