14. bölüm / 14
reTro‘Güllerim Soldu’
Bölümler 14Şu an: ‘Güllerim Soldu’
- 1 'Üzüleceksin'1.847 kelime
- 2 'Bir Ömür Yetmez'1.634 kelime
- 3 'Gerçekten Üzgün Bu Gözler'1.994 kelime
- 4 'Sevmeden Geçer Zaman'1.913 kelime
- 5 'Al Aramızdan'2.520 kelime
- 6 'Senden Önce Senden Sonra'3.114 kelime
- 7 'Saygımdan'2.617 kelime
- 8 'Bu Kalp Seni Unutur Mu'1.406 kelime
- 9 'Geçmişimden Bir Sahne'942 kelime
- 10 ‘Ben Unuturum’1.833 kelime
- 11 ‘Tutuşmuş Beraber’2.046 kelime
- 12 ‘Bitmesin’2.190 kelime
- 13 ‘Madem’2.205 kelime
- 14 ‘Güllerim Soldu’2.021 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Sezen Aksu-> Güllerim Soldu)
Sezin’in ağzından…
Kendi hayatımla ilgili kararlar aldığım esnada çevremdeki insanları unuttuğumu fark ederdim hep. Kendime bağımsız yaşarken diğerlerini hiçe saymam kendimce bir felaketti. Her seferinde yapıp bunun pişmanlığını duymaktan nefret ederdim ama başından beri sürdürdüğüm bu oyunda herşeyin bir zamanı olduğuna inandığım gibi aileminde ne olursa olsun arkamda duracağından fazlasıyla emindim.
Eve gelmiştim. İzmir’e ilk döndüğüm zamanlarda babama zamanı gelince anlatacağım dediğim her şey için hazır hissediyordum. Belki de Bora’yla olan durumumuzdan kaynaklıydı bu ama işte hissediyordum. Şimdi konuşmazsam hiç olmazmış gibi kendime bahane üretmeyip emin adımlarla yürüyordum. Evimizin bahçesine girdiğim an annemin çamaşırları astığını gördüm. Ona doğru yaklaştığımda beni azarlamasını bekledim ama bunu yapmak yerine gelip bana sarıldığı an gözlerim açıldı.
“Kızmayacak mısın?”
“Hayır annecim, kızmayacağım.”
“Neden?” Diye sordum gözüm dolu. Nişanda her yeri birbirine katmış, kararsızlığımla insanlara gününü zehir etmiştim. Birde ailemi rezil etmiştim…
“Elbette yaptığını savunmuyorum Sezin,” dediğinde sarılmayı bıraktı ve bir adım benden uzaklaşarak ellerini omzuma yerleştirdi. “Fakat sen benim kızımsın. Ben, seni böyle yetiştirdim, aynı bu şekilde başına buyruk. Evet ben sana çok kızıyorum şuan içimden ama en azından bugün hiç olmadığı kadar dürüsttün. Kumsal’la olanlardan sonra kafanın dağıldığını biliyorum. Anneyim ben, bilmez miyim hiç?” Dedi ve gülümsedi. “Yine de sakin olup Bora’ya da bu eziyeti çektirmediğin için ve en önemlisi kızım, diğer insanlar için kendi mutluluğundan vazgeçmediğin için seni tüm dünyanın önünde bile savunabilirim. Hep böyle iyi ol yavrum.” Dedi annem gözleri dolu dolu.
Anneme sımsıkı sarılıp yanağından öptüm ve ağlamaya başladım. Küçüklüğümden beri asla beni tek bir konuda bile eksik bırakmayan annem yine beni ezmek yerine sevgiyle davranmıştı. Annemden uzaklaşıp tebessüm ettim. “Teşekkür ederim anne, her zaman yanımda olduğun için.”
Annemle olan konuşmamızdan sonra eve girdiğimde babamın işten yeni döndüğünü anladım. Üstündeki lacivert pijamasıyla televizyona boş gözlerle bakıyordu. Beni merak ettiğini anlamıştım.
“Babacım?” Dedim ve koltukta onun yanına oturdum. Babam beni görür görmez sevindi ve bana sarıldı.
“İyi misin kızım?” Diye sormayı da eksik etmedi.
“İyiyim ben. Sen nasılsın?”
“Bizde iyi hâl mi bıraktın küçük hanım?”
Tebessüm ettim. “Baba biraz konuşalım mı? Zamanı gelince her şeyi anlatacağımdan bahsetmiştim hatırlıyor musun?”
“Hatırlıyorum kızım, konuşalım.” Dedi ve babamın çalışma odasına çıktık.
Odaya girip kapıyı kapattığım an sanki tüm dünya susmuş gibiydi. Babamla karşılıklı koltuğa oturduğumuzda onunda içinin sıkıntıyla kaplandığını anlayabiliyordum.
“Eskişehir’den başlayayım mı baba?” Diye sordum.
“Biliyorum evladım.” Dedi birden soruma cevap vermek yerine.
“Neyi?”
“Eski sevgilin olan çocuğu,” Eren’i, “yaşadıklarını,” aldatılmamı, “buraya döndüğünde senin peşini bırakmadığını,” tekrar birlikte olmamızı istediğini, “işini neden bıraktığını ve dönmek istemediğini herşeyi biliyorum ben.” Dedi.
“Neden söylemedin?” Diye sordum merakla ve bir yandan da tereddütle. “Nasıl öğrendin?”
“Sen hiç ablan gibi olmadın Sezin, onun gibi yanımızda kalmayı, normal bir işte güllük gülistanlık bir hayatı değil, zor ve tecrübeli bir hayat istedin. Ablan gibi olmadın dediysem onun gibi ol diye değil kızım, iyi olmanı istediğimden. Seni asla kısıtlamadım. Gittiğinde çok üzüldüm ama senin için her şeyi yaptım. Birgün geri döneceğini bile bile Sezin. O Eren denen adamı Bora’dan öğrendim.” Dediğinde bir şok dalgası vücuduma yayıldı. “Eren seninle konuşmak istiyormuş ve Bora müdahale olmaya çalışırken sen onu uzaklaştırmışsın.”
Bahsettiği günü hatırlamamak mümkün değildi. Eren’i karşımda bulduğum günü demek istiyordu. Bora’yı kovduğumu hatırlıyordum.
“Sonrasında kendisine müdahale yaptırmadığın için bana söyledi. Eren’i İzmir’den gönderen de bendim kızım.” Demesiyle daha ne kadar şaşırabilirdim bilmiyordum.
“Nasıl?” Diye sordum şaşkınlıkla.
Gözlerime bakıp sevgiyle gülümsedi. “Bana anlatmanı bekledim, seni üzen kim varsa öğrenmemek için zor durdum ama Bora’nın dediklerinden sonra bu daha da zorlaştı. Üzgünüm kızım belki senin istediğin gibi sonuçlanmadı ama yine de bugün, tam şuan bana verdiğin sözün arkasında durduğun için sana çok teşekkür ederim.”
“Baba saçmalama, asıl ben çok geciktim. Özür dilerim. Sadece, kendimi hazır hissetmediğim içindi, yoksa senden birşey sakladığım nerede görülmüş?” Dedim gülümseyerek.
“Tüm bu olanları tek başına göğüslemene, dışarıya içindekileri yansıtmamana hayranım Sezin’im fakat en küçük şeyde bile bana gelmeyi öğrenmeni çok istiyorum.” Dedi. Yutkundum.
Evet, geleceğim demedim ama, “Deneyeceğim baba.” Dedim.
Babamla konuştuktan sonra odama geçtim ve bilinmeyen numaraya girdim.
Siz: verdiğin sözleri tutan bir insan mısın bilmiyorum ama bana zamanında babama anlattığım zaman kendini açıklayacağını söylemiştin
Siz: sözünün arkasında dur.
Hemen çevrim içi olmuştu.
Bilinmeyen numara: ciddi olamazsın
Nasıl beni kandırabilirsin?
Siz: seni kandırmıyorum, buna ihtiyacım yok.
Bilinmeyen numara: baban senden söylemeden önce de biliyordu aptal
Bunları nasıl bilebilirdi?!
Siz: bunun bilgisinin sana nereden geldiği umrumda değil.
Verdiğin sözü tut, onunla konuştum.
Yoksa yeni bahane yaratmaya devam mı edeceksin?
Yazıp yazıp silmeye başladı. Ne konuda çelişkideydi?
Bilinmeyen numara: söylesem ne değişecek?
Siz: benimle uğraşanın kim olduğunu bilmek hakkım.
Rahat bırakmıyorsun.
Her şeyi önceden biliyorsun.
Bir nefes kadar yakınımda ama aklımın alamayacağı kadar uzaksın.
O an beynimde bir şimşek çaktı, nefes alamadığımı hissettim. Tüm bu olanlar gerçek olabilir miydi?!
Siz: kumsal?
Kendi yazdığıma bile inanamıyordum. Gözlerim açılmış ekrana bakarken yutkunup yavaşça başımı kapıya kaldırdım, belki odaya girer diye.
Kumsal’la kavga ettiğimiz zaman nasıl anlayamamıştım ki? Bana sürekli düzenden bahsediyordu ve bozduğumu. Aynı şey bu numara içinde geçerliydi. Bildirim sesiyle bakışlarım tekrar ekrana döndü.
Bilinmeyen numara: nasıl bu kadar eminsin Kumsal olduğuma?
Bir insan kardeşinden nasıl şüphelenebilir?
Haklıydı. Nasıl olabilirdi böyle birşey?
Siz: kim olduğunu söyle
Bilinmeyen numara: ettiğiniz birkaç aptalca kavga yüzünden mi bu düşüncedesin?
Siz: kimsin dedim.
Bilinmeyen numara: sorularıma cevap alamayacak kadar düşüncelisin.
Kumsal olsaydım ne değişecekti Sezin?
Siz: hayatım boyunca ilk defa bir durumdan korkuyorum.
Kumsal olmandan.
Ben sana içimi gösterdim bak, söyledim işte. Şimdi sıra sende açık ol. Kimsin?!
Bilinmeyen numara: yüzleşmeye hazır olduğunu sanmıyorum. Zamanını bekle.
Bir dakika ne?! Gitmiş miydi?
(Bilinmeyen numara çevrim dışı.)
Aklımı kaybedecektim, bu da neydi şimdi?! Sinirle ayaklandım ve Kumsal’ın odasına yürümeye başladım. Nefes alamıyordum ama bir o kadar da hararetliydim. Kapının önünde durdum ve can sıkıcı bir yavaşlıkla kapıyı açtım. Odada kimse yoktu. Neredeydi?
Odadan çıkıp hızla merdivenlerden inmeye başladım. Bir yandan da evin içinde bağırıyordum. “Kumsal! Anne, Kumsal nerede?!”
Annem bahçeden çıkıp eve girdi. Karşısında durdum ve kaşlarım çatık dediklerimi tekrarladım. “Küçük kızın nerede anne?” Dedim. Seslenme şeklimle birlikte anlamayarak kaşlarını çattı. Biliyordu çünkü bana ne olursa olsun sinirimi bu kadar belli eden biri hiç olmamıştım.
“Sorun ne Sezin?”
“Nerede şuan dedim anne?” Dedim kelimeleri bastırarak.
“Arkadaşlarıyla dışarı çıkmıştı. Alt sokaktaki kafeye gideceğini söyledi. Ne oldu söylesene.” Dedi.
Tek kelime etmeden bahçeden çıkıp alelacele yürümeye başladım. Koşarak Kumsal’ın her zaman gittiği kafeye vardım. Zaten son olandan sonra konuşmuyorduk birde bu işin altından Kumsal çıksaydı ne yapardım bilmiyordum. Delirecek gibiydim. Kardeşimdi o benim kardeşim. Nasıl işlere bulaşmıştı?
Kafeye girdiğim an Kumsal’ın karşısındaki arkadaşına güldüğünü gördüm. Yanına vardığımda Kumsal’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. “Ne işin var burada?” Dediği an onu kolundan tuttuğum an sertçe peşimden yürütmeye başladım. “Delirdin mi ne yapıyorsun?” Demesine aldırmadım. Kafeden çıktığımız an sırtından çantasını alıp sokakta yere boşalttım. Kumsal dehşetle beni izliyordu. “Ne içtin, ne bu hâl? Çantamı ver!” Dese de ben çantayı sallamaya devam ediyordum. O an içinden ona ait olmadığını bildiğim bir tuşlu telefon yere düştü. Aramızda sessiz bir an oldu. İkimizde aynı anda almak için eğildik ama ben önce davranıp aldım.
“Ne bu!” Diye ne kadar bağırdıysam o kadar boğazım acımıştı.
Kumsal yutkundu. “Bilmiyoru-“
“Aptal mı var senin karşında?!” Diye tekrar bağırdım. Sokağın ortasında insanlara nasıl gözüküyorduk bilmiyordum ama ben çoktan aklımı kaybetmiştim.
“Ne duymak istiyorsun?” Dedi sinirle.
Alayla güldüm. “Ne mi duymak istiyorum? Ne mi? Ne yaparsan yap her lafına sustuğum için sana bir çok laf etmek istiyorum ama susuyorum! Düşünemiyorum artık! Nasıl sen olursun? Bu telefon ne Kumsal? Ne istiyorsun benden? Canımı mı?” Derken son cümlelere doğru sesim kısılmıştı.
Kumsal yüzüme bakmayıp sadece yeri izliyordu. İçimden geldiği kadar bir dolulukla “aptal.” Dedim sessizce. Bakışları bana döndü. “Aptalsın. Ablan yerine koymadığın insana bunları yapmana rağmen yüzüne karşı tek kelime edemiyorsun. Yüzüme de söyle. Söyle!” Diye bağırdım.
“Olmamanı istedim.” Demesiyle sertçe bakışlarım ona döndü.
“Hiçbir şeyim yok benim! Bir tek ailem var! O da artık paramparça! Neden biliyor musun?” Dedim ve parmağımla ona işaret ettim. “Senin yüzünden. Suçlamaksa suçlamak Kumsal.”
“Sokakta beni rezil ederek mi intikam alıyorsun?” Dedi sanki ben ona hiç konuşmamışım gibi sözlerimi es geçerek. Güldüm sinirle.
“Bu hayatta bu davranışlarınla tek bir bok bile başaramayacaksın.” Dedim. Sonrasında pişman olma olasılığım yüksekti ama artık haddini bilmesi gerektiğini hissettim. “Korktum ben! Kim beni izliyor dedim! Nereden biliyordun Eren’in beni aldattığını? Neden seviniyordun Bora benden ayrıldı diye? Cevap ver, susma!”
“Eren’in nişanlısının kardeşi benim uzaktan arkadaşım. Sosyal medyadan tanışmıştık. Başta sadece bunu söylemek istedim ama sonrasında bunlar gelişti. Nereden bilebilirdim böyle olacağını?” Demez miydi birde?
Saçlarımı sertçe elimle geriye attım. “Sen bana akıl ver! Sus. Konuşma. Hatta uzun bir süre gözümün önünde olma. Seni kardeşim diye saydığım günlere lanet olsun.” Dememle birlikte elimdeki tuşlu telefonu da yere atıp kırdım ve uzaklaştım.
…
Çiğdem’e gelmiştim. Sanki onunda morali iyiymiş gibi olanları anlatmıştım. Bencillikti belki ama nefes alamıyordum.
“İç şunu. Bilim insanı gibi görünüyorsun.” Dedi ve önümdeki sehpaya kupada papatya çayı bıraktı. Bir yudum alıp ona döndüm.
“Aklım almıyor Çiğdem. Ben onun için alelade biri değilim ki? Ablasıyım ben. Hiç mi sevmedi? Rol mu yaptı? Anlayamıyorum onu.”
Bana doğru uzandı ve elimi tuttu. “Düzelecek, sen sakin ol. Ezgi’ye söyledin mi bu arada? Hiçbir şeyini saklamazsın normalde ondan.”
“Evet ama şuan kararsızım. Ona söylemedim ama söylersem neler olur kestiremiyorum. Annemlerin Şuanlık son olaylardan sonra Kumsal’ın üzerine gitmesini istemiyorum.”
Güldü. “O senin için böyle düşünmüyor. Ne bu ergenlik mi ya?”
“Haklısın, düşünmüyor. Ama en azından ben kendimin ne olduğunu biliyorum. Ablası gibi davranıyorum. Şuanlık böyle kalsın, sakın Ezgi’ye söyleme. Seninle de konuşmazsam görürsün.” Dedim.
“Çok korktum.” Dedi şakayla karışık. Güldüm bende. Çiğdem’e döndüm ve bana verdiği papatya çayından ona da zorla bir yudum içirttim.
Kaşlarını çattı. “Ne bu tavır?”
“Sıra sende çekirdek. Kerem’le işler nasıl?” Dememle yerinde huysuzlukla hareket etti.
“Beni kaybetmenin bedelini ödüyor işte. Ne olacak?”
“Ha, öyleli?” Dedim.
“Öyleli canım.” Dedi ama bunu derken içinin yandığını biliyordum.
“Konuşmak istemediğin çok belli. Kerem hiç yazmıyor mu peki?”
“Yazmaz olur mu? İşi sanki benmişim gibi gün boyu arayıp mesaj atıyor. Hatta bunu yaptığı için engellmiştim dün yeni numara almış oradanda yazıyor. Parası boşuna gitmesin diye engelini açtım bende.”
“Bazen de düşünceli.” Dedim şakayla.
“Ha ha ha. Çok güldüm.” Dedi.
“Hadi ama ya. Kerem’in yaptığını savunmuyorum asla Çiğdem ama senin için kıvranıyor.”
“Hayır. Benim için kıvranmıyor. Kendisini hep yaptığı gibi üstte görüyor ve sadece onu sevebilirmişim gibi davranıyor. Sadece başkasının olmamı istemiyor, olay bu. Bu sevgi veya aşk değil Sezin. Sende biliyorsun.” Dedi.
“Ama-“ demeye kalktım ama susturdu beni.
“Aması yok. Lütfen karışma şimdilik. Bir sorunum olduğunda hep sana geliyorum ve geleceğim. Bu konuda yalnız olmak istiyorum şu sıralar. Yine de teşekkür ederim biricik arkadaşım.”
Haklılığı karşısında sustum. Kerem’le başta olmaması konusunda uzaklaştırmak için çabalamıştım ama birbirlerine daha çok çekilmişlerdi. Kader gösterirdi onlara yollarını ve yapacaklarını. Daha çok seçenek hakları olacaktı. Sustum ve hak verdiğimi belli edercesine kafamı salladım.
“Bora ile nasıl gidiyor?” Dedi konu değiştirmek ister gibi.
“Güzel. Uzun zaman sonra onu özlediğimi fark ettim. Koskoca yedi sene ve onsuz…Şimdi korkunç geliyor biliyor musun?” Dedim.
Kafasını koltuğa yasladı ve düşünür gibi mırıltılar çıkardı. “Bilinmeyen numara.” Dedi ve devam etti. “Yani Kumsal.” Kafasını kaldırıp bana baktı. Kumsal diyerek konunun yine ona gelmesi sinirimi bozmuştu. “Bora’nın zamanında senden neden ayrıldığını biliyor Sezin. Çok garip değil mi?”
“Ne demek istiyorsun?” Diye sordum.
“Emin değilim ama sana bunları yapmış insan belki Bora’dan senden ayrılmasını istemiştir?” Demesiyle nefesim kesildi. “Bilmiyorum Sezin. Bak o senin kardeşin biliyorum ve hatta bende kardeşim gibi görüyorum ama bu ihtimali de düşün. O gece davet çıkışı tartışmanızı hatırla. Bora’ya sormuş muydun ayrılma mevzusunu hiç?”
Bakışlarım tek bir noktaya odaklandı. Ağlamak istiyordum şuan. Boğazımı bir el sıkıyormuş gibi hissettim. Sanki teller vardı ve beni çevreliyorlardı. “Bora’ya hiç sormadım. Ama o gece evimin kapısının önüne geldiğinde sarhoş olduğu anı diyorum o gün birşeyler saçmaladı o konuyla ilgili. İstiyor muydum sanıyorsun falan demişti. Of bilmiyorum Çiğdem!” Dedim stresle.
Kaşlarını çattı. “Bora’ya sor Sezin.”
“Bunları yapmış olabilir Kumsal fakat neden Bora ile beni ayırsın?” Diye sordum.
“Neden olmasın? Kardeşin seni kıskanıyor üzgünüm Sezin. Kumsal sen Eskişehir’e gittikten sonra da değişti zaten. Bu iyi bir değişimdi ama bilmiyorum neden böyle. Benimde kafam karışık. Her neyse.” Dedi konuyu kapatmak ister gibi. Bende ona katıldım ve susmayı tercih ettim. O sırada Çiğdem’in telefonuna bir mesaj düştü.
Telefonu açma❗️: kızım mesajları üstten okuyup görüldü atmasana
Deliriyorum burada
Lütfen son bir şans
Mesajı okumamla kahkaha atmam bir oldu. Çiğdem ise sinirle bana baktı.
“Komik mi bu durum şuan?” Demesiyle daha çok güldüm.
“Anlatamam çok komik.”
“Sus Sezin. Azıcık sus.”
Devam edecek…
☀️
Bölüm etkileşimi
