Azapla Dolu Yürek

Vaveyla Yazarı: Ateşin_ pusulası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Azapla Dolu Yürek

Sufri, aprendi, cambiê...

Her şey zamanla geçer miydi? Asıl soru şu olmalı. Zaman her şeyi değiştirir ve geçirir mi? Değişen her şey hayatımızı yönlendirmede rol oynar; insanlar değişmek istiyor da olabilir, değişmek zorunda bırakılmış da olabilir. Benim de hayatımı yönlendiren durumun böyle olmasını ben istememiştim. Şu anda geldiğim durum, benim kontrolüm dışında gerçekleşmişti. Yaptıklarının sonucuna katlananlar vardı az da olsa.Ama sonucuna genel olarak olduğu gibi başkaları da katlanmıştı.

Albay Sarp'a bakarken ikimiz de bir cevap bekliyorduk. "Duydunuz işte. Sizi himayem altına alacağım, birçok eğitimden geçeceksiniz ve bu eğitimlerin sonucunda istediğiniz mesleği yapabileceksiniz." Güven aşılamak istercesine, bize gülümsedi.

"İster asker olun, ister avukat veya öğretmen fark etmez. Her zaman yanınızda olacağım. Eğitimler kendinizi koruyabilmek için olacak. " Başını çevirip Ezgi'ye baktı. "Ayağın iyileşme sürecinde olduğu için iyileşmeni bekliyor olacağım. Çiğdem ile aynı gün eğitimlere başlamanızı istiyorum."

Açıkçası bunu düşünmek istemiyordum. Daha bugün yetimhanedeyken konuştuğumuz şey ilerideki hayallerimiz iken ,şimdi geldiğimiz durum çok kötüydü. Başımı çevirip Ezgi'ye baktım. Gözlerimiz kesiştiğinde sadece birkaç dakika içerisinde bir karar vermiştik. Bunun için konuşmamıza gerek yoktu.

İkimiz de asker olacağız.

Başka çocuklar da bizim gibi yaşamasın diye, onların kaderi bize benzemesin diye asker olacaktık.

Başımı kararımızı onaylarcasına hafifçe sallayıp bu seferde albaya çevirdim bakışlarımı.

" İkimiz de asker olmak istiyoruz." Sözler dudaklarımdan çıktığı an albay, şaşkınlık içerisinde bize bakıyordu. Emin olmak için Ezgi'ye baktı. Ezgi, başını öne doğru hafifçe sallayarak onayladı. Zaten fazla sorgulamazdı ,Ezgi.

Bu sırada Ezgi'nin başındaki doktor, bize bakarak "Bir haftaya ayak bileği iyileşir, eğitimlere öyle başlarsınız."

Albay sadece başını salladı hiçbir cevap vermedi.Daha şimdiden ,hiçbir şeyin kolay olmayacağını anlayabiliyorum.

Bugün olanların azabını her günümde çekecek olacağımı bilseydim ,ölümü buna tercih ederdim.

On dört yıl sonra

Askeriyede tim ile birlikte otururken bugünkü görevi açıklaması için albayı bekliyorduk. Aradan yıllar geçmişti ve Ezgi ile birlikte kendimizi birçok konuda geliştirmiştik.

Harp Okulu'na bile birlikte gitmiştik. Albay bizim için her şeyi ayarlamayı unutmamıştı. Ezgi, okulu birincilikle bitirirken ben sadece bir buçuk puan eksiklikle ikinci olmuştum. Bu konuda birbirimize karşı hiçbir şekilde haset beslemezdik. Çünkü ben bir konuda iyiysem o kötü olabiliyordu veya tam tersi , bizim için bir fark yoktu. Can dostumuz iyiyse biz de iyiydik.

Mezuniyette bile yanımızda olan tek kişi, Albay Sarp idi. Biz birbirimiz için mutluyduk -daha doğrusu mutlu olmaya çalışıyorduk-çünkü herkesi kaybetmiştik. Kalan yalnızca bizdik.

Geçen yıllar beni değiştirmiş, daha sert ve kuralcı biri olmama sebep olmuştu. Yılların bende değiştiremediği tek şey çektiğim vicdan azabıydı.

Kalbim bu azapla yanıp tutuşurken tek istediğim bu acının son bulmasıydı.

Albaydan istediğimiz gibi bizim için hem arkadaşlarımızı hem de ela gözlü çocuğu araştırmayı bırakmıyordu .

Ne bir iz vardı ardında bıraktıkları ne de bir cümlenin yarım kalmış son kelimesi; zaman her şeyi büyük bir sessizlikle yutmuşken, onlardan geriye kalan tek şey anılardı.

Bu süreçte yaptığım başarılardan dolayı izin çıkınca kendi timimi de oluşturmuştum. Yedi askerden oluşan timimle birlikte gelen her göreve korkusuzca gidiyorduk.

Timin adını bile yaptıklarımıza uygun bir isim olarak seçmiştik.

Piyade Kıdemli Üsteğmen Çiğdem Yılmaz
Piyade Üsteğmen Ezgi Aşar
Piyade Üsteğmen Aras Yıldız
Piyade Teğmen Emre Arhan
Piyade Teğmen Fatih Yılsar
Piyade Teğmen Menesa Kuntay
Piyade Teğmen Ayaz Soykan

Saydam Timi'ydik, biz.

Hiç var olmamış gibi olan ama sessizlik içinde her şeye sızıp, altüst eden o timdik biz.

Yasalara göre yirmi altı yaşında olan birinin rütbesi üsteğmen olurdu. Ama iki sene önceki görev oldukça önemli bir görevdi ve görevi başarıyla tamamlayıp, geri dönmüştüm. Bu sebeple de bana 'kıdemli üsteğmen' rütbesini kazanmaya layık görüldü.

Bir de, aile meselesi vardı tabii.Albay Sarp, bana ve Ezgi'ye ailelerimizi tanımamız gerektiğini söylemişti. Biraz araştırmış ve ulaştığı sonuçları bize haber etmişti. Ezgi'nin anne ve babası ölmüştü. Ailesinden hayatta kalan tek kişi abisiydi. Abisi bir kaza geçirdiği için bazı şeyleri hatırlamıyordu ama kız kardeşini hatırlıyordu. Ezgi, bunu öğrenince bana gelip tüm gün ağlamıştı ama cesaret edip ona gidememişti. Birlikte ağlarken teselliye ihtiyaç yoktu. En büyük teselli yan yana olmamızdı. Çünkü sevgiler anlatılmaz ,sadece hissedilir tıpkı kardeşlik duygusu gibi.

Bir savaşa girmeye bile hazır olan cesaret, bir abinin yüreği için yerle yeksan olmuş ve yok olmuştu.

Benim ise ailem yaşıyordu ve tuhaf ki beni aramışlar. Polise bile haber verilmiş ben yetimhanedeyken. Anlamadığım şey ise beni nasıl bulamamış olmalarıydı. Albayın söylediklerine göre annem de babam da dedelerimden dolayı oldukça varlıklı bir aileydi. Bir abim de vardı tabii.

Bu kadar varlıklı iken beni nasıl bulamamışlar ? Tek sorun bu da değildi. Bir şeyler eksikti. Annemin daha önce bir basın açıklaması yaptığını öğrenmiştim. Ama hemen öncesinde göz yaşartıcı sprey sıktığını öğrenince aklımda daha fazla soru belirmişti. Ben de, bu yüzden şimdiye kadar bir kez olsun gitmemiştim yanlarına. Yaşadığımı biliyorlardı, bunu öğrenmişlerdi ama merak edip gelmemişlerdi yanıma. Babamın beni sevdiği söyleniyordu ama emin değildim. Bana gelmesine engel olan bir şey mi vardı yoksa kendi isteğiyle mi gelmiyordu? Açıkçası bu konu hakkında hiçbir şey bilmiyordum.

Aras'ın sesini duyunca düşüncelerimden sıyrılıp ona baktım. " Komutanım, sizce bu görev nasıl olacak? Yani bizi nasıl bir görev bekliyor?"

" Albay birazdan açıklama yapacak ama bana dahi söylemediğine göre oldukça önemli bir görev diye düşünüyorum." Timdeki herkes başını sallayarak beni onayladı.

"Komutanım, yeni bir müzik grubu çıkmış. İlk şarkıları oldukça güzel, onun dansını yapar mıyız görev bitince?" Emre'nin sorusuyla ona ters bir bakış attım. Timdeki en eğlenceli ve bu tür konulara meraklı olan kişi Emre ve Menesa'ydı.

"Bakarız" dediğimde "Komutanım, emin misiniz?" diyince sert bakışlarımın hedefi olmasını engelleyemedim. "Bakarız, dedim ya!" Çıkışımla yüzünde belli belirsiz bir gülümseme belirdi. Onun "İşte bu be!" diye sevinmesini ve Menesa'nın kısık sesli gülüşünü duydum. Onları kendi hâline bırakıp sustum. Onlara göre benim bakarız demem onaylamaktı. Gerçi bu konuda haksız da değillerdi. O günden sonra, bana gerçek bir aile gibi hissettiren sadece bu timdi.

İçeri giren albay ile gülmeyi kesip, ciddiyete büründük. Ayağa kalkıp hazır ol konumuna geçerken albay karşımızdaki yerini almıştı. " Rahat ol asker." diyen gür sesiyle odaya sessiz ve resmi bir hava hakim oldu. "Saydamlar, toplantı odasına!"

Timle birlikte yüksek bir sesle konuştuk."Emredersiniz komutanım!

Bunu söylediğimizde sırtını dönerek toplantı odasına doğru yürümeye başladı. Biz de arkasından ilerledik ve odaya geçtik. Sarp Albay, masanın en başındaki koltuğa oturunca biz de koltuklarımıza oturduk. O da görevi açıklamaya başladı.

"Sizi bu sefer tehlikeli bir görev bekliyor. Tehlikeli olmasının sebebine gelecek olursak orada olan çocukları bize karşı kullanabilirler. Buna izin vermememiz gerekiyor. Sınır hattındaki terör örgütü kamplarından birinde, sınır illerimizden biri olan Hakkari'ye bu akşam uçakla gidecekseniz. Oraya yönelik planlanan, kimyasal bileşenler içeren büyük bir havan saldırısı düzenlenmiş. Aynı zamanda, yakınlardaki bir köy okulundaki çocuklar da rehin alınmış." Bunu söylediğinde açtığı projeksiyondan yaklaşık on tane çocuğun, zorla götürüldüğü görüntü duvara yansıdı." Hakkâri'nin yakınlarındaki Zap Vadisi'nin etrafındaki mağara gibi bir yerdeler şuan." Bu sefer yansıyan görüntü Zap Vadisi'nin geldi. "Aldığımız bilgilere göre bir hafta daha orada kalıp, sonra gidecekler. Kaldıkları süre boyunca da hedef aldıkları üç okuldaki çocukları da yanlarına almayı hedefliyorlar."

"Bu okulları tespit ettik ve birçok askerimizi ,çocukları ve öğretmenleri korumaları için gönderdik. Aynı zamanda öğretmenler bilgilendirildi ve bu bilgilendirme öğrencilere de yapıldı. " Durdu ve derin bir nefes aldı. "Operasyonun ana hattı bu şekilde. Şimdi gelelim bizim ne yapacağımıza. Vadinin etrafına duvara yansıyan görüntüye göre yerlerinize geçeceksiniz. Yılsar ve ben ise vadinin sağ yamacındaki mağaraya geçeceğiz ve parmaklıklar yerleştirme işlemi yapacağız. En azından birkaçını onları yapacağımız şaşırtmaca ile o mağaraya çekip esir alarak konuşturacak ve liderlerinin yerini bulacağız. " Fatih hemen başını sallayarak onayladı.

"Var mı sorusu olan buraya kadar?"

Ezgi'nin "Komutanım." demesi ile hepimizin soru dolu bakışları onu buldu.

" Termal kameralar ile etrafı gözleyeceklerini tahmin etmek zor değil. Biz çocukları oradan çıkarırken bizi görebilirler. Bu yüzden saldırıya geçeceklerdir. Sizin ve Yılsar'ın düzenleyeceği mağaraya bahsettiğiniz işlemi yaparken acil durum magnezyum meşalelerini ve ısı pillerini , yanınızda götürüp oraya belli aralıklarla yerleştirseniz ve birkaç adet manken insan modeli yerleştirip üstlerini kapattığımızda, mağaranın girişinde gölgeler ve ışık belirecek ve uzaktan görününce bu ısı kaynakları biz askerlerin vücut ısısı gibi görünecek bu da kesinlikle daha inandırıcı olacaktır. Planı bu şekilde düzenlemenin daha iyi olacağını düşünüyorum. Konuşması bitince bu sefer de ben devam ettirdim konuşmayı.

"Onlar bizim sağ yamaçtaki mağarada olduğumuzu düşünürken biz onların bulunduğu yere yani sol yamaca doğru gitmiş olacağız. İki mağara arasında yirmi dakika gibi bir süre var. Zaten Zap Vadisi'nin şekli s gibi olduğu için bir yamacından diğer yamacı görünmüyor.Bu da işimizi kolaylaştırıyor.Yirmi dakikalık süreyi en aza indirmeye çalışacağız. Bazılarının yamaçta çocuklarla birlikte kalacağı belli bir şey zaten. Onların kafasına sıkar, sizin hallettiğiniz mağaradaki kişileri de konuştururuz dediğiniz gibi. " Söylediklerimle burada büyük bir sessizlik yaşanmıştı. Yaklaşık on saniyelik bir sessizlikten sonra, Aras konuşmaya başladı.

"Çocukları alırken kendi tasarımımız olan, vücut ısısını göstermeyen ,özel askeri termal pelerinleri onlara giydiririz. Bu sayede sağ yamaçtakilerin yanında varsa termal kameralar, çocukları göremezler. Biz de onları oradan çıkarıp, vadiden çıkarak helikopterlere biner ve operasyonu tamamlarız. " Kendi tasarımımız olan bu cekete benzeyen pelerin bile bizi yansıtıyordu.

Sarp Albay , söylediklerimizi biraz düşündü. " Riskli ama alınabilecek bir risk . Görevi nasıl tamamlayacağınızı belirlediğimize göre herkes evlerine dönsün ve hazırlansın. Bugün ,saat 18.00'da herkes göndereceğim konumda olsun. Askeri pelerinleri almak için izin çıkaracağım ben de o zamana kadar. Toplantı bitmiştir."

Sözlerini bitirdikten sonra sandalyesinden kalkıp toplantı odasından çıkmaya başladı. Kapının yanında dururken seslendi. "Yılmaz ve Aşar benimle gelin." Burdakilere genelde soyisimler ile seslenilirdi.

"Emredersiniz komutanım!" İkimiz de ayağa kalkıp albayın arkasından yürüdük. Askeriyedeki koridorun başındaki odaya , albayın odasına , geçip oturduk.

"İkiniz de tam şu anda sivil hâle geçtiniz. " Yılların yarattığı yorgunlukla bize bakıyordu." Gidip ailenizden kalanları görün bu görevden önce. Olur da beklemediğimiz bir şey olursa esir alınma ihtimaliniz de var şehit olma ihtimali de. En azından tanışma faslını geçin." Bu konuda emin değildim.

"Hayır, biz onları tanımıyoruz bile. Gidip ne yapacağız? Yıllar sonra gidip ' bakın ben geldim ve hayatınıza dan diye giriyorum' mu diyelim? " Bu konuda Ezgi'ye katılıyordum.

Bizi ikna etmek istercesine bakıyordu. "Ne istiyorsunuz kızım siz?" Kızım, dediğine göre gerçekten sivildik şu an. "Sizden önce şehit haberinizin mi ailenize gitmesini istiyorsunuz? Sizi bir kez olsun görmeden önce morgda cesedinizi mi görsünler? Unuttunuz mu yoksa? Şehit olmak sadece ölüm değildir. Bakıldığında sadece beş harften oluşan bir kelime gibi görünüyor olabilir ama içindeki o acı, beş ömüre eş değer olamayacak kadar büyüktür. Arkada bırakılan aileler için asıl sınav siz gittikten sonra başlar. Geride kalanları ömür boyu bitmeyecek bir yasın ve belirsizliğin içine fırlatmaktır. Siz şimdi 'Ailemizi, bizi merak edenleri tanımıyoruz, bağımız yok' diyerek arkanızı dönüp bu göreve mi gideceksiniz? Siz onları tanımasanız da, onlar her şehit haberinde televizyon karşısında 'Acaba benim evladım mı?' diye tir tir titreyen insanlar!Belki haberlere bile çıkmazsınız , küçük beş saniye bile sürmeyen bir alt yazıyı bile çok görürler bize belki.O zaman ne yapacaksınız?Siz o toprağın altına girdiğinizde, arkanızdan hiç tanımadığınız bir kadının gözyaşı dökmesini, hiç sarılmadığınız , tanımadığınız bir adamın , bir abinin tabutunuza sarılıp yıkılmasını mı istiyorsunuz? Sizin yüreğiniz zaten azapla yanıp tutuşurken, onlar da mı bu azabı çeksin?Gidin, o insanları görün, seslerini duyun. Bu akşam o kapıdan içeri gireceksiniz ki, yarın cephede ne için savaştığınızı, kimin için geri dönmek zorunda olduğunuzu iyi bilin!"

Bunları zaten biliyorduk. Ne yazık ki 'şehit' kelimesi söylendiğinde ,insanlar genelde sadece bir askerin öldüğünü düşünürdü. Ama onların gidişi yüzünden paramparça olup, ölen ruhlardan bahseden yoktu. Kaç anne baba acı çekiyordu bu yüzden. Bu konuda çok az kişi yaralanıp, ruhu parçalanan insanların acısını görürdü. Her acıya bir isim koyulmuştu; eşi ölene dul, annesi ölene öksüz, babası ölene yetim gibi ama evlat acısı... O kadar büyük bir acıydı ki buna verilen bir isim yoktu, hiçbir isim de o acıyı taşımazdı,taşıyamazdı.

Kaç ömür yeterdi evlat acısının yaşanmaması, geçmesi için?

Artık yüzleşmem gerekiyordu, en azından gerçekleri bilsem bile yeterdi olurdu bana. "Tamam." Mırıldanışım kısık bir sesle çıksa da içindeki gizli feryadı hissetmişlerdi. Ezgi ise kararından geri dönmeyecekmiş gibi görünüyordu.

"İzninizle , komutanım. Evin konumunu bana mesaj olarak yollarsınız. " Araya resmi bir mesafe koyarken ayağa kalktım. Hâlâ askeriyedeydik ne de olsa. Bu odadan çıkıp soyunma odasına girdim. Üstüme kısa kollu beyaz bir bluz ve siyah bir kumaş pantolon geçirip postallarımı çıkarıp spor ayakkabımı giyip odadan çıktım. Onları ziyaret edeceksem süslenmeyecektim. Beni olduğum gibi kabul etsinler istiyordum tabii kabul ederlerse. Birileri için kendimi değiştirmeyecektim.

Askeriyenin giriş kısmına geçip timi beklemeye başlamıştım ki gördüğüm kişilerle duraksadım.Menesa, Aras ve Emre de buradaydı ve sohbet ediyorlardı. Yanlarına giderek onların sohbetine dahil oldum. " Ne hakkında konuşuyorsunuz?"

Emre bunu görünce hafifçe gülümsedi. " Verilen görev hakkında konuşuyorduk ,komutanım." Hemen sonra da her zamanki gibi bizi övmeye başladı. Böyle saçma bir huyu vardı." Toplantı odasında hepiniz çok güzel konuştunuz komutanım her zamanki gibi olduğu için hiç şaşırmadım." Söyledikleriyle Menesa ve Aras kıkırdarken ben bari bugün yapma bakışları atıyordum.

Yanımıza gelen Ezgi ve Ayaz ile hepimizin bakışları ikisine döndü. "Herkes araçlara geçsin!" Hepsi onaylayarak araçlara geçti. Herkesin kendi aracı zaten vardı. Ezgi ise hâlâ yanımda duruyordu. "Seninle gelmemi ister misin? "Bunu cidden söyledi mi? Onun ailesi ölmüştü abisi dışında . Benim ailemle olacak olan konuşma ona kötü hissettirirdi. Derin bir iç çekerken burukça gülümsedim. "Bilmem nasıl istersen. Ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum, onların karşısında yalnız olmayı istemiyorumdur belki de... Bilmiyorum işte.Üzülürsün Ezgi, gelme. Abinin yanına git." Ezgi zaten çok diğerkam biriydi.

"Daha fazla üzüleceğimi sanmıyorum." Bana bakarken bakışları yumuşamıştı, bana hiçbir zaman sert bakmamıştı ki." Tamam ,hadi gidelim." Gelen bildirim sesiyle hemen telefonuma baktım. Albay konumu göndermişti. Yüksek ihtimalle şimdiye çoktan aileme onlara gideceğim haberini ulaştırmış olmalıydı. Yıllarca onunla yaşamıştık onu çok iyi tanıyordum.

Diğerleri gitmişti zaten. Ezgi ile kendimize iki araba ve iki de ev almıştık. Gerçi çoğu zaman birbirimizde kalıyorduk çünkü evde yalnız kalmaktansa ,onunla vakit geçirmek daha güzeldi. Benim aracıma doğru yürüyüp, arabaya bindik. Benimle geldiği için onun aracı şu an burada değildi. Sürücü koltuğuna geçtiğimde o da hemen yan koltuğa geçti ve konuma doğru olan yolculuğa başladık.

***

Albay'ın gönderdiği konuma sonunda ulaşmıştık. Kocaman malikanenin önünde araçta dururken hızlı nefesler alıyordum. " Çiğdem, sakin ol. Heyecanlanman ve stresli olman gayet normal. Tüm gün burada kalmak benim için sorun değil ama göreve de gideceğiz. Hadi." Haklı olduğu için istesem de bir şey söyleyemedim.

Derin bir nefes alarak kapıyı açıp arabadan indim. Hemen sonra Ezgi de inmişti. Malikaneye doğru yürürken stresten terleyen ellerimi pantolonumun yan tarafına hafifçe sürttüm. Girişteki sarışın güvenlik şefinin geleceğimden haberi olmalı ki hafifçe başını eğerek kapıyı açtı.

Malikane dışarıdan göründüğü kadar küçük değildi. Yine büyük görünüyordu ama içi daha büyüktü. Girişten hemen sonra kocaman bir bahçe vardı. Bahçede bekleyen bir kadın beni görünce olduğum yere doğru bir adım attı. Siyah saçları rüzgardan dolayı hafifçe uçuşuyor, kahve gözleri ise beni bekliyormuş gibi bakıyordu. Üzerinde kırmızı şık bir elbise vardı.Yavaş adımlarla ona doğru yürüyüp aramızda üç adımlık mesafe bıraktım.

"Ç-çiğdem?" Kahve gözleri titreyerek bana bakıyordu. Bu kişi annem, Eylül Yılmaz'dı değil mi? Ne söyleyeceğimi bilmediğim için önce adımı söylemem yeterli olur muydu acaba?

"Benim. Siz de Eylül Yılmaz olmalısınız yani annem."

Annem... Bu kelimeye çok uzak kalmıştım.

"Evet, benim annem. Evine hoş geldin, kızım." Aramızdaki mesafeyi kapatarak bana sarıldı. "Gel içeri geçelim. Sonra da babamdan kalan holdinge gider çalışmaya başlarsın." Bir dakika! Neyden bahsediyordu?

Şoke olmuş gibi karşımdaki kadına bakıyordum.Göreve gitmeden önce yıllardır yapmak isteyip de cesaret edemediğim şeyi yapıp ona gelmiştim. O ise beni hemen işe mi davet ediyordu?

" Benim zaten bir işim var!Ben askerim! Başka bir işe ihtiyacım yok ve istemiyorum."

Benimkinin bir kopyası olan kahve harelerini bana dikti ve bunu yaparken gözlerini hafifçe kısmıştı.

"Doğma sebebini yerine getirmeyecek misin? "

Ne?

Ne demek doğma sebebim?

Sertçe yutkunurken,sesimi
bulamadığım için konuşamadım.

"Evet, kızım. Doğru duydun. Benim ve babanın bir çocuğu olmuyordu. Abine bile onca tedaviden sonra hamile kalmışken senin için de tedavi gördüm ve daha fazlası olmadı." Bunlar duymak istediğim şeyler değildi.

Canımı yaktığını bile bile konuşmaya devam etti. " İki deden de varisler istiyordu. Fiziğimin bozulmasını istemediğim için hiçbir zaman çocuk sahibi olmak istemedim. Baban da zaten bunun için beni zorlamadı ama baba olmayı çok istiyordu. Üzerimizde çok fazla baskı olunca da tedaviler görüp,ikinci çocuğuma, yani sana hamile kaldım. Seni yıllarca aramamızın sebebi de buydu. Yani, demem o ki sen tüm mirası devam ettirmek için, bu soyun devam etmesi için doğdun."

" Hayır! Bunun için doğmuş olabilirim ama bunun için yaşamayacağım!" Sonunda sesimi bulup omuzlarımı dikleştirdim. " Ben sizin kuklanız değilim. " Sesimdeki sakinlik ne kadar belliyse içinde saklı olan şey hayal kırıklığı idi.

Ona arkamı dönüp malikaneden çıkmak için hızlı adımlar atarken o sesi duydum. Ezgi de şaşkınca bizi izliyordu.

" Yetimhaneyken seninle aynı koğuşta olan arkadaşlarını tekrar görmek ister misin? Ya da şu arada görüştüğün bir çocuk varmış, ela gözlü olan onu? "

Annem onların nerede olduğunu biliyor muydu? Biz yıllardır onları arıyorken beni doğuran kadın zaten her şeyi biliyor muydu?

Ellerim yumruk olmuş, çok fazla sıktığım için parmak boğumlarım beyazlamıştı. Birkaç dakika içerisinde öyle bir hale gelmiştim ki yutkunamıyordum bile. Yavaşça ona doğru dönüp içimde gittikçe artıp taşan fırtınayı dizginleyip, sakladım.

Her zaman olduğu gibi...

Malikaneden çıkan ela gözlü bir adamla birkaç adım attım onlara doğru. Ela gözlü çocuk...

Fark ettiğim şeyle duraksadım. Bu o olamazdı. O siyah saçlıydı bir de burnu va yanlarında küçük çiller vardı ama bu adam sarışındı ve yüzünde zerre kadar çil yoktu. Saçını boyatmış olabilir miydi? Belki ama çiller insan büyüdükçe geçer miydi? Bazı insanlarda geçerdi ama geçmemiş de olabiliyordu.

Ona soru sorarak anlayabilirdim. "Hey, kahve saçlı kız! Ne düşünüyorsun." Duyduğum sesle irkildim. Sesi de benzemiyordu.

Yürüyerek tam karşısına geçip iki adım mesafe bıraktım aramızda.

"Madem beni tanıdığını iddia ediyor-"

"İddia etmiyorum. Seni tanıyorum ve sen de bunu biliyorsun."

"Bilmiyorum! Kendinden bu kadar eminsen sorgulamazsın. Yoksa korkuyor musun?" Yüz ifadesini izliyordum belki bir belirti yakalarım diye. Yüzünde sadece bir anlığına endişe belirdi ve göz ucuyla beni doğuran kadına baktı. Hemen sonra kendini düzeltti.

"Tamam, sor ne istiyorsan. Korkacağım bir şey yok."

"Biz hangi yetimhaneydik?" Bilerek bu kadar basit mi soru sorarken asıl darbeyi en son soracaktım. Böyle basit sorular soracağımı düşünsünler bakalım.

"Gülen Yüzler Yetimhanesi'ndeydik."

"O günki olaydan sonra yetimhane sahibi İlker, yetimhaneye ne yaptı?"

"Yetimhaneden başka bir iz bulunmasın diye orayı yaktı." Doğru.

"Bana neden ismini söylemedin?"

"Kimlikte yazan ismimle gerçek ismim farlı olduğu için söylemedim." Bu da doğru.

Ve asıl darbe. "Biz nasıl tanıştık?" Bu sefer sertçe yutkunan oydu. O değildi sadece yüz ifadesine bakınca bile bunu anlayabiliyordum.

"Hatırlamıyorum. O olaydan sonra hafıza kaybı geçirdim. Seni bile yeni yeni hatırlamaya başlamıştım."

"O zaman bu yüz ifaden ne? Neden stresten terliyor, bakışlarını kaçırıyorsun?"

"Çiğdem, ben-"

"Kes! Daha fazla konuşma, defol git karşımdan!"

Her şeyi anlamıştım. Bunu gördüğü için rol yapmayı bırakıp beni doğuran kadına doğru döndü. "Ben rolümü oynadım ama kızın kanmadı. Paramı hesabıma gönderirsin." Hemen sonra da hızlı adımlarla malikaneden çıktı. Ezgi de sınırlı gözlerle ona bakıyordu. " Çiğdem sizin yalan söyleyip, aşağılayıp, küçük düşüreceğiniz biri değil! Anne olacaksanız anneliğinizi bilin."

Annem değil, beni doğuran kadın...

Böyle söylememe yine beni doğuran kadınsebep olmuştu.

"Küçük ışığım!"

Duyduğum sesle bakışlarım malikaneden dışarı çıkan adama ve yanındaki kişilere çevirdim. Bana böyle seslenen kişi babamdı. Babam, Harun Yılmaz.

Aramızdaki mesafeyi kapatıp bana sıkıca sarıldı. Ellerim iki yanımda öylece dururken babam gülümsüyor, saçlarımı öpüp,okşayıp, kokumu içine çekiyordu. Sanki kokumu ezberlemek, beni bir daha bırakmak istemiyormuşçasına sarılıyordu bana. " Küçük ışığım benim, seni çok özledim babam. İyi ki geldin yanıma."

Küçük ışığım...

Bana sarılmayı bırakıp yüzümü elleri arasına aldı. Dudaklarını alnıma bastırınca donup kaldım. Hani sevmiyordu beni? Beni doğuran kadın yalan mı söylüyordu yine bana.

"Kızım, seni çok özledim. Çok seviyorum kızım seni. Bir kez daha gitme." Ondan ayrılıp arkaya doğru iki adım attım. Önce bana sonra da aramızda oluşan mesafeye baktı. Bunu birkaç kez yaptı.

"Buraya gelirken bir yalanla karşılaşmayı beklemiyordum açıkçası."

"Ne yalanından bahsediyorsun sen, kızım?"

" Eşinizden bahsediyorum,Harun Bey." Ona hitap etme şeklimi duyunca göz bebekleri titredi." Eşiniz Eylül Hanım, sanırım tam da öğrendiğim gibiymiş. Buraya geldim ve gerçekleri öğrendim hepsi bu. Ama sizden de duymak istiyorum, doğma sebebimi?" Vurgulayarak söylediğim kelimelerle donup kaldı .

"Küçük ışığım, bak. Annem sana ne söyledi bilmiyorum ama gel içeri geçelim. Burası senin evin. Söz veriyorum sana her şeyi anlatacağım. Lütfen, seni bir kez olsun görmedim, sesini duymadım,senin büyüdüğünü göremedim. Hiçbir zaman yanında olamadım bari şimdi yanında olayım
Ha güzel kızım, hadi."

Söyledikleri beni düşünmeye itiyordu. "Tamam." Başımı çevirip Ezgi'ye baktım. " İçeri gidelim. Her şeyi öğrenmek istiyorum." O kadın beni yine kandırmış olabilirdi.

Ezgi ise beni tanıdığı için sadece onaylamakla yetindi. Bir kez daha bana öyle bir muamele gösterirlerse, onlara göstereceğim davranışı iyi biliyordu. Genelde adamına göre muameleye göre hareket ederdim." Ay, ben onunla tanışmayı çok istiyorum. Mert bir bekle ya!" Duyduğum kadının sesiyle ona doğru döndüm. Üzerinde bordo bir elbise vardı ve tıpkı onunki gibi oldukça şık görünüyordu. Yüzünde hafif bir makyaj ve bordo ruj ile çok güzel görünüyordu. "Ben daha fazla dayanamıyorum. Gidip sarılacağım."

Dediğini yaptı da. O topuklularla nasıl koşabiliyorsa bana doğru hızlıca gelip sarıldı." Merhaba, ben teyzenim senin adım Özlem. Seni çok merak ediyordum, Çiğdem. Ay, çok güzelsin aynı Mert'e benziyor yüzün. Huyun da öyle mi acaba?" Bana sarılmayı bırakıp elimi sıkıca tuttu. "Annenin ablasıyım ben, kavga ederseniz falan bana gel merak etme annenden büyük olduğum için ses çıkaramıyor. Ayrıca annene aldırma sen ,o seni çok seviyor sadece özleminden delirdiği kızını yıllar sonra karşısında gördü ve hayal sanıyor. Tekrar bağlanmak istemiyor ama zamanla her şeyi aşacaksınız. Kavga etmeseniz de gel ,bak unutma beni sakın." Neşeli bir kıkırtı döküldü dudaklarından.

Vay canına, sanırım teyzem tam kafa dengiydi. Bir şey daha söylemek için dudaklarını aralamıştı ki arkasından gelen kişi ,bileğini hafifçe tuttu ve biraz arkaya çekti. " Teyze, bırakacak mısın bir ben kardeşimle tanışayım."
Hemen sonra da bana bakarak gülümsedi." Merhaba küçük kız. Ben senin abinim, adım Mert.Bana bu kadar çok benzediğini bilmiyordum. Teyzem tam kafa dengi bir insandır. Kendi hâline bırak onu." Cümlesini bitirince teyzemden Mert'in omzuna sert bir tokat attı." Sus be. Sen kime kendi hâline bırak diyorsun? Teyzenim ben senin."

" Teyze acıttın bak."

"Acıttım mı cidden? Gel buraya."Bu duruma gülmeden edemedim. Nedendir bilmem ama ikisine de kanım ısınmıştı. Teyzemin yanında duran sarışın siyah gözlü küçük kız bana merakla bakıyordu." Çiğdem, bak bu senin kuzenin Sevda. Nasıl, bana benziyor mu?"

"Gözleri aynı sen." Söylediklerimle kahkaha attı.

"Biliyorum ,tatlım. Sen gerçekten benim yeğenimsin, ay mutluluktan bayılacağım şimdi."

Bakışlarım abimdeyken homurdandım. Neden bana bu kadar çok benziyordu ya da ben niye ona bu kadar çok benziyordum? İkimizde de kahve göz, kahve saç ve kumrallık vardı.

"Bu şimdi mirasa ortak mı oldu?" Duyduğumuz sesle herkesin bakışları malikanenin önünde duran kadına kaydı. Babamdan daha büyük görünüyordu.

Abim bunu görünce yanıma gelip kulağıma doğru fısıldadı." Kendisi halamız olur hep böyledir o yani paragöz işte.Alışırsın zamanla. Alışmak istemeyeceğin biri orası ayrı mesele ama şimdiden söyleyeyim.Zaten burada kalmıyorlar sen geleceğin için ziyarete geldiler." Bu dedikodu mu seviyordu yoksa bana mı öyle geliyordu?

Babam ise onun bu durumundan bezmiş gibi halama bakıyordu." Abla hadi içeri gidelim." Bakışları bana dönünce gülümsedi. "Gel kızım."

Yanına gitmeyip onlarla birlikte içeri girdim. Koltukta oturan yaşlı adam mavi gözlerini bana dikmiş bakıyordu. Beni görünce gülümsedi ve "Torunum." diye mırıldandı. Ayağa kalkıp olduğu yerde durdu. Soru dolu gözlerim onda idi. Dedemdi sanırım." Deden Renas Yılmaz ben. Yuvana hoş geldin evlat."

"Saygısızlık yapmak istemem ama yuvam mı değil mi birazdan belli olur." Herkes beni onaylayarak koltuklara oturdu. Sol tarafımda abim sağ tarafımda teyzem oturuyordu. Onun hemen yanında da Ezgi vardı. Bakışlarımız kesişince gözlerimi bir kez kırptım. Yeterli bir cevaptı.

" Biliyorsunuz, kızımı öldü biliyorduk, bize cesedinin o yetimhanede yandığını söylediler , onu göremedik ama o şimdi burada ve yanımda.Küçük ışığıma bir şey yapan olursa bana yapmış sayarım. Sonra yaşadığını öğrendim. Devletin bir askeri olduğu için de onu kolayca bulamadım. Çünkü askerleri onlar için çok önemli ve ona bir zarar vereceğimiz ihtimalini düşündüler.Ayrıca" diyerek o kadının söylediklerinin tam tersini söyledi." Şirket batacaksa batsın. Çocuklarım istediği mesleği yapabilir ikisini de bu konuda daraltıp sıkıştırmayın. Asker olmak kutsal bir meslektir. Onunla gurur duyuyorum. Şirkete yardım etmeseler de olur. Yeter ki hiçbir şey içlerinde ukde kalmasın." Söyledikleriyle yüzümde küçük bir gülümseme bırakmayı başarmıştı.

"Kızım, annem sana ne dedi gerçekten hiçbir fikrim yok ama şunu bil. Seni öldü bildiğimizde annen o kadar kötü hâle geldi ki, doktorlar onun akıl hastanesine yatması gerektiğini bile düşündüler. İzin vermedim. Annenle birlikte bir aile kurmayı zaten istiyorduk. Bu yüzden ikimiz de tedavi olduk ve siz, yani hayatımın iki ışığı doğdu. İyi ki de doğmuşsunuz. İkiniz beni gerçek dünyaya döndürdünüz." Yüzündeki gülümsemeden bile anlaşılıyordu.

"Öyle işte devlet sizi korumaya aldığı için seni bulamadık. O yetimhane sahibi bir gün bize ulaştı ve senin bir arkadaşınla kaçtığını söyledi. O gün öğrendik yaşadığını. Öyle işte seni aradım her yerde hatta uluslararası bir şekilde aranıyordun ama işte Türkiye Cumhuriyeti tarafından korunduğun için bulamadım. Ama sonunda buradasın ya, hiçbir şeyin bir önemi yok. Şimdi, sen de anlat bize hayatının nasıl geçtiğini."

O her şeyi anlatmıştı hem de doğru şekilde geri kalan birkaç detayı da anlatınca bu sefer de ben ona hayatımı anlattım. Beni doğuran kadın bahçede yürüyüş yaparken ,ben burada aileme kendimi anlatıyordum. Çok garip geliyordu.

Bazen onlar bir şeyler anlatıyordu bazen de ben ve Ezgi. Samimiyet hissediyordum artık onlara- halam dışında-karşı. Abimle huylarımız bile aynıydı. En basitinden ben havuç sevmezdim ,onun da sevmediğini öğrenmiştim. Bu yüzden bir ara homurdandığım bile olmuştu.

Saate baktığımda görev saatine az kaldığını gördüm. Ezgi'ye bakarken başımı hafifçe salladım ve ayağa kalktım." Bizim göreve gitmemiz gerekiyor."

Babam ise endişeli gözlerle bakıyordu." Görev beklemez ama kendine dikkat et küçük ışığım. Seni bekleyen bir ailen var, bizi unutma kızım."

Kızım, derkenki sesindeki sevgiyi iliklerime kadar hissediyordum.

Hepimiz ayağa kalktığımızda bana ilk sarılan abimdi. Kolumu içine çekerken mırıldandıyordu. " Gördüğüm kadarıyla benim birebir kopyamsın küçük kardeşim. Kendine dikkat et. Bir şeye ihtiyacın olursa çekinmeden söyle. Ben her zaman yanında olacağım." Son cümleyi söylerken sesini kısmış, sadece benim duyabileceğim şekilde söylemişti.

"Mavi göğüm, bize de izin verecek misin?" Babamın söylediği hitapla gülümsedim.

Biri karanlığını aydınlatan küçük ışığı, diğeri içini ferahlatan mavi göğüydü.

Hepsine tek tek sarıldıktan sonra Ezgi ile birlikte malikaneden çıktık. Arabaya geçerken rahatlamış hissediyordum.

"İçin ferahladı değil mi? Böyle bir rahatladın gibi."

" Tabi ki ferahladı, sen de denemeye ne dersin?

Söylediklerimle hafifçe yüzünü buruşturdu." Hayır, şu ana kadar verdiğin en sevmediğim tavsiyeydi."

"Gayet güzel bir tavsiye. Neyse hadi bakalım, askeriyeye gidip hazırlanmamız gerekiyor."

"Tamam hadi gidelim."

***
Askeriyenin önünde hazır bir şekilde bekliyorduk. Albay birkaç dakika sonra gelecekti ve uçağa binerek Hakkâri'ye gidecektik. Emre de onunla birlikte gelecekti bu sefer.

Şu anda resmiyette olduğumuz için timden çıt çıkmıyordu. Buraya doğru gelen siyah araçla geldiklerini anladığımız için hazır ol konumuna geçtik. İkisi de arabadan inerken albayın elinde büyük bir poşet vardı. O poşetin içerisinde termal pelerinler vardı. Emre yanımıza gelip durdu ve elindeki poşeti kenara koydu. O poşet ne içindi?

Bakışlarımı ona diktiğimde sorumu anlamış gibi beni cevapladı. "Komutanım, annem börek yapmıştı da tim için getirmemi de istedi sıcak sıcak yeriz." Başımı hafifçe sallayarak gülümsedim. Nebahat teyze, her zaman çok güzel yemekler yapardı ve bize de gönderirdi.

Albay karşımıza geçince tekrardan resmiyete büründük.

"Asker, rahat ol!Yarın akşamüzeri operasyona başlayacağız. Şimdi herkes uçağa geçsin."

"Emredersiniz komutanım!"

Verilen emri uygulamak için adımlarımız uçağı buldu. Albay girişin önünde dururken uçağa geçerken benim , Ezgi'nin ve Menesa'nın saçını hafifçe okşamış diğerlerinin ise ensesine tokadı yapıştırmıştı.Herkes yerine otururken nöbetleşe bir şekilde uyuyacaktık. Ankara'da merkezde olduğumuz için, uçakla da gideceğimiz için yolculuk birkaç saat sürecekti. Hakkâri merkezine gitmek yerine doğrudan Zap Vadisi yakınlarına gidecektik.

Yolculuk boyunca sohbet etmiş, birkaç defa planı gözden geçirmiş ve uyumuştuk. Sonunda geleceğimiz yere vardığımızda evin anahtarını çıkarıp kapıyı açtım. İçeri girip biraz evi gezerken Emre'nin sesini duydum.

"Koltukların biri benim haberiniz olsun!"

"Herkese yetecek kadar yatak var zaten. Koltukta uyumaya gerek yok." Albay Sarp her şeyi düşünürdü bunu da düşünmüştü. Her ne kadar onlara ters davranıp dövse de her bir askeri için yeri yerinden oynatırdı.

"Komutanım,koltukta uyumak daha güzel geliyor bana."

"Nasıl istersen öyle uyu asker! Birkaç saat uyuyun hemen sonra çıkacağız."

"Emredersiniz komutanım!"

"Evin içinde bağırmayın lan! Ayrıca yine bir delilik yapmayın!"

"Emredersiniz komutanım!" Yine aynı şeyi yapmamızla homurdandı.

Anlaşılan timle kaldığımız her gece olduğu gibi yine aynı şeyler olacaktı. Bu sefer yanımızda albay da vardı umarım bir şey yapmazlardı yoksa yine rezil rüsva olurduk. Daha önce de olan bir şeyin tekrarlanmasını istemezdim. Gerçi o zaman sadece albaya değil birkaç üst konumda olanlara da rezil olmuştuk. Anlaşılan bu gece oldukça zor geçecekti.

***

Operasyon için hazırdık ve vadiye doğru gidiyorduk. Üstümüzde askerî üniforma ve onun üstünde termal pelerinlerimiz vardı. Yanımıza birkaç pelerin daha almıştık çünkü çocuklar bizim sayımızdan daha fazlaydı.Elimizdeki silahlarla önceden planlanmış olduğumuz gibi onların olduğu mağaraya doğru gidiyorduk. Sarp Albay ile Fatih ise diğer yamaçtaki mağarada işlerini bitirmiş düşmanın tuzağa gelmesini bekliyorlardı, zamanı gelince düzeneği aktif hale getireceklerdi.

Burada işimize en çok yarayan kısım vadinin yüksekliği ve diğer yamacın görünmemesiydi. Bu aynı zamanda tehlikeliydi de çünkü aşağı düşme ihtimaliniz de vardı ve diğer yamaçta olan albay ve Fatih'e bir şey olursa göremeyecek olma ihtimalimizdi. Telsizlerle iletişim halinde olduğumuz için önlem almıştık. Plan kusursuzca işlemeliydi.

Herkes konumuna geçince duyduğumuz mermi sesleri ile düşmanın tuzağa düştüğünü anladık. Bu mağarada olanlar yardıma gitmek için dışarı çıkmaya başladılar ki ateş etmeye başladık. Bir leş.

Bir leş daha.

Bir tane daha.

Ve çok daha fazlası. Kaç dakika boyunca çatıştık bilmiyorum ama onlar da bize ateş ediyordu ve mermileri azalmıştı. Bunu mermilerini çok az kullanmalarından anlamıştım.

"Komutanım orada durum denir?"

"Düşman tuzağa düştü ve mermilerini boşa harcıyor. Bu demirleri kırarak çıkmaya çalışıyorlar ama yapamazlar. Duyduğum seslere göre oradaki düşman sayısı azalmış, çocuklara dikkat edin. Onlara bir şey yapamadan hepsini indirin!"

"Emredersiniz komutanım!"

Mağaradan çıkan sekiz kişiyle hepsinin leşini indirmeniz bir oldu. Bitmiş olmalılar ki daha fazla gelen yoktu. Bizi termal kameralar ile bulamadıkları için şu ana kadar hasar almamıştık. Hızlı adımlarla mağaranın girişine doğru ilerledik. Giriş çok küçük olduğu için tek tek giriyorduk.İçeri girdiğimizde, gerçekten de yerde ölen kişilerin ellerinde termal kamera vardı. Çocuklar da buradaydı ve hepsi birbirine sarılmıştı. Destek çağırmış olmaları muhtemeldi.

Hızlıca çocukların yanına gidip üzerimizdeki ve yanımızda getirdiğimiz termal pelerinleri onlara giydirdik. Timdeki herkes çocukları kucağına alırken ben de iki tanesini kucağıma aldım." Komutanım, bomba var! Süreli bomba bu sadece on saniyesi kalmış!" Menesa bomba uzmanıydı en iyi o bilirdi bunu.

"Herkes çıksın hadi!" Hepsi çıkarken arkalarından koştum.

Altı saniye.

Menesa kollarındaki çocuklarla çıktı.

Beş saniye.

Aras da çocukları çıkardı ve koşuyordu.

Üç saniye.

Herkes çıkınca kucağımdaki çocuklarla birlikte ben de koştum.

Bir saniye.

Mağaradan çıkmıştım ve hızlıca koşuyordum ki arkamda patlayan mağara ile ileri doğru savruldum. Ezgi'nin çığlığını duyarken, kulaklarımda oluşan basınçla yüzümü buruşturdum.Yine de iki çocuğu da sımsıkı sardım. Onlara bir şey olmamalıydı. Onları korumalıydım bu yüzden asker olmayı seçmişken onları kurtaramadan olmazdı.

Güçlükle ayağa kalkıp onlara baktım. İyilerdi , sakince kollarıma tutunmuş, bana sokulmuşlardı. Hızlıca diğerlerinin yanına koşmaya başladım. Yanlarına vardığımda hepsi çocukları kucağında tutuyordu. "Asker , ne oldu orada? Cevap ver asker!" Benim telsizim patlamada savrulduğu için bu sesi Ayaz'ın telsizi den duyduk.

"İyiyiz komutanım. İçeride bomba patladı. "

" Size bir şey oldu mu? Çocuklara bir şey oldu mu?"

"Komutanım herkes iyi. Görev başarıyla tamamlandı." Söylediklerimle albayın rahat bir nefes aldığını duydum.

"Tamam, çocukları araçlara yerleştirin hemen sonra da buraya gelin. Bu düşmanları götüreceğiz, mermileri tamamen bitti. Üzerlerini arıyoruz."

"Emredersiniz komutanım."

Vadinin çıkışına doğru yöneldik. Araçları aşağıya getiremeyeceğimiz için orada bırakmıştık. Araçların olduğu noktaya gelmiştik ki telsizden Fatih'in sesini duymamla kaskatı kesilmem bir oldu.

"Komutanım,sadece birinin üzerinden kimlik çıktı. Kimlikte yazan isim şu;"

"Alya Beliz."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18