3. bölüm / 3
Pişmanlığın incileriGüzel Sever
Bölümler 3Şu an: Güzel Sever
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tom Marvolo Riddle'dan....
Bazen hayatınızda yaşanması imkansız olan şeyleri yaşarsınız. Kitaplarda bile yazmayan hiçbir yazarın kaleminin anlatmaya yetmediği şeyler... Hayır bu aşk değil. Aşık olmam. Çünkü bu en büyük zayıflık. Ve ben zayıf değilim.
Beni ilk defa görüyordu. Ama ben o kadar çok gördüm ki... Hiç bilemeyeceği kadar.. Aslında o kadar çok karşılaştık ki. Haberi bile yok. Dikkatsiz belkide herneyse. Benim görmüş olmam yeterli. Çoğu zaman evinden çıkmıyor ama çıktığındada ilk gittiği yer kütüphane oluyor. Kitap okuyır ya da ders çalışıyor. Başka bir büyücülük okulu'ndan geldiği için garip kitaplarıyla notlar alıyordu. Çoğunlukla siyah ve kırmızı kalemleri kullanıyordu. Not alırken bazen anlamadığı yerlerin altını çiziyor ya da yuvarlak içine alıyordu. Bazen de burnunu kırıştırıyor kaşlarını çatıp odaklanmaya çalışıyordu. O zamanlarda ne kadar komik ve sinir bozucu şekilde tatlı olduğunun farkında mıydı? Dikkat etmem bile bir hatayken izlemekten kendimi alamıyordum. Kulağındaki kulaklığı onun odaklanmasına yardımcı oluyor gibiydi ama ders çalışmıyor kitap okuyorsa ve kulaklıltan hüzünlü bir müzik gelirse gözlerinden minik yaşlar süzülüyordu. O halde yanında olmak istemem normal mi? Normal olmalı çünkü insanlar birini ağlarken görünce yanına gitmek iateyebilir. Gayet normal bir tepki verdiğimi düşünüyorum.
Bazen de evinden ağlayarak çıkıyor ve koşar adımlarla en yakındaki ormana dalıyordu. Bazen bunun için o kadar çok yürüyordu ki... Ayaklarına üzüleceğim kadar yürüyordu. Garipti ama huzuru doğada buluyor gibiydi. Benim gibi. Yanına asasını alıp ormanda bir ağacın altına oturuyor ve ağlıyordu. Bazen de sadece oturup düşünmek için gidiyordu. Bazı özelliklerimiz birbirine benziyordu. Bu da bende onu daha çok takip etme isteği uyandırıyordu. Dışarıda olduğu her gün ya da sırf bazen Snape'in yanına soru sormak için evine gidiyordum. Daha önce böyle bir şey yapacağım aklımın ucundan bile geçmezdi ama şimdi her gün o dümdüz saçlarını simsiyah gözlerini görmeye gidiyordum. Snape bile artık neden bu kadar soru sormaya geldiğimi merak ediyordu. Bazen yanımda mattheo ile geliyordum. Serseri kardeşim yanımda olmaktan pek de memnun değil gibiydi. Ne zaman gitsem surat asıyordu. Aptal. Yolda giderken her gördüğü kıza numarasını sorması onun gerçekten bir aptal olduğunun kanıtıydı. Herneyse. Ciddi anlamda onu takip ettiğim bir döngüdeydim. Nasıl olduğunu anlamasam da onu takip ediyordum. Ama o beni hiç görmüyordu. Sadece bir kere gözlerimiz buluşmuştu onda da umursamamış gibi önüne dönmüştü. Ama ben onun aksine umursamıştım. O an yanına gitmeyi çok istememe yapman kendimi durdurdum. Hala zamanı değildi zaten o da daha birine tutunmaya hazır görünmüyordu. Sadece biraz zaman lazımdı.
Hogwarts istasyonuna ilk geldiği gün o kalabalığa korkmuş gözlerle bakıyordu bu yer ona korkutucu gelmiş olmalıydı. Kendi özgür alanından hiç kopmayan bir kız seslerle dolu bir ortamda tabikide korkardı. Snape e ise onu bana bırakmasını söylemiştim. Başta izin vermemişti ama onun zihnine girmem pek de zor olmadı. Onu buradan uzaklaştırıp aellayı bulmaya koyuldum. Kimbilir o kalabalıkta nereye kaybolmuştu. Ama buldum. Bir çift siyah gözün görevliye bir şeyler sorduğunu gördüğümde hafifçe gülümsedim. Ama çabucak normal halime döndüm. Gülmek yapmayı sevmediğim şeylerin başında gelirdi. Boşverip kızımı yakalamaya koyuldum. Tam başka birine sormaya gidecekken kolunu yakaladım. Başka bir muggle a sormadan onu durdurmalıydım. Bunu yapmamla kaşlarının çatılması aynı anda oldu. Mimikleri ne kadar da hızlıydı. Bu gibi şeylere dikkat etmem dd ayrı bir çelişkiydi. Herneyse normal olmalıydı.
Onu alıp oradan çıkardım ve 9 ve 10 peronlarının arasına getirdim. Tam ağzımı açıp ne yapması gerektiğini söyleyecektim ki Weasley ailesi koşarak duvarın içinden geçince ne yapması gerektiğini anladı ve ortadan kayboldu. İnsan bir teşekkür ederdi ama onın sözlüğünde teşekküre yer yoktu sanırım. Arkasından yavaşça yürüyerek duvardan geçtim ve trene doğru yürümeye başladım. Etraftaki lanet kalabalığa söverek ilerlerken onu tekrar gördüm ama bu sefer Malfoy bozuntusu ile. Onun yanında ne işi vardı? Şuan sadece benim yanıma layıktı o halde neden onun yanındaydı? Kesinlikle yanıma gelmeliydi hem de bir an önce. Fakat o malfoyla bayağı bir eğlenmişe benziyordu. Birlikte içeri girdiler ve gözümün önünden kayboldular. Hemen ardından ben de bindim ve onların karşısındaki kompartımana oturdum. Ben buraya oturduğuma göre artık kimse yanıma gelemez buraya değil oturmak yaklaşamazlar bile. Ve bende onları daha rahat izleyebilirim.
Ne ara bu kadar samimi oldular? Daha önceden tanışıyorlar mı? Arkadaşlar mı yoksa aralarında daha farklı bir bağ mı var? Lanet olası kız ona her gülümsediğinde onu oradan çekip çıkarmak istiyorum. Yanıma getirmek ve yanımdan asla ayırmamak. Bana bunları hissettirdiği için bile kendini suçlamalı. Lanet olsun! Gülmesinler gözümün önünde yoksa o Malfoy'un çenesini dağıtacağım.
Tam ayağa kalkıp yanlarına gidecektim ki beni çok seven kardeşim kompartımana daldı. Kapıyı çalmanın yanından bile geçmedi dümdüz içeri girdi ve yanıma oturdu. Ama ben onu görmüyorum bile. Sanırım bakışlarım orada takılı kalmıştı. Daha sonra mattheo nun bana seslenmesiyle kendime geldim ve ona döndüm. Yüzündeki sırıtmayı gördükçe sinirleniyordum. Zaten sinirliydim bir de kardeş belasıyla uğraşamazdım. Sıktığım dişlerimin arasından
Ne söyleyeceksen hızlı ol senden daha önemli işlerim var mattheo.
O önemli işler Snape ın kızı olmasın abi?
Seni ilgilendirmez.
Hey sakın ol. Madem bu kızı bu kadar önemsiyorsun seninle bir iddiaya girelim. Sana meydan okuyorum abi. Ha abi ne dersin?
Çocukça işlerine beni alet etme mattheo. Bunlarla uğraşacak vaktim yok.
Kaybedeğini biliyorsun yani.
Ben asla kaybetmem kardeşim. O zaten benim ama kabul ediyorum. Sırf bu zayıflığını daha yakından görmek için bunu kabul edeceğim.
Anlaştık ama bu konuda be kadar iyi olabileceğimi biliyorsun. Eğer kız sana aşık olursa önünde diz çöker gücünü kabul ederim ve seni bir daha rahatsız etmem. Ama eğer ben kazanırsam sen benim önümde diz çökeceksin.
Bunu asla yapmayacağım. Çünkü kazanacağıma eminim kardeşim ama tamam.
El sıkıştık ve kompartımandan çıktı. Çok yanılıyordu çünkü o zaten benimdi. Bana aitti. Sadece bunu daha bilmiyordu. Gücümü paylaşacağım tek kişi o olacaktı ve lanet iddia sadece ona daha yakın olmak içindi. Henüz bilmiyordu ama beni sevmek zorundaydı. Ben sevmem ama o sevmek zorunda kalacak ve bu iddayı bana kazandıracaktı. Kazanmak zorundayım çünkü ben hayatım boyunca asla kaybetmeyen Tom Riddle bir iddiayı dahi kaybedemezdim. Bu yüzden onu kendime a-aşık edeceğim...
Aella'dan...
Bugünlerde kalbim çok sık ağrıyodu. Nedensiz şekilde sanki metal kollar bana uyarı veriyordu. Atar damarıma saplanan fazladan herhangi bir kol beni ölüme daha çok yaklaştırıyordu. Kolların benden istediği bir şey olmalıydı ya da kalbimde korunması gerekn bir şey vardı ve onlar da onu koruyordu. Kim bilir? Ama her neyse bu sorunu çözmek için elimden geleni yapacaktım. Kalbimle ilgili gerçeği öğrenmek istiyordum ama bunu kimse bilmiyordu ki kimden yardım alacaktım? Aslında yardıma veya herhangi birine ihtiyacım yoktu ben bu gerçeği kendim de öğrenebilirdim. Ama şimdi sırası değil çünkü az daha merdivenlerden yavaş inersek filch ve o lanet kedisi bizi yakalardı. Babam bir şey yapmaz ceza verirdi sanırım. Ama olsun yakalanmayalım biz yine de. Bir kolumdan draco bir kolumdan da Riddle bozuntusu tutuyordu. Onun yüzünden bu haldeydim bir de aklınca bana yardım etmeye çalışıyordu. Bir dakika bir dakika ben neden onun yüzünden bu haldeydim ki? Hayırdır sen kimsin de varisi bu hale getirebilirsin? Neden onun gözleri ve bakışı yüzünden bu haldeydim? Bunun hesabını tek tek soracağım ondan. Şimdilik beni odama kadar getirmesine izin vereceğim ama. Draco yu çok yormamak lazım çünkü öğrendiğim kadarıyla bir takım sorunlar yaşıyormuş. Ona yüklenmeden tüm ağırlığımı Tom Riddle denen herife vermeye çalıştım. Kalbime yaptığı lanet şeyin bedeli olarak taşosın beni işi ne zaten? O da pek memnun gibiydi yüzünde belli belirsiz bir gülümsemeyle
Tüm ağırlığını bana vermen umurumda değil fırtına atlamayacağını bilsem kucağımda taşırdım ama sen pek rahat durmuyorsun.
Ben mi rahat durmuyorum? Evt durmuyorum. Neden durayım ki zaten? Yeni tanıştığım birnin kucağına atlamamı mı bekliyorsun Riddle?
Benden başka kimsenin kucağına atlayamazsın fırtınam.
Bana fırtınam dedikçe ağzını yüzünü kırmak istiyorum Riddle. Ama buradan bakılınca pek kirilacaga benzemiyor.
Sen vur kırılmazsa ağzımın yüzümün şerefsizliği canım.
Lanet olsun Riddle! Draco tanrı aşkına yeter bu kadar odamıza götür beni!
Draco gülmesini tutmaya çalışarak beni kucağına alfı hızlıca odaya yürümeye başladı ve daha fazla laf işitmeden odaya vardık. Ben hala yüzümdeki iğreti ifadesini kuruyordum. Ne o öyle garip garip laflar. Ne yapmaya çalıştığını anlamasam da sadece iğreniyorum sanırım. Umarım sadece iğretidir hissettiğim. Ben yatağıma oturdum ama draconun kahkası yüzünddn ciddi kalamıyordum. Lanet olası çocuğa eğlence çıkmıştı ya eğlensin bakalım.
Son vor korolmozso ogzomon yozomon şorofsozloğo. Ya aella vuracaksın vur çocuk ağzının yüzünün kırılmasına razı işte. Bak benim de içim rahatlar vurursan.
Yüz ifademi gördüğü an toparlandı hafif ciddi hafif gülümseyerek
Ciddiyim aella ben Riddle ı daha önce hiç bir kızla böyle konuşurken duymafım. Hatta ben daha önce Riddle ın yanında bir kız bile görmedim. İlkisin sanırım onun. Mutlu olmuşsundur.
Ne demezsin Malfoy. Hayatımda daha mutlu olduğum bir an hatırlamıyorul gerçekten. Banane ya yanındaki ilk kızsam banane olum!
Sakın ol fırtına! Tom un dediği gibisin aella. İster kabul et ister etme sinirlendiğinde etrafta bir fırtına çıkıyormuş gibi. Sanki ortalığı kasıp kavuran ve dağıtan bir fırtına çıkmış gibi. Çok garip.
Garip ve doğru. Ama sadece bu değil garip olan Draco. Onda bir şeyler var. Beni ve kalbimi rahatsız eden bir şeyler. Bana olan bakışları hiç normal değil. Bir şey ister gibi bakıyor ama istediğinin ne olduğınu göremiyorum. Asıl garip olan da istediği şeyi hem görebiliyorum hem de göremiyorum. Onun yüzünden kendi içimde çelişiyorum resmen. Bence en iyisi Riddle dan bir süre uzak durmak. Belki bu belirsizliği o esnada çözebiliriz.
Madem insanların gözlerinden geçenleri görebiliyorsun aella neden Tom farklı? Haklısın belirsizlik sinir bozucu ve bunu halletmene yardım edeceğim.
O an gülümsedim ve kendi yatağıma sırtüstü uzandım. Ben Aella Snape. Severus Snape ın kızıyım. Babamı herkesten ve herşeyden çok severim ama ona söyleyemeyeceğim çok şeyim çok sırrım oldu. En belirgini de kalbimdi. Kalbimdeki metal kollardı. Bunlar hayatıma dahil olduğundan beri tam 10 yıl geçti ben o zaman 7 yaşındaydım. Minicik bir çocuktum yani. O gün çok heyecanlıydım aslında babam bana birlikte oyun oynayacağız diye söz vermişti. Ben de çocuk aklı o kadar sevinmiştim ki. İşlerinin bugün az olduğunu ve bana zaman ayıracağını söylediğini duyunca sanki dünyalar benim olmuştu. Babam dışarıda işi olduğınu ve tüm akşamını bana ayırmak için önce bir yere gitmesi gerektiğini ve evden ayrılamamı söylemişti. Sanırım o zaman uslu bir çocuktum kabul etmiş o gelene kadar koltukta oturmaya başlamıştım. Bir süre sonra bir ninni sesi duydum bu küçükken annemin bana söylediği ninniydi. Hayatım boyunca bir tek bu ninniydi duyduğum an uyuyakalırdım. Sadece bu ninni ile uyurdum. O gün de annemin sesine benzeyen bir sesle bunu duydum zaten koltukta artık sırtüstü yatıyordum ninniyi duymakla birlikte gözlerim kapanmaya başladı. Uyumayacaktım babamı bekleyecektin ama yapamafım. Uzun zaman sonra anneme benzeyen bir ses duymak ve bu ninniyi söyleyerek duymak... Umursamafım ve uyumaya başladım... Uyandığımda kendimi bir ameliyat masasında ellerim ve ayaklarım kelepçelenmiş bir halde görmeyi beklemiyordum. Ben babamla oyun oynamak için evdeydim ama artık değildim ve aksi gibi bir ameliyat masasının üzerindeydim. Çığlık attım. Boğazım yırtılırcasına sesimi kaybetmek uğruna çığlık attım. Biri beni duysun ve yardım etsin diye. Ama gelmedi... Kimse yanıma gelmedi ve ben o halde tam 30 dakika bekledim. Artık yorulduğunda durdum ve nefes almaya çalıştım. Ben dırunca içeri yüzünde maske olan ve doktor önlüğü giyen birisi girdi. Gözlerine baktım. Ne istediğini anlamaya çalıştım. Ama gördüklerim beni çok korkuttu. Kalbimi ve içimdeki gücü istiyorlardı. Gücünü kontrol etmek ve kendi emelleri için kullanmak... Ben o zaman güçlerinin farkında olmayan biriydim. Küçük halimle gücün ne demek olduğunu bile bilmiyordum ki. Ama onlar güç dedikleri ve bende bulunan o şeyi istiyordu. Onlara göre güç benim kalbimdeydi ve onu benden alacaklardı. O zaman nasıl yaşardım ki? Kalbi olmadan bir insan yaşar mıydı? Yaşayamazdı. Bu imkansızdı. Bir insan kalbi olmadan bırak yarım hayatı bir hayatı bile olmazdı. Ama bu adamlar benden kalbimi istiyordu. Direndim. Çok direndim ama başaramadım. Çığlık attım tekrar biri beni duyar diye ama duymafı. Kimse benim yanıma yardım etmek için gelmedi. Bağırdım çağırdım ama kimse yanıma gelmedi. Bana uyuşturucu vermeye çalıştıklarında bir işe yaramyacağını biliyor olmalılardı. Bana ne bir ilaç ne bir zehir etki ederdi anestezi kimdi? Bana enjekte ettikleri şeyin etki vermesini beklemeden eline o bıçak şeysini alfı. Çocuk aklıydı ben ne olduğunu bile bilmiyordum ama hayatım boyunca böyle şeylerden hep korktum. Hastane kıyafetini kesip bir süre sonra geri çekildi daha sonra tekrar eğildi ve tenimi kesmeye başlafı. Yanında ne bir hemşire ne de başka bir doktor vardı. Sadece o lanet doktora benzeyen şey ve somsoğuk buz gibi bir oda... Ve yatakta yatan acıdan gözyaşı yerine gözlerinden kan gelen bir çocuk. Canım o kadar yanmıştı ki gözlerimden kan geliyordu. Bunun olmasıyla derimi daha hızlı kesti ve kalbimi açığa çıkardı. Çok kötü olmuştum lanet olası bir adam benim kalbimi bna göstermişti. Aella Snape hayatında ilk defa çok korkmuştı. Küçücük bir çocuk kanlar içinde kendi kalbini görür müydü? Normal insanlar böyle şeyler yapmıyordu ben ise kalbimi en ayrıntılı şekilde görmüş akan kanları hissetmiş ve durdurmak için hiç bir şey yspamamıştım. O da durmadı zaten. Ben bağırmaya devam ederken kalp atışlarımın bir hızlanıp bir ysvaşladığını farketti aynı zamanda gözlerimden akan kanların haddi hesabı yoktu. Bununla birlikte ben bağırdıkça yerler sallanmaya ve duvarlardan kum ve topraklar dökülmeye başlafı. Başımdaki doktor da bunlar olurken umursamıuormuş gibi metal kolları yerleştirmeye başladı. Her bir atar damarıma bir kol gelecek şekilde yerleştirdi ve geri çekildi. Acı o kadar yoğundu ki her seferinde daha büyük bir çığlık atıyordum. Göğsüm yarılmış ve kalbime metal kollar takılmıştı. Ben durduramamıştım. Göğsüm hızla kalkıp inerken bir yandan da yavaşlıyordu bunu fark ettiğinde elde ettiği gücü öldürmemek için yarayı hızlıca dikti ve ellerimdeki kelepçeyi çözdü. O lanet maskenin altında pis pis sırıttığına emindim ve o anki sinirimle elimi yüzüne koydum yüzünden alevler çıkmaya başladığında artık geri çekilmesi bir işe yaramayacaktı. Yavaş yavaş ynıp kül oldu bunu istesede engelleyemezdi. Benim güçlerim belki de oradan o lanet siyah ekrandan beni izleyen herkesi imrendirecek kadar mükemmeldi. Zaten onlar buna sahip olmak ve kontrol etmek için beni kaçırmışlardı. Onun külleri yanında diz çöküp hıçkırıklar içinde ağlamaya başladığımda yer ve gök aynı anda sallandı her taraftan çıkan yılanlar bütün doktorları ve hemşireleri yedi. Zehirlerini onların üzerinde kullandılar ve hepsi öldü. Benim çığlığım her zaman onlar getirirdi ve bu sefer gerçekten gelip bunları öldürmelerine ihtiyacım vardı. Ben galiba ilk 7 yaşımda beni kesip biçen ve kalbime bunu yapan doktorları öldürmüştüm. Küçük bir çocukken cinayet işlemiştim. Küçük bir çocukken kalbim ılmış metal kollar takılmıştı ve diri diri kesilmiştim. Bir suç işledim de bunlar o yüzden mi başıma geldi diye düşünmüştüm başta ama 7 yaşında bir çocuk ne gibi bir suç işlemiş olabilirdi ki bunları yaşamayı hak edecek kadar. Ben masumdım ama en çok ben yaralanmıştım. Ben yaşadığım hiçbir şeyi hak etmemiştim...
O günün gecesi yolda yarı baygın halde yatarken bulmuşlar beni. Babam hastanede uyandığımda benden çok sonra hastaneye geldiğini ve çok üzgün olduğunu söyledi ve bende ona gerçekleri anlattım. Yani gerçek olan yalanları... Kaçırıldım ama kaçmayı başardım daha sonra yürürken ayağım taşa takıldı ve kafamı vurdum. Kafamı vurunca yarı baygın bir şekilde yolda uyuyakaldığımı söyledim ona. Ama gerçek bambaşkaydı. Sakladığım en büyük sır buydu. Babam benim en sevdiğim insandı. Onu bu gerçekle üzmektense yalanlarla mutlu etmeyi ve bunu da kalbime gömmeyi tercih ederim. O günden bugüne kalbim hiç bu kadar çok acımamıştı. Riddle ın gözlerinde gördüğüm şeylerle ilk defa kalbimin acısından yere düşecek hale gelmiştim. Bu yüzden onda beni rahatsız eden bir şeyler vardı. Ben onun gözleriyle acı çekerken o gözleriyle bana bakarken ne yaşadığımı bilmeden belki de umursamadan gözlerinde gördüğüm o hırsla bana bakıyordu. Lanet olsun! Artık bunlardan sıyrılıp uyumalıydım. Yoksa sabah babamın derdine geç kalırdım...
Sabah...
Dünkü olaydan sonra huzurlu olmaya çalışan bir uyku uyumuştum. Arada uyansam da sorun yoktu çünkü tekrar uyumasını hep bilirdim. Yine de uyuduğuma şükrediyordum. Ama kalkamaya çalışacakken yüzümde hissettiğim ve yavaşça yanağımı okşayan bir el hissettiğimde irkildim. Aslında hoşuma gitmişti çünkü bu her kimse dokunuşu çok hafifti ve beni tekrar uyumaya zorluyordu. Ayrıca beni rahatlatıyordu. Yüzünü yastıkta aşağı yukarı sallayıp yüzümü onun parmağına sürttüm. Yüzümde hafif bir gülümseme oluştu. Ama gözlerim hala kapalıydı. Buna karşıda yüzümü okşayan kişi sevinmişti. Parmaklarıyla yüzümü okşarken bir yandan da konuşmaya çalışıyırdu.
Dokunuşun seni rahatlattı öyle mi fırtınam? Sen iste bunu her zaman yaparım.
Duyduğum ses... Riddle... Benim odamda yatağımın kenarında ve yüzümü okşıyordu. Hızlıca gözlerimi açtım ve bana bakan gözlerine baktım. Bu sefer gözlerinde gördüğüm şey... Hayranlık... Sanki bana bir şaheseremişim gibi bakıyor beni öyle görüyor... Dünki hırsından eser yok bu sefer saf hayranlık vardı gözlerinde. Bakışları yumuşacıktı. İçimi ısıttı ve bende tekrardan yavaşça gözlerimi kapattım. Gerçekten çok uykum vardı ve hala da var yani. İlk geldiğim günden aylaklık yapmak haddime değildi ama. Böyle düşünerek gözlerimi açtım ve yatakta oturur vaziyette yatağımın kenarında diz çökmüş Riddle a baktım. Önümde diz çökmüş sayılırdı bence. Sanırım bu onun pek de hoşuna gitmemişti. Hemen ayağa kalktı ve yanıma oturdu. Artık hafifte olsa gülümsüyordu ama yine belirsizliğini koruyordu. Bir süre boş boş duvara baktım ve sonra ayağa kalkıp hızlıca üzerimi giyindim. Banyoya girip çıkmam sadece 10 dakikamı almakla birlikte Tom da hala beni bekliyordu sanırım. Çünkü hala yatağımda oturuyordu. Ben çıktım ve önüne geldim. Anında kafasını kaldırdı ve yemyeşil gözlerine denk geldim. Ben bir süre öyle kalfım ama o da benden farksızdı. Simsiyah gözlerim artık hiç kapanmıuordu. Onun gözlerinden ayrılmıyordu ama buna bir son vermezsek kalbim dayanmazdı. Bir süre sonra kalbimde başlayan ağrıyla ayrıldım yeşillerinden ve yatağa oturdum. Acıdan gözlerim doldu ve saçlarımla gözlerimi gizleyerek onları görmemesini sağlamaya çalıştım. Ama bunu farketmiş gibi saçlarımı önümden çekti ve elimle tuttuğum kalbime baktı. Hiç bir şey demedi ama yataktan kalkıp elini uzattı. Bende başka türlü kalkamazdım zaten. Beni yanına çekti ve bir eli belimde bir eliyle de kendi çantasını tutuyordu. Her yere bastığımda sanki kalbime o bıçağı tekrar bastırıyorlarmış gibi hissediyordum. Neredeyse ağrıdan yürüyemiyordum. Kim olsa ağlardı halime ama o beni yüreklendirmeye çalışır gibi belimden tutup devam etmemizi istiyordu. Dediğini yaptım ve ortak salona vardık. Uzun da olsa kahvaltıyı kaçırmamıştık. Hala birkaç yiyecek kalmış olmalıyfı. Ama bir sıkıntı daha vardı eğer Riddle ın elini belimde görürlerse bizi sevgili sananlar çoğalırdı ve dedikoduyla uğraşmak istemiyordum. Yavaşça kenara kayıp ondan uzaklaştım ve hızlıcs içeri girdim. Draco nun yanına oturdum ve kaçmış olan iştahımla bir şeyler yemeye çalıştım. Ağrıyan kalbim buna bi el izin vermiyordu artık.
Onun yanımda olması kendimi aciz hissettiriyordu. O yanımdayken etraf soğuyordu ve ben bu soğukluğu çok seviyordum. Ama aynı zamanda bu soguklugun ardındaki gözleri... Onlar bana kendimi güçsüz hissettiren asıl unsurlardi. Yanımdayken böyle şeyler düşündüğümü bilmesede olurdu. Sadece bikac gündür yanımda olmasının yanı sıra bana bu kadar yakın davranması normal bir insana assiri tuhaf gelirdi ki zaten bana da çok tuhaf geliyor. İnsan bikac gün önce tanidigi birine bu kadar yakın olur muydu? Muhtemelen hayır. Bu düşüncelerimle gözlerim yan tarafimda oturan Tom a kaydı
Ona baktım daha doğrusu gözlerine... Bu sefer gözlerinde ne bir hayranlik ne de bir öfke vardı. Ama kesinlikle normal degildi gözleri benden biseyler sakladığını söylüyordu. Hemde gercekten beni sinirlendirecek bir şey yapmış olmalıydı. Umarım en kısa zamanda bana kendisi söyler çünkü o soylemezde başkasından ogrenirsem sonu hiç iyi olmaz....
Devam edecek....
Aslında Tom un pişmanlığı bu değil kesinlikle bu değil. Ama biri uzerinden iddiaya girmesi fırtınası tarafından kesinlikle hoş karsilanmayacak. Umarım beğenirsiniz....
Bölüm etkileşimi
