3. bölüm / 5
RAHİYAİhaneti Kabullenmek
Bölümler 5Şu an: İhaneti Kabullenmek
- 1 Tanıtım347 kelime
- 2 Giriş841 kelime
- 3 İhaneti Kabullenmek1.684 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Karanlığın İmzası2.316 kelime
- 5 “PRANGALARIN GÖLGESİ”1.902 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yalan yoktu.
Bazı umutlarla vedalaşmıştım.
İçimdeki katilin gölgesi adil düşüncelerime zincir vurmuş ve ben hangi tarafın bana ait olduğunu artık ayırt edemez olmuştum.
Kan ve mürekkep aynı renkteydi; ikisi de ellerimden silinmiyordu. İçimde büyüyen karanlık, adaletle arama görünmez duvarlar örmüştü.
Bütün dünya sağır olmuştu sanki.Beni duyan hatta gören kimseler yoktu.
Kara Pençe Operasyonu
Masamın üzerinde gördüğüm dosya ile dirseklerimi masama yaslamış başımı avuçlarım arasına almıştım.Floresanın soğuk ışığı dosyanın ilk sayfasında o isme yansırken boğazımda bir düğüm vardı.Yutkunsam da geçmiyordu.
Gözlerim üvey babamın isminin üzerinde takılı kaldı.
Cihan Yılmazer
Annemle yasak ilişkisine başladığında ben henüz ortaokula gidiyordum.Aramızda hep soğuk duvarlar vardı.O zamanlar sığınacak bir liman ararken bile hiçbir zaman ilk seçeneğim olmamıştı.
İlk başlarda anneme oldukça iyi davranıyordu.Sevecendi.Bu durum beni içten içe mutlu etse de bazı şeylerin yolunda gitmediğinin farkındaydım.
Çoğu zaman eve gelmezdi.
Gizli telefon görüşmeleri yapardı.
Annemin son günlerinde yanına hiç uğramamıştı.Cihan Yılmazer'in ölümünün ardından da gerçeği öğrenmiştim.Evliydi.Bir kızı vardı.Annem ile olan ilişkisi neyin çıkarıydı hala anlayamıyordum.
Kapının çalınması ile titreyen ellerimle dosyayı kapatmıştım.Bu dosya artık benim ölüm kalım meselemdi.Kimse ile daha fazla bilgi paylaşmak gibi bir niyetim yoktu.
Özellikle Alaz gibi bir tehlike ortalıkta gezinirken.
"Gel"
Mert ellerinde pembe tonlarının ağırlıkta olduğu çiçeklerle içeriye girerken şaşırmıştım.Gülümseyerek ayağa kalkarken o kapıyı kapatmış aynı benim gibi adımlarımızın buluşacağı alana adımlamıştı.
"Sevgilim"
"Canım"diyerek sarıldım.O güzel kokusunu solurken ellerim yeni kestirdiği saçlarına gitmişti.
"Hoşgeldin.Seni beklemiyordum"
Ayrıldık.
"Bu güzel kadına süpriz yapmak istedim"
Elindeki buketi alırken ikimizde masamın önündeki sandalyelere karşılıklı oturmuştuk.
"Bunlar çok güzel"
"Senin kadar olmasa da"
"Mert!Şımartma"
İkimizde gülerken "neler yapıyorsun?"diye sormuştu.Gözleri odamda ufak bir tura çıktı.Elimdeki buketi masama bıraktım.
Gözlerim az önce bıraktığım dosyaya kaymıştı.Ardından Mert'e baktığımda o da tıpkı benim gibi Kara Pençe dosyasına bakıyordu.Gözleri bana döndü.
"Bir gelişme var mı?"
Cihan Yılmazer'i benim öldürdüğümü bilmiyordu.Daha doğrusu bu operasyonla ilgili olan hiçbir durumdan haberdar değildi.
Sevgilim olmasına rağmen bu konuları ondan saklıyordum.Saklamak zorundaydım.Çünkü o da bu operasyonun içindeydi.
"Cihan Yılmazer'in ölümü dosyayı baltaladı"
"Tahmin ediyordum"
Düşünceli hali katlanarak çoğalıyordu.İçindeki karamsar hava kaşlarına yansımış ve sevdiğim gözlerine karabulut gibi inmişti.
"Hiçbir şey hissettiğin oluyor mu?"
Kafamı olumsuzlukla salladım.Gözlerimdeki fırtına üzüntüden değildi.Belirsiz geleceğimin elleri arasına alıp sıktığı kalbim yüzündendi.
"Biliyorsun aramızda hep mesafeler vardı.Annemin son zamanlarında yaptıkları"
Düşünüyordum da annem Cihan Yılmazer yüzünden hastalanmış kendini ölüme sürüklemişti.
"Biliyorum"
"Ne yaparsam yapayım ona karşı nötrüm.Nefret de edemiyorum ama sevemiyorum da"
Yerinde kıpırdandığında söylemekte zorlandığı bir şey olduğunun farkındaydım.Ellerini dağınık,kahve saçlarından geçirdi.
"Ben başa geçtiğimde ne olacak"diyerek yeşil gözleri kahve gözlerimle temas etmişti.
Yutkundum.
Cevabı biliyordum ama bilmek istemiyordum.
"Biz ne olacağız?"
Cihan Yılmazer'in ölümü sonrasında boş kalan koltuğa Mert geçecekti.2 gün önceye kadar bende öyle düşünüyordum.
Alaz ile görüşmem bütün düşüncelerimi değiştirmişti.Mert'in karşısında güçlü bir o kadar da kurnaz bir rakip vardı.Beni yanına çekmeye çalışıyordu.Eğer başarılı olursa ben erkek arkadaşıma ihanet etmiş olacaktım.
Hızla çarpan kalbim yüzünden kısa süreli gözlerimi kapattım.
Bir tarafta 4 yıllık sevgilim bir tarafta ise katil olduğumu kanıtlarıyla mahkemeye sunup beni yok edebilecek,üvey kardeşimin biricik nişanlısı duruyordu.
Seçim yapmak çok ama çok zordu.
Erkek arkadaşım seçenek olmamalıydı biliyordum ama buna mecburdum.
"Ne zaman o koltuğa oturacaksın?"
"Bak"diyerek koltukta öne geldi ve avuçlarımı avuçları arasına aldı.
"O kanlı koltuktan hoşlanmadığını karanlık işlerimi sevmediğini biliyorum ama ben buyum Neva.Ben böyle büyüdüm bunu öğrendim"
Biliyordum.
Bu kanlı dünyanın içinde doğmuştu.
O kanın içinde emeklerken ondan bembeyaz bir sayfada yürümesini istemem bencillik olurdu.
"Cihan Yılmazer'in ölümü benim için bir şans.O koltuğa sahip olabilirim"
"Olabilirim?"
"Bir rakibim var"
Alaz'dan bahsedecekti.
"Alaz Akbora.Cihan Yılmazer'in kızıyla nişanlı olduğundan biraz avantajlı"
"Bu ne demek oluyor?"diye merakla sordum.Asıl merak ettiğim o koltuk için nasıl bir savaş verileceği kazanamayana ne olacağıydı.
"Koltuk mücadelesi her ne kadar zor olsa da sevgilin pes etmez demek"
"Bir seçim mantığınız falan yok mu?Nasıl belirleniyor koltuğun sahibi?"
"Geleneklere göre güçlü olan kazanır"
Bahsettiği güç gösterisinin yağlı güreş gibi şeyler olmadığının farkındaydım.Ortalık kan gölüne dönecekti.Savcı kimliğim ile dinlemek istemesem de sevgilimin anlattığı şeyler ister istemez dokunuyordu.
"Güçlü olan ol olur mu?"diyerek avucunu sıktığımda avucumu dudak hizasına kaldırıp öpmüştü.
"Seni seviyorum"
Gülümseyerek karşılık verdiğimde iç çatışma yaşıyordum.Kara pençe operasyonu ile ilgili çoğu bilgiye sahiptim.Harekete geçilmesi ve kocaman çetenin çökertilmesi için düğmeye basmam yeterliydi.
Ama bastığım düğme yıkıcı olur herkesle birlikte bu enkaz altında bende kalırdım.
Mert'i dinlerken Savcı kimliğimden çıkmaya çalışıyordum.Onu anlayışla karşılayan dinleyen ve koruyup kollayan sevgili olmak istiyordum.Bu lanet dosyanın takipçisi olurken yalanla gerçeklik arasında kayboluyordum.
Çıkmazdaydım.
Ne yapmam gerektiğini hiç bilmiyordum.
Kapı tıklatıldığında elimi elinden çektim ve ayağa kalktım."gel"
Mehmet içeriye girdiğinde Mert'e kısa bir bakış atmış ardından bana dönmüştü.
"Savcım,baş savcı sizi çağırıyor"
"Geliyorum"
Mehmet devlet tarafından bana tahsis edilen korumamdı.Göreve başladığımdan beri yanımdaydı.Geçen gece Alaz'ın beni kaçırma muhabbetinden haberi vardı.Eve geldiğimde onu kapımın önünde baygın halde bulmuştum.Her ne kadar kendine kızsa da kimseye bu olaydan bahsetmemesi için tembihlemiştim.
İyi bir insandı.
Artık arkadaş gibi olmuştuk.
Başını sallayıp odadan çıktığında Mert'de ayaklanmıştı
"Akşam yemeğinde devam ederiz değil mi?Seni özledim"
"Sevgilim"
Arabama yöneldiğim sırada Mert beni kolumdan çekmiş ve arabama yaslamıştı.Yüzünü yüzüme yaklaştırdığı zaman sokak lambasının olmadığı sokakta ay ışığı yüzüne yansıyordu.
Güzel bir akşam yemeği yemiştik.Bütün her şeyi unutmuş sadece gelecek hayallerimizden bahsetmiştik.
İnsanlar plan yapıyordu ama Tanrı onlara gülüyordu.
Her ne kadar kulağa toz pembe gelse de gerçek olmasını istiyordum.Şuanın tadını çıkartmalıydım.Düşüncelerim azrail gibi peşimde dolanır kurulan cümleler de boğazıma saplanırken bu hiç kolay değildi.
"Bu gece oldukça güzeldi"
Gülümsediğimde gülüşümden öpmüştü.
"Ayakta zor duruyorsun.Ahmet seni bıraksın"diyerek kolundan tuttuğumda hafifçe sendeledi bana mümkünmüş gibi daha da yaklaştı.
Çakırkeyifti.
"Kendim gidebilirim"
"Biliyorum ama yine de bıraksın"
Az ötede bize bakmamak için savaş veren korumama seslendim.Bize doğru gelirken "Rica etsem evine bırakır mısın?"demiştim.
"Ama savcım siz?"
"Endişelenme eve geçeceğim zaten.Sende oradan evine gidersin"
"Size eşlik etseydim"
"Ahmet"diyerek bıkkın bir ses tonuyla onu uyarırken daha fazla ısrarcı olmamış erkek arkadaşımın koluna girmişti.
Mert sorgulamadan Ahmet'in arabasına ilerlerken çakırkeyif sandığım adamın basbaya sarhoş olduğunu farketmiştim.Çünkü iki adım sonra sendeleyerek düşmüştü.
Kalkıp çok geçmeden arabaya binip gittiklerinde derin bir nefes çekip gözlerimi gökyüzüne çevirdim.
Her nefes alışımda ciğerlerim batışıyordu.Karanlık büyüyor her geçen dakika biraz daha fazla yer kaplıyordu.Yakında dışarı taşacaktı ve ben o karanlığın içinde boğulmaktan başka bir şey yapamayacaktım.
Biliyordum.
Arabayı açıp şoför koltuğuna oturduğumda kemerimi bağladım.Çok geçmeden kafama dayanan silah ile duraksamış arabayı dahil çalıştıramamıştım.
Gözlerim büyürken dikiz aynasından o büyük gölgeyi bakıyordum.Hayatımı esir alan o büyük gölgeye.
"Aşk gösteriniz gözlerimi yaşarttı doğrusu"
Nefesim kesildi.
Alaz ile aynadan göz göze geldiğimizde o alaycı gülüşü yüzündeydi.
"Burada ne arıyorsun?"
"Aklını.Malum kaybetmişsin"
Kaşlarım çatılırken "bir savcıya silahını dayadığına göre burada aklını tek kaybeden ben değilim"demiştim.Benim arabamda bana meydan okuyordu.Onu nasıl farkedememiştik?
Bu koltuk sevdası mıydı onun gözlerini karartan yoksa hep böyle cesur muydu merak ediyordum doğrusu.
Gülmüş ve silahı elinde bir tur çevirip beline koymuştu.
"Bir yeri atladınız yalnız savcım.Silah benim değil"
Ellerim hızla torpidoma gittiğinde gördüğüm boşlukla gözlerimi sinirle kapatmıştım.
Arabamda bana meydan okuyor demiştim değil mi?Ekleme yapmalıydım.Benim arabamda benim silahımla bana meydan okuyordu.
"Bu yaptığın büyük bir suç!"
"Korkmam mı gerekiyor?"
Koltukta ona döndüğümde rahat tavırlarla bacağının üzerine bacağını atmıştı.Geniş omuzları geriye yaslanmıştı.Kollarını göğsünde kavuşturup bana bakıyordu.
"Silahımı geri ver"
"Hangisini?Silahı mı yoksa bıçağı mı?"
Başını hafifçe sağa yatırdı.
"Bıçakta bir silah biliyorsun"demişti ukala tavrı devam ederken.Yumruğumu yüzüne geçirmemek için kendimi çok zor tutuyordum.Beni açık açık tehdit ediyordu.
"Ne istiyorsun benden?!"
"Senden ne istediğim gayet açık.Teklifimi kabul edeceksin"
Etmezsem ne olacağını biliyordum.Edersem de erkek arkadaşıma ve mesleğime ihanet etmiş olacaktım.Bunu kaldırabilecek gücüm yoktu.
"Neden ben?Bu soruşturma ile tek başıma ilgilenmiyorum.Baş savcı ile konuşur-"
"Ne yani şimdi de kaçıyor musun?"
Kaşlarını havaya kaldırıp beni baştan aşağı görebildiği kadar süzüp küçümser bir tavırla konuştu."İstersen emzik de vereyim ama yanımda ağlama.Ağlayanlardan pek hoşlanmam"
"Kaçmıyorum.Bu beni aşar"
"Aksine bu konuyla ilgili yalnızca sen yardımcı olabilirsin"
"Bu dosyadan neden bu kadar endişelisin?Israrcısın da"dememle duraksamam bir olmuştu.Yaşadığım aydınlanma ile dudaklarım aralanmıştı.Titreyen ellerimi yumruk yaptım.
"Sen sadece bilgi istemiyorsun"
Tamam.Sonraki yapacakları sevkiyatları ve karanlık işleri için polisin hatta yargının sıradaki adımı onun için önemliydi ama Alaz için daha önemli bir şey var gibiydi.
Beni koz haline getirebilecek bir durum.
"Sen o koltuğa geçerken Mert'i yerle bir etmek istiyorsun"
Sesini çıkartmaması söylediğim sözlerin doğruluğunu kanıtlar nitelikteydi.Mert'ten nefret ediyordu.Onun ölmesini bile istiyor olabilirdi.Onun merhameti yoktu.Ben görememiştim.
"Beni de bu yolda harcayacaksın değil mi?"
"Harcanıp harcanmamak senin elinde"
"O benim erkek arkadaşım!Ona ihanet edemem!"
"Bu dünyada ya av olacaksın yada avcı"deyip yanında olduğunu yeni farkettiğim pembe kapaklı dosyayı bana uzatmıştı.
Gergin bakışlarım geceden daha kara gözleriyle buluşurken tereddüt etmeden elinden dosyayı almıştım.
"Seçim senin savcı"
Önüme dönüp dosyayı açtığında ilk sayfaya ataçla tutturulmuş vesikalığımı görmüştüm.Kendi vesikalığımın arkasında Cihan Yılmazer'in vesikalığı duruyordu.
Sayfayı çevirdiğimde olay yeri fotoğrafları beni o geceye götürürken hızla sayfayı çevirmiştim.Elim annemin ataçla tutturulmuş vesikalığına gittiğinde fotoğrafı yavaşça okşamıştım.
Onu çok özlüyordum.
O beni bırakıp gittiğinde üniversiteye yeni başlamış toy bir genç kızdım.Maalesef ki beni büyüten onun yokluğu olmuştu.o koca boşluk hala içimdeydi.Hiçbir şey yerini dolduramamıştı.
Fotoğrafın altında,beyaz sayfada yazanlar ve bulunan fotoğraflar adeta cehennemimdi.
Başlık: "Cihan Yılmazer Cinayeti – Deliller ve Fail: Neva Aslanbay
İlk fotoğrafta Cihan Yılmazer vardı.Tarih ve saat o geceyi gösteriyordu.Arka kapıdan evime girdiği kameralara yakalanmıştı.Birkaç saat sonra da ben arka kapıdan çıkıyor ne yapacağımı bilemez halde etrafıma bakınıyordum.
İkinci fotoğrafta o geceki bıçak vardı.Üzerinde bana ait olan parmak izleri işaretlenmişti. Laboratuvar raporu ekliydi: "Parmak izleri %99 Neva Aslanbay'a aittir."
Diğer sayfada Gerçek fail: Neva Aslanbay. Motif: Üvey babasının annesini ölüme sürüklemesi nedeniyle intikam yazıyordu.
Altta ek not: Neva Aslanbay savcı kimliğini kullanarak delilleri karartmaya çalışmıştır
Birçok yalancı şahitin ifadeleri vardı burada.O gece yalnız olduğumu biliyordum daha doğrusu sanıyordum.Alaz'dan duyduğum her yeni itiraf beni dumura uğratıyordu.
Dosyayı hem endişe hemde büyük bir sinirle sıkarken parmak boğumlarım beyazlamıştı.Her şey yerli yerindeydi.Alaz dersine çok iyi çalışmıştı.Kedinin fareyle oynadığı gibi benimle oynuyordu.Teklifini kabul etmekten başka şansım yoktu.O da bunu biliyor ve kendine güveniyordu.
"Kararını verdin mi?Sabah baş savcının odasına bizzat kendim bu dosyayı götürebilirim istersen?"
Yutkunurken sanki art arda çığlıklar atmışım gibi boğazım acıyordu.Hazmedemediklerim boğazıma takılıyordu.
"Kabul etmekten başka bir şans bırakmış gibi konuşuyorsun"dedim büyük bir yenilgiyle.Omuzlarım çökmüştü.
"Güzel"
Öne doğru eğilip dirseklerini dizlerine yasladığında göz ucuyla onu izliyordum.O gözlerini bir an bile çekmiyor bana bakmaya devam ediyordu.
"O koltuğa oturmamda en büyük destekçim sen olacaksın.Tahmin ediyorsundur ki ben hiçbir iyiliği karşılıksız bırakmam.Bu işler bittiğinde mükafatını alacaksın"
"İstemez.Bu işler bittiğinde tek dileğim yüzünü bir daha görmemek olacak"
"İyi dileklerin inan bana umrumda değil"
Bütün alaycılığı gitmiş o soğukluğu yüzüme kaya gibi vurmuştu.Tekrar geriye yaslandığında arabanın kapısını yavaşça araladı.
"Alaz Akbora karanlığına hoşgeldin Neva"
Bölüm etkileşimi
