1. bölüm / 1
Portredeki Gözyaşı1. Bölüm- Külden Hece
Bölümler 1Şu an: 1. Bölüm- Külden Hece
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkes biraz yalandır.
Herkes biraz yanılgı biraz pişmanlıktır..."
Sol yanınızda tutsak kalan özlem ne zamana kadar varlığını sürdürürdü? Unutulup, eskisi gibi hatırlanması güç olur muydu? Silinip gider miydi geçmişin yıllanan tadı?
Buruk bir özlem duygusu eşliğinde bakışlarımı usulca etrafımda gezdirdim. Sırtımı yasladığım, dökülmeye yüz tutmuş koltuğa kafamı yaslayarak rutubete karışan is kokusunu içime çektim.
Dolan gözlerimden yaş akmaması için gözlerimi sıkıca yumdum ve bir süre öylece bekledim. Hayatım uzun dar koridorda eksilmişliklerle hep karşı karşıyaydı. İnsan kendi geçmişiyle karşı karşıya geldiğinde kendisini sorgulardı lakin geçmişi kimliksizler utanmakla yetinirdi...
"Kibrit Ateşi!"
Korkuyla gözlerimi araladım ve sesin geldiği yöne döndüm. Ellerinde tuttuğu bir paket kibritle bana bakan adamla göz göze geldiğimde, bakışlarım yüzünde gezindi.
"Korkmana gerek yok." Dedi karşımdaki adam. Elindeki kibrit paketini bana uzatarak, "Belki de şuan sana lazım olan şey iki parmağımın arasındaki bu kibrit paketidir."
"Anlamadım?" Diye yanıtladım olduğum yerde şaşkınlıkla kalakalırken. Karşımda duran adam buruk bir tebessümle başını sağa sola salladı ve ellerini yanağındaki derin yanık izine götürerek orayı kaşıdı. " Yıllar önce bu evde olanlar, " Dedi zorlanır gibi.
"Kimsiniz?" Dedim korkarak. Adam sendeleyerek hemen karşımda duran, her an kırılacak olan sehpaya ellerini yaslayarak bakışlarını sokakta oynayan çocukların üzerinde gezdirdi.
"Anlamıyor musun, gerçekten?" Dedi. Adamın sorusuna anlam veremeyerek sinirle yaslandığım yerden kalkarak, " Daha fazla saçmalıklarınızı dinleyemeyeceğim!" Diyerek ileriye doğru adımlarımı atmaya başladım. Attığım adım, arkamda kalan adamın bana karşı sarfettiği cümleleriyle, sekteye uğradı.
"O gece bu evdeki, yangına şahit olan biriyim desem, yine de arkanı dönmeden gider
miydin? " Geldiğinden beri yüzüne bakmadığım adamın yüzünü incelemeye başladım. Beyaz sakallarının gizleyemediği, elmacık kemiklerinin bitiminde sakallarının arasına gizlenen yara izi, onu olduğundan daha korkulur kılıyordu. Yüzündeki kırışıklıklar yaşından ziyade geçmişin acılarını taşıyor gibiydi. Gözlerim son olarak, kibrit paketini tutan parmaklarındaki yara izlerine kaydı.
"Sen zeki bir kızsın oysaki Kibrit Ateşi." Diye söylendi öksürüklerinin ardından.
"Karşımdaki insana göre tartışılır." Diye yanıt verdim, söylediklerime ithafen. " Ben yaşlı bir adamım," mırıldanışı kulağıma iliştiğinde histerikçe güldüm. "Belli ki benim bilmediğim ama senin bildiğin şeyler var İhtiyar."
"Vicdan azabı nedir bilir misin?" Konuyu değiştiren adama kaşlarımı çatarak baktım.
"Vicdan azabını bilemem ama deli bir adamı dinlemek nedir bilirim İhtiyar." Karşımda pişkince sırıtan adamın yüzü acıyla kasıldı ve sağ elini dizine yaslayarak nefeslenmeye başladı.
"Ben mi? Yanılıyorsun Kibrit Ateşi. Deliler asıl akıllı olanlardır." Ardından elinde tuttuğu kibritin paketinden bir çöp çıkarıp tutuşturdu. " Yoksa bu deli ailenin yaşadığını bugün gelip sana söylemezdi." Nutkum tutulmuştu, söyleyeceğim şeyleri kestirmeye çalışıyordum. Bir yerler alev alıyordu. Alev alan yerlere dokunursam kimsesizliğim, dokunmazsam asıl kimliğim alev alacaktı. Durdum ve yanan canımı hiçe sayarak karşımdaki adama baktım. " Ailem yok, öldü ki?" Diyerek çocuksu bir irkilmeyle konuştum. Adamın bakışları, gözlerimde varlığını sürdürürken birden olduğu yere yığıldı ve ağzından kan kusarak öksürmeye başladı.
"Yaşıyorlar, sen onları ölü bildin yıllarca Kibrit Ateşi." Elleri cebindeki bir şeye uzanmak isterken, "Hayır, hayır yalan bu olanlar İhtiyar!" Diye bağırırken ellerim yumruk olmuş sadece karşımda can veren adamı izliyordum.
"Hayır, İzem Nare Ateş..." Sözleriyle birlikte gözleri kapanan adamla birlikte olduğum yere yığıldım...
Nefes nefese uyandığım kabusun etkisiyle terden ıslanmış saçlarımı, yüzümden pervasızca ittim. Her sene belli aralıklarla gördüğüm bu kabus beni huzursuzlandırıp, korkutuyordu. Ellerimi iki yanıma bastırıp, ayaklarımı soğuk parke taşıyla buluşturdum. Dudaklarımı bir gülümseme kapladı, vücudumda bıraktığı etkiyi seviyordum. Zira hayat küçük şeylerle daha çekilir kılınıyordu. Siyahın hakim olduğu odamda bakışlarım dolanarak ayaklandım ve komedinin üzerinde duran ışığı kapatarak, odadan çıkmak üzere demir kapıya doğru ilerledim. Odadan çıkarak kendimi yoğun yemek ve yağ kokusunun aldığı mutfağa attım.
"Ah, uyanmışsın Narem." Diye şakıyan arkadaşıma kafamı sallayıp onu onayladım. Bana kocaman gülümseyerek ellerini yanaklarıma yaslayıp, "Bir sorun mu var Narem?" Dedi kaşları çatılırcasına.
"Sadece bir kabus gördüm." Diye cevaplarken, beni yönlendirdiği masaya oturdum. Elleri ellerimi bulurken, " Yine mi aynı kabus?"
"Evet."
" Sence de zamanı gelmedi mi?"
"Bilmiyorum, bazı şeyleri öğrenmek için kendimi hazır hissetmiyorum."
Söylediklerimi, sözümü kesmeden sessizce dinledi ve, " Ömür boyu korkarak gerçeklerden kaçacak mısın?" Diye sordu.
Ellerimi yanağıma yaslayarak, "Hayır, sadece bazı şeylerin zamana ihtiyacı olduğunu düşünüyorum."
"Kendinizi ne zamana kadar kandırmayı planlıyorsunuz Nare Hanım?" Dedi yarı alaylı bir tavırla.
"Kendimi kandırdığımı da nereden çıkardın Şeko?" Yüzünde buruk bir gülümseme oluştu ve gözlerini bileğimde bir aralar yanık izi olan dövmemin üzerinde gezdirdi.
"Buradan bakılınca bana öyle geldi."
"Kapatalım mı konuyu?"
"Kaç kaçabildiğin yere kadar," diye söylendi bilmiş bir edayla. Onu takmadan hafifçe omuz silkip konuyu kapattım.
"Dün gece neden eve gelmedin?" Diye sitem ettim dudak büzerek.
"Halletmem gereken önemli bir mevzu vardı." Derken saatine baktı. Geldiğinden beri saatine sık sık bakması, gerçekten de önemli bir konu olduğunu gösteriyordu. Masanın üzerinde duran telefonu çaldığında, onunla senkronize bir şekilde ayağa kalktı. Telefonu sağ kulağı ve omuzu arasındaki yerini bulduğunda sol eli beni aceleci bir tavırla olduğum yerden kaldırdı.
"Bir sorun-" demiştim ki cümlemi tamamlayamadım.
"Lütfen soru sorma sadece beni takip et."
Kaşlarımı çattım. "Neden bir anda böyle yaptığını anlamaya çalışıyorum!" Diye çıkıştım.
Yüzünde her zaman ki ifadenin aksine garip bir gülümseme oluştu ama bir şey söylemedi. Bir şey söylemeden susuşu daha da sinirimi bozdu, çünkü bu gülüşün altında iyi şeyler olmadığını biliyordum.
Ara caddelerden birine park ettiği arabasına doğru ilerlediğimizde hala kulağındaki telefondan bir takım sesler geliyordu.
"Evet, geliyoruz." Diye cevap verdi gözünü bana değdirmeden. Arabanın yolcu koltuğunun kapısını açıp oturdum. Şefika sürücü koltuğuna yerleşip arabayı çalıştırdı ve aynaları kontrol ettikten sonra yola çıktı. Bakımlı uzun parmakları direksiyonda ritim tutarken tedirgince bakışları benim ve yol arasında mekik dokuyordu.
"Artık neler olduğunu anlatacak mısın?" Telaşlı ve yüksek sesimden irkilen Şefika önce şaşırdı, ne diyeceğini bilemez gibi bir hali vardı.
"Hoşlanmayacağım bir şey yaptın değil mi?"
Yüzüme baktı ve sahte bir alınganlıkla, " Aa, ben mi?" Dedi. Bakışlarından ve ifadesinden anlaşıldığı üzere tahminlerim doğruydu.
"Evet, sendeki bu gariplik bana pek yabancı gelmedi."
Gözlerini kısa süreliğine yoldan çekip bana bakarak, " Doğru olmalı, kendinden biliyorsundur." Dedi.
Bu tür konuları açmak istemediğimden derin bir nefes alarak koltuğa biraz daha yaslandım. Ne kadar birbirimizle laf dalaşına girsek de birbirimizin ailesi olmuştuk yıllarca. Benim derdim çoğu zaman onun derdi olmuştu, benim akıtamadığım çoğu yaşı o dökmüş benim yerime yas tutmuştu ailem için.
"Bak, inan bana o kadar da kötü bir şey olmadı." Kulağıma hiç inandırıcı gelmese de, o an inanmaktan başka şansımın olmadığını bilerek kafamı salladım.
Yarım saattir ilerlediğimiz yol bana oldukça tanıdık geliyordu. Gözlerimi kapatıp yolun nereden tanıdık geldiğini çıkarmaya çalıştım. Zihnimin üzerindeki sis perdesi aralandıkça o gün olanlar aklıma düştü ve emin olmak için gözlerimi hızla araladım. Doğruydu, bu yol rüyalarıma karabasan gibi çöken o eve gidiyordu.
Sinirle bakışlarımı yanıma çevirdiğimde, büyümüş gözlerimi Şefika'nın gözlerinde tuttum. "Nereye geldigimizin farkında mısın sen?" Korku tüm vücudumu sarmışken, onun bana yaptığı tek şey yarım ağız gülümsemek olmuştu.
"Kime diyorum, ben!" Diye bağırdım tekrar. O an beni dinlemeden arabadan inip benim olduğum tarafa geldi ve kapıyı büyük bir sakinlikle açtı.
"Bana inanmayacaksın ama bir şeyler buldum Narem." Titreyen ellerimi sus der gibi havaya kaldırdığımda, onun söyledikleri üzerine ne söyleyeceğimi bilemez bir halde fısıldadım. "
"Yapamam, kendimi hazır hissetmiyorum. " Gözyaşlarım çoktan akmaya başlamıştı. Onun da benimle birlikte ağladığını bildiğim için kafamı kaldırmadan gözlerimdeki yaşları çabucak sildim ve bir süre dizime yaslı ellerime baktım.
"Ağlarken bile beni düşünüyorsun. " Diyerek ellerini yanaklarıma yaslayarak kafamı kaldırdı. Baş parmağı gözümden firar eden yaşı yakalayıp incitmekten korkarcasına sildi.
"İkisi aynı şey mi Şeko?" Diye sordum çekinerek.
Burukça gülümsedi. "Aynı şey, kendinden vazgeçmene göz yumamam," derin bir nefes aldı. "İleride bir pişmanlığın olmasın diye emin olmak istiyorum." Elleri yıllar önce yaptığım dövmenin üzerini okşadı.
"Üzerini kapatmaya çalıştığın anılarından hep birer iz taşıyorsun."
"Ya, her şey bir yanlıştan ibaretse?" Diye fısıldadım.
" Doğruların yolu yanlışlardan geçer. Yanlış deyip bırakmak yerine o yanlışın peşinden gidip kendi doğrunu bulmak için çaba sarf etmelisin." Sesi her zaman ki gibi sakindi. Söyledikleri doğruydu.
"İyisin değil mi?" Diyerek dirseğimi yavaşça tuttu ve arabadan indirdi.
"Değilim desem gidecek miyiz?"
"Hayır, gitmeyeceğiz."
Yutkundum ve ne diyeceğimi bilemeyerek yıllardır uğramaktan korktuğum benimle birlikte harabeye dönen o eve baktım. O an ailemi ne kadar özlediğimi hissettim. Bu gerçek, tüm çıplaklığıyla bir tokat gibi çarpmıştı yüzüme. Dik duruşum benliğimi bırakmış yerine küçük Nare gelmişti. Kendimi tutamayarak, kafamı iki yana salladım. " İyi değilim, lütfen gidelim."
Düşünmeden kollarını bana sardı. Bunu beklermiş gibi düşünmeden beline sarıldım. Anneme ya da babama sarıldığımı hatırlamazdım. Geçmişe dair anılarım bir kaç kareden ibaretti.
Yumuşacık bir sesle, "Gidemeyiz." Dedi.
"Neden?"
"Aileni, bulduk."
Zaman durdu. Kalbim özlemle ezildi, gözyaşlarım yanaklarımdan akıp kendine birer yol çizdiler. Kollarım güçsüzce belinden aşağı doğru kaydı. Dudaklarımdan tuhaf bir ses çıktı. Ağlamamak için birbirine bastırmaya çalıştığım dudaklarımdan " Gerçekten mi?" Diye bir soru firar etti.
Bu halime ne kadar üzülse de içtenlikle gülümsedi. " Gerçekten."
"Onlar, neredeler?" Dedim.
"Mardin..."
Bölüm etkileşimi
