3. bölüm · Psikopat aşığı-1

Odanın sessizliğinde ilk sarsıntı

Mrs Pierrot

Odanın kapısını arkamızdan kapattığımda, koridordaki o ağır gerilim sanki eşiğin dışında kalmıştı. Nuzi, sanki az önce nefesini tutuyormuş gibi ciğerlerini doldurarak kendini en yakın koltuğa bıraktı. Yüzü bembeyazdı. "O neydi öyle Mia?" diye fısıldadı. "Tosu’nun o gülümsemesi... Sanki bizi birer deney tüpü gibi izliyordu."

Ben ise doğrudan aynanın karşısına geçtim. Parmaklarım, sol gözümü gizleyen siyah bandın üzerinde istemsizce gezindi. Bandın altındaki o melezlik izi, sanki az önceki karşılaşmanın etkisiyle nabız gibi atıyordu. "Bilmiyorum Nuzi," dedim sesimi sabit tutmaya çalışarak. "Ama sıradan bir karşılaşma olmadığı kesin. Syrox'un yanında Rubi varken bize bakışı, Dila’nın o zehirli sessizliği... Hepsi birer tehdit gibiydi."

Aynadaki yansımama bakarken Choso’nun o buz gibi sesi zihnimde yankılandı. "Gizlediğin şey..." demişti. Kimdi bu adam? Beni daha ilk saniyede nasıl bu kadar dikkatli inceleyebilmişti? Onun bir psikopat olduğunu hissetmek zor değildi; o duruşu, o çevreye yaydığı karanlık enerji insana güven vermiyordu. Ama bana karşı ne hissettiğine dair en ufak bir fikrim yoktu. Tek bildiğim, bakışlarının üzerimde bıraktığı o rahatsız edici ama bir o kadar da merak uyandırıcı ağırlıktı. Belki de sadece bizi birer av olarak görüyordu.

"Dila'nın sana bakışını gördün mü?" dedi Nuzi, düşüncelerimi bölerek. "Sanki Choso’nun etrafındaki her dişiyi yok etmek istiyor. Choso’ya olan takıntısı onu kör etmiş. Eğer Choso bize, yani özellikle sana bu kadar ilgiyle bakmaya devam ederse, Dila’nın neler yapabileceğini hayal bile edemiyorum."

"Bana ilgiyle mi baktı?" diye sordum, kaşlarımı çatarak. "Sadece ürkütücüydü Nuzi. Göz bandıma, yarama bakarken sanki zayıf noktamı arıyor gibiydi. Aşk ya da başka bir şey... Bunlar bizim dünyamızda çok uzak kelimeler. Biz o laboratuvardan sevgi öğrenerek çıkmadık."

Pencereye doğru yürüdüm ve karşı otelin parıltılı ışıklarına baktım. Onlar orada, o lüksün içinde planlar yaparken, biz burada hayatta kalmaya çalışıyorduk. Choso’nun o karanlık silüetini zihnimden silmeye çalıştım ama gözlerimi kapattığımda o delici bakışlar hala oradaydı. Kim olduğunu, amacının ne olduğunu bilmiyordum ama bu otelde geçireceğimiz gecelerin huzurlu olmayacağı kesindi.

"Hadi," dedim Nuzi’ye dönerek. "Eşyalarını yerleştir. Gardımızı düşürmemeliyiz. Kim bilir bir sonraki karşılaşmada bizi neler bekliyor."

Akşam yemeği için restoran katına indiğimizde, içerideki piyano sesi bile ortamdaki gerginliği örtmeye yetmiyordu. Nuzi yanımda adeta bir gölge gibi süzülürken, o gıcık grubun tam ortadaki büyük masaya kurulduğunu gördük. Rubi, Syrox’un tabağına bir şeyler koyarken bir yandan da yüksek sesle gülüyordu; ama bizi fark ettiği an o gülüş bir yılan tıslamasına dönüştü.

"Aa, bakın hele!" dedi Rubi, çatalını masaya sertçe bırakarak. "Açık büfe o kadar kalabalıklaştı ki, her önüne geleni içeri alıyorlar artık. Syrox, hayatım, senin eski zevkinin ne kadar... 'ucuz' olduğunu her gördüğümde şaşırıyorum."

Syrox başını tabağından kaldırmadı ama çenesinin kasıldığını görebiliyordum. Rubi’nin Nuzi’ye attığı o nefret dolu bakış, masadaki herkesi bir anlığına susturdu. Dila ise hemen söze girdi, gözleri Choso’nun üzerindeydi ama lafı bana çarpıyordu: "Sadece ucuz da değil Rubi, baksana birine... Yaralarını gizlemek için korsan gibi dolaşıyor ortalıkta. Choso, sence de böyle tipler ortamın kalitesini düşürmüyor mu?"

Choso, elindeki kadehi yavaşça masaya bıraktı. Gözleri yavaşça Dila’ya, sonra da bana döndü. O psikopatça sakinliği insanın kanını donduruyordu. "Kalite," dedi Choso, sesi derin ve buz gibiydi, "bazen en gösterişli şeylerde değil, en derin yaralarda saklıdır Dila. Sen bunu anlayamazsın."

Dila’nın yüzü bir anlığına bozuldu, Choso’dan böyle bir cevap beklemiyordu. Sinirle tırnaklarını masaya geçirdi. Tosu ise yan taraftan sırıtmaya başladı; gözleri Nuzi’nin üzerindeydi. "Bırakın şimdi kaliteyi," dedi Tosu, sesi tekinsiz bir tınıyla yankılanarak. "Küçük olanın korkusu ne kadar taze, hissediyor musunuz? Nuzi, değil mi? Senin o ürkek halin, bu masadaki herkesten daha gerçek."

Nuzi’nin elini tuttum ve hafifçe sıktım. Onlara cevap vermek yerine garsonun gösterdiği masaya doğru ilerledik. Geçerken Rubi’nin "Hala o melez haliyle burada dolaşıyor, iğrenç!" diye fıstıldadığını duydum. Elimi refleks olarak yüzüme, sol gözümü kapatan o siyah banda götürdüm. Göz bandımın altındaki sızı artmıştı.

Masamıza oturduğumuzda, karşı masadan Choso’nun hala bizi, daha doğrusu beni izlediğini hissedebiliyordum. O iki "belalı" kızın nefret dolu fısıltıları ve o iki psikopatın karanlık bakışları arasında, bu yemeğin boğazımızdan geçmeyeceği belliydi.