4. bölüm · RUHUN HİCRETİ: YUSUF’UN YOLU

3. Bölüm: "Gönül Kapısı"

Elif Nağme

İÇ – TAMİRHANE – GÜN (1979)

Yusuf artık daha kendinden emin. Elleri yağlı ama hareketleri usta işi. Bir kamyonun motoruyla uğraşırken içeriye Nur Yüzlü Dede girer. Yanında vakur duruşlu, yaşlıca bir adam daha vardır. Yusuf hemen işi bırakır, ellerini üstüyle silip yanlarına koşar.

YUSUF:
Hoş geldiniz efendim, safalar getirdiniz.

NUR YÜZLÜ DEDE:
(Gülümseyerek yanındaki adamı işaret eder)

Hoş bulduk evlat. Bak, bu dostum Süleyman Efendi. Bir derdi varmış, "Yusuf evladım bir baksın" dedim.

SÜLEYMAN EFENDİ:
(Yusuf’u tepeden tırnağa süzer, hafif mesafeli)

Evladım, bizim eski traktör bir türlü çalışmaz oldu. Kim baktıysa "hurda" dedi. Ama Dede seni methetti... "Gönlüyle tamir eder" dedi.

YUSUF:
(Mahcup bir edayla başını eğer)
Estağfurullah efendim... Biz sadece vesileyiz. Gönlümüzü koyarız, gerisi Allah’ın takdiri.

SAHNE 2 / DIŞ – SÜLEYMAN EFENDİ’NİN BAHÇESİ – GÜN

Yusuf, Süleyman Efendi’nin bahçesindeki traktörün başında ter dökmektedir.
Bahçenin derinliklerinden, beyaz tülbentli, vakur bir genç kız (MERYEM) elinde bir tepsiyle yaklaşır.
Meryem, Yusuf’un dervişane sükûnetini ve işine olan sadakatini uzaktan izler.

MERYEM:(Sesi titreyerek ama edepli)
Buyurun... Yoruldunuz, bir soğuk şerbet getirdim.

Yusuf başını kaldırır.
Meryem ile göz göze gelirler.
O an zaman durur.
Yusuf, Meryem’in gözlerindeki o derin maneviyatı, Meryem ise Yusuf’un alnındaki o dürüstlük terini görür.
Yusuf hemen bakışlarını yere indirir.

YUSUF:
Allah razı olsun hanım kızım... Zahmet etmişsiniz.

MERYEM:(Alçak sesle)
Hizmet edene hizmet etmek borcumuzdur.
Kolay gelsin.

(Meryem hızlıca uzaklaşır ama Yusuf’un kalbinde ilk kez tamir edemeyeceği bir çarpıntı başlar.

SAHNE 3 / İÇ – SÜLEYMAN EFENDİ’NİN EVİ – AKŞAMÜSTÜ

Yusuf traktörü çalıştırmıştır. Süleyman Efendi şaşkın ve memnundur. Yusuf elindeki yağı silerken, Nur Yüzlü Dede bir kenarda onları izlemektedir.

SÜLEYMAN EFENDİ:
Sağ ol evlat... Sahiden "altın elli"ymişsin.
Al bakalım şu emeğinin hakkını.

(Süleyman Efendi yüklüce bir para uzatır. Yusuf duraksar, parayı nazikçe geri iter.)

YUSUF:
Hüseyin Efendi’nin oğlu Yusuf’um ben efendim. Devletimden maaşımı alıyorum, bu benim komşuluk vazifemdir.
Paradan daha önemli olan gönül rızasıdır.
Lütfen kabul buyurmayın.

(Süleyman Efendi şaşırır. O dönemde paranın her kapıyı açtığı bir dünyada, Yusuf’un bu duruşu ev halkının dikkatini çeker. Meryem, kapı eşiğinden bu sahneyi izlerken hafifçe gülümser.)

SAHNE 4 / DIŞ – CAMİ YOLU – AKŞAM

(Yusuf ve Nur Yüzlü Dede beraber yürümektedirler.)

NUR YÜZLÜ DEDE:
Evlat... Menzilin tamam, gönlün mutmain görünüyor. Vaktidir artık. O bahçedeki çiçek (Meryem) gönlüne düştü mü?

YUSUF:(Kızararak)
Siz nasıl buyurursanız efendim... Benim iradem sizin iradenizdir. Ama onlar... Onlar bizi kabul ederler mi?

NUR YÜZLÜ DEDE:
(Yüzü hüzünlenir)
Zordur evlat. Onlar köklü aile, maneviyatı derin bilirler kendilerini. Senin geçmişine, mahallene, babanın dünyasına bakarlar. Kalbindeki hicreti görmezler de, elindeki yağ lekesine bakarlar. Sabır lazımdır... Dağ gibi sabır.

SAHNE 5 / İÇ – MERYEM’İN EVİ – GECE

(Meryem’in babası Süleyman Efendi ve annesi konuşmaktadırlar. Meryem mutfakta onları dinler.)

SÜLEYMAN EFENDİ:
(Sertçe)
Asla olmaz! Tamirci çocuk, iyi çocuktur ama... Ailesi belli, yolları belli. Bizim o "diğer taraftan" gelenlere, geçmişi karışık olanlara verecek kızımız yok!

(Meryem’in gözlerinden bir damla yaş süzülür. Mutfaktaki mumu söndürür. Karanlıkta Yusuf’un o dervişane bakışı kalır.)

DIŞ SES (YUSUF):
"Gönül kapısını aralamıştık ama önümüze etten ve kemikten değil, önyargıdan duvarlar örmüşlerdi. Meryem bir kale olacaktı, ben ise o kaleye sığınan bir muhacir..."