2. bölüm / 3
PRANGALI KADER2. Bölüm
Bölümler 3Şu an: 2. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BAZEN KABULLENMEK EN BÜYÜK YENİLGİDİR
Berfin Hanım konağa gelmişti. İçinde büyük bir acı, kızını kimselere vermek istemiyordu. O da biliyordu töreye karşı gelemeyeceğini... Kayınbiraderinin yaptığı o büyük suç, küçük Rona’sına vurmuştu. Tüm aşiretler Rona’nın doğduğunu öğrenmişti; Şevko Ağa’dan haber bekliyorlardı. Sözler verilecek, dualar okunacaktı.
Şevko Ağa uzaktan karısının kucağındaki kızına bakıyor, sonra onları gülerek izleyen oğluna bakıyordu. Daha şimdiden kader çıkmaza sokmuştu Şevko Ağa’yı ama elden bir şey gelmiyordu. Kardeşi Bervan, abisine destek olmak için her şeyi yapmaya hazırdı. Herkes biliyordu; adının arkasından "Ağa" kelimesi geliyorsa bu yükü kaldırmak zorundaydı. Yoksa ne anlamı kalırdı ağa olmanın, ağalık yapmanın? Allah var, Şevko Ağa kızını kurtaracağını bilse ağalığı bile bırakırdı. Hüküm verilmişti, kızına prangalar takılmıştı. Daha kundaktayken bile herkesin göz hapsindeydi; ağa kızı olmaktan çıkıp ağa karısı, ağa gelini olacaktı.
Şevko Ağa kardeşine döndü: “Git haber gönder Bervan. Toplansın aşiretler, bitsin bu ızdırap, nefes alalım.”
Bervan hiç istemeyerek aşiretlere haber salmıştı. Abisine içten içe üzülüyordu. Ona göre abisi, babası gibiydi; gerekirse kendi yemez yedirir, uyumaz uyuturdu. Babaları daha onlar gençken ölmüştü, yükleri ağırdı. Saatlerini saydığı kızının, saatler sonra kaderi belli olmuştu.
Ağalar şark odasında toplanmıştı. Miran Mirza babasının yanında oturuyor, ne olup bittiğini anlamıyordu. Kapıdan Şevko Ağa, kızını kucağında —hiç istemese de— getirmişti. Arem Ağa, babanın gözündeki yorgunluğu bizzat görüyordu ama elden ne çare gelecekti? Çok kan dökülmüştü. Elde kalan tek çare olarak bu evliliğe tutunuyordu büyük ağalar. Şevko Ağa Rona bebeği Arem Ağa’ya vermişti, yanına da Miran Mirza’yı oturtmuştu Arem Ağa. Bu sefer fazla kalabalık yoktu; daha çok, önemli ağalar bu olaya şahitlik etmek için gelmişlerdi.
Arem Ağa söze başladı: “Herkes neden burada olduğumuzu biliyor ağalar. Miran Mirza ve Rona için sözler verilecek, aileler arasındaki kan davası bitecektir.”
Muhsin Ağa söze atladı: “Arem Ağa, biz kabul ettik, canımız gitti. Ama nereden bileceğiz duracaklarını, sözlerini bozmayacaklarını?”
Arem Ağa, “Muhsin Ağa, kan sizden aktı. Bedel olarak da kızlarını size veriyorlar, daha ne olsun istersin? Konuşuldu bunlar ağa,” dedi.
Şevko Ağa, “Kabul ettik Muhsin Ağa. Kızımı senin oğlun için verdim. Daha süt kokar benim kızım, anası içeride ağıtlar yakar. Bu saatten sonra kızım oğlunun helalidir, başka söze gem yoktur,” dedi.
Arem Ağa bu laflardan sonra ikisini dinlemeyi bırakıp küçük Miran Mirza’ya baktı. Çocuk, kucağında tutulan küçük bebeğe bakıyordu. Mızmızlanmaya başlamıştı Rona; hem sesten hem de Arem Ağa’nın kucağında rahatsız olmuştu. Arem Ağa, Miran Mirza’nın kucağına vermişti Rona’yı. Miran Mirza ürkek bakışlarla Rona’ya bakıyordu. Arem Ağa güven verecek bir sesle, “Tut oğlum, korkma,” demişti. Arem Ağa hem Rona’yı düşmemesi için destekliyor hem de Miran Mirza’ya destek oluyordu. Arem Ağa söze başladı, duaları etti, beşiğine kertik attı küçük Rona’nın.
Şevko Ağa buruk bir tebessümle bakıyordu kızına ve yanındaki çocuğa. O da biliyordu ikisinin de günahsız olduğunu. Muhsin Ağa büyük bir gururla oğlunu destekliyordu. Miran Mirza ise üstündeki büyük sorumluluğu henüz anlamamıştı; sadece küçük bebeğe bakıyor, koca insanların yanında kendisini o küçük Rona’ya yakın görüyordu. Muhsin Ağa Rona’yı kucağına alıp bileğine, üzerinde Rona’nın ismi yazılı küçük bir künye takmıştı. Sözler verildi, dualar edildi; ağalar yemeğini yiyip konaktan ayrıldı.
Miran Mirza babasına arabada sormuştu küçük bebeğin kim olduğunu. Babası da hiç çekinmeden, “Senin helalindir o,” demişti. Miran Mirza ne dediğini anlayamamıştı o zamanlar.
Karakurtlar Konağı’nda kimse mutlu değildi. Avesta Hanım hem kayınbiraderine üzülüyor, hem o günahsız küçük sabiye, hem de daha neyin ne olduğunu bilmeyen oğluna şimdiden sorumluluklar yükleyen kocasına kızıyordu. Avesta Hanım, oğlu konağa girer girmez ona sarılmıştı. Miran Mirza babasının ne dediğini anlamayıp, “Daye, helal ne demektir?” diye sordu.
Avesta Hanım kaşlarını çatıp, “Nereden çıkmıştır oğlum bu laf, kim dedi sana söyle bakalım?” demişti.
“Daye, babam dedi. Küçük bebek vardı orada, hem de çok küçük, ellerini görmen lazım minacıktı. O benim helalimmiş, babam dedi.”
Avesta Hanım’ın içine yangın düşmüştü. Anlamıştı kocasının şimdiden oğlunu onlara karşı rahat bırakmayacağını. “Küremin (oğlum), o küçük bebeği kollayacaksın. Gerekirse kendin dayak yiyeceksin ama o küçük bebeği koruyacaksın,” demişti. Avesta Hanım biliyordu, oğlu onu dinleyecek ve koruyacaktı.
Karapınar Konağı’nda ise yas vardı. Berfin Hanım hem ağlıyor hem kızını emziriyordu. Eltisi Hatice Hanım da ona eşlik ediyordu; kan ağlıyordu içleri. Ama ne fayda... İki kadın töreye karşı gelmeyi bırak, seslerini bile duyuramazlardı. Kararları erkekler yapar, kadınlar da acısını çekerdi.
Şevko Ağa odasına çekilmiş, kara kara düşünüyordu. Bundan sonra oyalayabileceği kadar oyalayacaktı ağaları; düğünden, sözden, her şeyden uzak tutacaktı kızını. Hayatını yaşatabileceği kadar yaşatacaktı. Uzak tutabileceği kadar tutacaktı buralardan; gözünden sakındığı kızını ezdirmeyecekti.
İşte şimdi Rona, babasının bu kararından savrulmaya başlayacaktı...
Bölüm etkileşimi
