Bölümler 1Şu an: Giriş - Alâ Gözlüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkese merhabalar. Bu kitap 'Bilinmeyen' kitabımdaki Yamaç ve Peri'nin hikayesidir.
İyi okumalar.
"Arkamda kalın," dedim, sesim telsizin cızırtısını bile bastıran o pürüzlü, sarsılmaz tınısıyla. "Evli olan, bekleyeni, ailesi olan herkes benim arkamdan gelsin."
Kıyamet soyadı, arkandakileri korumak için gerekirse dünyayı yakmak demekti. Babam Yaman Asaf’tan öğrendiğim ilk ve tek kural buydu. Bu timin Yüzbaşısı bendim; her kurşuna ilk göğüs gerecek olan da, eve dönülecekse o yolu kendi kanıyla açacak olan da ben olmalıydım. Adımlarımı puslu vadiye doğru ağır ve emin adımlarla attım. Kulaklığımdan sızan sessizlik, az sonra kopacak fırtınanın habercisiydi.
Çok geçmedi. Karanlığın içinden ilk namlu ateşi yükseldi ve vadinin sessizliği düşman kurşunlarının çığlıklarıyla bölündü.
"Temizleyin!" diye kükredim, timi arkamda güvenli bir hat üzerinde tutarak ateş hattının tam ortasına atılırken.
Mermiler kayalara çarpıyor, barut kokusu genzimi yakıyordu. Kayalardan birine sırtımı yaslayıp silahımın merceğini karşı tarafa, düşman ateşinin yoğunlaştığı o gölgeliğe çevirdim. Amacım kaynağı kurutmaktı. Hedefimi sabitleyip parmağımı tetiğe yerleştirdim.
Tam o salisede, rüzgar vadideki dumanı narin bir hamleyle araladı.
Gördüm.
Namlumun tam ucunda, düşman üniformalı adamların arasında koşturan, kurşunlardan kaçmaya çalışan bir gölge vardı. Rüzgarın savurduğu o tanıdık, delişmen kıvırcık saçlar merceğimin tam ortasına düştü.
Göğsümün ortasına, bugüne kadar yediğim hiçbir kurşunun yaşatamayacağı kadar büyük, devasa bir ağrı saplandı. Yüzümdeki o heykel gibi sarsılmaz maske milim oynamadı, koyu gözlerim her zamanki gibi inatçı ve buz gibi kaldı. Dışarıdan bakan hiç kimse içimde kopan asıl kıyameti göremedi ama ruhum o an diz çöktü.
Kalbim durdu, parmağım tetikte dondu. Hayatım boyunca hiç etmediğim kadar büyük bir feryatla yalvardım içimden. Kelimelerimi esirgeyen ben, ilk kez zihnimin dehlizlerinde tek bir cümle için çığlık attım.
Peri olmasın, dedim içimden, sesimin çaresizliği ruhumu yakarken. Allah'ım ne olur o olmasın. Peri olmasın.
Ama vadiyi yalayıp geçen rüzgar, o kıvırcık saçların altındaki yüzü bana doğru çevirdiğinde kaçacak hiçbir yerim kalmadı. O yeşille kahvenin inatla birleştiği ala gözler, tam merceğimin içine, doğrudan bana baktı.
Ben sahayı yöneten bendim, o ise düşmanın tam kalbindeki gölgeydi. Ve o an, benim tetiği çekemeyeceğim tek kıyametim, ala gözlüm tam namlumun ucunda duruyordu.
"Yüzbaşı Kıyamet! Hedefi imha et! Sınırın ötesinde tek bir canlı unsur kalmayacak, anlaşıldı mı?"
Kulaklığımdan yükselen o telsiz sesi, komuta merkezindeki albayın emir veren soğuk tınısıydı. Sınır hattında kanun netti. Karşı tarafta üniforma giyen herkes düşmandı ve o hat geçilirse kıyamet kopardı.
Ben zaten Kıyamet’in ta kendisiydim ama ilk kez kendi içimde yok oluyordum.
"Yüzbaşı, cevap ver! Ateş serbest!"
Ses kulaklığımda yankılanırken parmağım tetikte, o sarsılmaz ve damarlı ellerim namlunun üzerinde donup kalmıştı. Göğsüm narin ama sert hamlelerle inip kalkıyor, o sarsılmaz dağ zırhım içeriden parça parça dökülüyordu. Yüzümde tek bir çizgi bile oynamadı, zaman dondu. Dışarıdan bakan bir asker, benim sadece soğukkanlılıkla hedefimi süzdüğümü sanırdı.
Bilmiyorlardı; içimde bir adamın kendi canını elleriyle söküp attığını bilmiyorlardı.
Merceğimin ucundaki o ala gözler, benim gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu. Peri kaçmıyordu. O cıvıl cıvıl, çenesi asla durmayan kız gitmiş, yerine ölümün kıyısında gözünü kırpmayan bir istihbaratçı gelmişti.
Albay telsizden tekrar kükredi. "Kıyamet! Emri uygula! Vur onları!"
Babamın mirası, vatanın sarsılmaz yemini kulaklarımda çınladı. Ben bu timin önünde yürüyen adamdım. Arkamda evliler, nişanlılar, ailesi olanlar vardı. Görevimi yapmak zorundaydım. Ama namlumun ucundaki o kıvırcık saçlı kız, benim bu hayatta korumaya yemin ettiğim tek dünyamdı.
"Yüzbaşı!"
Zihnimdeki tüm sesleri susturdum. Gözlerimi bir salise kapatıp o un kokulu mutfağı, annemin neşeli kahkahasını ve Peri’nin bana "Ajan mısın sen?" diye takıldığı o güzel doğum gününü düşündüm.
Sonra gözlerimi açtım.
İnattı bizim göbek adımız.
Koyuluğunda boğulduğum o gözlerimi, onun o yeşille kahvenin savaştığı ala gözlerine sabitledim.
Derin, pürüzlü ve boğuk bir nefes çektim ciğerlerime.
Parmağım namlunun soğuk metali üzerinde narin ama kaçınılmaz bir hamleyle geriye doğru büküldü. Dünyayı dize getiren Yaman Asaf'ın oğlu, o sarsılmaz komutan Yamaç Kıyamet, hayatında ilk kez tetiği kendi kalbine basar gibi çekti.
Barut kokusu vadiyi yuttu. Silah patladı. Ve mermi, benim bittiğim yerden onun ala gözlerine doğru yol aldı.
Vurdum onu.
Silahımdan çıkan mermi narin göğsüne saplandı. Zaman o salisede durdu, vadideki tüm o cehennem gürültüsü bıçak gibi kesildi. Gözlerimin önünde, tüfeğimin merceğinde bir hayatın unufak oluşunu izledim.
Geriye doğru savrulurken, o yeşille kahvenin birbirine karıştığı ala gözlerinden, sol gözünden tek bir damla yaş süzüldü ve yanağından aşağıya doğru aktı.
O bir damla yaş, benim sığınacak dağ gibi duran tüm zırhlarımı eritti, ruhumu o vadinin çamuruna gömdü.
Yüzümdeki o heykel gibi sarsılmaz maske milim oynamadı, dudaklarımdan tek bir feryat yükselmedi. Dışarıdan bakan bir asker, Yüzbaşı Yamaç Kıyamet’in soğukkanlılıkla hedefini etkisiz hale getirdiğini düşünürdü. Ama içimdeki o karanlık dehlizlerde koca bir dünya havaya uçtu.
Yıllar önce bir doğum günü bahçesinde bana "Sen ajan mısın?" diye takılan, o kıvırcık saçlarını savuran küçük kız çocuğunu kendi ellerimle yok etmiştim.
"Hedef imha edildi, Albayım," dedim telsize.
Sesim her zamanki gibi pürüzlü, derin ve buz gibi çıktı. Oysa o kelimeler dudaklarımdan dökülürken, benim bittiğim yerden sızan kan, onun ala gözlerinin ışığını söndüren o merminin üzerindeki kanla aynıydı.
Tetiği çeken parmağım dondu, göğsümün içindeki o asıl kıyamet, Peri'nin yere düşen narin bedeniyle birlikte sessizliğe gömüldü.
Atahan abiye ne diyecektim? Kızın vatan haini mi? Onu ben vurdum mu? En kötüsü ise kızın öldü mü? Ne diyecektim kızına aşık bir babaya?
Telsizden yükselen tebrik anonsları kulaklarımda birer zehir gibi uğuldarken, gözlerimi namlunun ucundan ayıramadım.
Ben, Yamaç Kıyamet. Hayatı boyunca sarsılmaz bir dağ gibi dik duran, acısını da öfkesini de sessizliğinde boğan o adam, ilk kez kendi sessizliğinin altında eziliyordum.
Atahan abimin o her yaramazlık yaptığında gözlerinin içine baktığı, omzundan bir an bile indirmediği o cıvıl cıvıl Peri’si, şimdi benim silahımdan çıkan bir mermiyle sınırın ötesindeki o çamurun üstünde hareketsiz yatıyordu.
"Yüzbaşı, operasyon tamamlandı. Timi geri çek," diyen ses kulaklığımdan sızdı ama beynimin içine ulaşamadı.
Ya Neşe teyzem? Kahrolurdu.
O her yaramazlığımızda arkamızı toplayan, evimize o cıvıl cıvıl neşeyi getiren kadın, biricik kızının cansız bedeni bu çamura gömüldüğünde nasıl nefes alacaktı?
Annemle birlikte büyüttükleri o kıvırcık saçlı küçük cadının, benim silahımdan çıkan bir mermiyle yok olduğunu öğrendiğinde yüzüme nasıl bakacaktı?
Neşe teyzemin o dünyalar tatlısı yuvası, benim çektiğim o tek bir tetikle başlarına yıkılmıştı.
"Yüzbaşı Kıyamet! Duyuyor musun? Timi derhal geri çek!"
Telsizdeki ses bu kez daha sert, daha emrediciydi ama ruhum çoktan o puslu sınırın ötesinde kalmıştı.
Kendi içimde öyle bir enkazın altında kalmıştım ki, sırtımdaki o ağır üniforma bile ağırlığını kaybetmişti.
Gözlerimi mercekten ayırdım, tüfeğimi dermanı kesilmiş parmaklarımla kenara bıraktım. Yüzüm hâlâ babamdan miras kalan o sarsılmaz, heykel gibi duran maskenin arkasındaydı.
Gözlerim koyu, inatçı ve buz gibiydi. Kimse ağladığımı görmedi, kimse feryadımı duymadı.
Çünkü Kıyamet ailesinin sessiz çocukları, en büyük yangınlarını hep kendi içlerinde büyütürlerdi.
"Anlaşıldı, komutanım," dedim telsize. Sesimdeki pürüzlü ve derin tını, içimdeki cehennemi ele vermeyecek kadar sabitti. "Tim geri çekiliyor."
Arkamı döndüm. Hepsi arkamda, güvendeydi. Görevimi yapmış, timimi korumuştum. Ama merdivenlerden aşağıya, bizim o bitmeyen baharımıza doğru yürüdüğüm o çocukluk günleri artık çok geride kalmıştı.
Şimdi önümde simsiyah bir kış, sırtımda bir babanın sönmeyen ateşi ve ellerimde alâ gözlümün kanı vardı.
Bölüm etkileşimi
